Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Hacıyakup'ta Bir Arkadaşı Ziyaret ve Başkan Thakuşın'ın “Adıge Xase” Yönetimiyle Yaptığı Önemli Toplantı
10 Temmuz 2010 Cumartesi Saat 13:29

27 Haziran Pazar günü, Manyas'ın Hacıyakup köyünde Jane Şamil ve eşi Beyhan Hanım'ın konuğuyduk. Bandırma K.Kafkas Kültür Derneği Onursal Başkanı L'ışe Hafız Abdülkadir Şeker ve eşi Birsen Abla, Bandırma Karaçalılık köyünden pşınave/mızıka ustası Jane Hayri ve eşi Melek Hanım ile birlikte idik. 

Jane Şamil Hatay Reyhanlı kökenli, kıdemli dönüşçülerden, ailece de öyleler. Küçük kardeş Bülent Maykop'a yerleşmiş, oradan evli. Adıgey'e ilk yerleşen ortanca kardeş Kançeri ise, şu sıralar iş gereği Libya'da, mimar mühendis. 

Şamil, 1990'larda Adıgey başkenti Maykop'ta bahçeli bir ev almış, annesini de Maykop'a yollamıştı. Ancak yaşlı kadın iki kez evinde darp edilmiş ve soyulmuştu. Yazık ki bu “nesnaslar”a (1) Çerkes deniliyor. Şamil'in kendisi de Maykop'a yerleşmeyi düşünüyordu. Aileyi yıllardan beri tanırım. Rahmetli annesi Adıgelerin  Anayurtta toplanmaları görüşündeydi, öyle demişti bana. Çocukları yoğurup yetiştiren, onlara Adıge ve Anayurt sevgisini aşılayan da, sanırım anne olmalı. Bu örnek ulusal eğitimde annenin rolünün önemini  gösteriyor. Babalarını tanımamıştım. Şamil'in aksine beni eğiten ise babamdı, Kafkasya sevgisini ondan almış olmalıyım. Şamil'in ablası Fransızca öğretmeni idi, Ankara'da görmüşlüğüm, ziyaret etmişliğim var, hepsi o kadar. 

***  

Şamil'den bir dönüş öyküsü 

-Bursa'da iken o denli bir dönüş çalışması yapmıştım ki, inanın o çalışmayla  devrim bile olurdu, -demişti Şamil, yıllar önce birlikte yaptığımız  bir Ankara yolculuğu sırasında bana. - Dönüş işinde bir yararı dokunur diyerek, Maykop'taki evime Bursa'dan bir Adıge gencini yerleştirmiş, elden geldiğince de destek çıkmıştım ona. Ama bir işe yaramadı. Daha sonra Maykop'a  gittiğimde, Rus komşum, 'Evin meyhaneye dönüştü, giren çıkan belli değil' diye sitemde bulunmuştu bana. 

Şamil, sonunda evini satmıştı. 

Ankara yolculuğumuz sırasında Maykop'a yerleşmeyi düşündüğünü söylemişti, annesi ve iki kardeşi oradaydı, ayrıca Reyhanlı'dan bazı köylüleri de Maykop'a yerleşmişlerdi. Şamil'in Bursa'daki işi iyiydi. Kendisine, kurulu düzenini yıkmamasını, aceleci olmamasını ve beklemesini söylemiştim. 

O da beklemiş olmalı. 

*** 

Hacıyakup 

Şamil'in şimdi Bursa'da da bir evi, askerde de bir oğlu var, danışmanlık ve iş takibi yapıyor. Kaffed'in merkezi yönetiminde. İki gün önce İsveç Stockholm'den döndüğünü söyledi. Hacıyakup'ta  dört dönümlük bayır bir arazide bir meyve bahçesi, içinde de sırtını dağa vermiş, kartal yuvası örneği üç katlı bir villası var. Köye ve ovaya tepeden bakıyor. Tepesinde atmacalar süzülüyorlar. Otomatik saat ayarlı bir sulama sistemi de kurmuş, ayrıca bir aşı ustası. Erkek kiviler üzerine dişi kiviler aşıladı ve tutturdu. Bahçesinde Japon eriğine dek, yok yok ... Evin Siyami adını verdikleri Siyam cinsi, kuyruğu orak gibi aşağıya kıvrık, 'kırık', sevimli mi sevimli  bir kedisi var, evin içinde ve bir arkadaşı ile de bahçede özgürce dolanıp duruyor. Ana vadi ve koşut vadiler boyunca sıralanmış, ancak yerli nüfusu azalmış Vıbıh köylerinin birkaçı evin terasından seçilebiliyor: 'Şu Darıca, şu Değirmenboğazı, şu da Süleymanlı…' diyor Şamil. Kayınvalidesi ile komşu. Kendi dışarıda olduğunda ana kız bir arada oluyorlar. Başka komşular oldukça uzaktalar. Kayınbiraderi öğretmen, emekli olunca köyüne dönmemiş, Gönen Karalarçiftliği'ne /Gogenkoy'a, eşinin köyüne yerleşmiş, eşi de emekli öğretmen. Gogenkoy, şimdi Gönen'in bir mahallesi gibi. Oradaki Vıbıhlar biraz daha ayakta kalmayı başarmışlar gibi. Gönen oldukça gelişmiş, Adıgeler o yeri benimsemişler gibi, Manyas ise, kör ve sapa bir ilçe, kaçan kaçana oradan. 

