Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
ÇERKES DAVASI SADECE ULUSAL DEĞİL ULUSLARARASI BİR DAVADIR
13 Şubat 2015 Cuma Saat 11:46
2010- 2015 yılları arasındaki dönem Çerkes davası için elverişli bir dönem olduğu kadar, Çerkes Aktivizmi’nin parçalara ayrıldığı, düzenli bir direnç gösteremediği, organize olamadığı ve bütüncül bir hareket oluşturamadığı bir beş yıl olmuştur.

Oysa Çerkes davası, sadece ulusal bir dava değil, uluslararası bir uzlaşı gerektiren bir sorundur.

Bütün bunlara rağmen, yüzyıllık bir suskunluğun ardından modern anlamda bir hak arayışı başlangıcından, yapıcı, demokratik, yumuşak ve özgür bir ruha sahip bir ideolojinin temellerinin atıldığından rahatlıkla söz edebiliriz.

Gecikmiş Çerkes Ulusallığının, şiddete bulaşmayan ve aşırılıklardan uzak formu, geniş kitlelerce benimsenebilecek bir kalıba dökülmüştür. Fakat her şey Çerkes Aktivizmi’nin istediği şekilde gerçekleşmemiştir.

Çerkes politik (formel ya da enformel) kurumlarınca girişilen eylemler, hem öngörü eksikliğinden, hem diasporanın hazırlıksızlığından, finans ve dış destek yokluğundan, hem de deneyimsizlikten dolayı  yetersiz kalmıştır.

Gençlerin örgütsüzlüğü, aydınların yeterince inisiyatif alamamaları, liderlik eksikliği, dağınıklık, geniş kitlelere yaygın umutsuzluk, tutkusuzluk, isteksizlik konusunu yaklaşık dört yıldır yüksek perdeden ve bazen acımasızca eleştirmekteyim. Fakat bu konularda zayıflık bağışlanmaz bir olgudur. Onun için sert ifadelerim dahi yanlış anlamaya fırsat bırakmamaktadır.

Gerçi bunun en büyük sebebi anlaşılabilir şeyler; Kentleşme, modernleşme, insanların bireyselliği, keyfe düşkünlük ve rahat davranmak gibi yaygın ve çağdaş ama genel olarak hoş görülebilir minik zayıflıklar olarak görünmektedir.

Aktivizm ise boşluk kabul etmez.

Görüntü de iyi niyetlerle beslenmiş bazı girişimlerin ardındaysa, politik hedeflerden yoksun olmayan ve tesadüfi sayılmayacak kaynaklar vardır. Ve aktivizmin rekabet içinde olduğu güç tarafından finanse edilmektedir.

Bu girişimler, özellikle sanki diyalog amaçlı gibi görünüyorsa da, Çerkes ve Rus toplumları arasında sözüm ona diyalog ve uzlaşmaya yönelik görünmektedir.

Çerkes tarafını temsil ettiğini iddia eden bazı gruplar, kuşkusuz cesurca görünümlerinin arkasında, Rus Devleti’nin manipülasyonunun yolunu açmaktadır. Gelecek zamanlarda göreceğimiz gibi daha açık girişimler Rus yetkililerle temasa geçmeyi hedefleyecektir. Keşke Rus devletinde samimi bir diyalog işareti görebilsek de, kalıcı ve onurlu bir barış sağlanabilse.

Çerkesya’da ve dünyanın farklı ülkelerine dağılmış diasporada da, bireysel veya ortak yapılan açıklamalar artmaktadır.  Bu açıklamaların bir kısmı hukuken temelsiz, politik olarak da gerçekçi görülmemekle birlikte önemli detaylar içermektedir. Detaylara girmeden, bazı hukuki gerçekleri anımsatmak gerekir.

Çerkes halkının karşılaştığı kıyımlar artık bir ceza davası konusunu oluşturmamaktadır. Soykırımı organize eden, gerçekleştiren veya suç ortaklığı yapanların hepsi ölmüştür. Kurbanlar ve görgü tanıkları da…Ancak, Çerkes halkının hakları iade edilmediğinden ve soykırım gerçeğini gizlemeye çalıştığından dolayı günümüz Rusyası yöneticilerinin, daha geniş bir söylemle Rusya’nın sorumluluğu devam etmektedir.

Örneğin Ermeni sorunu karşısında, 1919 yılında İttihat ve Terakki davalarında Osmanlı İmparatorluğu'nda, Ermeni nüfusa karşı uygulanan kitlesel suçların başlıca sorumluları yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Her ne kadar adaletin tecellisi yönünde bir süreklilik görünmese de!

