

Çerkes Soykırımına dair son yazımı paylaşıyorum sizlerle. Bu elbette hiçbir zaman üstü kapatılacak bir konu değil. O nedenle, bu konuyla ilgili yaşanan gelişmeleri takip edeceğim ve gerekli gördüğüm yerde sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Gumar Dzuyev : “Önceleri hiç görülmemiş ve duyulmamış bir soykırıma ve yıkıma uğratılan, vatanından zorla kovulan, Adıge halkının tarihinden daha acı ve daha feci tarih olamaz. Bugüne ulaşmış kısmı, ana dilini kaybedecek duruma gelmiş Adıge halkı kadar mutsuz halk olamaz. Benim Adıge halkım kadar mert ve aynı zamanda asil ve sakin halk olamaz. Vatandan yoksun milyonlarca soydaşım yeryüzünde derbeder dolaşmaktadır. Milli giysileri, geleneksel silah ve diğer alâmetifarikasının bile, ona soykırım yapanlar tarafından sahiplenildiği başka halk yoktur.”
***
1859 yılından itibaren Çarlık ordusunun saldırıları çoğaldı. 1861 yılında Vubıhların önderliğinde Abdzah ve Şapsığ liderlerinin de katılmasıyla Soçi Vadisinde bir kongre yapıldı. Bir meclis kuruldu. Alınan kararları Avrupa devletlerine duyurmak için mektuplar yazıldı. Çerkeslerin İngiltere’ye yolladıkları mektupta şunlar yazılıdır:
“13 Haziran 1861 günü bütün Çerkesler bağımsızlıklarını ilan etmek için bir meclis kurmaya davet olundular. Olağanüstü bir birlik kurmaya, bu birlikten ayrılmamaya, ayrılanların şiddetle cezalandırılmasına oybirliğiyle karar verdiler. 15 Thamateden oluşan bu meclise Büyük Bağımsız Çerkesya Meclisi adı verilmiştir. Meclisin kararlarıyla ülke 12 bölgeye ayrılmıştır. Her bölgeye bir kadı, bir müftü, bir muhtar ve bir zabite tayin edilmiştir. Bu kişiler, Büyük Meclis adına meclisin kararlarını uygulayacaktır. Meclisin uygun göreceği vergileri toplamak için her I00 hane için 5 atlı görevlendirilmiştir. Toplanan vergiler Tanrının rızasıyla ve Hür Çerkesya’nın temsilcisi olan Büyük Meclis tarafından ülkenin yönetiminde ve en iyi ve doğru biçimde kullanılacaktır…’’
Mektup daha sonra Çarlık Rusyasına karşı savaşta İngiltere’yi yardıma çağırmaktadır. Büyük Meclisin yöneticileri İngiltere’nin Osmanlı Devleti üzerindeki baskısını anlamış, bu nedenle Sultana değil, İngiltere’ye yazmışlardır.
Mektubun başka bir özelliği de yalvarma biçiminde yazılmamış olmasındandır. Büyük Meclis, demokratik, bağımsız bir devlet gibi İngiltere hükümetine hitap etmiştir. (N.Berzeg - Çerkes Sürgünü)
Sonuç olarak, ne İngiltere’den nede Osmanlıdan yardım geldi..Sadece Rusya işgalinde bulunan vatanlarının kurtuluşları için tek umutları Çerkes direnişinin başarısı olan Polonya vatanseverleri yardıma koştular. Rusya ordusundaki Lehlerin yanı sıra, birçok Rus askerleri de Çar Ordusundan kaçarak, Çerkeslere sığınıp onlara yardım etti. Hatta Rusların elinde esir bulunan Çerkesleri de birlikte kaçırdıkları Çerkes ağıtlarında söylenmektedir:
ТхъэчIэгъ / Thaçeğ Ormanı
ТхъэчIэгъ мэзэу тызыIусыгъэм
Урысыдзэм тэ тыкъыIуефы.
Офицереу солдатхэр зэзыфэрэм,
Солдатхэр тэ къытефылIэх.
Bulunduğumuz Thaçeğ ormanından
Rus ordusu bizi çıkarıyor.
