

Fahri Huvaj ile aramızdaki tartışmayı tam da faydalı bir mecraya çekip, suya sabuna dokunmaya başlamışken bitirmek durumunda kalıyoruz.
Buna tartışma demek bile zordu aslında, ben onu bahane ederek kendi bildiğimi okuyor, o ise konuyla da pek ilgisi olmayan hikayelerini anlatıyordu. Konu, alakasız hikayelerle idare edilemeyecek hal alınca da sahayı terk etti.
Sonunda şaşırtacağım diyerek başladığı yazısını, ortaya kötü kokular bırakarak, yakıştıramadığım bir çirkinlikle, gerçekten şaşırtarak bitirdi. Madem çıkacaktı, kendini kirletmeden daha temiz bir kapıdan çıkabilirdi.
Zaten yanlış kapıdan girmişti. Dönüşçü döküntülerinin, ettikleri haltları çamur atarak kapatmaya çalıştıkları gürültülü ortama, onlara destek sayılabilecek bir yazı yazarak dalmıştı. Bense, iyi niyet göstermiş, Huvaj’ın hazır çamur atan birilerini bulmuşken ben de katkıda bulunayım diyecek bir adam olamayacağını, bunun kasıtlı bir tesadüf olmadığını düşünerek, kendisini özenle ayırmış, bunların arasında kirletmemeye çaba göstermiştim.
Doğrusu beni asıl şaşırtan sonu da değildir. Başından beri şaşırtmıştır. Bu kadar boş çıkması, sermayesinin bu kadar çabuk tükenmesi hiç beklemediğim bir durumdu. Üzüldüm de. Duayen dediğimiz, kırkbeş yılını dönüşçülük davasıyla geçirmiş bir ismin ortaya koyduğu görüntü, bir şeyler bildiklerini ve hesaplayabildiklerini zannederek peşlerine takılan bizlerin durumunu da pek parlak kılmıyor.
Sn. Huvaja, önceki yazımda da belirttiğim gibi, ifadelerimi kastımın dışındaki anlamlara doğru çekmeye çalışan ucuz numaraları da hiç yakıştırmamıştım. Yazdıklarımı anlamadığına ihtimal veremiyorum. Çünkü, okuma yazma ve hitabet konusunda yıllardır tartışılmaz bir yetenek segileyen birinin, okuyucuların doğru anladığı yazılarımı anlayamaması düşünülemez. Bu yazısına başlarken de aynısnı tekrarlamış.
Güya son cümlelerini çelişkili ve dolayısıyla şaşırtıcı bulduğumu söylemişim. Kendisinin çelişkiye düşmeyecek kadar yetkin ve tutarlı olduğunu düşündüğüm için teşekkür edermiş vs. vs. Ben, cümlelerinin çelişkili olduğunu değil, yazılarını faklı ruh halleriyle yazdığını söyledim. Yani sağlıklı ve istikrarlı bir görüntü vermediğini, yazım ortada. Nitekim son yazısı da diğerlerinden farklı bir ruh hali ile yazılmış.
İlk yazısında, dönüşçüleri eleştiren yazımdaki alaycı üsluptan rahatsız, 45 yıllık davasını, doğrularını savunan ciddi adam. İkinci yazısında, iş işten geçmeden hemen örgütlenelim diyen gaza gelmiş dava adamı. Üçüncüsünde, madem dönüşçülük bitti diyorsunuz kendiniz bulun çaresini havasında küskün adam. Dördüncüsünde, beni içerden kaleyi yıkmaya çalışan “anti dönüşçü” hain ilan edip, dostlarından artık makbul bir adam olmadığımı öğrendiği için sahadan çekilen bilge. Bunların hepsi aynı adam.
Son yazısından öncekileri, sürekli artan bir hayal kırıklığı ile okudum. Dr. Hatam’ın daha kibar versiyonu gibi bir imaj oluşturuyordu. Biraz sıkışınca, son yazıda kibarlık ta gitmiş.
Şimdi haksızlık olmasın, Sn. Hatam yıllardır doğrusunu(bana göre yanlışını) şaşmadan savunan, zamanında dönmüş, bedel de ödemiş, istikrarlı biri. Böyle kafası karışık değil.