1864 yılında simgelenen, fakat daha geniş ve kalın zaman- mekan çizelgelerine sahip Çerkes soykırım suçları ise hiçbir zaman yargı önüne çıkmamış, suçluları cezalandırılmamış ve tam tersi Rusya Devleti tarafından her türlü şekilde ödüllendirilmiştir. Ve halen de ödüllendirilmeye, onore edilmeye devam edilmektedir.

Çerkesler üzerinde kitlesel katliamlar uygulayan çok sayıda komutan ve devlet adamının adı hala Çerkes coğrafyası içinde birçok yerleşkenin adı olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Rusya Devleti, Çerkes halkı üzerinde uyguladığı politikanın “Soykırım” olduğunu resmen kabul etmemektedir. Ve yaygın bir tanımla “Sürgün” (hatta sadece gönüllü göç, yani gösterilen yerleri beğenmeme, Türkiye’ye göçü yeğleme) diyerek geçiştirmektedir.

Çerkes halkını farklı birimler(özerk cumhuriyet veya kraylar)de, farklı halk katmanlarıyla karıştırarak, ulusal birlik olmalarının önüne engeller çıkartmaktadır?

Rusya devleti; Çerkesya dışında yaşayan ve anayurtlarındaki nüfusun en az 8 katı bir halkın, anayurtlarına dönmelerine ve oraya yerleşmelerine engel oluyor, türlü zorluklar çıkartıyor.

Rusya, koca bir ülkeyi kan dökerek yutarken, halkını sürgüne yollarken, büyük bir sömürünün de önü açılmış oldu. Çerkes halkı, ölüm, parçalanma ve yıkım ile karşı karşıya geldiği gibi, tüm varoluş ve yaşam kaynaklarını yitirdi. Ulus olarak varolmanın ekonomik temelini yitirdi. Halk yoksullaştı ve ulus olarak varolma olanağı elinden alındı.

Anayurtta kalanların toprakları ellerinden alındı, Rus göçmenlere dağıtıldı. Yurduna dönmek isteyen Çerkesler, kesin bir biçimde  engellendi. Halkın özgür çocukları köleleştirildi ya da evlatlık adı altında Osmanlı ailelerine dağıtıldı.

Kısaca bu Soykırım ve Sürgünü Çerkesler, katlamalı olarak yaşadı. Yıkım üzerine yıkım, ölüm üzerine ölüm beğendiler. Bütün bu olanların hukuki ve mali karşılığı olmalıdır. Süregiden bu adaletsiz duruma mutlaka bir son vermek gerekir.

Uluslararası Adalet Divanı sadece üye devletler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu veya Güvenlik Konseyi’nin başvurabileceği devletlerarası bir mahkemedir.

Bugün için 1864 Çerkes soykırımı her hangi iki devlet arasındaki bir anlaşmazlık değildir. Söz konusu dönemde Çerkesya bağımsız bir ülkeydi ve 1861-1864 yılları arasında yaşamış bir Çerkesya Devleti vardı.

Çerkesler bugün bağımsız bir devletten yoksun olmaları nedeniyle “Soykırım ve Sürgün” ile ilgili bir hukuki süreci başlatamıyorlar, bunu kim ve nasıl başlatacaktır? Bugün için yanıt bekleyen önemli bir soru da budur?

Burada anımsatmak isteriz ki, hukuki işlemler, karşı devletin -Birleşmiş Milletler veya Güvenlik Konseyi tarafından gündeme konması dışında- uluslararası mahkemede yargıyı kabul etmesi gerekir. Bu prosedür, her durumda Rusya  Devleti’ni, 1864 yılındaki soykırım ve sürgünlerinden uluslararası ölçüde sorumlu tutmayı varsayar. Mevcut deliller yeterli olduğu halde Rusya bunu kabul etmek istememektedir.

Bu duruma paralel olarak, yabancı parlamentolar veya hükümetler tarafından Çerkes soykırımının tanınması ile ilgili girişimlerin geliştirilmeleri gerekir, bu son dört yıl içinde girişimler ivme kazanmıştır. 2011 yılı mayısında Gürcistan parlamentosu Çerkes Soykırımını açık bir şekilde kabul etmiştir.

Rusya devletinin tüm ses vermesi gereken aygıtları sorunu görmezden gelerek, sessiz kalmayı yeğlerken, Rus tarihçi ve aydınlarının bir kesimi de, 101 yıl süren Çerkes-Rus Savaşı'nın karışık dönemi boyunca nüfusun insanlık dışı sürgünü ve Çerkes halkının yaşadığı acıları sıradan bir olaymış gibi geçiştirme yolunu tutmuştur.

Rus ordusu tarafından sivil halka karşı yürütülen savaş suçları kapsamlı ve öncesinden planlanmış  bir biçimde işlenmiştir.