Başlarındaki komutan
Askerleri üzerimize saldırtıyor.
ЛIыгъэкIэ ашъхъэ фимытэу,
ЧатэкIэ ахэр зэрафэх.
Зыхэты дзэмэ къахэкIошъыкIзэ
БэкIаери тэ къытхэхъажъы.
Özgürlüksüz askerleri zorla,
Kılıçla savaştırıyorlar.
Rus ordusundan kaçarak
Birçokları bize katılıyorlar.
ХъэкIэ шIыкIэу къытэхэтыгъэхэмэ,
НэджагъокIэ тэри тямыплъ.
Тэ лъыкIэ тызэмыкъошми
Къошыгъэхэр къытфызэрахъэ.
Konuk gibi gelenlere
Düşmanca davranmıyoruz.
Aynı soydan değilsek de
Bize dostluk gösteriyorlar.
Ятхъаматэу дзэхэр зезыщагъэр
Гъэрэу тэ къытагъэшIы.
ТицIыфэу гъэри ашIыгъэхэр
ПытапIэми къытфыдащыжъых
Ordularının komutanını
Bize esir getiriyorlar.
Bizden esir aldıklarını da
Kaleden kaçırıyorlar.
(Hatko Kual’dan derleyen K.Şaban – Adıge Folklor III)
Burada şunu da eklemekte yarar var. Çerkeslerin, esir Rus askerlerine işkenceye varan muamelelerde bulundukları , asılsız iddialardır.. Çerkeslerde ki kölelik anlayışı çok farklıdır ve başlı başına bir konudur. Alexander Dumas şöyle yazıyor : ''Bizim St.Petersburg ile Astarhan arasında karşılaştığımız aciz serflerle, bu dehşetli Dağlılar arasında ne kadar da büyük bir fark var! Geçtiğimiz istasyonların birisinde Kalino, bizi bir süre bekletmiş olan arabacıya kamçısını kaldırdı. ''Dikkat et'' diyerek bağırdı, kamasının kabzasını kavrayan arabacı ''Artık Rusya'da değilsin!''. Bu bir Rus köylüsü olsaydı, kamçı darbesi altında protesto amacıyla bir iç bile çekmezdi.''...Bu gözleme dayanarak, Rus ordusundan gönüllü kaçan binlerce askerin neden Çerkeslere sığındığını anlamak zor olmasa gerek. Bunun yanı sıra Kuban kıyılarında, Çerkesler tarafından esir alınan Dragon Rus askerinin, bir Çerkes kadınla evlendiğini hatta çocukları olduğunu yazar Şövalye Marıgny. Aynı zamanda gönüllü olarak Çerkeslerin tarafına geçip, aralarında yaşadığını anlatan birçok seyahatname vardır. Çerkeslerin insana verdiği değeri, hapishanesi olmayan tek millet olma özelliğiyle de tekrar hatırlamakta fayda var. Bunların aksini iddia edenler - Çerkesler Rus askerlerine soykırım uyguladı diyenler - ya bunu kasıtlı biçimde yapıyorlar yada zamanında yapılmış propagandalarla oyalanıyorlar demektir.
***
Çerkesya’nın işgalinden sonra, 7 Temmuz 1864’te Karl Marx şunları yazıyordu : “Rusya’nın K.Kafkasyalılara uyguladığı aşırı önlemleri, Avrupa’nın aptalca bir umursamazlıkla karşılaması kendileri için daha kolay oluyor. Polonya’nın özgürlükçü ayaklanmasının sindirilmesi ve Kafkasya’nın işgali olaylarını 1815 yılından bu yana Avrupa’nın en ciddi olayı olarak değerlendiriyorum.” (Herald Tribun – 7 Temmuz 1864)
***
Sulujıyev: “…Dehşet verici savaş bitip, Kafkasya’daki egemenliğimiz yerleştiği için biz bugün, Vatanı ve özgürlüğünü son nefesi, son kanına kadar savunan, yiğit ama yenik düşmanımızın bu olağanüstü kahramanlığına duyduğumuz hayranlığı artık sessizce teslim edebiliriz.”
