

Bir tacın altından mı olup olmadığını araştıran Arşimet, bir türlü sonuca varamıyordu.
Düşüne düşüne bir sonuca varamayan Arşimet, tesadüfler sonucunda en önemli buluşunu yaptı.
Hamamda havuza girerken suyun yükseldiğini fark etti ve bir anda yer değiştiren su sayesinde objelerin hacimlerini hesaplanabileceğini keşfetmiş oldu.
Daha sonra o objeler tartıldığında ağırlıkları bulunacak, böylece yoğunlukları hesaplanabilecekti.
Keşfi ile heyecandan ne yaptığını bilemeyen Arşimet, kendini hamamdan çırıl çıplak çıkıp sokaklara vurmuş ve ''Eureka!'' diye bağırarak koşmaya başlamıştı.
“Eureka!” Yunanca'da ''buldum!'' demekti.
***
Hayat zorlayıcıdır.
Zorlu sorunlar karşısında uzun uzun düşünmek gerekebilir. Ancak, o heyecan verici yanıt bir çok kez hesaplanmayan ve tahmin edemediğimiz bir zamanda karşımıza çıkar.
Bunun için tek yol, algıların, duyargaların açık olmasıdır.
Yani bir şeyi isterseniz eğer, onun olması için gereken her şey, bir şekilde karşınıza çıkacaktır.
Sizin bu tür durumlarda yapmanız gereken şey, ne aradığınızı bildiğiniz kadar, ne bulduğunuzu da görmeniz gerekir.
İşte o andan itibaren akıl da, düşünce de, eylem de, sonuçlar da en doğru şekliyle sökün edip ardı sıra gelir.
Çerkes halkı için son bir buçuk yüzyılda olanlar, halkın çocuğu olarak iç acıtıcı ve inciticidir.
Ülkemiz elimizden (ç)alınmıştır.
Canlarımızın üçte biri savaş, soykırım, sürgün, açlık ve hastalıklarla, zincirleme bir biçimde yok edilmiştir.
Mallarımız, topraklarımız, hayvanlarımız, ormanlarımız, ırmaklarımız, gasp edilmiş/ yağmalanmıstır.
Tarlalarımız çiğnenmiş, evlerimiz, çiftliklerimiz, bağlarımız ve bahçelerimiz ateşe verilmiştir.
Bu tür bir zulmü, yer yüzünde pek az halk yaşamıştır.
Emperyalizm denen şey budur.
Yok oluşun kıyısında gezinen bu halk, şimdi yeniden var olmanın o güzel, o kadim duygusallığını yaşamaya başlamıştır.
Çerkes Ulusu dirilişin ve direnişin yolunu kendi dna’sında yeniden yaratmasını bilir, bilecektir.
***
Baktığında her türlü olumsuzluklarla karşı karşıya bulunan bu halk için hiçbir şey umut vaat eder görünmüyorsa da, görmek isteyenler için nice mucizeler vardır!
Yaratıcı güç ona, onun mayasına, kendinden çok şey katmıştır.
Tümüyle yok olmuş bir şeyden, bütün bir yaratım değilse de olanlar, açık olarak yeniden varolmaktır.
Çerkes Ulusu evet! Kendini yeniden üretmekte, yeniden yaratmaktadır!
Yeniden dirilişine, onu bir karış su da boğmak isteyenlere inat!
***
Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri tarihinin en önemli kahramanlarından biri olan Dağıstan İmamı Şamil ne güzel demiş; “Her şeyin sonunu hesap eden kahraman olamaz!” diye.
Düşünmek; daima güzeldir, iyidir.
Hazırlıklı olmak, yol çizmek, planlamak, projelendirmek, bütçelemek, hepsi doğrudur.
Fakat o salt “ide/ düşünce” noktasına saplanıp kalmak, o yaratımın boşa çıkmasıdır!
Ulus kendi çizgisini belirledikten sonra, sadece zihin oyunlarına mahkum kalmak yerine, meydanlara, okullara, salonlara, evlere, camilere, fabrikalara, ofislere vb sosyal yaşamın her cephesine karışmak ve temsiliyet bulmak zorundadır.
Öyleyse planlamanın soğuk duvarlarıyla yüzleşmek yerine, bizi dışarıda bekleyen güzel ve güneşli bir gökyüzü olduğunu bilerek, kendi mahkumiyetimizi sona erdirmeliyiz.
Varsın açık ve güneşli havalar kadar, dışarıda, karanlık, kasvetli, bulutlu, karlı, yağmurlu ve soğuk günler de yaşantımıza eşlik etsin.
Yaşamın olumlu tarafları kadar, olumsuz tarafları olduğunu da bilerek, acılara ve istenmeyen durumlara karşı dayanma gücümüzü kuşanarak, insanlığa ve yaşama karışmalıyız.