Hacıyakup'ta bir iki villa, yakınlarda da bir alabalık tesisi var, komşu köy Kızık'ta ise termal tesisler var, insan kaynıyor, para kesiyor. Kızık da eski bir Vıbıh köyü, ancak birkaç aile dışında Vıbıh kalmamış, diğerleri satıp savurmuşlar. Bandırma'nın birçok kahvehanesi günboyu Manyaslı 'Vıbıh'la dolu. 

Şamil'in villa ve bahçe düzenlemesi harika. Köye dönen bir iki emekli ya da dışarıdaki zenginin yaptırdığı, köye geldiğinde kaldığı üç beş  yeni konut da var. Ancak köy boşalmış, kimse kalmamış gibi. Önünden geçtik, kahvehanesi bile kapalıydı… 

Hacıyakup'un nüfusu eskiden daha çok imiş. Toprakları verimli, pirinç ekiliyor. Ana tarafım Vıbıh, iyi  tanırım, Vıbıhlar çalışmayı, hele toprakta ya da ağır işlerde çalışmayı sevmez, işin kolayını ve para getirenini ararlar. Konuşkan,yönetmeyi beceren ve doğuştan diplomatça kişileri az değil. Bu tempoyu tutturamayan Vıbıh'ın hali parlak olmaz. Bu yüzden olmalı geçkin bekar sayısı az değil. Kızları arasında güzeli çoktur, ancak yoksula kız vermezler, kaçan kızı da ömür boyu bağışlamayabilirler. Damadın milliyeti değil, statü ve zenginliği önemli. Bu gibi özellikleriyle diğer Adıgelerden ayrılırlar. Eskiden işleri köleler görürlermiş. Bu da tembelliğe yol açmış olmalı, erkekleri tembel olarak bilinirse de, çalışkan ve becerikli olanları da az değildir. Kölelik sona erince, tarıma dayalı Manyas Vıbıh ekonomisi çökmüş, kölelerin bir bölümü kaçmış ve izini kaybettirmiş, diğer Vıbıhların birçoğu da, hallaç pamuğu gibi sağa sola savrulmuş. Nitekim, Adıge toplulukları içinde en fazla eriyen ve dağılan topluluk Vıbıhlar olmalı. Fırsatını bulan, taşını toprağını satıp İstanbul ve Bandırma'nın yolunu tutmuş. Koca toplum, dibi delinmiş un çuvalı gibi boşalmış, heba olup gitmiş. Belgelere göre,1864'te 74 bin 857 Vıbıh ve 11 bin 873 Ciget, Ruslar tarafından Osmanlı toprağına kovulmuştu (2). Bu nüfus normal bir artışla bugün için 1 milyonu bulurdu. Sonunda Vıbıh toplumu gibi, Hacıyakup da, hayalet köye dönüştü. Metruk ve yıkık birçok köy evini görmek olanaklı. Üzülmemek elde değil. 

Köy, şimdi 25 hane, hanelerin çoğu Adıge, ama nüfus çoğunluğu Adıge midir? Çoğunluk Manav, Yörük, gibi toprak satın alıp köye sonradan yerleşmiş olanlarda olmalı. Manyas'ın diğer Vıbıh köyleri de öyle. Vıbıh evinde bir ya da iki, bilemedin üç nüfus var, diğer evlerde ise çocuk kaynıyor, o evler genç ve şen şakrak. Türk çalışıyor, Vıbıh ise kahvede. Adıge evi ölgün, Türk evi canlı. Aradaki fark bu. Biri bitiyor, ölüme doğru yol alıyor, öbürü katlamalı olarak büyüyor. 

Tanrı Adıge'nin yazgısını böyle mi yazmış olmalı?.. 

Köydeki yaşlılar Adıgece'yi biliyorlar, eski Vıbıh dili ise 60-70 yıldan beri konuşulmuyor. Kocaçay vadisindeki (Psık'ey) son Vıbıh köyü olan Hacıosman'da ise, eski Vıbıh dilini şöyle böyle anlayan  2-3 yaşlı kalmış. Geçen yıl dilbilimci Prof.Bırsır Batırbıy'ı Vıbıhça bilen  böyle bir aile ile bir araya getirmiştim. 

*** 

Şamil ile söyleşi 

-1990'larda Maykop'a gittim, oradan da Adıgey'in kuzeydoğu sınırındaki Hatikuaye köyüne uzandım. O sıralar kolhozlar (köy kooperatif birlikleri) henüz dağıtılmamıştı. Kolhoz başkanı Ermeni idi. Dönecek olan her bir Adıge'ye istediği kadar toprak vereceğini, yardımcı olacağını, isteyene  hayvan ve ahır da vereceğini, ödeme kolaylığı sağlayacağını söylemişti. O dönem başkanların yetkileri vardı. 

Sevinçle Bursa'ya döndüm ve 15 gençten Adıgey'e gidip yerleşme sözünü aldım. İş dönmeye geldiğinde de, sayı 3'e düştü. Masraflarını üstlendim ve bu üç kişiyi Kafkasya'ya gönderdim. Biri kaldı, diğer ikisi geri döndü, -diyor Şamil. 

Şamil'e, 'Başlarında siz olsaydınız durum farklı olabilirdi' dedim. Bu tür işlerin başsız ve uzaktan kumanda ile yürümeyeceğini söyledim. Önderlik böylesine zor, öncü durumlar için gerekli. 

Bana da Kafkasya'da bulunduğum sırada benzeri şeyler söylenmiş, tanıdık birine danışmıştım. 'Sakın ha, batarsın. Bu işi bacanağım yapıyor, bin dönüm arazi kiraladı, ekiyor. Birkaç arkadaşı var, birlikte, yardımlaşarak çalışıyorlar. Sen yalnız birisin. Bitirirler seni' demişti. 

