Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Synduk Ergün
Çerkes ‘Aktivistleri’ Danslarıyla Barışmalıdır
12 Nisan 2010 Pazartesi Saat 17:47

Türkiye Diasporasın da pek çok Kafkas Derneği var. İdeolojik olarak çeşitli farklılaşmaları da mevcut bu derneklerin. Kimi daha Rusya eksenin de duruyor, kimi biraz daha Rus karşıtı. ‘Birleşik Kafkasya olmazsa ne yapayım ben anavatanı?’ diyen de var, ’Rusyasız bir Adıgey var olamaz’ diyen de. Tüzüklerini incelediğimizde benzer emellerle kurulmuş olduklarını görüyoruz. Kültüre katkı, Kafkasya ile ilişkilerin arttırılması gibi maddeler tümünün kuruluş amacında mevcut.

Tüm bu Çerkes derneklerin de yapılan işlere baktığımızda en önemli ortak noktaları danstır. Kimileri bu konuya itiraz edebilir, ancak 60’lı yıllardan beri kopuş olmadan, süreklilikle ve kendini geliştirerek yaptığımız tek çalışmadır dans. Zamanında 5000 kişilik spor salonlarını hınca hınç doldurabilecek bir güçtü Çerkes dansları Türkiye diasporasında. Bazı derneklerde daha geri plana alınmış olsalar da en azından çocuk ekibi, mahalli dans çalışması şeklinde yıllardır derneklerde dans ediyoruz. Geçenlerde İstanbul’da izlediğim bir organizasyonda artık bu derneklerde yapılan dans çalışmalarının da ciddi bir revizyona ihtiyaç duyduğunu düşündüm.

Yıllardır kostümlerine, çalışma salonlarına ciddi miktarlarda bütçe ayrılan, pek çok gencin büyük emek ve zaman harcadığı dernek dans topluluklarının hak ettiği ciddiyetle üzerine eğilmek gerekiyor. Ne kadar başarılı gösteriler sahneleseler de hak ettikleri takdiri alamaz bu dansçı gençler. Sanırım gençlerin, daha çok konferans, söyleşi, tarih okuması yapması gerektiğini düşünüyor Çerkes aktivistler.

Gittiğim pek çok dernek organizasyonunda katılımcı sayısının maksimum 15 kişi ile sınırlı kaldığı pek çok söyleşi ve konferansa katıldığımı belirtmeliyim. Buna karşılık Ankara Kafkas Derneği’nin dans çalışmalarına Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelmiş 250 gençle başladığı çok Eylül (dans çalışmaları her yıl Eylül ya da Ekim ayının ilk Pazarı başlardı) gördüm. Sanırım beyaz ya da sarı, akademisyen ya da ilkokul mezunu tüm Çerkesler dans etmeyi seven bir halk olduğumuzu ve gençlerin bu konudaki potansiyelini kabul etmeli.

Bu dans topluluklarının ilk problemi hocaları yani çalıştırıcılarıdır. Kafkasya’dan hoca getirmek modaydı 90’lı yılların başında, sanırım şimdi eski hızında değil bu durum. Kafkasya dan hoca getirerek taklit Kabardinka, yetersiz Nalmes, havada iki periyot atamayan Hatti yaratmak kime ve neye hizmet ediyordu anlamamıştım zaten. Hala varsa da böyle anavatandan hoca transferli bir dans topluluğu çalıştırıcılarının mutlaka anlayışının değişmesi gerekiyor.

Çalışmalara gelen gençlerin önemli bir kısmı hayatlarında ilk kez dans eden ortalama bir esnekliğe sahip insanlardır. Doğuştan bir yeteneği yoksa 18-20 yaşından sonra ellerinden geleni yapsalar da ancak mükemmele yakın bir dansçı olabilmektedir bu gençler. Yani hiçbir koşulda tüm ekibin Nalmes’in seviyesine ulaşması söz konusu değildir. Kafkasya’da ki orijinallerinden ‘apartıldığı’ sürece sahnede kötü ve sakil duruyor taklit hareketlerle yapılan koreografiler.

Daha donanımlı ve iyi eğitimci olduklarına eminim Kafkasya’dan gelen hocaların. Problem, anavatanlı hocaların dahil oldukları ekolün yani Nalmes, Kabardinka vb.nin kötü bir taklidini Türkiye’de ortaya çıkarmalarıdır. Türkiye diasporasını anlatan yeni bir koreografi çıkarmamalarıdır yanlış olan. Bugün için hemen her ekibimizin mahalli şeşen ve tleperuj danslarını içeren bir diaspora dansı var. Ancak işin üzücü tarafı mevcut ekiplerin anavatandaki halk bilimcilerin, sanatçıların ortaya çıkardığı kurguları aynen taklit etmesidir. Yani mesele ortaya çıkan dansların büyük oranda taklit olması, özgün olamamasıdır.