***
Rus orduları, Çerkesya’yı ele geçirmek için planlı bir şekilde katliam metodlarını izleyerek, Çerkes halkını perişan duruma soktu. Çerkeslerin savaşmaya mecalleri kalmamıştı çünkü yiyecek-içecek kaynakları toptan yok edilmiş ve barınacak yerleri yakılmıştı.
Bu vahşet devam ederken, sonucunu bildikleri halde son kez umutsuzca saldırdılar ve Kbaada'da son asker şehit olana kadar savaştılar. Öyle ki toprak kana doymuştu ve onların kanı günlerce Karadeniz’e aktı. Halk Rus askerlerinin süngüleri önünde, herşeylerini geride bırakarak sahile sürüldüler. Şimdi bu vahşetin son perdesini anlatan satırlarla devam ediyorum.
St. Petersburg Jurnali - 19 Mayıs 1864 : “… Mart 1864’ün 6’sından 16’sına kadar General Heyman komutasındaki birliklerin Tuapse ve Psesuape arasındaki bölgede uyguladığı temizleme işlemi, Tuapse’de büyük kitleler halinde bulunan Şapsığların Osmanlıya sürgün edilmesine neden oldu..”
***
Çar 2. Aleksandır, Batı Kafkasya’daki başarılı temizleme ve göçe zorlama çalışmalarından dolayı General Kont Yevdokimov’a gönderdiği madalyanın onur yazısında şöyle yazmaktadır : “..Batı Kafkas savaşlarının çabuk sona erdirilmesinde üstün başarılı oldunuz. Yerinde karar ve uygulamalarınızla amaçlarımızı umulandan çabuk gerçekleştirdiniz. Üç yıl içerisinde Batı Kafkasya’ya boyun eğdirerek uyuşmaz yerli halkı temizleyip çıkardınız. Şimdi Rus yerleşimlerini sağlamca oturtup yerleştirdiniz. Uzun yıllar süregelen kanlı savaş sona erdi. 150 yıldan beri çok büyük masraflara malolan bu iş tamamlandı. Bu zengin verimli ülkenin elimize geçmesiyle, şimdiye kadar yaptığımız zararı fazlasıyla çıkarabileceğiz..” ( Kavkaz Jurnal 5 Temmuz 1864)
***
Tercüman-ı Ahval , 16 Zulkade 1280 ve Tasvir-i Efkar, 23 Muharrem 1280 : “..Ruslar Çerkesistan’ı tamamen yok ettiler. Köyleri ateşe verdiler. Savaştan sonra da sürdürdükleri bu barbarlıkla yerli halkı vatanlarını terk etmeye zorlamayı amaçlıyorlardı. Natukhuayları göçe zorlamak için 12.000 asker sevk etmişlerdi.
***
Marc Pinson : “..Çerkeslerin sürgün edilmesi konusunda Rusya-İngiltere-Osmanlı işbirliği o kadar açıktı ki: Rus donanması gemilerindeki silahları sökerek (1856 Paris Anlaşması gereği Karadeniz’de Rus Askeri gemileri bulunamazdı) taşıma işleminde kullandılar. Hatta İngiltere çeşitli yollarla taşıma işlemini üstleniyordu. Örneğin Kerç çıkış limanında Osmanlı Temsilcisi bulunmadığından, taşıma işlemlerini Osmanlı adına İngiliz konsolosu yürütüyordu..
***
A.P. Berje: Novorosisk(Tsemez) limanında 17.000 Çerkes’in çektiği eziyeti ve başlarına gelen afetleri hayatım boyunca unutmayacağım. Kış aylarına rastlayan bu dönemde onca insan burada bir aydan fazla bekletildiler. İnsan kalbine kılıç gibi saplanan birçok olaya şahitlik ettim. Ruslar Çerkeslere hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kâğıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım?
