

Ünlü olmasın, büyük yazar, şairleri olmasın, halk önderleri, liderleri olmasın, şöhretli sanatkarları, heykeltraşları, şarkıcıları, değerli ve dünyaca tanınmış bilim ya da politikacıları.
Yahu! Bir toplum nasıl bir şeydir ki, içinden değerli insanların çıkmasına mani olur?
Böyle bir şey var mıdır? Bence hayır!
Hangi toplum içinden çıkardığı değerlerini, değersizleştirmeye, küçültmeye veya olduğundan daha aşağı göstermeye çalışır? Yoktur böyle bir toplum çünkü.
Böyle bir insan, böyle bir toplum varsa zaten adı ister Çerkes, ister Adığe, ne olursa olsun, yok olmaya, tarihin çöplüğüne atılmaya çoktan hak etmiştir. Hayır!
Çerkes toplumu ne kendi evlatlarına karşı bu kadar duyarsızdı, ne de onları aşağıladı.
Çerkesler de her insan toplumu gibi güzel, akıllı, başarılı, mutlu ve halkını düşünen evlatlar çıkardı içinden.
Onları, halkın ülkesi(Xek); her adım başı akan güzel, nurlu ırmaklarında yıkadı, harika yiyecekleriyle besledi.
İnsanlık ırmağına her biri katkı yapmış, binlerce, onbinlerce evlat verdi, Çerkes toplumu/ Ulusu.
Ama bir kötü zaman geldi; Çerkes halkı için bir kıyamet, bir yokoluş, bir sönüş.
O zamandan bu yana toplum felç oldu, evlat çıkartamaz, yetiştiremez oldu.
Bir toplumun (bu her hangi bir canlı da olabilir) doğal yaşamda düşmanı olursa ve evlatlarını kaybederse, o zaman iki seçimden birini yapar; Ya hızla uçuruma, ölüme doğru koşar, yani çoğalmaz, üremeyi durdurur, avlularında çocukların cıvıltısı değil, ölüm sessizliği konuşur ya da tehlikelere, yokoluşa, ölüme açıkça meydan okur, tekrar kaybedecekmiş, kökünü dünyadan kazıyacaklarmış umurunda olmaz, öylesine bir dirilişle dirilir ve çoğalır ki, onun hızına rekabet içinde oldukları hiç bir canlı veya insan türü yetişemez.
İşte öylesine deli, öylesine cesur, öylesine yürekten bir varoluş savaşı sergilemeli insan toplumu.
Yaşadığına hakkını veren ve yaşamayı verdiği çaba ile başarabilen bir insan toplumu.
Çerkesler, 21 Mayıs 1864'te simgelenen soykırım ve sürgün konusunu hala üzerlerinde karabasan gibi hissediyor olabilir.
Gerçekte bu insanoğlunun yaşadığı en önemli trajedilerden ve travmalardan biridir. Fakat aşılmak zorundadır. Yoksa toplum kendi kendini adeta ölüme mahkum etmiş olur.
Zamanın da, güya demokratik teamülleri işletmenin, herkesin, toplumun her bir bireyinin birbirine eşitliği anlamına geldiğini düşündüğünü sananlar, sınıfçı bakmayalım, ayrımcılık yapmayalım, tarihi kişilere atfetmeyelim diyerek içinden bazı insanların, kattığı değer ile daha bir ön plana çıkmasına mani oldular.
Bu hata toplumumuz içinden çeşitli kişilerce işlendi.
Çeşitlilikleri içinde barındıran bir toplumun kendi organları arasında ayrımcılık yapmak gibi bir misyonu tabiidir ki olmaz.
Bir toplum, İnsanlarını; hukuken, hak ve fırsat olanakları açısından eşit görür ve eşit davranır.
Ama yükselmek isteyen, daha çok hizmet etmek isteyen, dolayısıyla da kendine ve ailesine, mesleki sınıfına ya da içinde bulunduğu topluma diğerlerinden daha fazla neden faydası olmasın?
Çerkes/ Adığe toplumu hem kendine, hem halkına, hem dünyaya, hem insanlığa faydalı, başarılı bireyler neden çıkartmasın ki?
Düşüncesi, ürettiği, yazdığı, çizdiği, söylediği ile Çerkes aydınları, sanatçıları, yazarları, bilim insanları, politikacıları, ekonomistleri, iş adamları, sporcuları ortaya daha çok çıkacaktır, daha çok çıkmalıdır.
Bu insanların günbegün çoğalması, toplumun yaşadığını, Çerkes halkının artık yaşam bulduğunu, nefes almaya başladığını, dünyaya ve insanlığa duyuracaktır, duyurmalıdır.
Artık toplum için uyanış zamanı gelmiştir. Çerkes toplumu 150 yıllık bitkisel yaşamdan, özlediği gerçek yaşama geçmiştir.
Hepimiz, tüm Çerkesler için geçmiş olsun!
Bundan böyle daha çok yazmanın, çizmenin, söyleyip, üretmenin, çoğalmanın zamanı gelmiştir.
Çerkes halkı yeryüzünde kendi özgün varlığıyla yaşamayı fazlasıyla hak etmektedir ama bunun olmazsa olmazları vardır! Önce bunlar belirlenmeli ve halkın rotası ortaya konulmalıdır.
İşte düşünen, yazan, toplumunun önünde gitmek, yürümek, koşmak isteyenlere fırsat, Çerkes Rönensansı-Aydınlanması için neler yapılması gerekiyorsa onu yapacak olanlar, halkın, özgürlüğünün ve ülkesinin de önünü açmalıdır.
Aydınlanma kadim kültür kodları ile ilişkilerde problemli bir tanım olabilir. Kadim kültürlerin zamana taşınmasını modern aydınlanma perspektifi ile izah sıkıntı yaratabilir.Kadim kültürlerde kültürün özünü oluşturan,insanın insanla ,insanın doğayla ilişkisini tanımlama ve zamana taşımda modern kavram olan aydınlanmanın usulü yeni bir usulsüzlüğe sebep olabilir.
Aydınlanma isminden de anlaşılacağı üzere geçmişi karanlık olarak kabullenme ve karanlığın yeni bakış açıları ile değişmesi üzerine dayanır. Bu bakımdan kaçınılmaz olarak bu bakış kadim kültürlerin zamana taşınmasında sorunu normda kabul eden bir yaklaşıma evrilir. Lakin kadim çerkes kültürünün zamana taşınmasında ve toplumda işler hale getirilmesinde sorun normda değil formdadır.
Forma verilen emeğin uzun bir süre ıskalanmış olması kadim kültürün taşıyıcı kolonu olan normunun da zamana uyamaycağı zannını oluşturmaktadır. Bu durum kanaatimce bir yanılgıdan ibarettir.Bu yanılgıya sebep olan formun, zamanın ruhuna uygun gerekli gelişim ve değişime tabi tutulamayışındandır.Aslında temel sorun kadim kültürün var saydığımız ve çerkes kültürüne dayanak olarak aldığımız taşıyıcı kolon normun ,an da geçerli formunu ,normu zedelemeyecek ve sürdürülebilir şeklini yakalayabilmektedir.
Bu ise nerede durup nereye baktığımız, ve ne arzuladığımızla alakalıdır. Zira çerkes kadim kültürünün orijinalliği, rızaya dayalı gönüllülük esaslı bir toplum sözleşmesi mayası taşımasındandır.
