

Toplumsal dayanışma toplumsal bilinci oluşturan en güçlü öğelerden biridir. Toplumumuzda bugün zaman zaman rastladığımız dayanışma kültürel kökenli, fakirleşene yapılan üç beş kuruşluk karşılıksız yardımlar gibi, topluluk bilincinde oluşmuş günlük yaşamındaki sıkıntıyı giderici soy, kabile dayanışması niteliğindedir.
But tip dayanışmalar parçalı toplumlarda görülür. Tüm toplum için, millet için dayanışma karşılıklı menfaatleri gözeten tasarlanmış, planlanmış örgütlü dayanışmadır. İşte bu tip dayanışmalar bilinçleşme örgütleşme yönünde topluma yararlı dayanışmalardır. Dayanışmalar herhangi bir türden, örneğin ekonomik türden başlar sanatsal, mesleksel, moral, kültürel ve en son milli konulara intikal ederse, ettirilebilirse, bu bilinçli dayanışma toplumsal tasarımları oluşturur. Böylece her fertte ben Çerkes’im(Adıge’yim) , Adıge Xabzeye bağlıyım tasarımları gelişir ve bilinçli olarak yerleşir. Toplumsal tasarımlar, toplumsal bilinçle kuvvetlenir, parlar ve kutsallaşırsa toplumsal heyecanları, toplumsal amaçları oluşturur. Yani ‘ÜLKÜ’.
Toplumsal tasarımlar ülkü halini aldıktan sonra, milli hareketlerin, milli başarıların sebebi olurlar. Böylece tüm toplumsal olaylar ülkülerden, ideallerden veya ona yakın toplumsal tasarımlardan doğarlar.
Büyük yapay toplumların, büyük siyasal kuruluşların, imparatorlukların bünyelerindeki dilce, dince, kültürce ve vatanca ortak bulunan birçok soylar, kabileler birleşerek toplumsal bilince, ortak ülküye sahip bir millet oluştururlar. Böyle bir millet artık uzun zaman bağımlı durumda kalamaz. Er geç, bağımsızlığını alarak siyasal bir toplum haline gelir.
Topluluklar birden bire millet durumuna geçmezler. Öncelikle soylar halinde toplumsal yaşamın ilk kademesini yaşarlar. Sonra bazı topluluklarla bir arada yaşayarak toplumsal hayatın ikinci dönemini sürerler. Daha sonra iş ve meslek grupları oluşturarak kentleşmeyi tamamlar, olgun bir toplum haline gelirler. Son olarak, içinde bulundukları toplum dağılıp parçalanınca bağımsızlıklarına sahip çıkarlar. Dünyada buna en iyi örnek Sovyetlerin parçalanmasıdır.
Toplumlar da büyük ilerlemeler, gelişmeler millet olmakla mümkündür. Milli şuura ulaşmış toplumların ilelebet sömürülemeyeceği, esir olamayacağını tarih bize söylemektedir. Milli bilince sahip olmuş bir toplumu egemenliğinden mahrum etmek mümkün değildir. Ancak aydınları/önde gelenleri vurdumduymaz, uyuşuk, kandırılabilir, milli bilinçten yoksun milletler esir olarak kalırlar. Milli şahsiyet sahibi, ulusal gururu olan aydınların/önde gelenlerin toplulukları er veya geç hakları olan vatanlarına ve egemenliklerine kavuşurlar. İşte bu durum Çerkeslerin içinde bulunduğu durumun portresidir.
Adıge milletince tespit edilmesi gereken ülkü konusuna gelince. Şu anda milliyetçiliği işleyebilmek için elimizde hangi değerlerin olduğunu bilmek gerekir. Hâlihazırda temel olacak milli değerlerimiz nelerdir ki, ülküyü onun üzerine bina edelim? Bugün için elimizde olan milli değerlerimiz bir DİL, ikincisi ve en kuvvetlisi ADET ve ANANEMİZ, üçüncüsü ise bugüne kadar Adıgeler için yegâne ülkü yerini tutan ‘BEN ADIGEYİM’ fikridir. Eğer bu değerler bağımsızlık inancıyla birleştirilir, kutsallaştırılır ve buradan hareketle milli RUH oluşturulursa güçlü toplumsal bir bağlaç, millet olarak şerefli bir amacımız olmuş olur. Bu ülkü Çerkesyamızda son derece demokratik bir toplum, hayalimizdeki demokrasiyi yaratma ve bulma özlemimiz olabilir.
’’Bayrağı Oşhamafe’nin tepesindeki gönderde dalgalanan bir ülkü canlanıyor gönlümde.’’