1864’de yaşanan bu suçlar, Çerkes soykırımı, etnik temizlik ve toplu sürgün suçları, göz ardı edilemeyecek ölçüde ağır ve insanlığa karşı işlenmiş suçlardandır. Özetle bir ülke ve onun ulusu yok edilmiştir, örneğin 1861 yılı Çerkesyası’ndan geriye kalmış ne vardır?...

Rusya Devleti, Çarlığın mirasçısı olarak, tarihi sorumluluğu ve bu suçların niteliğini kabul etmek zorundadır. Bu bugün olmasa bile önümüzdeki 20 yıllık dönemin olmazsa olmazları arasında yer alacaktır.

***

Rusya Federasyonu; şu sıralar, hiç olmadığı kadar uluslararası diplomasinin, özellikle de Avrasya politik coğrafyasının vazgeçilmez bir unsuru oldu. Gerek bölgesel, gerekse  küresel diplomaside kendini kabul ettirmek için uluslararası güçler ile soğuk savaş benzeri mücadelelere girişmekten kaçınmadı, ABD, AB, Çin, İsrail ve İngiltere ile açıkça rekabet etti.

Rusya ister istemez konjonktürel olarak Türkiye ile stratejik bir ortaklığı sürdürmektedir. Bu ülkelerin hareket tarzını değiştirmesi, uluslar arası STK’larının ya da Çerkes halkının yürüteceği soykırımın politik olarak tanınması faaliyetlerini desteklemesi için ne yazık ki pek umut yoktur. Bu de facto dokunulmazlık ve güç, Rusya’ya tarihin tahrif edilmiş versiyonunu yaymak ve soykırımı inkâr girişimlerini güçlendirmek için çeşitli olanaklar sunabilir.

Çerkes Ulusal hareketinin bağımsız davranması, giderek Rusya’yı rahatsız etmesi ve bu girişimlere daha fazla Türkiye yurttaşının katılması durumunda, RF kaynaklı bir baskının Türkiye üzerinden şekillenebileceği ve şimdiden bu tür sorunlara karşı da hazırlıklı olmak gerektiği bilinmelidir.

Türkiye ve Rusya Federasyonu arasındaki ticari ilişkiler, turizm vb alanlarda sürmekte olan ilişkiler, Çerkes Ulusal Hareketine zarar verme kapasitesini de içermektedir.

Ve bilindiği gibi, Türkiye’nin Çerkes eksenli bir politikası hiçbir zaman olmamıştır. Türkiye’nin bugüne değin süregelen Kafkasya politikası ise Azerbaycan - Ermenistan ve Gürcistan’dan yukarı hiçbir şekilde çıkmamıştır. Türkiye'nin neredeyse 100 yıllık Çerkes ve Çerkesya politikası, kafasını kuma gömen devekuşu örneğini anımsatmaktadır. Bunun tarihsel, bölgesel ve insani gerçeklerle uyumlu olduğunu kimse söyleyemez.

Türk toplumunda Çerkesler ile ilgili olumsuz bir toplumsal kanaat olmadığı gibi, fazlasıyla bir Çerkes sempatisinin olduğundan söz edilebilir. Türkiye’de yaşayan sıradan bir Türk, bir ilişiği varsa Çerkes kökenlerinden genellikle gururla söz eder. Fakat bu toplumsal sempatiden yönetim kademelerine aktarılan hiçbir şey yoktur.

Türkiye elitlerinin Çerkes toplumuna bakışı ise uzak “anneanne - babaanne edebiyatı”ndan, “güzel Çerkes kızları”ndan ve “Çerkes Tavuğu”ndan ibarettir.

Kaldı ki bir zamanlar Osmanlı toprağı olan ve orada asli Türk etnik unsuru mevcut olan Kırım Tatar varlığına dahi nasıl bir “Üvey evlat” muamelesi yapıldığı görülebiliyor. Nitekim, İstanbul’da her ayın 21’inde yapılan Çerkes Soykırımı eylemlerine, şimdilerde Ukraynalı grupların yanında Kırım Tatarlarının da destek verdikleri, bayraklarıyla RF konsolosluğu önünde Çerkeslerle birlikte slogan attıkları biliniyor.

Çerkes kıyım ve sürgünlerinin bu zamana kadar yapılan anma ve eylemlerinin politik ve medyatik içeriğine karşı koymak için sadece Rusya değil, Türkiye de elinden geleni yaptı. Bu yöndeki girişimlere çok önceden başlanmıştı. Bu zamana kadar hiçbir yerel/ ulusal basın ve medyada Çerkes eylemlerinin yer almaması ve buna karşılık Batı basını ve medyasında daha fazla yer bulması ilginçtir ve kesinlikle tesadüfi değildir.

Diasporadaki politik güçler şunu açıkça görmelidirler ki; dünyadaki Çerkes soykırımının tanınma süreci çok yavaş ilerlemektedir.