Eğer Şamil de başlarında olsaydı ve bir gelecek de görselerdi, sayı 3 değil, belki 15'in de üzerine çıkardı. 

İnsan az buçuk bir sezi yetisine sahip. Neyin ne olduğunu anlamak için uzman olmaya gerek yok. 'Görünen köy kılavuz istemez' demişler. 

Demek ki ortada bir güven, liderlik ve örgütlenme sorunu vardı. Tabii para da, ortam da yoktu. Kafkasya'daki birçok genç Çerkesçe konuşuyor, bu bize göre bir artı. Ancak bunların bir bölümü 'Çerkes olmayan  Çerkes'e, ”nesnas”a' dönüşmüş, kusur onların değil tabii, kusur onları üreten bataklığın, kötü ortamın. 'Üzüm üzüme bakarak kararır' demişler, kötü kötüyü çoğaltıyor. Bu tür kentli gençlerde her şey var ama içlerinde bir Çerkeslik asaleti, ruhu olsun kalmamış. Diaspora ise farklı, insanların iç disiplini, utanma duygusu ve bir onur anlayışı var. Kötüler de var tabii, ama sayıca çok değiller, çoğu da kendine zarar veren kişi durumunda. Kafkasya'da da iyi gençler var tabii, bunlar 'Adıge Xase' ve 'Çerkes Kongresi' etrafında toplananlar.  

Peki çözüm ne olabilir? 'Çözüm politiktir' dedim. Çözüm için Kafkasya'daki 4 Adıge yerel yönetimi (3)  yetkili, söz ve karar sahibi kılınmalı. Şimdilerde ise, yetki sadece Moskova'da. Sıkıntı verici bir durum, sıkıntı sürerse, çekilmez hale gelir, tepkiler de büyür. Çerkes derin kış uykusundan yavaş yavaş uyanıyor. Yerel yönetimler adına yetki, RF'de demokrasinin geliştirilmesiyle elde edilebilir. Sadece Adıgeler değil, tüm regionlar ve RF demokratik kamuoyu yetkisizlikten (merkeziyetçilikten) dertli, yetkisizliğin bahanesi de terör. Ancak, merkezi yönetimle yerel birimler arasında yetki paylaşımının yeniden düzenlenmesi yönünde güçlü bir eğilim, bir gelişme de var. Yetki tanınır, giden her bir Adıge iyi karşılanmaya, saygı görmeye, korunmaya başlanırsa durum olumluluğa doğru dönüşür. Çözüm için buna zorunluluk var. Gerici Rus, emperyal düşler görüyor, Rus İmparatorluğu hayali peşinde, hala 1829-1864 Çerkes direnişi sendromundan kurtulabilmiş değil. Adıgeleri kötü ve tehlikeli insanlar olarak algılıyor olmalılar. Bu önyargılar aşılır, durum olumluluğa doğru değişir de, sonuç olarak, diyelim 5 bin Adıge diasporadan gidip Maykop'a yerleşirse, işte o zaman bir dönüşten söz edilebilir, diyorum.Masadakilerden bir itiraz gelmiyor. 

Daha sonra sıra Ak Parti hükümetinin son kısmi demokratikleşme paketine,12 Eylül'deki referanduma   geliyor. Anayasa Mahkemesi ne yapacak, belli değil (4). Yapılırsa, referandumun desteklenmesi, evet oyu verilmesi gerekir diyorum, kimse karşı çıkmıyor. Sessiz bir onay var. 

Ardından L'ışe Hafız Abdülkadir Şeker de söyleşiye katıldı: 'Bir tanıdığımın İstanbul'da belediyelerde tapu işleri vardı, benim de vardı, Ak Partili bir belediye işimizi birkaç dakikada çözdü, CHP'li belediye ise bizi üç gün süründürdü. Rüşvet bekliyorlardı. Solcu belediyelerde rüşvetsiz iş gördürmek olanaksız' dedi. 

Bunun üzerine Şamil de, 'Bakın Eskişehir belediyesi DSP'li, solcu, ama işler tıkır tıkır işliyor, kimseden de rüşvet istenmiyor, rüşvet konusunda sağ ya da sol diye bir genelleme yapmamız doğru olmaz' dedi. 

Şamil, belediyelerle iş görmüş olan ve hala da gören deneyimli biri. 'Birçok sağ belediye de rüşvet, hem de büyük meblağlarda rüşvet alıyor', dedi. 

Öğle yemeğinden sonra Jane Hayri pşıneyi/mızıkayı eline aldı, 30-40 yıl öncesinin yerel havalarını bir bir çaldı. Hayri pşıneyi konuşturuyor, eski köy havalarını, geçmişi, nostaljiyi yeniden yaşattı bize. Yaşamı köy düğünlerinde, muhabbet ve eğlentilerde geçmiş, konuşkan, şakacı ve şen şakrak bir halk adamı, iş bitirici, becerikli biri, şimdi Bandırma'da hattı olan bir dolmuş taksi sürücüsü. Çocuk okutuyor.  

Akşam üzeri ev sahiplerimize teşekkür ederek ve onları davet ederek ayrılıyoruz 

*** 

Başkan Thakuşın ve Adıgelerin Dramı

Adıge Cumhuriyeti Devlet Başkanı Thakuşın Aslan 30 Haziran günü 'Adıge Xase' yöneticilerini kabul etti ve onlarla bir çalışma toplantısı yaptı. Toplantıya Başbakan Kumpıl Murat da katıldı.

