Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
POLİTİK VE ULUSAL MÜCADELE NE İÇİN VERİLİR?
08 Ağustos 2014 Cuma Saat 18:22

Fotoğraf

1995 yılında Avrupa’nın göbeğinde, 7 milyar insanın gözünün içine baka baka Srebrenica’da toplu katliam, soykırım yapıldı. Soykırıma uğrayan Boşnak değil de Sırp olsaydı fark eder miydi? Müslüman değil de hristiyan olsa ne olurdu ki?

Bir süre önce öldürülmüş halde bulunan  3 Yahudi genç gerekçe gösterilerek  İsrail Silahlı Kuvvetleri  1.700’den çok Gazzeli  Arab’ı öldürdü. Biz İsrailli 3 gencin öldürülmüş olmasını da tasvip edemeyiz. Ancak öldürülenlerin çoğu silahsız insanlar, pek çoğu kendini savunmaktan dahi aciz çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşuyordu. Öldürülen ister Yahudi, ister Arap, ister Musevi, ister Yahudi olmuş ne fark eder? Orada ölen her çocuk, her masum insanla birlikte insanlığımızı kaybediyoruz. Uygarlığımızı vahşet ve şiddete rehin veriyoruz.

Geçtiğimiz aylarda Işid’ın Kuzey Irak’ta yakaladıkları polislerin Sünni kimlikli olanları bırakıp da 1700 Şii Müslümanı katlettiğini haberlerde okumuştuk. Doğruysa tam bir felâket. Şimdi sıra belli ki ülkenin Müslüman olmayan azınlıklarına geldi. Hristiyan Süryani, Keldani vb halklardan sonra Ezidi halkına yönelik katliam haberleri ile sarsıldık. İnsanları inançlarından dolayı yok etmek ne demektir? Hangi inanç bir diğer inanç sahiplerini zorla değiştirmeye veya ölüme zorlayabilir. Bu din bildiğimiz İslam dini olmamalı! "Dinde zorlama yoktur?" diyen İslamda farklı inanç sahipleri suçsuz yere nasıl öldürülebilir?

Çerkes soykırımına da bu şekilde bakmak gerek. 1864’te canları alınan yüzbinlerce Çerkes yerine Ruslar öldürülmüş olsaydı ne fark ederdi? Varsayalım ki böyle bir kötü iş oldu ve Çerkesler, Rusları soykırıma uğrattı, insanlık vicdanımız Çerkes olmaktan utanır, Rus olmaya meylederdi.

Politik ve ulusal mücadele işte bunun için verilir; Soykırımlar bir daha tekrar olmasın diye.

İnsanlar için en önemli şey, halkı ve gelecek nesillerinin güvenliğidir.

Yaşama hakkı; yemek, içmek, ihtiyaç gidermek, sevişmek, iş kurmak, eğlenmek, gezmek ve daha sayısız bir çok şeyin üzerindedir.

Eğer biz yaşamıyorsak, zaten bütün bunları nasıl yapabiliriz ki?

Bugün bir başkasının başına gelenin, yarın kendi başımıza gelmeyeceğinin garantisi var mıdır? İşte biz bunun garantisi peşinde koşmalıyız. İnsanlık düşmanlarının ellerini, ayaklarını, beyinlerini, artık ne şekilde, nasıl bağlayacaksak, bağlamalıyız. Başka çaremiz yok.

 

Geçen hafta Kabardey -Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçık yakınlarında bir cinayete kurban giden Timur Kuash’ın ölüm haberlerini aldığımda da içimi bir üzünç ve mutsuzluk sardı. Bu cinayeti nasıl okumak gerektiği şeklinde bir sürü fikir beynime sökün etti durdu. Cinayet neden, nasıl , kimler tarafından işlenmiş olabilirdi? Bütün bu sorulara baktığımız yere göre farklı yanıtlar verebiliriz. Ancak bundan sonrası için yürüttüğümüz düşünceler genel olarak aynı çıkacaktır.

Öncelikle, ortada bir cinayet varsa, o cinayetten  sorumlu olan birinci derecede değil se (!) bile, ikinci derecede suçlu olan RF devletidir. Yurttaşlarının malı, canı, hukuku, hakkı tamamıyla devletin sorumluluğu altındadır. Bir devlet yurttaşları korumak, kollamak ve yaşam hakkını garantiye almakla sorumludur. Eğer bunu başaramıyorsa o devlet değildir. Ya da başkalarının devletidir.

Şimdi çeşit çeşit haberler geliyor. Bu basına bir şekilde sızıyor. Kafkasya bölgesinde RF.’nun bilgisi dahilinde bir kuşun bile yerden göğe kanatlanamayacağı  söyleniyor. Herşeyin, herkesin RF. İstihbaratınca dinlendiği, izlendiği de. Dolayısıyla böyle bir cinayetin Federasyonun bilgisi ve iradesi dışında gerçekleşemeyeceği belirtiliyor.

Ben Timur Kuash’ı tanımıyor ve düşüncelerini bilmiyorum. Ancak kendisinin ve cenazenin defni sırasında arkadaşlarının hal ve kıyafetlerini  gördüğümde,  fotoğraflara göre İslam felsefesine derinden bağlı, muhafazakar biri olduğu ve muhtemelen İslami Politik düşüncelere sahip olabileceğini tahmin ettim.

Kim, ne olursa olsun, hangi düşüncelere sahip olursa olsun, eğer şiddete başvurmuyor ve düşüncelerini sadece meşru yollardan savunuyor diye devlet, terör uygulayarak kendi yurttaşını (hoş başka devletlerin yurttaşlarını da) ortadan kaldıramaz, kendi yandaş politik güçlerini bu tür eylemler için cesaretlendiremez, silahlandıramaz, destek veremez ve suçlulara  göz yumamaz.

