

Çerkesler, 150 yıl kadar önce anayurtlarından ayrıldılar.
Hala o geldikleri gibiler mi?
Belki bazı aklı geçmişte takılı kalmış, romantiklere göre öyle. Ama gerçek yaşam da öyle mi?
Çerkes tarihi, Çerkes örfü, Çerkes genetiği, Çerkes politikası tamam da, Çerkes sosyolojisi, Çerkes sosyal-psikolojisi, Çerkes şiiri, Çerkes felsefesi de olmalı.
Hiç bir şey diğerinden tamamen bağımsız ve ilgisiz değil.
Bilimler tek tek disiplin olabilirler ama, kim demiş birbirlerinden tamamen ayrıdır ve birbirlerine ilgisizdir diye?
***
Çerkes toplumu/ ulusu ve Çerkeslik'de değişen bir şey.
Hiç bir şey eskisi gibi kalmadığı gibi Çerkeslik de öyle.
Xabze/ Çerkes örfü/ Yaşam tarzı.
Onun da aynı kaldığını düşünenler var hala.
Bu şekilde düşünenler Çerkesliği de, Xabzeyi de dondurarak, ölüme mahkum ettiler.
Bugünkü Yunan ile 2500 yıl öncekinin aynı kaldığını iddia eden var mı?
Günümüz Türklüğü ile tarihe ilk doğduğu bilinen MS. 5.yy.’da aynı olduğunu düşünen bildiğim kimse yok!
Değişmez sınırlara sahip olduğu düşünülen, hatta bir tarih-kültür-dil birliğini çok köşeli biçimde korumuş olmasına rağmen Çin bile 3500 yıl önceki Çin değil.
Çerkeslik/ Adığağe’mi 2000 yıldır hiç değişmeyecek?
***
Bir ulusa/ topluma ait olan bilinçli birey, tarihsel bilinç ve sorumluluğa da sahip olmalı.
Bir ulusa ait olduğu gibi insanlığın ve canlı bütünlüğünün de parçası olduğunun bilincinde olmalı.
Tabii sadece dünyalı değil, bir galaksi ve güneş sisteminin hatta evrenin parçası olduğunun bilincinde de olmalı.
Öyleyse insan kendi kişisel duruşundan, ulusal duruşa, oradan da dünyalı duruşundan, uzaydaki konumuna kadar farklı tanımlarla nitelenen kimliklere hepsine birden bakmak ve görmek durumundadır.

Her şeyi okumak, yazmak, duyumsamak, öğrenmek, bilmek, yorumlamak kadar gelişmeleri, trendleri anlamak bir Çerkes, bir insan, bir dünyalı, bir Güneş sistemli olarak üzerimize yükümlülüktür.
Zaman ve mekan algısı yoksa, aidiyet parçalanmış ve hatta yok edilmiş bir kimliktir.
Her şeyi, her terimi, her olguyu birbirine karıştıran, ölçüsüz değerlendiren, doğru iş ve güvenli bir eylem üretebilir mi?
Tüm insan ırkı gibi Çerkes halkının bireyleri de etrafında akıp giden her şeye, her olaya, her olguya, analitik, ayırt edici biçimde bakmalıdır.
Göze, diş, kulağa, yürek diyecek bir babayiğit var mı?
Aynı organizmanın parçası diye tüm organların görevleri birbirine karıştırılabilir mi?
Hele hele 89 yaşındaki bir adamdan, 18 yaşındaki delikanlının performansını beklemek olabilir mi?
Çerkesliği abartmak veya geçmiş yüzyılda dondurma yanlışlığına düşmek gericilik değil de nedir?
Günümüz yaşadığımız sorun ve olaylarına karşı, geleceğin argümanlarına, çağdaş bilimsel ya da demokratik eğilimlerine göre değil de, salt gelenekçilik izinde koşarak çözüm aramak doğru olur mu?
Sonuç olarak bir halk geleceğe kalmak ve yaşamsal aktivitesini en iyi şekliyle sürdürmek istiyorsa toplumsal dokusunu ve donanımını bu gerçekler ışığında tamam etmelidir.
Sayın Vahit Erdo, özgün fikir sahibi birisiniz. Saygı duyarım. Aydın yanınız yadsınamaz. Peki, sorayım, Kafkasya neresi?..
1940'larda Rus generalleri, herhalde Nazi safına geçmiş Adıgeler de bulunduğunu gerekçe göstererek, Stalin'e Adıgey Adıgelerinin Sibirya'ya sürülmeleri önerisinde bulunmuşlardı. Belgeleri var bunun. Stalin öneriyi ret etmişti. Stalin'in ret gerekçesi de şuydu: "Adıgeleri sürersek Kafkasya'nın Kafkasya olma özelliği kalmaz...