Küçük beyinlere sığmayabilir bu ülkü, fazla iddialı görülebilir birçoğuna ama ümit hiçbir vakit kesilmez ve kesilmemelidir. Ümit yokluğu bireyler, özellikle de toplumlar için yıkım ve ölümdür. Ümit bir toplum için hayat kaynağıdır. Ümitsiz, ülküsüz toplum yaşayamaz, devamı mümkün değildir. Soy ve kabile bilinci ile bir zaman milliyet fikri yaşayabilirse de, gün gelir bugün Adıge milletinin karşı karşıya kaldığı yok olma tehlikesi ile yüz yüze gelir. Bu nedenle Çerkeslerde hayal de olsa ümit var olmak zorundadır. Kaldı ki ufukta bazı ışıklar belirmiştir.
Dikkat edilmesi gereken şey geleceğe gafil ve hazırlıksız yakalanılmaması için şimdiden düşünülecek, hatta aksiyona sokulacak pek çok faaliyetlerin başlatılması ciddiyetle düşünülmesi gereken bir konudur. Milliyetçilik bunu gerektirmektedir. Bu dava hasbelkader ortaya çıkmış, mantığından çok hisleri ile hareket eden, kafası çıkarlarına bağlı, yaşadığı günden ötesini göremeyen, başka zamanların kendisini enterese etmeyeceğini sananların üstesinden gelemeyecekleri kadar büyük ve onurlu bir davadır. Çerkeslerin, ülkü bayrağını Oşhamafe’nin tepesinde ki göndere çekebilecek kadar yürekli, kapasiteli ve milliyetçi liderlere ihtiyacı vardır.
Ferdi de olsa övünülecek manevi bir miras bırakan atalarımızı, devlet şeklinde siyasi bir birlik meydana getirememiş olmalarına rağmen, hasretle aramamak mümkün değil! Bir atı bir kamçısıyla da olsa, atalarımız topa-tüfeğe karşı kılıçla gitmiş onca güçlüğe rağmen milletini, soyunu bugüne aktarabilmiştir. Bugün en az onlar kadar Çerkes ruhuna sahip kimseler ve gruplar olması gerekmez mi? Ne yazık ki atasına hakaret etmekte geri kalmayanlar, onları alçaltıp kötüleyenler toplumumuzda barınıyorlar. Daha milletinin isminin ne olduğuna karar verememiş, atasına yapılmış zulme ne isim vereceğini bilmeyenler, şanlı tarihimizi çarpıtanlar ve halkın birliğini-katılımını önemsemeyen, süslü oluşumlar meydana getirerek kendi arzularınca ayrılıkçılıkta ısrar edenlere milletine layık aydınlar demeyi ne kadar isterdim.
***
Çerkes(Adıge) milletinin bugün içinde bulunduğu şartları düşünelim. Dünya çapında vahim bir dağılma, bir millete mensup olduğunu unutmuş/özel bağımsızlığa özenen kabileci zihniyet, toplayıcı ve etkin bir siyasi organize yokluğu, genele yaygın ekonomik kısıtlılık, dağınık fikirler. Bu gerçekler paralelinde gerçekleri tartışmak hiç kimseyi incitmemelidir.
Geri dönüş gibi bir olayda bir takım yasal ve bürokratik kaideleri başka milletlere mensup insanların koyacağı, uygulayacağı bir hükümetin vicdanına ve adaletine güvenip de milli meseleleri o zemin üzerinde planlamak mantıklı değildir!
Mantık realist olmayı, mümkün olacağı beklemeyi gerektirir. Çerkeslerle aynı siyasi yapı içerisinde, benzer sıkıntıları yaşamış ama şimdi siyasi arenada etkin olan milletlerin bizden neleri fazla? Ne için hala içimizde Çerkesya şemsiyesi altında birleşmemekte direnenler var anlamak mümkün değil. Çerkesleri dağınık ve parçalar içerisinde pısırık görmek çok üzücü.
Çerkesya ile dışarısı arasında hisler değil mantık konuşmalıdır. Kısacası soydaşlarımız balık tutmak için paçaları sıvarsa, olta ve yem diaspora tarafından düşünülebilir. Çerkesler, Çerkesyada tek millet olmaya yönelmeli hayale kaçan his ve arzulara gömülü ideallerle değil, mantığın gerektirdiği realitelere uyacak fikir, istek ve faaliyetlere yönelmelidirler. Çerkes milleti her şeyden önce kendisine güvenmeli, bireysel davranışlara bel bağlamadan topluluğa yönelmelidir.