Böylesine ne denir bilemiyorum. Yaw kolhoz hikayeleri anlat köşende otur, dinleyen olursa. Madem yüzme bilmiyorsun niye çıktın kavağa.
Üstelik seni incitmek istemediğim, kirli ortamdan korumaya çalıştığım, saygı gösterdiğim açıkça belli. Pilin tükenmişse de, sıkılmışsan da güzelce çekilebilirsin. Niye gidip çamura saplanıyorsun. Gerçekten şaşırttın.
“bu yüzden ne devlet ne de toplum nezdinde bir karşılıkları olmayan, hatta toplum içine girmeye bile yüzleri kalmayan, yalnızca kendilerini gündeme taşımak ve avutmak için polemik arayan bu insanlara sen nasıl alet olabilirsin” diyorsun, hangi toplumun içine girmeye neden yüzümün kalmadığını açıklamak zorundasın, açıklamadığın sürece benim de, okuyucunun da gözünde o “kimi dostların”la beraber girdiğin çamurda kalacaksın. Duayen sıfatını hakedecek yaşa gelmiş ayrıca da hukukçusun. Bu tip cümlelerin işkembeden atılamayacağını insana ispat yükü yükleyeceğini de gayet iyi bilirsin.
DÇB çevreleri ile çoğu arızalı ve sabıkalılardan oluşan bir avuç döküntüye toplum diyeceksen şayet, kimse yemez. Oralarda olmamam yüz değil tamamen ilke ve mide sorunudur. Bunların dışında benim sorunlu olduğum herhangi bir kesim ve kişi de yoktur.
Önceki yazılarımda, duayen dönüşçülerin çözüm arama konusundaki samimiyetlerine inancımı muhafaza ettiğimi belirtmiştim. Ancak, duayen dediğimiz 45 yıllık doğruları olan bu ismin çizdiği zikzaklar, sonunda da gidip kendini erik familyası standartlarına düşürmesi, aramızdaki fikir ayrılıkları bir yana kendi savundukları konusunda da samimiyetini sorgulatır niteliktedir.
Tartışmamız her ne kadar kötü bitmişse de bence önemli bir faydası olmuştur. O da benim bu kadar kısa ve net birşekilde ortaya koymakta zorlanacağım çıplak gerçeği ortaya çıkarmasıdır. Aile çevrelerine bile pazarlayamadıkları eski püsküyü millete satmaya çalışan bohçacıların sermayesi bu kadardır. Elde kalan dönüşçülüğün ipi de, sapı da, çapı da budur. Aksini iddia eden varsa buyursun.
Buyursunlar da, gerçekten söyleyecek sözleri varsa buyursunlar, bir de doğru kapıdan girip doğru kapıdan çıksınlar. Sıkışınca çamura kaçacaklarsa, önce bir düşünsünler derim.
Emekliliklerini masal anlatarak geçirmek için dönenlerin ve henüz dönmeyenlerin koşulları ve statüsü hepsinden iyi durumda iken bırakıp dönmüş, bedelini ödemiş, 22 yıldır vatanda yaşamaya devam eden birini anti dönüşçülükle suçladıkları garip bir durumla da karşı karşıyayız.
Anti dönüşçü birileri varmıdır gerçekten, ben bilmiyorum, karşılaşmadım. Savunuyor göründükleri içi boş tezleri için mutlaka bir antiteze, suni bir düşmana ihtiyaç duyanların uydurması olsa gerek. Yoksa anti dönüşçü vasfı ile tanımlayabileceğiniz bir Çerkes grubu ben tanımıyorum. En önemli anti dönüşçünün Çerkesleri yurtlarından koparan gücün kendisi olduğunu görmek istemiyorlar bir türlü. Bu gerçeği gündeme getirenleri de hemen düşman ilan ediyorlar.