Başkan Thakuşın, Adıge yöresini terör illetinden uzak tutmayı başarmış biri, bir aydın, bir sosyoloji profesörü, bir yönetici ve bir devlet adamı. Medvedev ve Putin'in güvenini kazanmış, Rus dostu ve Putin tarafından atanmış olan biri. Yumuşak ve bilge kişiliği, demokrat ve alçakgönüllü tavırlarıyla beğenilen biri. Üç yılı aşan yönetimi süresince Adıgey'i tanıtmış ve sevdirmiş, kriz yıllarında bile kültürel  çalışmaları aksatmamış, dış yatırım çekmek için ekonomik forumlara koşup durmuş biri. Son St.Petersburg ekonomik forumuna ise hastalığı nedeniyle katılamamış olmalı. Thakuşın, Adıgey gibi 'hapis' bir yörede çok küçücük bir bütçe ile işi götürmeyi başarmış biri. Herhangi bir kirli işe bulaştığına ilişkin bir duyumumuz da yok. Dürüst ve yetenekli birinin, sıfırdan da  başarılı olabileceğinin canlı bir örneği. Adıgeler 'Akıl ile şans birleşirse işler yürür' (Aqılımre nasıpımre zetafeme ofır yıpe k'oşt) daha geniş bir ifadeyle - 'Aqılım yiqek'oğure nasıpım yiquk'oğure zeteyfeme yipe wık'oşt' (Акъылым икъэкIогъурэ насыпым икъэкIогъурэ зэтефэмэ ипэ ук1ощт) dememişler boşuna.

RF'de Devlet Başkanı demek, her şey demektir. Başbakanı ve bakanları o atar ve görevden alır.

Başkan'ın arkasında Moskova gibi sağlam bir kale vardır, Moskova'nın her yerde 'gözü ve kulağı' vardır, ipin ucu daima Moskova'nın elindedir. Son sözü Moskova söyler.

Adıgey'de Adıge nüfus rakamsal olarak fazla değil, 100 binin biraz üzerinde, çevre de Rus. Tarih boyunca, özellikle geride bıraktığımız son iki yüzyılda Adıgeler çok kayıp vermiş, yok olmanın eşiğine gelmişlerdi. Savaşlar, salgın hastalıklar, özellikle de veba salgını, sonunda sürgün, Adıgeleri yedi bitirdi. Kültürlü koca bir ulus, savaş koşullarında, 1860'larda ülkesinden topluca kovuldu, istilacılar tarafından beş parasız başka bir ülkeye, Osmanlı topraklarına bir ay gibi kısa bir süre içinde boşaltıldı. Bu, insanı bir aşağılama, Rus'u ise kirletme olayıdır. Ayrıca olay,başlıbaşına bir insanlık suçudur ve zamanaşımı da olamaz. Koca bir ulustan, 2 milyon insandan  bir avuç insan, eski nüfusun yüzde 5'i ya da 100 bini kalmıştı Kafkasya'da,1864'te. Bu yüzde 5'in de belki yüzde 80'i, yani Kafkasya'da kalmayı başarmış olan 100 bin Adıge'nin 80 bini de, 1864 yılı sonrasında, özellikle 1880'lerde, ikinci kez Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakılmıştı.

Bu ikinci sürgün de bir insanlık trajedisidir.

***

Bolşevik devrimi, özerklik ve tezgahlanan oyunlar

Mart 1920'de Kuzey Kafkasya'da kesin denetim kuran Lenin önderliğindeki Sovyet iktidarı,  Ekim 1920'de Kuzey Kafkasya halklarına özerklik verme kararını aldı. Kasım 1920'de (onaması 20 Ocak 1921) Dağlı Özerk Cumhuriyeti kuruldu. Daha sonra Adıgeler için toprağa dayalı olarak Kabardey-Balkar (1922), Çerkes (1926-1957),Adıge (1922) ve Şapsığ (1924-1945) özerk yönetim birimleri (regionlar) oluşturuldu. Şapsığ yönetimi Karadeniz kıyısındaydı, şimdiki Soçi ve Tuapse toprakları üzerinde bulunuyordu. Tabii bu oluşumların bir evveliyatı da vardır (5).

Bazıları Adıgeler için 4 ayrı özerk yöre oluşturulmuş olması durumunu, Adıgelerin parçalanmış olduğu, dörde bölündükleri, bunun Stalin rejimince kasten böyle yapılmış olduğu biçiminde açıklıyorlar. Bu doğru değil. Özerk regionlar Stalin döneminde değil, Lenin döneminde,1921-1922 yıllarında oluşturuldular. Stalin dönemi,1924'de Lenin'in ölmesinden sonra gelmiş, özellikle 1930'larda çok sertleşmiştir.

Yineleyelim, birbirine uzak bu dört yöre tek bir özerk yönetim altında toplanabilir miydi? Çarlık döneminde Kabardeyler Çerkes tanımı dışında değerlendiriliyor, sayımlarda da Kabardey diye yazılıyorlardı. Sovyet yetkililerde bu önceki bölünmenin hatalı olduğunu farketmemiş olabilirler. 'Toprağa dayalı özerklik' dedik, Şapsığ yöresi ile 700-800 km uzaklıktaki Kabardey yöresi nasıl bir araya getirilebilirdi ki? Önce bunu bir görmek, ardından soruya yanıt bulmak gerekir…

Adıgey, 1936 ve 1962 yılı genişlemeleri sonucu bugünkü sınırlarına ve bir başkente, Maykop'a kavuştu (1936), yöre toprakları da büyüdü(1962), 3 Temmuz 1991'de de Adıgey, bir cumhuriyet oldu. Bu konuda çok şey yazdık. 7,6 bin km.kare büyüklüğünde bir arazi üzerinde bugün 440 bin insan yaşıyor. Ancak Adıgey, hala yoksul bir tarım ve hayvancılık yöresi. Dünya ekonomisinde tarım geliri payının düşmesi, tarım bölgelerini, bu arada Adıgey'i de vurdu. Şimdilerde turizmin geliştirileceği söyleniyor. Adıgey'in manzaralı dağları, havadar yaylaları var. Geçenlerde RF Başkanı Dimitri Medvedev, Adıgey de dahil Kuzey Kafkasya'ya turizm amaçlı yatırımlar yapılacağını açıkladı. Bunlar güzel haberler.