Ulusal mücadeleler tarihinde, karar ve mücadelenin odağında olan bir derin kitle vardır. O derin kitle, kendi yaşamını, inançlarına ve amaçlarına adamışlardır.Ne mutlu kendini, ülkesine ve halkına adayanlara!
Gerektiğinde yaşamını ortaya koyabilecek kadar özverili olmak ve öncülük etmek bir fedailik geleneğidir.
Çerkes Ulusu gecikmiş bir ulusal uyanış içindedir.
Daha önce de yazdık, Çerkes Ulusu bu uyanışın gecikmiş olmasının olumsuzluklarının yanında, olumlu özelliklerini de taşıyacaktır.
Örneğin barış dili ile konuşan bir milliyetçilikten söz ediyoruz (Milliyetçilik; emperyalizme, sömürüye ve ulusal baskıya karşı olduğu sürece ilericidir, değilse gerici ve son derece zararlıdır. Bu konuda dikkatli olmak gerek).
Haklar, umutlar, varoluş kavgası, gelecek nesillere en iyi şekilde kalabilmek, şiddette mesafeli, terörizmden uzak durmak, vs. vs.
***
Rusya yöneticileri, kabul edemedikleri bir “Çerkes Sorunu” ile baş başa kaldıklarını inkar etseler de, sorunun boyutu giderek büyüyecektir.
Çerkes Halkı, şimdi büyük bir halktır, çünkü içinden onbinlerce bilinçli insan üretmiştir ve üretmeye devam ediyor.
Binlerce eğitimli ve öz değerlerine bağlı, yurtsever insanımız var şimdi. Bu büyük bir güçtür.
Küçük bir halk olmayı ve ufala ufala giderek yok olmayı kabul asla etmez, etmeyecektir de.
Gerek nitelik, gerekse de nicelik yönünden bu büyük halk, gücünü kimilerine hissettirmese de yeterince saygıyı hak etmektedir.
Halkımızı parçalayarak, istatistiklerle oynayarak, küçük göstererek, insanlarımızı anayurtlarından uzak tutarak, kabile muamelesi uygulayarak, hiçbir yönetim başarıya ulaşamamıştır, ulaşamayacaktır da.
Hakaretler, yok saymalar, aşağılamalar, sonuçta halkımızın bilinçlenmesini ve politize olmasının yollarını daha da genişletiyor.
“Güçlü sempatiktir!” denir, ama her zaman değil.
Çerkes halkı şimdilerde bazılarınca zayıf görülüyor olabilir.
Önümüzdeki dönem zarfında kendini ve Çerkesliğini gizleyenler, kimlik güçlendiğinde, kendi ulusal olanaklarını keşfederek, özlerine yöneleceklerdir.
Ne yazık ki insan, genel olarak bencil ve güce tapıcıdır!
Bilinçli kitle büyüdükçe büyür, pasif kitleleri etkiler, sonunda onbinler yüzbinlere dönüşür. İşte bu süreci yaşıyoruz.
Birçok kişi bu Çerkes yükselişinin farkında değil…
Bu gerçeğin altını çizerken, tüm insanlar için geçerli bu düstur da, Çerkes ya da Rus olmanın üstün ya da aşağılayıcı bir yanı olamaz.
Ama bize göre Çerkes doğmuş olmak, kuşkusuz bir gurur kaynağıdır.
Çünkü herhangi bir toplumdan farklı ve gıpta ile bakılan geleneklerimiz, özelliklerimiz var…
Bu sebepten Çerkes olmadığı halde, Çerkesliğini vurgulayan farklı halklardan insanlarla sık sık karşılaşmaktayız.
Çerkes Ulusu, bu kendini yeniden yaratma; “Çerkesleşme/ Çerkesizasyon” sürecini hızlı bir şekilde gerçekleştirmeyi sürdürüyor.
Bu satırları yazan ya da yazacak olanlardan bağımsız, ulusal hareket giderek büyüyor.
At meydan bulduğunda şahlanmaya hazırdır diyebiliriz.
Çerkes halkının özgürlük yolunu açacak olan aydınlar, binlerce eğitimli gencimizdir.
Evrensel düşünceler ve insancıllık, ulusal bilincimiz ve yurt sevgimizin önünü aydınlatacaktır.
Nikola Tesla güzel söylemiş; “Şimdiki zaman onlara ait olabilir; ama gelecek, ki ben hep bunun için çalıştım, bana ait.”
14 Şubat 2016 Pazar Saat 13:22Hapi Cevdet Yıldız değerli eleştirileriniz için çok teşekkür ederim.
Sanırım daha doğru bir harita oldu bu kez.
Selamlar, hürmetler.