Biliyoruz ki RF, baskıcı, otoriter, “dediğim dedik, çaldığım düdük” bir devlet aygıtına sahiptir. Her fırsatta oligarşi ve başındakinin söylediklerini harfiyen uygulayan bir sisteme sahiptir. Çeçenya deneyimi , muhalif işadamalarına karşı yapılan mali ve hukuki yaptırımlar ve en son eşcinsel karşıtı söylemler, Nazi Almanyası’nı aratmayacak kadar sert ve hoşnutsuzluklarla doludur. RF, Çeçenya’da gözünü kırpmadan bir halkın self –determinasyon haklarını ayaklar altına almış, basın haberlerine göre 250 binden fazla insanı öldürmüş, sakatlamış, yaralamıştır. Böylesine bir soykırım bu çağda artık olmamalıydı, ama oluyor. Bu RF tarafından nasıl başarılabilmiştir?

RF, bunu sadece devlet terörü ile değil aynı zamanda kara propaganda yaparak, batıyı Çeçenlerin gözü dönmüş radikal dinci teröristler olduğuna dair haberlerle bombardımana tutarak başarmıştır. Hangi terör haklı olabilir? Propaganda videolarından birine maruz kalmış biri olan babamın o gün söylediklerini anımsıyorum. Bir Çeçen bir Rus’u dere kenarına getirmiş, adamı elindeki bıçakla boğazından hayvan boğazlar gibi kesivermişti. O günden beri bunu seyreden birinin  Çeçenler ve Kafkasya’daki mücadele ile ilgili düşüncelerini  psikolojik olarak nasıl da rezerve edebileceğini söylemeye gerek var mı?

Elbette Çeçen teröristlerin eylemlerini de asla tasvip edemeyiz. Ama bunda Rus’un da payı var.

Rus politikası hep böyle saptırmalar, uçta eylemler vb olmadık şiddet dolu açılımlarla rakiplerini yok etme yolunu tercih etmiştir. Öldürülüp öldürülmediği dahi bilinmeyen bir Rus video kahramanı için 250 bin insanın canına ve beden bütünlüğüne kıyılmıştır.

Çerkes Ulusal Mücadelesi hiçbir zaman meşru zeminlerden başka yerlere kaymadı, saptırılmadı, hak-hukuk çevresinde, insanlık ve uygarlık savaşına katkı verir konumda oldu. Dedelerimizden biz bunu öğrendik. Örneğin Rus yaralı Çerkes’i karnını deşerek öldürürken, Çerkes yaralı Rus’u tedavi ediyordu. Yine de Çerkes Ulusal Mücadelesi, Çeçen Ulusal Mücadelesi üzerine sıçrayan bu kara lekelerle gölgelendi durdu.

Şimdi bugün yeniden bu konuda bir aydın olarak, sorumluluklarımı anımsadım. Hem hareketimize gönül veren insanları sağduyulu olmaya çağırıyorum, hem de RF devlet aygıtının yöneticilerini ve aydınlarını göreve çağırıyorum. Bu cinayet tez elden çözümlenmeli ve eğer bu cinayetin ardında RF: derin devleti var ise  devlet sorumluluğunu üstlenenler olaya müdahale etmeli ve hukuk işler kılınmalıdır.

Şiddet şiddeti doğurur. Yarın bir Rus’a yönelik bir şiddet olursa nasıl kendimizi çıkmaz sokaklarda bulur isek, önlemleri şimdiden alınmalıdır.

Rus aydınları bu konuda duyarlık göstermeli, Rus olmayan halkların dini, düşünsel, politik vb tercihlerine saygı gösterilmesi konusunda halkı ve devleti yönlendirmelidirler. Çerkes halkının birlik, bütünlük, yeniden milli kültür ve özelliklerini kazanma, yurtdışındaki soydaşlarının ülkeye geri dönüşleri, çifte yurttaşlık vb sorunlarının halli için Çerkes halkına destek olunmalıdır.

Tersini düşünmek bile istemiyorum. Bu tür terör eylemelerini takiben, Hıristiyan veya Ruslara karşı Kafkasya’nın farklı köşelerinde bombalar patlamaya, yürüyüşler, mitingler düzenlenmeye, halklar arasında orada burada çatışmalar patlak vermeye başlarsa iş işten çoktan geçmiş olabilir. 

İnsan insanın kurdu olmayı sürdürdüğü sürece insanlar arasında barış, kardeşlik ve dostluk tesis edilemez. Rusya, Çerkeslerin kendi iç işlerine bu denli, sert müdahale etmeye devam ederse, Çerkesler giderek diğerileşir ve halklar arasındaki köprüler tek tek yıkılır. Bu durumda herkesten çok Rusya zarar görür.

Ukrayna’da olanlardan sonra dünyada giderek yalnızlaşan ve dünya kamuoyu karşısında tüm sempatisini yitiren Rusya, kendi iç güçlerine ve dinamiklerine dayanmak zorunda kalmıştır, ama RF yöneticileri bunun farkında bile değildir.

Rusya dış düşmanlarını bu kadar çoğaltmışken, içerde de düşmanlarını artırıp giderek daha da pervasızlaşırsa, bu işin sonu hiç de iyi olmaz.  Durur durur, en sağlam, en güçlü, en ihtişamlı zamanında paldır küldür yere savrulur, tarihin çöplüğüne atılır gider.


Bu yazı toplam 2973 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net