Yazılarımı okuyanlar benim vatana dönüşe karşı olduğum gibi bir fikir çıkaramazlar. Vatana dönüş her Çerkesin en doğal hakkıdır ve talep etmelidirler. Yazılarımı insanları vatana dönüşten vazgeçirmek için yazmıyorum. Gerçekleri bilmeleri, doğru hesap yapmaları için yazıyorum. Karşı olduğum, gerçekte olmayan bir süreci varmış gibi gösterenler, bu bahaneyle Çerkeslerin davasını muhataba rehin olarak verenler, bir hak hukuk davası olmaktan çok sadaka talebi çerçevesine hapsedenler, dönüşçülük retoriğini Rusya’nın Çerkeslere karşı geçmişte işlediği suçları ve bu gün de devam ettirdiği hak ihlallerini perdeleyen bir uyuşturucu olarak kullananlardır.
Ayinesi iştir kişinin diye başladığı cümleler gerçekten göz yaşartıcı, sanırsın ki kendileri büyük işler yaparken biz yan gelip yatmışız. Hiç kusura bakmasın bu konuda da tevazu gösteremem. Anavatana döndüğüm tarihten itibaren hep doğru yerde doğru konuşan bir avuç vatanseverin yanında durdum. Elimden geldiğince hep gerçeği yansıttım. Konuşamadığım zamanlarda sustum ama karşı tarafa geçerek işbirlikçilik yapmadım. Yazdıklarım konuştuklarım ortadadır.
Çerkes halkını ilgilendiren hayati olayların olduğu dönemlerde, var olduğunuzu gören, doğru bir cümle kurduğunuzu duyan oldu mu ? Ayineniz mi bozuktu, işlerinizi niye göstermedi. Sadece doğru söyleyenleri susturmak için ortaya çıkan “dönüş ruhunuz” tatile mi çıkmıştı. Sovyet hikayelerini çevirmek, yayınlamak gibi şeyleri kahramanlık sayıyorsanız onun alıcısı ben değilim. Yine de, gerçekten yetenekli olduğunuz bu konuda çalışma yapmanız daha doğrudur. Hiç değilse mala davara zararı yoktur.
Bu günlerde, Huade Adnan uydurma trafik suçuyla yeniden içeri tıkıldı. Çok ağır suçlulara bile yapılmayan muamelelere sık sık maruz kalmasının nedeni herkes biliyor ki, Çerkeslerin haklarını arama cesareti göstermesindendir.
Adnan’ın yanında gözükmeye çekinenleri, korkanları asla kınamıyorum, saygı da duyuyorum. Ama “döküntü dönüşçüler” nerdeyse zil çalıp oynayacaklar. Duayenlerin de ilgi sahasına giren bir konu gibi görünmüyor henüz.
Dönüşçü bir arkadaşıma göre, Maykop’ta ve Nalçik’te yataktan gecenin yarısında kaldıracağınız herhangi birisi benim tespitlerimi yaparmış. Çözüm odaklı tartışmıyormuşum. Çok memnun oldum, en azından doğru söylediğimizi teyid ediyor. Ama onun dediği gibi olmadı. İşte, duayen isimle bile tespitlerde anlaşamadık.
Bana göre, en önemli sorunlarımızdan biri, tespitlerimizi hala yapamamış ve onların üzerinde anlaşamamış oluşumuzdur. Doğru tespitler zaten çözüm önerilerini de içinde barındırır.
Ben doğrularımı anlatmaya ve tespitlerimi yapmaya devam edeceğim, “dönüş ruhu” da rahatsız olmasın canım, ruhlar aleminde gezmeye devam etsin.
İmdat Kip, 17 Mayıs 2016, Nalçik
İmdat abi'nin yazısına Fahri bey'in yanıtı. Buraya yapıştırıyorum.
19 Mayıs 2016, Nalçik
''İMDAT GİBİLERİN POLEMİKLERİNE ALET OLMAMA KARARIM ÇOK DOĞRU VE İSABETLİ BİR KARARMIŞ.
Nitekim İmdat “beni bahane ederek kendi bildiğini okuduğunu” açıkça itiraf etti.
Hiç cevap vermeyeyim dedim ve aslında tam olarak cevap veriyor da değilim ama yine de hiç değilse vaktiyle bize güven duymuş halkımıza duyduğumuz saygı adına birkaç noktaya değinme gereği duydum.
İmdat, son yazımda “ortaya kötü kokular bırakarak” bitirdiğimi söylemiş. ”Kötü kokular” bırakan ben değilim, tam tersine, ben yalnızca “bırakılan kötü kokuları” yeni farketmişim.