Ancak bazı gerici Rusların kafasında regionları (cumhuriyetleri ve illeri) birleştirme adı altında cumhuriyetleri tasfiye etme projesi de var. Proje,6 özerk regionun (okrug)  tasfiyesi sonucu rafa kaldırılmış durumda. Adıgey de, 2006'da projeye dahil edilmiş, yıkımın eşiğinden güç bela dönmüştü. Tehlikenin tam kalkmadığı söyleniyor.

Tehlike bir yana, Adıgey'i yaşatmak, onu büyütmekle, diasporadan nüfus takviyesi ile olabilir.

Asıl sorun budur, nüfus takviyesidir. Bu işin demografik yanı.

***

Zavallı Adıge'ye gelen vuruyor, giden vuruyor. 1945'te, Stalin rejimince Şapsığların özerkliği alındı, birçok Şapsığ cezalandırıldı, sürüldü ve telef oldu. 1957'de de Çerkes yöresi/Çerkes Özerk Oblastı, Rus yönetimince Kazakistan'dan, sürgünden geri getirilen Karaçayların yerleşimine açıldı. 'Çerkes Özerk Oblastı' toprakları, tepeden inme bir kararla, ikinci kez kurulan Karaçay-Çerkes oblastı içine alındı. 3,3 bin km.karelik küçücük Çerkes oblastı toprakları dışında, koca Rusya'da toprak kalmamış olmalıydı.

Sonunda Adıge/Çerkes toprağı içten ve sinsice kemirilmeye, parçalanmaya ve ufalanmaya başlandı. Adıge-Hable rayonu, üçe bölündü, ara/orta yerden 'nur topu' gibi 13 bin nüfuslu bir Nogay rayonu çıkarıldı. Adıge-Hable ve Habez Adıge rayonlarından koparılan birer parça üzerinde de, birbirinden kopuk iki ayrı parça olmak üzere, 13 bin nüfuslu bir Abaza rayonu da üretildi. Zavallı Adıge-Hable rayonu ise, Hindistan'ın Pondichery topraklarına benzetildi: Büyük parça Nogay rayonunun batısında, küçüğü de doğusunda kaldı. Bu 'başarının', bu işin toplum mühendislerini kutlamak gerekir.

Ancak şunu da belirtelim, en küçük birimleri ve toplulukları bile dikkate alan ve ona göre düzenlemeler yapan bir demokrasi en gelişmiş olan bir demokrasidir. Burada ise, böyle bir şeyin amaçlandığını sanmıyoruz. Bu bir böl ve yönet, yayılma ve Çerkes'i köşeye sıkıştırma, etkisizleştirme, yutma politikasıdır.

Bir yanda sürgündeki Adıgelere kapıları sıkı sıkıya kapalı tutan Rusya, 1957'de diğer bir yandan da iyi bir iş yapmış, devlet eliyle sürülen Karaçayları, yine devlet eliyle geri getirmiş, onlar için konutlar üretmiş ve iş olanağı sağlamıştır. Ancak dönenler, sırf kendi eski topraklarına değil, Çerkes oblastı topraklarına da yerleştirilmiş, sonunda cumhuriyet yönetimi, Karaçay başkanlar eliyle Karaçaylara bırakılmıştır. Geniş Stavropol Kray toprakları dururken, küçücük Çerkes toprağı, Kislovodsk ve Esentuki gibi Stavropol Kray'ın sınırboyu kentleri dururken, eski Çerkes oblastı başkenti Çerkessk, ne demeye Karaçay yerleşimine tahsis edilmiş olabilir? Rus bir 'günah çıkarmak' istiyorsa, öncelik, herhalde, toprağın asıl sahibi, soykırım ve etnik temizlik mağduru olan Çerkeslere düşer.

Çerkessk'e Karaçay'ı yerleştiren Rus, yarın Maykop'u Kazaklara verirse, şaşmamak gerekir.

***

1829-1864 Anayurt Savaşı'nın gerçek  kahramanlarının son kalıntıları olan Karadeniz kıyısı Şapsığlarına uygulanan Alicengiz oyunlarına da ne demeli? Ruslar Karadeniz kıyılarının gerçek sahibi, yerli halkı olan Şapsığlar dururken, Şubat 2010'da Kanada Vancouver'da yapılan Kış Olimpiyadı finaline, Şapsığ toprağındaki Soçi'yi ve Atkuac'ı (Krasnaya Polyana'yı) temsilen yerli Şapsığların dans ekibini değil de, yalnızca istilacı ve yağmacı Kazakların dans ekibini götürdüler.

Birçok Rus ve Krasnodar Kraylı, Çerkes ve Şapsığ sözcüklerini telaffuz bile 'edemiyor', suçluluk kompleksi içinde, bu türden sözcüklere sansür uyguluyor, tarihi tahrif etmeye, Şapsığ toprağındaki /Soçi ve Atkuac'daki kazılarda bulunan binlerce yıl öncesine ait insan iskeletlerini bile ilgisiz ve 1864 sonrasında buralara yerleşmiş olan istilacı Kazaklara yamamaya, dünyayı kandırmaya çalışıyor. Rus, 1864 yılı öncesinde de aynısını yapıyor, Çerkesleri 'vahşi ve yağmacı' insanlar olarak tanıtmaya çalışıyordu. Ancak sözümüz demokrat Ruslara ve sanatçılara yönelik değildir. Onlar bizim için çok değerliler. Sözümüz sergilenen bu çirkin politikaya, çirkin davranışlara ilişkindir.