Sayın Semih Akgün,
Son derece güzel, temelde gerçeklik ve aynı zamanda duygu yüklü bu şiirsel yazınız için tebriklerimi sunarım. Diasporada onbinleri bulan gençlerin yetiştiğini ve yetişmekte olduğunu görüyoruz. Doğru. Bu gençlere ulusal bilinç taşınıyor ama ne kadarına?
Şeriat bilinci taşınmıyor mu? Ak Partili dernek başkanlarımız yok mu? Önemli olan bilinçlenmenin yaygınlaşması ve bir aydın kitlesinin oluşması. Bu başarılabiliyor mu? Kuşkuluyum.
Çok sayıda oportünist/ çıkarcı kişi olduğu da kuşkusuz.
Bu bakımdan sözcülerin ve yazarlarımızın bilinçli ve bilgili olmaları, mümkün olduğunca hatadan kaçınmaları gerekiyor.
Sn. Khuade Adnan, "Adıge mak" ile ilgili son makaleme yaptığı yorumunda, "Agos" gazetesi ile "Adıge mak" gazetesinin durumuna değiniyor. İlki hiçbir dış maddi yardım almıyor ama ayakta kalmasını başarıyor. Çünkü dinamik bir okuyucu kitlesine, Ermeni ya da Ermeni olmayan demokrat çevrelere dayanıyor. Adıge mak'ı, içeriğinde bir şey kalmadığı için terk ettim, aboneliğine son verdim diyor Khuade Adnan.
Bu da doğru olabilir mi? "Adıge mak" tek gazete, iyi de olsa, kötü de olsa bizim gazetemiz. Terk etmemeliyiz.
"Agos" kurban verdi, Hrant Dink katledildi ama yüzbinler bunu en sert biçimde kınadı, Agos'a ve Ermeni cemaatine sahip çıktı.
"Adıge mak", devlet destekli bir yayın organı, haftada 5 gün yayınlanır, Rusya'da, her tarafta 6 ve 7. günler, cumartesi ve pazar günleri Rusların. Radyo ve televizyon da öyle. Haftada 5 gün yayın yapılır, fazlasına izin yok, Adıgece yayın günlük 1-1,5 saat tutarında olur. İçerik yok, düşünce ve politik değerlendirme, tartışma yok, olamaz da. Şef'in/ Lışha'nın kabul, gezi ve demeçleri, açılışlar en geniş yeri tutar.
Bizim şefimizin, Erdoğan'ımızın yaptığı gibi.
Tartışma için özel gazete, özel tv gerekir ama bizde Karaçay ve Çeçen benzeri bir ulusal ruh kalmış mı?..
100 bin Adıge bir yana, 600 bin Kabardey bile, Türkiye'deki 40 bin Ermeni'nin "Agos"u gibi bağımsız bir gazeteye sahip değil. Rus, Adıge'yi midesinden yakalamış gibi.
Bizde, "Jıneps" gazetesi bile sonunda Abhaz savunuculuğunda karar kıldı, orayı seçti.
Bu bakımdan fazla iyimser olmamalı, gerçekleri ıskalamamalıyız derim.
Bir de tarih haritaları koymuşsunuz. Sonuncusu yanlış, çok yanlış, o harita 1864 yılı haritası olamaz. 1881 yılı haritasını birçok kez makalelerimde yayınladım. Araştıran bulabilir. 1881 yılı haritasında, sizin 1864 yılında var olduğunu sunduğunuz Kıyıboyu Şapsığe yöresi henüz oluşmamış, haritada yer almıyor. Bunu fark etmemek vahim bir hatadır.
Söz konusu harita 1864'ün değil günümüzün haritasıdır.
Günümüz haritasını 1864 yılı haritası olarak verirsek, o zaman Rusların soykırım yapmadığı, sadece kısmî etnik temizlik ve sürgün yapmış olduğu sonucu ortaya çıkar. Bu da Rus'un arayıp da bulmaya çalıştığı bir fırsattır.
Tarihi iyi bilmek gerekir. 1864'te Karadeniz kıyısında bir Çerkes yerleşimi, Ruslarca ateşe verilip yakılmamış bir yerli köyü olsun kalmış mıydı? Sizin verdiğiniz haritaya göre kalmış, ateşe verilmeyen ve yerinde kalan, kendilerine dokunulmayan bir Çerkes nüfus da varmış demezler mi?
Kıyıboyu Şapsığe daha sonra, 1864 yılı olayları sona erdikten birkaç yıl sonra oluşmuştur. Bu konuda hayli yazdım. Ama dikkatsizlik nedeniyle hata tekrar ediliyor, Rus'un oltasına geliniyor, hata devam ettiriliyor. Maalesef. Benzeri bir hatayı bir Ermeni ve bir Yahudi yapmaz. Ama biz yaparız.
Ne oldu on binlerce aydınımıza?
Bu bakımdan aman dikkat diyorum. Saygılar.
