

Keçiboynuzu kemiriyorum!
Bu keçiboynuzu (harnup) işlerine de geçen hafta can sıkıntısından dolayı hava almak için çıktığımız Kadıköy de bulaştık. Çocukluk yıllarına olan özlemimizden olsa gerek, yarımşar kilo şeker sucuğu ile keçiboynuzu kapıp geldik.
Yorgun geçen her günün ardından eve gelirken aldığım gazeteleri, akşam yemeği hazır oluncaya dek geçen zaman diliminde, keçiboynuzu kemirme merasimi eşliğinde okumakla meşgulüm. Asıl fasıl tabii yemekten sonra, şimdilik antrenman mahiyetinde göz gezdiriyorum.
Gerçi o bile yeterli aslında. Sayfalar birbiri ile o kadar çok çelişkili, o kadar çok yalan yanlış içerikle dolu ki saymaya ömür yetmez.
Benim diyen beri gelsin de, memlekette olup bitenleri, gazete sayfalarında verilen haberleri okuyup veya televizyon ekranlarından verilen görüntüleri değerlendirip bir anlam çıkartsın.
Aslında haber verme telaşında da değil kimse, asıl önemli olan mesaj.
Mesajı zihinlere yerleştirmek, mesaj yerleşmeyen zihinleri de olabildiğince bulanıklaştırmak.
Merkez medya ya da bunların amiral gemisi denen büyük gazete ve televizyonların yayınları zaten tam bir kara mizah. Dert ettikleri sorunlara karşı, en ufaktan bir çözüm önerileri yok.
Sadece Vatan Millet Sakarya edebiyatının irrasyonel taraflarında gezinmekteler.
Sözü dallandırıp budaklandırarak gelmek istedikleri nokta, 46 milyon seçmenin seçtiği parlamentoya ve onlardan oluşan mütevelli heyetine, sadece belediyecilik hizmetlerini layık görmeleri. Yani parlamento üyelerinin memleket işleri içerisinde yol, su, kanalizasyon konuları ile iktiza etmelerinin yeterli olacağını, bunların dışında ki çok mühim işlerin ise halka bırakılamayacak kadar kıymetli olduğu mesajını, masum çoğunluğa dikta etmeye ahdetmişler. Bu aklı evveller güruhu söz birliği etmiş esaret zincirlerinin çıkarttıkları çangırtılarla, mevcut medya gladyosun da, sanırsın ki, NESÂYİH ÜL-VÜZERÂ V'EL-ÜMERÂ tercümesi üzerinde çalışıyorlar. Yaptıkları iş gazete çıkartmak değil, ikaz name neşretmek, kendileri de gazeteci değil, sanki ikazat memuru!
Mesaj da pek ‘very good’ : Tehlikenin farkında mısınız? Verilmek istenenin esvafı miktarı bu kadar cık yani. Fazlasını almanız zaten istenmiyor. Çünkü memleketin işe yarayan lebaleb nimetlerinin tümü her daim kendilerinde kalsın istiyorlar. On yıllardır ancak yetti koca memleketin gücü bunları beslemeye, daha ne kadar zaman yetecek bilmem.
Bütün bunları da, her seferinde halk için yaptıklarını söyleme densizliğinde de bulunmaları. Hani o adam yerine koymadıkları cahil, göbeğini kaşıyan halk için! çırpınıp durmakta olmaları, bilmeyen de inanır.
Keçiboynuzu tadında bir hayatımız var ülkede!
Bir dirhem bal için, bir küfe odun çiğniyoruz. Dişi kesmeyenin vay haline, onu da bulamıyor.
***
Bizim Çerkesler içinde, şimdiye dek durum hem Kafkasya da, hem de Diasporada böyle bir şablondan ibaretmiş gibi gözüküyordu.
Geçelim. Zira geçmez isek, yani demli çay eşliğinde tütün çekmek için arada bir evin havadar balkonuna çıkmaz isek, duman ile düşüncelerimizi ütülemez isek; keçiboynuzu yerine kafayı kemirmek işten bile değil.
Yalan sağanağının içerisine sırılsıklam üşüyen hayatlarımız ile benliğimize yaylım ateş empoze edilen hatalı sürüm kimliklerimizin hayale düşmüş siluetinde, ürkek ve şaşkın idik.
Neymiş efendim; Çerkesya ötekileştirerek yaratılamaz imiş… Pardon!
Kim kimi ötekileştiriyor acaba?
Bir sistem de oturup anlaşmış, uzun bir müddet birlikte yaşantı sürmüş ama sonradan konsensüsün taraflardan birisi aleyhine bozulmuş olması veya bozulmaya çalışılması lazım gelir zannımca, birilerini ötekileştirmekten bahsedebilmek için.