Bu çirkin politika hiçbir demokratik destek bulamaz. Bu biline.

***

Adıgece ne olacak?..

30 Haziran'da yapılan Thakuşın Aslan başkanlığındaki toplantının en önemli gündem konusu, bize göre, Adıge dili ile kültürünün korunması ve geliştirilmesi konusu idi. Ancak konuya ilişkin bir açıklama da yapılmadı. Sadece destek sözü verildiği açıklandı (6). Adıgece, Rus cenderesi altında eziliyor, Türkçe ve Arapça karşısında da bitmenin eşiğine gelmiş bulunuyor. Adıgece, istisnai olarak, bir tek İsrail'de, ciddi anlamda korunuyor. Herkesin bundan bir ders alması gerekir.

Başkan Thakuşın, Adıgece ve gençlerin eğitilmeleri konusunda, Adıge Xase'ye  birlikte çalışma ve geniş bir destek vaadinde bulundu. Sevindirici bir şey.

Ancak anadiline verilecek olan bu destek nasıl olacak? Bu sözlerin içi doldurulmalıdır, doldurulmadıkça da boş sözler olarak kalır. Soralım, Adıge dil ve kültürünün korunması için ne gibi bir çalışma öngörülüyor, yeni bir düzenleme ya da proje mi sözkonusu olan, değilse  ne yapılması düşünülüyor? Şimdiki durum bir 'umutsuz vakıa'. Böyle giderse Adıgece yok olacak, UNESCO'nun tehlike karşısındaki diller listesine girdi bile. Ortada bilindik bir atlatma, alışılmış bir oyalama mı var, yoksa gerçekçi projeler mi düşünülüyor? Belli değil. Açıklama bekliyoruz. Atlatma olması halinde yönetime güven diye bir şey kalmaz. Adıge bölgelerinde Rusçacılık ve Russeverlik politikaları öylesine destekleniyor ki, şaşırmamak elde değil. Asimilasyonu görmüş ve yaşamış olan bizler için boş sözlerin bir anlamı olamaz.

Dediğimiz gibi durum çok kötü. Rus, Adıge'ye gizli bir gündem mi uyguluyor yoksa? Örneğin, Kabardey-Balkarya'da 600 bin, belki de daha fazla Kabardey yaşıyor. Ancak üstlerine ölü toprağı örtülmüş gibi. Bir de Kabardey'e komşu 200 bin Karaçay'ın canlılığına, bereketine bir bakın.

Yukarıda değindiğimiz gibi Adıgece can çekişiyor, uyuşturucu illeti de Kafkasya'daki gençlerimizi kemiriyor, bitiriyor, kentlerdeki çocuklarsa Adıgece konuşmamaya başlamışlar bile deniyor. Bu çok kötü. Biz çocukların Adıgece konuşmamaya başlamaları olayını daha önceleri, 1970'lerde yaşadık, onu iyi biliriz. Hemen kesin önlem almak gerekiyor, yoksa üç beş yıl geçerse, iş işten geçmiş ve dönüşsüz bir yola girilmiş olur. Unutmayalım 'Üzüm üzüme bakarak kararır' dememişler boşuna. Adıgece'yi bırakan, konuşanı da olumsuz etkiler, bastırır. Peki bu feci çöküş süreci için ne deniyor, ne düşünülüyor? Etkili önlemler alınacak mı? Dans toplulukları ile mi dil 'koruma altına' alınmış olacak? Dans topluluğu sayısı Türkiye'de yüzlerce, ama dili kurtarmaya yetmiyor. Var mı başka bir ciddi  proje? Eğitim Bakanı Bedanıko Ramazan, 'Ne yapayım, eğitim programı üzerinde değişiklik yapma yetkim yok ya da çok sınırlı' diyor, işi yetki Moskova'dan geliyor, orası daha fazlasına yetki vermiyor demeye mi getiriyor? Hükümet bir ağlama duvarı değildir, yapamayan çekip gitmeli. Sayın Eğitim Bakanı, Sayın Bedanıko Ramazan Bey, yapabileceğin bir şey varsa yap. Toplum Başkan Thakuşın'dan ve hükümetinden çözüm bekliyor.. .

Anımsatalım, Moskova, Karaçay Başkan Boris Ebzeyev'in umurunda bile değil, o kendi işine bakıyor, ulusunun geleceğini düşünüyor, Karaçayca'yı Rusça gibi zorunlu ders dili yaptırmayı da başardı. Peki sizler, Adıge yöneticiler, sizler ne güne duruyorsunuz? Doyurucu bilgi vermek ve toplumu aydınlatmak görevleriniz arasında değil midir?..

***

Kilise, Kazak fanatiklerin demir haç dikme furyasına karşı çıkmış, bunu doğru bulmamış, aklın yolunu seçmiş görünüyor. Artı bir puandır bu Kilise adına. Dileriz Rus Ortodoks Kilisesi, eski günahlarından arınır ve barışın hizmetine girer, Çarlık dönemi suçlarına katılmış olmaktan da pişmanlık duyar, özür borcunu yerine getirir.