***
Abramov Y. “Kafkasya Dağlıları”, savaşın son yıllarını anlatan dizelerden alıntıdır:
“…O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcükler yetmez. Binlercesi birden öldüler. Birçoğu açlık ve soğuktan öldüler. Kıyılar, ölüler ve ölüler arasında ölümcül hastalık taşıyanlarla doluydu. Bunları görmüş olanların anlatırken bile başı dönüyor. Donarak ölmüş bebeğini kucağından bırakmayan anne, ısınmak için birbirine sokularak koyun koyuna donarak ölmüş bir grup. Bu görüntüler o günlerde sıradan olaylardı..” (Kitabın orijinal ismi S.Kavkazkie Gortsi 1990)
***
Kadir Natkho : '' Bir görü tanığına göre: “Pek çok çürük tekne yolcularıyla beraber batıyor ama sorumlu makamlar para kazanmaya devam ediyordu.” Sorumsuzluk nedeniyle batan tekneler resmi kayıtlarda fırtına sebebiyle batmış gibi gözüküyordu. Bir başka görgü tanığına göre paralarını önceden alan gemi sahipleri sahilden açılınca yolcuları denize döküyor, sonra tekrar kıyıya dönüyorlardı. Seferbiy Siyuh da bunu teyit etmektedir “.. Koçermasını dolduran birçok kaptan denizin ortasında yolcuların eşyalarını aldıktan sonra diri olarak suya atıyor ve yeni kurbanlar almak üzere geri dönüyordu. Binlerce Çerkesin cesedi dalgalarla kıyıya vurmuştu.”
***
İbrahimbeyli H.M : “…Kafkas Dağlılarının Kafkasya’dan çıkıp Osmanlıya gitmelerini sağlamak için Çarlık yönetimi gerekenlerin hepsini yerine getiriyordu( Kavkaz i Kırımskoy Voyne)
***
Çarlık ordusunun Çerkesya’da uyguladığı insanlık dışı yöntemler için Jan Carol şunları yazıyor;
“Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Dağlıların direncini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti…”
(Les Deux Routes du Caucas)
***
Karmoko Hamid “Son Tohum” isimli kitaptan Nalçik 1989 : “.. Tsemez kıyısında ölmüş annesinin göğsüne yapışmış süt emmeye çalışan bebeği görüp, insanın içinin sızlamaması mümkün değildi. Hastalığın güçsüz bıraktığı, yan yana serilmiş insanlar daha canlıyken başıboş köpeklerin saldırısına uğruyorlardı.”
Hastalıktan kırılan, ölümle pençeleşen bir halktan sonuna kadar faydalanmak, işin en onur kırıcı kısmıydı. Karmoko Hamid’in kitabında şu dizeler bunu açıkça ifade ediyor:
“…Gemicilerden biri Fonvil’e, bu yıl İstanbul köle pazarında Çerkes kızlarının fiyatı çok ucuzlayacak derken sevinçle ellerini ovuşturuyordu.”
Osmanlı kıyılarına ulaşanların durumları da, pek farklı değildi;
“..2000 kişi gemiden indikten sonra bir boş araziye dökülürcesine oturuştular. Yolculuklarını açlık çekerek tamamladıklarından bir deri bir kemik kalmışlardı. Başlarını kaldıracak güçleri olmaksızın soğuk, çıplak toprağın üzerine oturtuyorlardı. Hastalarla ölüler iç içe, bir arada yatıyordu. Yanlarına yaklaştığımızda birkaç kadın çocuklarını ellerinden tutarak karşıladılar bizi; alın götürün dercesine.” (Karmoko Hamid )
***
İtalyan hekim Dr. Barozzi: Osmanlıya ulaşan insanların içler acısı durumunu anlatan bir rapor da şöyledir: İnsanlar uzun süre bitkiler, bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla yetinmek durumunda kaldılar.
***
Vsemirnıy Puteçestvennik gazetesi, 1871’de şunları yazıyordu: “Bir yıl içinde göçmenlerin üçte ikisi öldü… Batum yakınlarında yerleşen 22 bin göçmenden sadece 7 bin kişi kaldı. Samsun civarında yerleşen 30 bin kişiden 1800 kişi kaldı.” Hatta Çarlığın propagandacılarından Y.Drozdev dahi “Bu ölçüde sefaleti insanlık zor görür” diyordu. (Tuğan Kumıkov, Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü, s. 23, 32)
Bunca şeye rağmen, hayatta kalmayı başarabilmiş Çerkesler her zaman için zorla kendilerinden alınan vatanlarını düşündüler. Çoğu, Çerkesya’nın soğuk pınarlarından su içebilmenin hayaliyle Osmanlı topraklarında can verdi.