***
Rusya’nın şiddete dayalı politikası her zaman Çerkesya’da var ola gelmiş, bugün de bu politika devam ettirilmektedir. Son birkaç yıl içerisinde gerek Kafkasya’da gerek dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan gelişmeler küçük milletlerde milliyetçilik ateşini daha bir kez daha harmanlamıştır. Birçok millet, milliyetçiliğin tutuşturduğu meşale ışığında, kendilerini bağımsızlığa götürecek yolları arıyorlar. Birçok avantajların doğduğu bu hengâmede her millet geleceğinin telaşında. Çerkesler bir araya gelerek, Adıge ruhu etrafında birleşerek bağımsızlık ülküsü için çabalamaları mantıklıdır. Tam ve bağımsız Çerkesya haricinde hiçbir oluşum bizi tatmin etmez ve kabul edilemez. Yeniden düzenlemeler içerisinde kendisini çok farklı konumlarda bulan Çerkeslerin durumu git gide kritikleşmektedir. Çerkesleri 4 farklı halk olarak tanımlayan ve 4 farklı idari birime ayıran bu politika, şimdilerde coğrafi bölünmelerle desteklenerek, Çerkeslerin birlik olmalarını engelliyor.
Adıge Özerk Cumhuriyeti’nin kuruluş öncesi ve sonrasını Meşbeşe İshak’ın anlatımıyla, heyecanla okudum. Elbette o dönem içerisinde Adıgelerin böyle bir Cumhuriyete kavuşması, mükemmel bir şeydi. İçinde bulunduğumuz ortama sığamıyorduk ve bizi tatmin etmiyordu diyor kısaca Meşbeşe İshak. Tarihi vatanda, kendi adıyla – kendi bayrağıyla temsil edilen bir cumhuriyet elbette o dönem için halkın genel taleplerine cevap verecek, tatmin edecek düzeydeydi. Ancak, Çerkesler için zaman ters işlemiş olacak ki artık halkın taleplerine yeterince cevap veremeyen – tatmin etmeyen idari birim halini aldı. Bunun elbette birçok sebebi var. Çerkes ulusal problemlerinin çözümünde artık aktif olmayan bu idari birimler, Putin döneminin en belirgin eserlerinden birisidir. Tabelası-bayrağı olan ancak içi boş cumhuriyetçikler. Çeçenistan’da özgürlükleri budayan Rusya’nın , Abhazya ve Osetya’da özgürlükçü tutumu , bize zaten her şeyi anlatmıyor mu ?!
Çerkesler birleşerek haklı olacakları kutsal davalarında, birleşerek ses çıkartmalıdır. Çerkeslerin bağlı oldukları cumhuriyetlerin milli çıkarları karşısında gene azınlık duruma düşerek, arzu ettikleri milli haklarına kavuşamadıkları sosyolojik ve politik bir gerçektir. Ne yazık ki hala bugün bu gerçeği görmek istemeyen birçok aydınımız, yazarımız, çizerimiz var.
O halde, mantığın rehberliğinde milli hisse sahip Çerkeler dün ne istiyordu, bugün ne istiyor diye kendimize soralım. Mantık sahibi herkes, Adıge milletini bir araya getiren şimdilik Rusya Federasyonu bünyesinde de olsa bağımsız bir Çerkesya ister. Bir milletin amacı gerçek manada milletleşmek olmalıdır.
Milliyetçi aydınların gayretleri, Çerkesleri bir araya toplamak, gerçek manada bir millet oluşturarak siyasi kimlik kazandırma yönünde olmalıdır. Ama bu, özerk bir yapı olur ama tam bağımsız olur bu aşamada mühim değildir. Tam bağımsızlığa gelecekte, gerekli koşullar sağlandığında kavuşulur. Zaten milletlerin tek aşamada nihai gayelerine ulaştıkları görülmüş duyulmuş bir şey değildir.
Mantıki gerçekler, tarihi akış bu yönde iken, son zamanlarda dar, kısır bir takım telaşlı, bölünmüşlüğe bir reçete öneremeyen fikir ve beyanlara şahit oluyoruz. Bu fikir ve beyanların türemesine sebep milli inisiyatifin dağınık olmasındandır. Her kafadan bir sesle milli politikalar yürütülemez. Böylesi durumlar bireyleri peşin fikir ve görüşlerin hatta ideolojilerin ihtirasına sokarak toplumda gruplaşma,
fikren bloklaşmalara yol açar. İşte bu görüş ve endişelerin sürükleyebileceği üzücü ihtimallerin telaşı, bizi günün ve geleceğin milli politikası ne olmalıdır konusunu gündeme getirmeye sevk etti.