Ben “dönüşçü döküntülerinin, ettikleri haltları” bilmiyorum, bilemem. Pek çok kez ifade ettiğim gibi, kendimi 1970-80 döneminden sorumlu sayıyorum. Ben dönüşçülerin melaike olduğunu da söylemedim, söylemiyorum, söylemem. Herkes gibi dönüşçüler de yanlış yapabilirler. Önemli olan, o yanlışı usulüne uygun biçimde düzeltebilmek, en azından bunun için çaba gösterebilmektir, yanlışı parmağına dolayıp yanlış yapanı batırmaya çalışmak değil.
Hangi dönüşçünün nerede ne zaman hangi yanlışı yaptığının muhasebesini yapmaya kalkarsak, kimi dönüşçülere “döküntü” sıfatını yakıştıranların kendi sicillerinin ne kadar kabarık çıkabileceğini önceden kestiremeyiz. Kimsenin açığını, yanlışını aramak gibi bir derdimiz yok, olmamalı da. Varsın, bilen bildiğiyle kalsın. Bilinen iyi yanlar varsa onları öne çıkarmaya ve yaymaya çalışalım.
Kendini Kafdağı’nda görenler halkın içinde olabilselerdi, “dönmüş”lere ve “dönüşçü”lere iyi örneklik ve önderlik edebilselerdi, dönüş hareketi her halde çok daha iyi, olumlu sonuçlara ulaşabilirdi.
Okuyucunun aklıyla alay etmeye gerek yok. Benim çağrım gayet açık ve net; şayet dönüşçüyseniz, buyurun birlikte yeni bir dönüş stratejisi hazırlayalım (veya bensiz siz hazırlayın), şayet dönüşçü değilseniz buyurun siz Çerkes halkı için (bensiz) başka bir ulusal kurtuluş stratejisi hazırlayın!”
Kendi toplumuna “DÇB çevreleri ile çoğu arızalı ve sabıkalılardan oluşan bir avuç döküntü” diyebilen, kendisinin yanında durduğunu söylediği “doğru yerde doğru konuşan bir avuç vatansever” dışındakileri adamdan saymayan, haydi beni bir yana bırakın, 70’ine merdiven dayamış herhangi bir Çerkese “…doğru bir cümle kurduğunuzu duyan oldu mu?” diyebilen biri için ne denilebilir ki!? Olsa olsa, şayet sağlıklı düşünme yeteneğini kaybetmemişse toplumunu tanımıyor, toplumun değerlerine zerrece saygı duymuyor, kendini yükseklerde sanıyor, halkına tepeden bakıyor demektir.
Aksi halde, halktan biri, halkın içinde olur, acılı, sevinçli günlerini paylaşır. Ama unutulmamalıdır ki, kendini dev aynasında görenlerin, halkına tepeden bakanların yükselip yüceldiği, halkın gönlüne ve bilincine girebildiği pek görülmüş değildir. Yine de halk, her zaman anlayışlı ve hoşgörülüdür. Kendisine tepeden bakanları da vakti saati gelince yere indirir.
Bir kez daha yineleyelim; kimse Çerkes halkının aklıyla, iradesiyle alay etme hakkına sahip değildir, buna izin de verilemez.
Şayet ben “Çerkes halkını ilgilendiren hayati olayların olduğu dönemlerde, var olmadıysam, “doğru bir cümle kurmadıysam”;
• yayınladığımız “Kamçı – Aylık Siyasi Gazete”, “Yamçı – Aylık Sosyo-kültürel Dergi” gibi yayınlarımıza abone olan, sayıları 3000’e varan insanlar;
• 5-6 dönem beni Ankara Kuzey Kafkasya Kültür derneği başkanlığına seçen dernek üyelerimiz;
• KAF-KUR üyesi iken çağrılarımıza uyarak her toplantımıza katılan dernek temsilcileri;
• KAF-DER’i birlikte kurduğumuz derneklerin yöneticileri;
• beni birkaç dönem DÇB Başkan Yardımcısı olarak seçenler;
• Çerkesleri karalayan bir filmi protesto etmek üzere yaptığımız çağrı üzerine 1978 yılbaşında Düzce’de toplanıp halkımız adına yaptığımız ilk toplantı ve gösteri yürüyüşünü gerçekleştirenler;
• aynı şekilde Abhazya’nın işgali üzerine 1992 yazında yaptığımız çağrı üzerine Adapazarı’nda yine ilk ulusal mitingimize ve izleyen etkinliklerimize katılanlar;
• ulusal var oluşumuz için Anayurda dönmeliyiz sözümüze uyarak Anayurd’a dönüp yerleşenler, tutunmaya çalışanlar…
hepsi yanlışı doğruyu ayıramayacak kadar akılsız, iradesiz, geri zekalı insanlar mıydı?