Sürgün edilen Adıgelerden 8500 aile I872 yılında Kafkasya'ya geri dönüş talebi ile başvuruda bulundu. Bu aileler geri döndürüldükleri takdirde her nereye yerleştirilirlerse kabul edeceklerini beyan ediyorlardı. Fakat bu başvurular Rus Çarına ulaştığında başvuru dilekçelerinin üzerine şu notu düştü. Çar : "Geri dönüş söz konuşu bile edilmemelidir". Oysa o tarihlerde Adıgelerin sürüldükleri topraklar, Psij bölgesindeki topraklar ve daha pek çok yer hala bomboş duruyordu.
Trabzon’daki Rusya Konsolosu Moşnin, İstanbul’da ki Rusya Elçiliğine 1864’de yazdığı mektupta şöyle diyor “Onların bir tek ortak düşünceleri vatanlarına dönmek.” (Karmoko H. ‘son tohum’. )
Erivan valisi Astafev, Kafkasya Genel Valisine gönderdiği raporunda şunları yazıyor “Aleksandrapol’da bulunduğum sırada Çerkeslerin gönderdikleri temsilcilerle görüştüm. Gece gündüz vatanlarına dönmekten başka bir şey düşünmediklerini söylediler. Bu dileği size iletmemi istediler” (Karmoko H.)
“Yine Moşnin’in yazdığına göre Terme-Çarşamba arasında çıkarılanlardan 30.000 Çerkes 3 gemi ile vatanlarına dönmek istedilerse de başaramadılar.” (Karmoko H.)
“Ardahan dolaylarına yerleştirilmiş Çerkeslerden 1200 kişi Batum’a gitmek üzere yola çıktılar. Ancak sınırda zorla durduruldular.” ( Karmoko H. )
Yasa dışı yollarla bazı Çerkesler anavatanlarına ulaşmayı başardılar. Geri dönenler ülkelerinde çok sefil bir yaşam sürdürmek zorunda kaldılar. Döndüklerinde, anavatanlarında toprak sahibi olamadılar. Geçimlerini sağlamak için toprak kiralamak zorundaydılar.(K.Natko)
Vatanlarından zorla sökülüp atılan bu insanların, vatanlarına olan sevgilerini ğıbzelerde görmekte mümkün.
“..Geceleri ocak başlarında ihtiyarlar torunlarına masal anlatırken daima Yaralı ve Terkedilmiş Vatan’dan söz ederlerdi.”(Aziz Meker 1953).
Büyük Çerkes Sürgünü’nü anlatan “Kuxem yi bırakır jıbğem zerexe, A zı Txa lhap’er, te tızefexıj” sözleriyle biten sürgün ağıtları bunun kanıtıdır (“Geminin bayrağı rüzgarı yarıyor, Yüce tek Allah bizi tekrar vatanımıza ulaştırsın” Kube Şaban – Adıge Voredıjxer , Şam 1954)
***
Atalarımızın başlarından geçenleri bilmezsek eğer, miraslarına sahip çıkamayız. Herşeyden önce onların bu acılara ne için katlandıklarını anlayamayız. Onlar milletimizin geleceğini nereye sürülmüş olurlarsa olsunlar, hep Çerkesya'da görmüşlerdir.
Dünya üzerinde yaşayan hiçbir millet böyle zulüm görmemiştir. Düşününüz ki, yüzyıllar boyu süren kanlı savaşlar sonucunda hiç bilmedikleri topraklara sürüldüler. Belki de bu topraklarda umdukları tek şey, başlarını sokabilecekleri dört duvardı. Dedelerimiz henüz vatanı kaybetmenin şokunu atlatamadan kendilerini tekrar savaş meydanlarında buldular. I. Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı ile birde el için paramparça oldular.