Adıgey'de Kazak birlikleri kurulamayacağı da karara bağlanmış. Bu da güzel ve yerinde bir karar. Devletin kolluk gücü yok muymuş ki, ayrıca Kazak milislere gereksinim duyulsun? Etnik temelli kolluk gücü olur muymuş? Bu ırkçılığın ya da faşizmin daniskası olur.

Thakuşın, Maykop'ta dikilecek 'Kahramanlık Anıtı' (Hafıza ve Birlik Anıtı) için de destek sözü verdi, para devlet bütçesinden karşılanacak. Adıge Xase yönetimini ve özellikle Başkanı Sambo Şampiyonu Hapaye Arambıy'ı da kutlamamız gerekir. Ancak bütün bunlar Adıge dilini ve kültürünü, dahası Adıge ulusal varlığını  kurtarmaya yetmez. Bunlar tabii ki tali konular. Daha fazlasını yapmak, esasa girmek gerekir. Örneğin Adıge Parlamentosu'nun iki ayrı ekranı var, biri Adıgece için, ama ikisinde de Rusça yazılıyor, Parlamento'da Adıgece konuşulamıyor. Adıge Xase, konuyu gündeme taşımıştı, ama bir yanıt gelmedi. Bu bir ulusal baskıdır, gerekçesi de hazır: 'Herkes Rusça biliyor'. Böyle bir gerekçe, kabul edilemez. Dilin manevi bir kişiliği vardır. Kuzey İrlanda Parlamentosu'ndaki milletvekilleri İngilizce'yi bilmiyorlar mı? Niçin İrlandaca ve İskoçça konuşmalar yapılıyor ve resmi çevirmenler kullanılıyor? Dostlar alışverişte görsünler diye mi?Bu bir ilkesel sorundur. Bu, bir dile verilen manevi değeri ve saygıyı ifade eder. Saygı görmeyen, kenara atılan bir dil yaşayabilir mi? Adıgece saygı görmeyen dil düzeyine düşürüldü. Bu arada diasporanın ve diasporadan gidip oraya yerleşenlerin birçoğunun Rusça bilmediğini de anımsatalım.

Adıge diline anayasal hakları eksiksiz olarak geri verilmelidir.

***

Eğitimdeki faciaya da ne demeli? Adıge Devleti, Adıgece olarak kalmış olan tek dersi bile Rusça üzerinden okutmayı sürdürmek zorunda mı? Tek Adıgece dersi de, sınıfına göre, haftada 2 ile 4 ders saati arasında değişiyormuş, toplam 40 saatin yüzde 5'i ile yüzde 10'u arasında değişiyor. Rusça üzerinden ders vermek demek, özünde, kısıtlı ders saati süresini Rusça adına tüketmek, verimi düşürmek ve Adıgece'yi öğretmemek, meydanı Rusça'ya terk etmek ve 'çoban matı' olmak  anlamına gelir. Bu uygulama bir üst zorlama sonucu mudur, yoksa bizimkilerin bilindik bir işgüzarlığı mıdır, bilemiyoruz. Bir açıklama da yapılmıyor. Eğitim konularına sansür mü uygulanıyor yoksa?

Eğitim buyrultuları Moskova'dan geliyorsa ve başka bir 'çıkar yol da yoksa', yine de yapılabilecekler olmalı, gelen emir olumlu yönde yorumlanmalı, en azından Adıgece bilen öğrenciler için ayrı sınıflar açılmalı ve onlara yoğun bir Adıgece ders programı uygulanmalı ve bu öğrencilerin olsun anadilinden kopmaları önlenmeli iş oluruna bırakılmamalıdır. Biz ciddi ve demokrat bir yönetimin çok şeyin altından kalkabileceğinden kuşku duymuyoruz, 'demokrasi içinde çareler tükenmez' demişler en azından.

Adıgece'yi az bilen ya da hiç bilmeyen öğrenciler için de ayrı sınıflar oluşturulabilir. Bu sınıflarda da kademeli olarak dersler Adıgece lehine geliştirilebilir. Rus o kadarına da izin vermiyorsa, açıklayınız, bunu kamuoyunun bilmeye hakkı vardır.

Ancak bunlar da sadece kısmi bir iyileştirme olabilir, asla çözümün kendisi olamaz. Çözüm için Adıgece'nin kullanım alanı genişletilmeli, Çerkesçe gerçek bir resmi dil haline getirilmeli, ders sayısı ve haftalık ders saati tutarı da çoğaltılmalıdır, herkes Rusça biliyor dendiğine göre Rusça üzerine o denli titiz ve ısrarcı olmaya da gerek yoktur. Adıgece Rusça'nın prangasından mutlaka kurtarılmalı, özgür bir dil yapılmalıdır.

Gerisi havanda su dövmek olur.

***

Dönüş konusu

Dönüş işi de yönetimlerce ele alınmalı. İşbirlikçiler aradan çıkarılmalı. Rus, 1956'da Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş ve Kalmıkların sürgün cezalarını kaldırdı. Masrafı yine devlete ait olmak üzere bu halklar Sibirya taraflarından geri getirildiler, eski özerk yönetimleri de iade edildi. Tırpan sadece Adıgeleri vurdu, Şapsığlara özerk yönetimleri iade edilmedi, Çerkeslerin/eski Çerkes oblastı Adıge/Çerkeslerinin durumu da ortada.

Aynı Rus, sürgündeki milyonlarca Çerkes'i ise yok sayıyor. Bu, Çerkesleri bir aşağılama, Ruslar açısından da bir kara leke, bir yüz karası olgusudur. Sanki 1864 sürgün ve katliamları, ölüm olayları hiç yaşanmamış, yaşatılmamış, bütün bunların suçlusu da Rusya değilmiş…Bu, kabul edilemez. Moskova, 2009'da 1,500 Adıge'ye geçici oturma izni çıkarmıştı ya, deniyor. Matah mı bu?