Peki ,Rusya ile bir sıcak mücadelede diyelim, 110 bin Adıgey Adıge'si için Sibirya'ya sürülmekten beter bir sonuç çıkarsa bunun sorumluluğunu kim taşıyabilir?..
Patronlar arasında “Mevduatına göre konuş” diye bir deyim var. Adıgelerin eti budu ne?..
1959 Sovyet nüfus sayımına göre Adıge ve Karaçay nüfusları eşitti (80 bin, 81 bin), Balkar nüfusu da 42 bin idi. Şimdi Adıge ve Şapsığ nüfusu toplamı yaklaşık 130 bin: yüzde 62,5 ya da 1,6 kat artış söz konusu. Karaçay nüfusu 218 bin: yüzde yüzaltmış dokuz ya da 2,69 kat artış. Balkar'ı da verelim: 125 bin: yüzde yüz doksan yedi ya da 3 kata yakın (2,976) bir artış…
Hadi Çeçenleri de verelim: 1959'da Sovyetler tamamında 408 bin idi, şimdi (2010'da) sadece Rusya'da 1 milyon 431 bin: yüzde ikiyüz elli ya da 3,5 kat artış.
Neden Adıge artmadı da diğerleri artmış? Çünkü diğerleri, Kazakistan ve Kırgızistan'a sürülen bu halklar askere alınmadı, genç nüfuslarını korudular da ondan. Büyük artışlar bu nedene bağlı.
Adıgeler sürülmediler ama 55 bin olan o zamanki Adıgey Adıge nüfusunun 17 bini savaşta öldü ya da geri dönmedi. Bu da genç erkek nüfusun belki % 90 gibi bir oranına tekabül eder. Yaralı ve sakat kalmış olanlar bu sayının dışında. Bu yıkıcı darbe nedeniyle Adıge nüfusu çok az arttı. Adıge kadınları kocasız kaldılar ya da evlenecek erkek bulamadılar. Etrafları Hıristiyan bir nüfusla çevrili ve temassız idiler.
Bu açıklamayı bunu vurgulamak için yaptım. Peki, 1864'teki büyük nüfus (2 milyon) yıkımının kalıntısı olan Adıge halkının bir çatışmadan ya da gerginliklerden ne gibi bir çıkarı olabilir. Diğerleri, daha önceleri olduğu gibi kendilerini koruyabilirler diyelim, onlar yan yana toplam 8 milyon ediyorlar. Peki Kafkas kültürünün tarihsel kalbi olan bu 110 bin Adıge'yi kim korusun? Geçmişte, en zor durumlarında bile hiçbir yerden, komşularından bile destek ve yardım alamamışlardı, bundan sonra alacaklarının bir güvencesi mi var?..
O halde biz ancak barışçı yollarla mücadele etmek zorundayız. Aksi macera olur. Bunun için Rusya Federasyonu bütününün tümünün özgürleşmesi, halkların ve dillerin eşitliği için, İspanya ya da İsviçre örnekleri doğrultusunda mücadele etmeliyiz diyorum. Zor, Rus çoğunluğu milliyetçi ve aşağılık duyguları, tepkileri içinde. Sonunda uyanacaktır. O zaman Kafkasya da, Rusya'nın tamamı da özgürleşecektir. Benim düşüncem böyle. Şimdiki durumun geçici bir durum olduğunu, er geç Rusya halklarının demokratik özgürlük mücadelesinden başarılı çıkabileceklerini umuyorum. Tıpkı Türkiye’de de olacağı gibi.
Bu bakımdan gerçekçi olmalıyız. Global emekçilerin dayanışması gibi sözler ediyorsunuz, güzel sözler, iyi olur ama ufukta öyle birşey gözükmüyor. Afrika'da açlık ve hastalıktan, iç çatışmalardan, İŞİD’in kolu Boko-Haram gibi örgütler yüzünden milyonlar kırılıyor, acı çekiyor.
Hoş İŞİD’in Kafkasya kolu da var. Ama kafa kesen barbarlardan antiemperyalizm olamaz. Bu arada bunu da belirteyim.
Batılı emekçi kadınlara gelince, bir günlük gelirlerini bağışlasalar Afrika’daki açlık sorunu çözülebilir, sulama tesisleri yapılabilir. Ama bağışlamazlar, burjuva kadınları ile birlikte dudak, tırnak boyasına, köpek mamasına milyarlar akıtırlar. Yapmazlar, çünkü oralarda insandan çok para önemlidir.
Gerçekler maalesef böyle. Saygılar.
