Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Çerkesin Gözleri
23 Haziran 2010 Çarşamba Saat 15:57

Ben adamı gözünden tanırım diyebilenler boş konuşmamış anlaşılan. Klasikleşmiş  yazım ritüeli icabı ‘’yapılan en son araştırmaya göre’’ diyemeyeceğim ama yinede yapılan bir bilimsel genetik araştırmasına göre insan genlerinin %99 a varan oranı sürekli yaşanan bölgenin iklim ve coğrafi doneleri ile beslenmede alınan gıdaların türevlerinden etkilenerek oluşuyormuş. 

Kalan %1 ise insanın genetik kod tarifi ile ifade edilen, gelmiş geçmiş ataların mirasından müteşekkil.

Bu ana dilim %99 ile küçük ortağı %1 in hangisinin o insanın fiziki ve düşünsel yapısını meydana çıkartmada ana hat vazifesini gördükleri elbette tartışılır. Sonuçta kirişler olmadan bina olmaz.  

Bizim Samsun yöresi Çerkesleri bu bakımdan traji komik cinsinden şanslı sayılabilirler. Çünkü Samsun bölgesinin toprak yapısındaki madensel tuz yetersizliği ile gelinen bölge Çerkesya’nın Adıgey bölgesinin madensel tuz yetersizliği aynı.  

Yani; Samsun Çerkesleri insan genetiğinin oluşmasında pay sahibi olan büyük dilim %99 u oluşturan topraktan alınan gıdaların kimi içeriklerini eksiklik bakımından da olsa tutturmuşlar.  

İklim bakımından da çok farklı olmasa gerek iki bölge. Denizi Karadeniz, soğuğu soğuk, bitki örtüsü azda olsa benzer. Samsun Karadeniz dağlarının alçalma eğiliminde olan bir yer, en yüksek tepeler, Kara Ömer dağı 2150 metre ve biraz daha içerde Tavşan dağları 1950 metre.

Bitki örtüsü bunun için, diğer Karadeniz yörelerine göre bariz olarak yavan.  

İşin esprisi bir yana, bunlar eskidendi. Şimdi girdiğiniz herhangi bir markette istediğiniz tuz cinsini bulabiliyorsunuz. İyotlu-iyotsuz, deniz tuzu-kaya tuzu, Amerikanı-Almanı… ticaretin gelişmesi ve sanayileşme nedeniyle bölgelerin özerkliğine bağlı beslenme alışkanlıkları yok oldu gitti veya bitmek üzere. Tabi ki Çerkes mutfağıda öyle. Kim bacada et kurutuyor artık, kim isli peynir yapıyor, kundusıw dan şelameye, ya da şipsi mamis ikilisine devam ediyor hala?

Babaanneler, ananeler birer birer yitirildikçe mutfakta bitiyor.

Rahmetli babam sofrada sebze yemeği görünce, bunları yerken çok yoruluyorum diye söylenirdi hep. 

Özellikle Çerkes erkeklerinin birbirleri ile karşılaşmalarını ya da en basit bir konuda tartışmalarını, kelimenin tam anlamı bu olmasa da, nedense hep fazlaca erkeksi olmuştur. Bunun nedenini ise yemek alışkanlıklarına bağlamak gerek. Sürekli et yiyen bir toplum için ufak meseleleri büyütüp deve mertebesine çıkartmak, sonrada sorunun halli için o deveye hep beraber hendek atlatmaya uğraşmak Çerkeslerin kaderi olmuştu.

Feuerbach‘ın dediği gibi; ’’insan yedikleridir…’’ Galiba hayvansal gıdaların sürekli alımı bünyede erkeklik hormonu olan testosteronu artırıyor. Testosteron hem ikili mücadeledeki yakınlaşmaları kolayca çatışma sahnesine döndürmede etkili, hem de buna karşılık kişinin sosyal kontroller konusunda mantıklı karar alma seviyesini artı akıllılık düzeyini artırıyormuş. Hollanda’nın Utrech üniversitesinin araştırma sonuçları böyleymiş. Bir ‘’vunafe’’ yapıp, bu yeme içme işlerini yeşillikler lehine düzene koysak iyi olur.  

Espriden farklı bir gerçek var ki, o da insan genetiğinde değişmeyen özelliklerin başında, ‘’göz’’ ve göz çevresinin insanın yaşadığı coğrafya, iklim ve toprak özelliklerine bağlı kalmaksızın değişmeden kalabilmiş olması. Gözlerin topraktan yaratılmayıp, ilahi malzemeden tedarik edildiğini anlatan hikâyelerin gerçeklik payı var gibi.  

Ve yine, ben Çerkes’i gözlerinden tanırım diyenlere de bir haklılık payı düşürmekte genetik bilimi.

‘’Biz sizi, tanışıp kaynaşasınız diye, kavimler şeklinde yarattım’’ diyen ilahi buyruk, her milletin kavmiyet payını perçinlemek için gözlerini, bir diğerinden farklı yaratmış anlaşılan.  