Bizler, yüzyıllar sonra savaştan uzak yeşeren ilk filizleriz. Adıge bayrağını bize devredenler bugün hayatta olmasa da, onların hatıralarını hiçbir zaman unutamayız. Hatırlamak ve bilmekte yetmez. Biz bu tarihi gerçekleri, insanlar kin ve nefretle dolsunlar diye anlatmıyoruz. Atalarımızın verdiği mücadeleyi kaldığı yerden, çağın gereklerine göre sürdürmek gerektiği için anlatıyoruz. Bizim hedefimiz, dedelerimizin uğrunda canlarını verdikleri şeydir.
Ancak içimizden bazıları, geçmişimizi tekrardan yazmanın hevesiyle geleceğimize yön verme uğraşı içerisindeler. Kahraman Atalarımızın şanına leke sürerek bu misyonu gerçekleştirmek isteyenlere elbette izin vermeyeceğiz. Atalarımız için, korkup kaçmışlar, niye savaşarak ölmemişler, soykırım falan olmadı gönüllü göçtüler gibi yakıştırmalarda bulunanların oyunlarına da gelmeyeceğiz. Bu propagandanın ne derece insafsızca yapıldığını göstermek amacıyla bir örnek vermek istiyorum.
Çerkes Milli Mücadelesinde, sayısız faydası olan Berzeg Hacı Gırandıko için sandıklarla altını rüşvet olarak kabul ettiğini ve halkını (Vubıhları) da ayartarak Osmanlıya gönüllü göç ettiğini utanmadan söyleyenler var içimizde.
Oysa bakın Hacı Berzeg bize gerçeği nasıl da anlatıyor:
Хэку икIыжъым игъыбз / Vatan Ağıtı
Мы гъыбзэр къызырагъажъэкIэ
Шъуипсалъэхэр зэкIэм щыжъугъэти
ШъутхэкIумахэр шъо фызэIущъух
Зэхэщъухыгъэр щъугу ижъугъэлъ
Bu ağıt başladığında
Hepiniz sözünüzü kesin
Cankulağıyla dinleyerek
Duyduğunuzu kalbinize yerleştirin.
Лъэпкъ заор тэ тшIокIодыгъэми
ТицIыфыгъэ тэ дгъэкIодынэп.
Пыидзэми текIоу ышIыгъахэр
ЕзыгъэшIыгъэр тэ тщыщ.
Biz vatan savaşını kaybettikse de
İnsanlığımızı kaybetmeyeceğiz.
Düşman ordusu bizi atlettiyse de
Bizden yardımcıları olduğu içindir.
Пхъэр шымыщ хъалым ыукъутэрэп
Тызыкъутагъэхэр тэ ткъощых,
Хэкужъыр тыунэкIынти
ТигъашIэми тигу икIынэп.
Ağacı kendisinden(tahta) kamayla yararlar.
Yenilgimizin sorumluları bizden olanlar
Vatanımızdan çıkıyorsak da
Hiç bir zaman unutmayacağız.
Тэ тымыкIэу зыкъидгъэнэнти
Пыидзэм лыер къытешIэ
ЕмыкIоу тапашъхъэ щашIэщтым
ТигъашIэми тыкIэгъожъынэп
Çıkmamaya çabaladıysak da
Düşman ordusu çok insafsız
Onların zulümlerini
Hiç bir zaman unutmayız!
НепэкIэрэ хэкур тыбгъынэми
Тигухэлъ тэ тфэмыбгъынэн
Тянэ папкIэу тэ тихэкужъри
ТизэплъэкIзэ къызэтэнэкIы.
Vatandan ayrılıyorsak da
Sevgisini unutamayız.
Annemiz gibi vatanımızdan
Gözümüz arkada ayrılıyoruz.
НыбжъыкIабэу къухэм исыгъэмэ
НэпсыкIэрэ зэлъащгъэшъокIы.
Хэкужъыри агу имыкIэу
НыбжъыкIабэр хышхом хэпкIэжъых.