İşte Çerkesya sevdalıları platformunun özetle hedefi budur !
Bütün bu gerçekler ışığında, mantıklı düşüncelerimizi çağa daha doğrusu günümüze çevirmek çağın ve günün realitelerine dayalı milli düşünüş ve davranışlar birliği sağlayıcı milli politikanın tespitini gündeme getirmek milli yapılanmayı hedeflemiş bir platform zorunlu idi. Başıboş kendi haline asla bırakılamayacak bir tabiata sahip olan milli politikalar günün şartlarına uygun ve realist olmazsa başarılı olamazlar. Hedefini ve yolunu belirlememiş, maddi ve manevi imkanlarını disipline ederek amaca yönlendirememiş, hadiselerin arkalarında kalıp sonradan çare aramaktan başka bir etkinliği olmayan basiretsiz, güçsüz, hadiseleri yönlendirmekten aciz politikalarla siyaset yürütülmez.
Bugünün dernekçilikleri gibi, benim anladığım şekilde ben yapayımcılığın karma karışık ederek, hiçbir yararı olmayan grupsal faaliyetler ve buna benzer politikaların millete bir yararı olmadığı bir yana, milleti daha da dağıtıp soğutmaktadır. Grupsal veya giderek grupsallaşacak karakterde faaliyetlere rağbetin yararsızlığının, düşünülmemesi üzücüdür.
Tekrar belirtmek istiyorum ki, fakiri – zengini – kadını – erkeği – ferdi ve ailesi ile halk denilen bütünlüğün iştirak edilmediği, katılımının sağlanmadığı, üç beş aydının, seçkinin heves ve arzularına kalmış milli davalar ancak bu denli başarılı olabilir. Toplumsal meselelere halk iştirak etmezse, milli uğraşanların hangisi sonuç verir?
Milli politika her şeyden önce imtiyazsız-sınıfsız halka dayanmalı, faaliyetler onun yapısına ve özelliğine mutabık olacak şekilde gerçeklere, akıllı zemine oturtulmalıdır.
Eldeki imkanlar nedir, bu imkanların hangileri nerelerde ve ne zaman kullanılabilir, başkalarından ne istenilebilir, ne kadarı alınabilir, ulaşılabilecek amaç nedir, önderler ve halk ne durumdadır gibi konuları tespit etmiş politikalar, uzman ellerde olursa başarıya ulaşır.
İşte bu noktada aydınlarımıza çok büyük görevler düşüyor. Milli politikaları tespit etmek ve uygulamak aydınların görevidir. Bu demektir ki milletlerin tüm veballeri günahları aydınların, önderlerin boynunadır.
Bu durumu zaten Hategkatı KOSTA yıllar önce bizim için özetlemiş. Bu şiiri parçalanmış halkıma ısmarlamak istiyorum..
Sen, sık orman içerisine dağılmış
Aç bir sürü gibi telaşlı
Aç gözlü ve yalnızlık içerisinde,
Geçen yıldan kalma otları arıyorsun!
Ve sen aç bir sürü gibi yok oluyorsun!
Ah! Eğer bir gün herhangi bir kayabaşından
Senin çobanının sesi gelse
Seni birisi düzenli bir sürü halinde
Mutlu çağrısıyla bir araya toplasa...
Bizim için oluşan dağlar batsın!
Bu dağları küllerle örtülü görseydim ne iyi olurdu
Ey bizim yaşlı dağlarımız!
Bir çöküntüyle yok olsaydınız.
İçimizden birisi, erkekçe bir davranışta bulunsaydı.
Her kimin olursa, kalbi acıyla titrese
Kim olursa olsun, ulusal dertleri bellese
Hiç olmazsa terk edilmişlerin acısını duymuş olurdu,
Kim olursa olsun, onların derdini paylaşmış olsa...
Bütün organlarımızı çelik zincire vurdular
Kutsal yerlerimiz yakılıp yıkılıyor.
Topraklarımızı ellerimizden aldılar.
Ölülerimizi bile rahat bırakmıyorlar.
Ancak vahşi hayvanlar sürüyü böyle kovalarlar.
Gel, gel bize özlenen ÇOBAN!
Egemen sözlerinle bizleri bir araya topla
Yazık! Düşman bizi uçuruma doğru sürüyor.
Onurlu yaşamak isterken, onursuz ölüyoruz.
Ulusun mutluluğu için kayalar bile gürleyebilir.
Ey! Birisi olsun yanıt ver...
Tamamen yok oluyoruz.
Hategkatı KOSTA
Not: Çoban kötü olursa koyunları kuzgun dahi götürür. (Çerkes Atasözü)