Çerkes’in gözleri gerçekten güzeldir. Pek çok Çerkesya seyyahı da Çerkeslerin özelliklerini anlatırken Çerkes gözelerine özel bir vurgu yapmıştır.

Çerkesler, ‘’mızraklar gibi uzun boylu, zırh gibi geniş alınları, alev alev yanan gözleri…’’ 

Çerkesler arasında kalmış hemen bütün gezginler, yazarlar ve dahi casuslar üç aşağı beş yukarı böyle tanımlıyor Çerkesleri. İnsan ruhuna açılan pencere olan gözler, için içine sığmayan özgür ve mağrur

Çerkes karakterine uzanan geçit gibi.  

***

Gözlerimiz aynı kalsa da, bakışlarımızı değiştirdiler geçen 146 yılda.

Hem birbirimize bakışımızı, hem kendimize, hem de olup bitene karşı bakışımızı kendi istedikleri gibi şekillendirdiler.  

Uzun süre Kafkasya ya başkalarının görmemizi istediği şekilde baktık durduk. Ama öylece baktık.

Ortaçağın feodal sınırlarına yakın bir Çerkes Federal Cumhuriyetler zincirine sahip olmayı  züğürt tesellisi kıvamında kabullendik. Bakmakla görmenin ayrı şeyler olduğunu yeni anladık. 

Şimdi güncel gelişmelerin arifesinde hazırlıksız yakalanmamak için, önce bakışlarımızı netleştirmeli, sonrada idrakimizi geliştirmeliyiz. Ve hepimiz için iyi olanda karar kılmayı öğrenmeliyiz. 

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti eski ahşap evlerin kurtlanmış tahta aksamının çıkardığı sesler ile çatırdıyor. Pek yakında olmasa da birkaç sene içinde koflaşan bu yapının çökmesi muhtemel.  

Karaçay liderlerin RF merkezine, güney sınırları için sürekli güvenlik garantisi vermeye başlamalarının altında yatan neden RF nin KKFB içerisinde geniş çaplı bir dizi operasyona girmesi ihtimalinin iyice açığa çıkmış olması mıdır? Fakat bu Çerkesleri çok fazla etkilemeyecektir.  

RF yakın zaman önce Kabardey-Balkar da ve Karaçay-Çerkes te 58 inci orduya bağlı yeni birer kolordu komutanlıkları kurmuştu zaten. Dolayısıyla bunun amacı bölgede yapılacak olası değişikliklere karşı, artabilecek huzursuzluğu dizginlemek olmalıdır. RF nin idari sınırları birden fazla değişebilecektir. 

Karaçaydan ayrılan bir Çerkesya’nın tek başına yaşamını sürdürme ihtimali, Çerkessk’in Kabardey’e bağlanmasından daha az gözükmekte. Eğer Çerkesya taleplerinde direnilmeye devam edilirse Çerkessk Kabardey’e bağlanacak gibi gözüküyor. Bu RF yönetiminin idari bölge sayılarını düşürme eğilimine de ters değildir. Fakat burada eski Çerkesya Ö.Bölgesi sınırların tamamının Kabardey‘e geçişinin sağlanması hayati önemdedir. Buda ilerde Adıgey ile oluşabilecek birlik içindir. 

Şimdiki çekişmeler, Abazinlerin ve Nogayların fikrini çelmeye yönelik devam etmekte. Abazinler ve Nogayler, kim çağırırsa onun sofrasına oturmakta, Karaçaylar çağırdığında onların ağzından konuşmaktalar. Oysa Abhazya ile birlikte olabilmek için Çerkesya içerisinde kalmanın gerektiğini hatırlatmak lazım.

Karaçay-Çerkes te kurdurulan Abazin rayonu, Abhazya ile RF halkları arasında var olan etnik birlikteliğin dünya kamuoyuna gösterge olarak sunulmasından ibarettir. RF bu kartı şimdiye kadar pek kullanmadı.  

 Fakat terazinin dengesini asıl sarsacak olan, Rus nüfus da değil, bölge Kazak’larının düşüncesidir.

Kazaklar kesin hesabın içerisinde mutlaka olacaktır. RF sınırları değiştirmeden önce Kazaklarla diyaloğa girecektir. Onlardan önce bu diyaloğu Çerkesler kurmalıdır. 

Hep birlikte yeni baştan değerlendirmelerle, gelişen durumları değerlendirmeli bilgi akışını ve iletişimi sürdürmeliyiz. Güzel gözleriniz ÇERKESSK’in üzerinde olsun.

Çok özlenen Çerkesya’nın geleceği için buradaki hareketlenmeleri görmek, bütünü görmek anlamındadır.  
 
 

Not: Sonunda kısalta kısalta bu kadar kaldı. Özel bir şey eklemek gerekirse, yazılara eleştiri gönderen değerli arkadaşlarıma şunu söylemek isterim; kendimce buradaki varlık nedenim, kimseye bir şey öğretmek değil sadece ustaları çalıştırmaktır. Yani ustaları, çırakları çalıştırır. Kalın sağlıcakla. 

 


Bu yazı toplam 7090 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net