Kim ötekileştirecek sorusunun karşısında ‘’ işte şu’’ denebilecek bir kuvvet, bu kuvvetin fiile geçebilme iradesi olması lazım. Ötekileştirme niyetiyle hareket edebilmek için önce güç olmak gerekiyor nihayetinde.
Heyhat, on yıllardır biz Çerkeslere, ‘’kim’’ olduğumuzu dahi unutturdunuz; şimdi kalkmış neden sonra ötekileştirilmekten korkar oldunuz.
‘’Sunar bir cam-ı memlu bin peynameden sonra, döner vefk-i murat üzre felek amma neden sonra’’ ha?
Adamlar kurmuş derneğini, vakfını, komitesini, kısaca atı alan Üsküdar’ı geçeli yıllar olmuş, sende yıllarca kış uykusundan uyanıp ta olup bitene ses çıkartmamışsın, fakat ‘’asıl olanlar’’ kendi kimliğine sahip çıkma emareleri göstermeye başlayınca vay’’ efendim, şu %15 nolcek’’? Bana ne?
Sen ve o meşhur %15, on yıllardır hiç ne olacak bu %85 in hali demiş midir?
Sizin amacınız açık ve net : Bir, %85 in gücünün %15 in çıkarları doğrultusunda kullanılması.
İki, Büyük ağabeylerinizin emirleri doğrultusunda Çerkeslerin gücünün %15’ler seviyesinde kalmasının ebedi temini için çalışmak. Çünkü o 15’likler sistemin içindedir. Tehlikeli değildir. Ama bu asi ve serkeş olan %85 resmen güvenilmezdir.
‘’Gümüşün beyazı nehre,
Ayın gölgesi düşmüşse eğer kedere,
Söz kar etmez olur Çerkes’e. Şairin dediği gibi yani.
Kurduğunuz bazı derneğimsi yapılar da on yıllardır, Çerkesleri (Adıgeler) Adıge-Kabartay-Wubıh şeklinde bölme faaliyetleri ircaa ettiniz mi etmediniz mi?
Off The Record kriptolarınız yerlerde sürünüyor, açıkça anlaşıldı ki bunu Wubıhlar babında bir dereceye kadar başardığınıza sevinçlisiniz, sırası gelen Kabardeyleri de aynı şekilde Çerkes kimliğinden ayrıştırmaya tabii tutacaktınız fakat ortaya ÇERKESYA meselesi girdi. Ama vazcaymış değilsiniz hala. Fakat artık her adımınız reel bir taleple karşılanacak haberiniz olsun.
Neymiş efendim ‘’Çerkesya olmaz, sizin memleketin adı ancak Adıgey olabilir’’ diyen muhteremlere;
Yıllarca Kafkasya da ‘’ÇERKES’’ kelimesini bilen, kullanan yoktur diye kuyruklu yalan uydurduğunuz anlaşılmasın diye mi, böyle birden ‘’onomastik-onomastique’’ uzmanı kesildiniz başımıza.
Neden ÇERKES kelimesini bilen yokmuş bakalım. Bir defa K.ÇERKESYA cumhuriyeti 1922 senesinde Kafkasya da değil de, uzay boşluğunda mı kurulmuştur?
Haydi diyelim ki, ÇERKES kelimesinin türemesi ve binlerce yıldır bu kelimenin Adıgelerle ilişki kuran komşu halklar tarafından Adıge kelimesi karşılığında (ÇERKES=ADIGE) tarihsel kullanım dağarcığını da bilmiyorsunuz.
Kafkasya da çekilen ‘’SÜRGÜN’’ belgeselinin adı neden ‘’ÇERKESYA’’ acaba?
Hiç düşündünüz mü? Yoksa haberiniz mi yok? Aaa yazık
Gerçi çok vehimli bir yapı olan kurumlarınızda, 21 MAYIS ÇERKES SÜRGÜNÜ’ ne Kafkas sürgünü der geçebilirsiniz, ama bu yarın öbür gün bu sözleriniz sizin yalan üftadeliğinizin delili olarak yüzünüze çarpılacaktır elbette.
Sonrasında bilmeniz lazım gelir ki ; 2010 nüfus sayımında, Kafkasya Adıgelerinin sivil toplum kuruluşları Kafkasya da yaşayan bütün Adıge halkına kendilerini ÇERKES olarak yazdırma çağrısında bulunmamış mıdır? Bulunmuştur. Haberiniz yok mu? Aaa yazık!
Sizin derdiniz nedir peki?