Açık bir politik ve finansal eşitsizlik mevcuttur. Bir yanda yüz milyarca dolarlık serveti, ordusu, istihbaratı ve tüm donanımlarıyla dev bir devlet aygıtı, Rusya Federasyonu, diğer yanda da hiçbir finansal kaynağa sahip olmayan, dağıtılmış bir halk var. Çerkes halkının ve Aktivizminin işi gerçekten zordur. Ama başarılamayacak bir iş de değildir. Gidilecek yol ve yapılacak o kadar çok iş var ki!

Soykırımı tanıtmanın ilk aşaması, tarihçiler, aydınlar ve akademik çevreler katında davamızı tanıtmak gerekiyor. Ardından bunu dünya kamuoyunu ikna süreci izleyecektir.

2014 yılının bu girişimin tepe noktası olması umuluyordu. Fakat Çerkes politik hareketinin giderek fraksiyonel bölünmeye uğraması, fikir ayrılıkları ve değişik çözüm önerileri, kafaları giderek karıştırdı. Buna RF’nin “İçeriden Müdahaleleri”ni de, ibirlikçi faaliyetleri de eklemek gerekir. Ki bu en önemlisidir.

1864 Çerkes soykırımının tanınması için Çerkes Ulusal Hareketi 2014 yılında iki ülke parlamentosu nezdinde girişimde bulundu; Ukrayna ve Polonya.

Bu iki ülkenin seçilmiş olmalarının tarihsel ve politik bir anlamı olduğunu açıklamaya dahi gerek yoktur.

Konjonktür ve zamanlama gerçekten uygundu ve Çerkes aktivizmi düğmeye bastı. Fakat henüz bu parlamentolardan tanınma yönünde net bir irade ortaya çıkmadı. Politik atmosfer nedeniyle süreç yavaş işliyor.

Rus azınlık ayrılıkçıları ve destekçi Rusya ile, toprak bütünlüğünü koruma amaçlı bir savaş yürüten Ukrayna, ensesinde hissettiği tehlike (yutulma) ile karşı karşıyadır. Tıpkı bir zamanlar Çerkesya'nın başına geldiği gibi.

Ve Polonya, RF periferisinde yer alan her ülke gibi Rusya tehditi ile karşı karşıyadır. Diplomasi, özellikle de karşıda büyük bir devlet varsa, beklenen adımlar giderek gecikmektedir.

Eğer Ukrayna ile Rusya arasında sıcak savaş sona ererse, Ukrayna’nın Çerkes Soykırımını tanıma girişimi de geçici bir süre ertelenebilir. Ya da uzun bir süre için rafa kalkabilir.

Fakat Çerkes Aktivizminin önünde o kadar çok ve alternatifli meşru işler vardır ki, bu tür gecikmeleri moral bozukluğuna dönüştürmemek gerekir.

Çerkes Soykırımı bir gün Rus aydınları, halkı ve daha sonra da devleti tarafından resmen tanınacak, kabul edilecektir. Buna inanıyorum, çünkü gerçekler balçıkla sıvanamaz. İş o günden sonrasında aydınlara ve aktivistlere kalacaktır. Yeniden Çerkesya ülkesini ayağa kaldırmak, özgür, demokratik bir birlik tesis etmek ve bunun için bölge halklarını ve dünya kamuoyunu buna ikna etmek gerekecektir.


Bu yazı toplam 6669 defa okundu.





Melhiy Mehmet Şahin

Uzun zamandır bir yazıyı böyle soluksuz okumamıştım. Sağ olun var olun. Çerkes milli meselesi halledilmediği sürece dünya barışı sağlanmış olmaz. Ama biz Çerkeslerde biraz uyanık ve atılgan olmalıyız. Tembellikle, bekleyerek kimse bir şey elde edemez.
Her konuda adım atmalı ve her yerden davalar açamaya hazırlanmalıyız. Çerkesyanın işgal ve soykırımına karşı maddi manevi tazminatlar açmalıyız. Tek başına dava açabilecek ve finanse edecek gücüm olsa inanın bir gün dahi beklemeden davranırdım.

14 Şubat 2015 Cumartesi Saat 21:08
Kobli Muammer Canıdemir

Güzel ve doğru tespitlerini destekliyor, bu doğrultuda bahsettiğin farklı gruplarımızın üyelerinin sanal ortamdaki seviyesiz tartışma ve hakaretlerinden hızlı bir şekilde kurtulup grup liderliği ve disiplini oluşturarak daha profeyonel ve karşı taraflarla dialog geliştirebilecekleri hiyerarşiyi oluşturarak bir strateji dahilinde hareket edilmesi dileğiyle.

14 Şubat 2015 Cumartesi Saat 01:09
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net