Muhatap olmama kararımın ne kadar doğru ve yerinde olduğunu bir kez daha somut olarak gördüm.
Hele bir de bu yazıyı beğenenler çıkınca, iyice kanaat getirdim ki, gerçekten benim artık kenara çekilmem gerekiyormuş. “Yeter bu halk için yaptıkların, artık girme bu polemiklere” diyen dostlarım çok haklıymış.''
İmdat Kip gerçeklikle bağını koparmış zihniyeti arşivledi dolaba kaldırdı
Ne diyelim hayırlısı.
Beybulat Bersis yorumunu okudum şimdi imzamı atarım hepsine.
''Şu "duayen" tanımlamasını bıraksak artık! Hakaret maksadım yok ancak siz duayen diye diye kendilerini hakikaten üstün nitelikli aksakal sanmaya başladılar. Belli değil mi "İmdat gibi düşünenlere" yerine İmdat "gibi"lere yazmasından. Ne demek "İmdat gibi"lere? Hele hele ne demek "...toplum nezdinde bir karşılıkları olmayan, hatta toplum içine girmeye bile yüzleri kalmayan"..
Huvaj önceki yazısında "..Anti-komünist, anti-rus propagandalarla şartlandırılmış, ağırlıklı olarak köylü ve muhafazakar Çerkes ana kitlesini, sosyalist bir yönetimle yönetilen anayurdumuzda yaşamaya ikna edebilme"nin ana sorun olduğundan bahsediyor. Ruslar tarafından soykırıma tabi tutulmuş ve topyekün sürgün edilmiş bir halkın hafızasında "Rus ve Rusya" algısı başka nasıl olacaktı? Ne demek "şartlandırılmış?" Sanki bu halk tarihinde hiç bu trajedileri yaşamamış da birileri anti-rus propagandalarla bu safları "şartlandırmış!". İnsan kendi halkını bu kadar aşağılar mı?
Varsa yoksa Yamçı, Kamçı, Nartların Sesi. Her yazısında tapınmaya döndü bu iş. Bu yayınlarda "dönüş" tezini işlerken sürekli sovyet-rus- komünizm güzellemesi yaparak, zaten hafızası rus nefretiyle dolu, sosyolojik kategori olarak da dindar muhazafakar olan bu halkın baştan reddiyeci bir refleks göstereceğini öngörmek için kahin olmak gerekmiyordu. Sovyet propagandası yaparak yeni yeni şehir(li)leşmeye başlayan bu halkı kendi davasına sahip çıkmak bir yana derneklere bile mesafeli bir tutuma soktuğunuzu, bir nesli çocuklarını derneklerden sakınır hale getirdiğinizi itiraf edin bari. Nihayetinde olan da buydu zaten.
"Dönüşçülük" dediğiniz şey KGB uzantısı "rodina"larla işbirliği yaparak teoride Sovyet-Rus propagandasından öte bir proje ortaya koyamamış, pratikte de hiç bir karşılığı olmamış, aksine pratikte tek karşılığı o dönem bir neslin Çerkes kurumlarından uzak durmasına sebep olmuştur.
Bugün ise hala Rusya'ya sözde gönüllü katılışımızın 450.yılı safsatası için oturup Rusya'ya güzellemeler yazan "duayen gibi"lere hakaret etmiyorum ancak saygı da duymuyorum arkadaş!
Çözüm üretmeye, başta şu duayen dediklerimizi ve onların "gerçekçi siyaset" diye ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu dün sovyet bugün rus güzellemelerinden ibaret fantezilerini bir kenara iterek başlamak gerektiğini düşünüyorum.''