Sizin gibilerin derdi, o görmezden gelinmesine razı olmadığınız %15 in Türkiye sofrasındaki ağırlığına ortak olabilmekten ibaret. Şöyle ki, Kafkasya kökenlilerin bu politik sofrada bir payı vardır. Ama bu üleşmede Çerkesler neredeyse yoktur. Kafkas ağırlığı, Çerkes halkı dışındaki diğer milletlerdedir.
Mamafih bu azınlığın genel pazarlıkta dayanabileceği yegane toplu nüfus gücü Çerkeslerdir.
Çerkeslerin Kafkasyacılık oynamakta ısrar eden kesiminin esas derdi tam da budur.
Yani Çerkes faktörü aritmetik bir nesnedir gözlerinde. Asla yaşayan bir özne olamamıştır.
Çerkesler özelinde hemen her şeye muhaliflerdir. Olanca ağırlıklarına rağmen Çerkeslerin ihtiyacına yönelik tek bir eylemin hayata geçirilmesinde de, güçleri bir çakıl taşını dahi yerinden etmeye yetmez.
Yoksa Çerkesin ne demek olduğunu, Çerkeslerin neye ihtiyaçları olduğunu herkesten iyi bilmektedirler, ama söylemeye çıkarları uyuşmaz. Zaten izinde alamazlar bu vakitten sonra.
Sürekli bir dostluk-kardeşlik-akrabalık demagoji naralarının ardında yatan da budur.
Eşit olmamıza bile izin yoktur. Sadece ram olmak vardır bunların kitaplarında.
Ne zaman Adıgeyim diyen çıksa mikrocu etiketi yapıştırırlar, ne zaman dönüş desen Abhazya gibi yanlış adres gösterirler. Ne zaman Çerkesya diyen olsa kışkırtıcısın derler, ne zaman Çerkes desen dostluk-akrabalık teraneleri uydururlar. İspat? ispat yok sadece mesaj var.
Çoğunluğu azınlığın tahakkümüne sokmak istenmesinin başkaca cevabı var mı?
Ama yine de bunlar bütün zahmetleri Çerkesler için çektiklerini de söylerler, heyhat Çerkessiz bir Çerkeslik! Ne mutlu bize. Bazı şeylerin olması, yapılması, söylenmesi durumu o şeylerin hiç yapılmamasından daha kötü sonuçlar doğurduğu gibi işlerin daha kötüye gitmesine de sebep olabilir. Bunun en iyi örnekleri Kafkasyacı Çerkeslerde görmek pekala mümkündür.
Bunların Çerkesliğinde bir dirhem bal tadı alabilmek için, bir küfe değil bir kamyon odun, hatta bir orman dolusu ağaç kemirmeniz lazım gelir. Onun sonucunda da kesinlik söz konusu değildir.
Biz yetişemedik ama anlatırlar bizim memlekette, 12 Eylül iklimi pek sert geçmiş.
Fakat o meşhur gece ciheti askeriyenin çalan düdüğü ile maç bitmiş. Görece normal hayat yaşanmaya başlamış. Anlatılan hikâyedeki isimleri tam hatırlamıyorum.
Hayatın muzip yanına dokunmayı seven birileri, hâkim beyi de ayarlayarak, memleketin herkesçe tanınan laf cambazı sokak simitçisini, polis tarafından yakalatıp, mahkemeye çıkarttırmışlar.
Huzura çıkartılan sözde sanığa, hâkim bey gayet ciddi sorular soruyormuş,
- Oğlum, filan bakkalı sen soymuşsun öyle mi?
Simitçi;
- Yok, hâkim bey valla yalan…
- Oğlum bak şahitler var, filan adamı sen dövmüşsün öylemi?
- Yok, hâkim bey valla yalan…
- Oğlum bak filan adamları sen örgütlemişsin öylemi?
- Yok, hâkim bey valla yalan…
- Oğlum bak filan filan duvarlara yasak yazıları sen yazmışsın öylemi?
Simitçi bu soruya hem şaşırır hem de verdiği cevap ile cümle alemi şaşırtır;
- Aha yalanını …seveyim hakim bey, benim okuma yazmam yoktur ki…!
***
Bizim de bundan böyle tek gerçeğimiz, RF sınırları içerisinde Çerkeslerin birliğini sağlayacak Çerkesya’nın kurulmasına olan ihtiyacımızdır. Bunu talep eden anavatan gençliği ile bağımızı güçlendirmek ve nihayetinde Çerkesyanın kurulmasını sağlamaya yönelik mücadelemizdir.
Bunu dışında bizlere çözümsü çelişkiler, kısır işler öneren herkese cevabımız;
‘’AHA YALANINIZI SEVEYİM ‘’olacaktır.