Ekip hocalarının Türkiyeli, yetenekli, anavatan bilinci olan, kısacası Çerkes vizyonuna sahip olmasının daha büyük yarar sağlayacağını düşünüyorum. Bu tür ekipler hem çalışmaları sırasında hem de sahnede daha fark yaratan işler çıkarmaktalar. Diasporanın yakın geçmişinde rahmetli Murat Taymaz ve Cankat Devrim’in iyi ekip örnekleri yarattıklarını biliyorum. Her ikisinin de çalışmalarını izleme ya da katılma şansım olamadı. Ankara’da benim bildiğim ve dahil olduğum tek doğru koreografi Ziya Şenvar’ın tasarladığı Kafeguanşe’dir. Türkiye’ye özgü, yenilikçi ve çok doğru bir işti.

Çerkes Derneklerinin her zaman insana ihtiyacı var. Tüm Çerkes aktivistlerin bu ekiplere büyük bir özveriyle gelen gençlerle birlikte nasıl projelerde bir araya gelmeleri gerektiğini kararlaştırması gerekiyor. Geçenlerde meşhur sosyal paylaşım sitesinde benden 20 yaş kadar küçük ekipçi gençlerin birbirinin duvarlarına yazdıkları şeyler enteresandı. Birbirlerine Ardzınba’nın ölümünün hemen ardından Pazar günkü çalışmanın iptal olduğunu şöyle duyuruyorlardı:

X: çalışma iptal olmuş

Y: aaaa!!! Niye ya!!!

X: bilmiyorum Ardzınba mı  ne ölmüş…

Y: aaa o kim be!!!

Bu minvalde devam eden bir yazışmaydı. Herkesin birbirinin yazdıklarını gördüğü sanal bir ortamda yazmasalardı keşke! Ardzınba’yı tanısalardı keşke. Bu durumda suçu gençlere atmak işin en kolay yanı sanırım.

Gençlerin kendilerini en iyi şekilde ifade ettikleri, sosyalleştikleri bu dans çalışmaları çerkes aktivistlerin ciddi çalışma alanları olmalıdır. Yapılan bir konferansı sadece duyurup, sonra gençler gelmiyor diye hayıflanmak dışında çözümler bulunmalı. Dans ederken tarih de öğretilmeli. Sürgün dansla da anlatılmalı. Asimilasyon niçin sonumuz olur gençler bilmeli, kaygılanmalı. Anavatan biz çerkesler için ne ifade eder, dönenler niye dönmüş mutlaka konuşulmalı.

Dönüşü ya da anavatan sevgisini anlatan bir dans çıkarmak, öyle sandığımız kadar zor da değil. En azından, havada çift periyot atmaktan, ya da dizlerini parçalayarak solo yapmaya çalışmaktan daha zor değil. Yapılan dil kurslarına katılım olmuyor diye üzülmek yerine, dil öğretmenlerimiz gençlerin dans çalışmasını yaptıran hocayla iş birliğine gitmeli. Danslarda kullanılan dejuwları, woredleri ekibe çalıştırmalı. Şarkıların Türkçe anlamı gençlere öğretilmeli, kelimelerin telaffuzu için her çalışmada 15 dakika dil hocası çalışmaya dahil olmalı.

Ekibe gelen her genç yeteneği baz alınmadan gruba dahil olmalı, turnelere gitmeli. Lezginka yürüyüşü yapmayı tam beceremediği için küstürülüp, ekipten, dernekten, Çerkes toplumundan uzaklaşan çok genç hatırlıyorum. Sadece iyi periyot atmak olmamalı gençlerin hedefi. Ekiplerde korolar da mutlaka yer almalı. Türkiye’ye özgü woredleri, gıbzeleri ön plana çıkaracak kurgular yapılmalı.

Woredlerin hikayelerini koreografize etmek mümkün. Sarıkamış ğıbzesinin de, Ankara Xase’nin de neden söylendiğini anlatan özgün koreografilerin diaspora ruhuyla kurgulanması gerekiyor.

Seyirci olarak sadece dansçı gençlerin aileleri değil, üniversiteler, festivaller, sanatsal etkinlikler de hedeflenmeli.

Kafkasya’da mükemmel örneklerini izlediğimiz İslamey dansını bizim gençlerin de yapabilmesi elbette gurur verici ancak daha özgün ve yeni müziklerle ve koreografilerle var olmak gerekiyor. Zira en büyük potansiyel, hala Türkiye’de. Ekip çalışmalarına katılan gençlere, atölye çalışmaları yaptırılarak diasporaya özgü, anavatanda derlenmemiş dansların, müziklerin mutlaka ortaya çıkarılması gerekiyor. Konservatuarlar da müzik, modern dans okuyan, ünlü dans toplulukların da dans eden birikimli Çerkes gençlerinden mutlaka yardım talep edilmeli.

Çerkes entelijansiyası kendi dansıyla barışmalı. Mademki gençler en çok dans için Çerkes derneklerinde varlar bunu bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor.

Gençlere hep dans ederek bir yere varılamayacağını, Çerkesliği kurtaramayacaklarını dillendirip morallerini bozmak yerine, gençlerin en keyif aldıkları dans etme zamanlarında, beraber ne yapılabilir bunu düşünmeliyiz.

Belki lütfedip, bizlere de birer kafe solo verirler hem belli mi olur?


Bu yazı toplam 3721 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net