Geçici oturma izni  dönüşün yerine geçmez. Adıge, kendi anayurduna geçici oturma izni ile mi gidecek, onur kırıcı bir şeydir bu. Adıgey ve diğer Adıge yöreleri Rusya'nın egemen parçaları değiller mi? Rusya Federasyonu, Federasyon üyesi halkların bir ortak evi midir yoksa sadece Rusların bir yurdu mudur? Bu ırkçı anlayışa bir son verilmesini, İstanbul'daki DÇB Kongresi üzerine değerlendirmemizde, 2006'da Jineps'te yazdık, Adıgece özetini de internette yayınladık, arayan bulabilir. Adıgelere niçin yabancı ulus kısıtlamaları getiriliyor?

Rusya ya da yerel yönetim, geçici oturma izni alan kişiye karşı hiçbir özveride bulunmayacak, iki yıl sonra, o da o kişi uygun bulunursa,geçici oturma izni, daimi oturma iznine çevrilecek, 5 yıl dolunca da Rusça sınavını başaran kişi RF vatandaşı olacak. Tabii eski vatandaşlık da (T.C.Vatandaşlığı) bırakılacak, çifte vatandaşlık diye bir şey de olmayacak. Nasreddin Hoca'nın 'Ölme eşeğim, ölme, yaz gelecek' demesi gibi bir şeydir bu. Giden kişi evini kendi satın alacak, isterse toprağını da  parayla alacak.

Elin boş gelme, paralı gel, 'Komşuda pişer, bize de düşer' demektir bu.

Rus ve oradaki yerel yönetimler Çerkesleri hala köylü ve toprak ırgatları olarak mı tanıyorlar? 'Dervişin fikri neyse, zikri de odur' dememişler boşuna. Kafaları  40-50 yıl öncesine takılı kalmış olmalı. Çerkesler artık kentli bir halk, işgüç sahibi. Devletin her kademesinde bulunuyorlar. İşlemek isteyen her bir Çerkes için Türkiye'de toprak ya da hayvan kıtlığı yok, dünya kadar işlenemeyen toprak var Türkiye'de.

Rus hükümeti Çerkesler üzerindeki haksız politik kısıtlamaları bir an önce kaldırmalıdır, Çerkes dilini de serbest/özgür bırakmalıdır. Böyle yapmakla RF'nin bir zarara uğrayacağı kanısında değiliz. Aksine asıl kazanan taraf Rusya olacaktır. Çerkesler çok değerli olan insanlardandırlar. Asla hafife alınmamalıdırlar.

Türkiye ile Rusya arasındaki vizeler de kalkacakmış, iş RF Parlamentosu'nun onayına kalmış deniyor. Onaylanırsa, vizesiz giriş  bir ay için geçerli olacak, ancak Çerkesler açısından konu abartılmamalıdır. Rus, önce, Çerkes'e karşı kuşkulu ve çatık kaşlı olmaya bir son vermeli, dost bir tavır takınmalıdır. Mutlaka aynı karşılığı görecektir.

Diaspora, RF'den ilkesel anlamda Çerkes sürgün ve dönüşünü kabul etmesini, çifte vatandaşlık hakkını tanımasını bekliyor.

Özet olarak,Çerkes anayurdu, kısıtlamasız olarak Çerkeslere yeniden açılmalıdır. Dönüp dönmemek konusu ise kişilerin kendi seçimlerine bırakılmalı.

***

Notlar:

(1)-Nesnas,yarısı insan,tek elli ve tek ayaklı,sıçrayarak yürüyen bir hayvan,bir kıyamet öncesi yaratığı,büyük maymun cinsleri.

(2)-İstoriya narodov Severnogo Kavkaza konets XVIII v.-1917 g.(Rusça),Moskova,1988,s.207.

(3)-Şapsığ,Adıge,Çerkes ve Kabardey yöreleri.-hcy

(4)-Yazıyı yazarken Anayasa Mahkemesi ,bazı değişiklik maddeleri içinden ayıklama yaptı ve sadece ayıkladıklarını   iptal etti.Yasama üzerindeki 'Yargı vesayeti' ise,biraz azalmış olarak yine  sürecek.Tırpanlanmış haliyle değişiklikler 12 Eylül 2010'da referanduma sunulacak.-hcy

(5)-Kasım 1920'de 'Dağlı Özerk Cumhuriyeti' kuruldu,20 Ocak 1921'de de bu kuruluş Moskova tarafından onandı.Dağlı Cumhuriyeti'nde Çeçen,İnguş,Oset,Balkar,Kabardey ve Karaçay okrugları yer almıştı.Kopmalar sonucu cumhuriyet 1924'de dağıldı.

12 Ocak 1922'de 'Karaçay-Çerkes Özerk Oblastı' kuruldu,oblast 1926'da Çerkes ve Karaçay biçiminde ikiye ayrıldı.

1922'de Şapsığlar Karadeniz kıyısında,Abhazya'ya değin uzanan toprakları içine alan bir 'Şapsığ Özerk Cumhuriyeti' kurdular.Ancak Lenin'in ölmesi,yerini Stalin'nin alması üzerine,cumhuriyet,1924'te iğdiş edilerek, ulusal rayona (ilçe birimine) dönüştürüldü.-hcy

(6)- Adıge Cumhuriyeti Başkanı “Adıge Xase” Aktivistlerini Kabul Etti,Cerkessia.net,30 Haziran 2010,Haber arşivi.


Bu yazı toplam 5422 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net