Gemideki gençlerden birçoğu
Gözyaşlarıyla yıkanıyorlar.
Vatandan ayrılmayı sindiremeyip,
Geriye, denize atlıyorlar.
Хыоесыджым езаохэзэ
Къафказым къызэплъехъэжъы
Хаджрэт заори щащIыжъы.
Dalgalarla boğuşarak
Kafkas kıyısına çıkarak
Hicret savaşına başlıyorlar.
(Ağıtı Kuba Şaban'a söyleyen Hatko Kual , Berzeg Hacı Gırandıko'nun ağıtı olduğunu belirtti.)
***
“Yurdumun bağımsızlığı için, yaz sıcağında yanan bir taş gibi tüm yaşamımı kalbim yanarak geçirdim. Savaştan fırsat bulduğumda, bir elimde yaramdan akan kanı durdurmaya çalışırken, öbür elimde mısır pastasını bir ağacın altında halkımın en küçüğüyle paylaştım. Ömrüm attan inmeden savaşlarda geçtiği için, doğan çocuğumu bile ancak ata binecek kadar büyüyüp dizgin elinde karşıma geldiğinde tanıdım. Vücudumda otuz beş yıl boyunca düşmanın kılıç ve kurşunlarının açtığı on altı yara var. Ve uğurlarında bu zorluklara katlandığım insanlar peşime düşmüş ağlıyor, Allah rızası için bizleri bırakma diye haykırıyorlar…
…Bir gün atımın üstünde ve kılıcım elimde yurduma geri döneceğim… Eğer dönemeden ölecek olursam, bedenimden hiç değilse bir parçayı Anayurduma getirin ve köyümün mezarlığına gömün!..”
Hacı Giranduk Berzeg
(Şhapleko His: Zyqhue Nemisim Yiqacu, 1978)
***
Çerkes milletinin başına gelen bu olaylardan çıkarılacak sonuç, bunun 'soykırım' olduğu gerçeğidir. Bu gerçeğe karşı çıkanlara rağmen Çerkesler bu gerçeği geçte olsa anlamış ve birtakım girişimlerde bulunmuşlardır. Bugün için gelinen nokta kesinlikle tatmin edici değildir. Uluslararası arenada, bu konuyu hukuksal boyutlarıyla masaya yatırarak, RF’nun 'Çerkes Soykırımını' kabul etmesini sağlamalıyız.
Geri dönüş gibi yaşamsal konularda, bir takım yasal ve bürokratik kaideleri başka milletlere mensup insanların koyacağı, uygulayacağı bir hükümetin vicdanına ve adaletine güvenip de milli meseleleri o zemin üzerinde planlamak istemiyorsak, bu tarihi gerçeği kabul ettirmek zorundayız. Biz Çerkeslerin başka bir yolu olmadığı, yaşanan tecrübelerle anlaşılmıştır.
Aktarmaya çalıştığım, az sayıda ki bilgi ve belge dahi bu katliamların ismini koymamıza yetiyor. Ancak bunlarla bir hak iddia etmek yeterli değildir. Konunun hukuksal boyutu da dikkate alınırsa, çok ciddi çalışma yapılması gerekiyor. Bunun için uzman tarihçilere ve hukukçulara ihtiyacımız var.
Gürcistan Parlamentosuna , 'soykırımı tanıyın' çağrısı yapanlar arasında bulunan ve Gürcü arşivlerini inceleyen Ali Berzeg ile görüştüğümde soykırımı ispat edebilecek çok ciddi belgeler bulduğunu ifade etti.Sabırsızlıkla bu belgeleri , bizlerle paylaşmasını bekliyorum.. Bu yıl ki 2I mayısta da gördüklerim, duyduklarım beni daha da umutlandırdı. Çerkes halkının tarihine büyük bir cesaretle sahip çıkması çok olumlu bir şey. Bu yıl Çerkesler yaşadıkları her yerde, sokaklara çıkarak soykırım gerçeğini haykırdı. Bir sonra ki adım , hukuk mücadelesidir..
Milletimizin başına gelen bu acı olayların hiçbir zaman tekrarlanmaması dileğiyle…
