Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
CENNETTEN CEHENNEME;GİDEREK MÜZMİNLEŞEN ORTADOĞU SORUNU ÜZERİNE
22 Temmuz 2014 Salı Saat 08:53
Geçtiğimiz haftalar’da Ortadoğu Cehennemi tekrar ısınmaya başladı. İsrail ve Gazzeli Filistinliler arasında çatışmalar yaşandı ve İsrail birliklerinin Gazze’ye yönelik kara harekatı başladığı haberleri geldi. Son bir hafta içinde 500'ün üzerinde ölüm haberi.

Önce; bütün bu olaylara sebep, 2014 yılı haziran ayının son günü, uzun zamandır kayıp üç Yahudi sivilin cansız bedenlerine El Halil kentinde ulaşılması oldu. Ve bunun ardından Gazze'den İsrail'e, İsrail’den Gazze’ye karşılıklı füzeler atıldı, İsrail Hava Kuvvetlerine ait uçaklar Gazze şeridinde hedefleri bombalamaya başladılar. Daha şimdiden onlarca kayıp, yüzlerce yaralı, iş, güç, maddi-manevi kayıplar cabası…

Bu bölgede sorunlar giderek kronik, giderek içinden çıkılmaz hale geliyor. Eski sorunlara yeni sorunlar, yeni boyutlar ekleniyor.

Dünyanın bir zamanlar Cenneti, uygarlığın beşiği ve insanlığın çıkış noktası diye değerlendirilen bir coğrafya, nasıl da “İnsan” tarafından bu hale getirilebildi?

İnsanlar her zaman bir açıklama bulabilir ve suçu kolaycacık karşı tarafa yükleyebilirler. İşin kolaycılık tarafı bunu gerektirir. Oysa suçlu; ne Yahudi, ne Arap, ne Şii, ne Sünni olmaktır. Olduğumuz şeyi, yani İnsanlığı gerçekten başarabilsek, bütün sorunlar hal yoluna girecek.

Bilmiyoruz ki gerçekte ne şu, ne bu din, mezhep, cemaat veya ulus değil sebep olan, hepimiz bir ırka “İnsan Irkı”na ait olduğumuzu ve hepimizin de bir tek Tanrı’sı olduğunu kabul etsek ve paylaşmayı öğrenebilsek yeter. Ama şimdilik insan ırkı bunu kabul ve beyan etmekten uzak. Gözü; hırsların ve intikamların ateşli ocaklarında, adaletin, inceliğin ve sevginin değil.

Masum siviller üzerinden yapılan politikalar yüzünden kaybeden yine insanlık, kazanan yine zulüm! Gazetelerin baş sayfalarında parçalanmış Filistinli çocukların cesetleri kadar, sonradan El Halil'de bulunan kayıp Yahudi gençler de bizim çocuklarımız. Onlar bizim insanlığımız, ve ortak geleceğimiz.

                                                                                           ***

Bir zamanlar başımdan geçmiş bir diyalogu anımsadım bu satırları yazarken; yanımdaki ofise yeni taşınmışlardı ve kısa zamanda ısınmıştık birbirimize. Sevimli, hoşsohbet, güzel insanlardı, dindar, güleryüzlü ve içten, ama o ne? Yanımdaki ofisten duyduklarıma inanamıyordum bile, biri diğerine o günkü gazete haberlerini okuyor, öbürü de Yahudilere ağza alınmadık şekilde küfürler sayıyor ve her birinin tek tek yakalanarak yok edilmesi gerektiğini söylüyordu.

İstemeden de olsa duyduğum bir şeyi duymamazlık edemiyorum, kafamı uzatarak konuya müdahil olmayı bir görev sayıyorum. Bilmem doğru mu yapıyorum?

–“Mehmet abi adın Mehmet ama Süleyman, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Harun adlarında bir akraban yok mu senin?”

–“Olmaz mı?” dedi;

-“Peki Salamon, Abraham, Smayil, İzak, Jakop, Aaron gibi Yahudi adlarını neden küfür edip, lanetlediğin bir ulustan alıp kullanıyorsun? Onlar da Allahın kulu değil mi?”

-“Ne İsrail devletinin yaptıklarından dolayı Yahudiler, ne Hamas örgütünün yaptıklarından Filistin halkı suçlu görülebilir! İnsanız ama önyargılarımız hayatın, her şeyin önüne geçmiş”

“124 bin peygamber Yahudi’dir(*), ama Yahudilik hala kötücül!”

“Türkiye'de Ermeni olmakta böyle bir şey!  Ne?  Yani tu kaka!”

“Ermeni olmak ya da bu damgayı yemek, küfür yemekle eş değer bir şey!”

Yahu hiç düşünülmez ki; Ermeni ya da Yahudi ana / babadan doğarsan Ermeni ya da Yahudi olursun. Bunda o kadar düşünülecek, gerinilecek bir şey yok.

Gerçi bu ülkede Ermeni kökenli olup, samimiyetle İslam inancına sahip olanlar da var. Yahudi kökenli olup, Nakşibendi dergahlarında yaşam boyu diz çürütenlerde.

Şu dimağ bunun sayısız örneklerine tanıktır! Türkçülüğü, ilk kez Türk milliyetçiliği fikrini de bir doktrin olarak ortaya atanda bir Yahudi! Fakat her ne hikmetse bizdekiler saflıklarıyla övünüyorlar! Saflıklarıyla!

Kuran’da 25 adı belirtilen peygambere rağmen, bir hadise göre dünyaya ve insanlığa 124 bin peygamber gelmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 5/265-266; İbn Hibbân, es-Sahîh, 2/77) Ve işin tuhaf kısmı bu gelen peygamberlerin çoğunluğu Yahudidir, nasıl bir halk ama!

İslamiyet sadece son peygamber Hz. Muhammed’i değil, tüm kendinden önce gelmiş olanları benimsemiş ve Tevhid yolunda her birini tek tek kutsamıştır. Çoğu Yahudiler’den oluşan bu peygamberlere rağmen günümüz dünyasında Yahudilik hala aşağılanan bir diğeridir!

Bir çokları için “Yahudi” sözcüğü ağza alınamayacak kadar nefret ve bir fareden söz eder gibi iğrenilecek bir şeydir! Ellerine bir geçirebilseler yok edecekler! Ama inandıkları dinin peygamberlerinin belki de % 99'u Yahudi.

Yahudi düşmanlığının mutlaka tarihsel bir temeli vardır. Bu temel İslamiyetin doğuşundan dahi öncelere gider. Belki Hz. Musa dönemine, “Altın Buzağı”ya tapınma meraklarına, belki Asur’un ülkelerini işgal edip Yahudi halkını dünyanın dört bir yanına sürgün etme dönemlerine kadar. Onların gittikleri her yerde azınlık psikolojisiyle birbirlerine sarılmaları, belki hiçbir yerde kalıcı olamayacaklarını düşündüklerinden genellikle ticaret veya aracı sınıfında var olabildiklerinden ya da tutkuyla birbirlerine sarılıp, birbirlerini kollayabildiklerinden mi bilinmez ama bunun çeşitli tarihsel temelleri mutlaka vardır.

Gelelim Müslümanlar arasında Yahudilere dair olan önyargılara; Tanrı'nın da karşısına çıkan bu saflık, Yaratanı da "Bu varlıkları neden yarattın?" diyecek kadar saf!

Kimileri ne kadar akıllı ki, sorguluyor Tanrı'yı;"Neden tüm insanları, Türk ya da Müslüman yaratmadın!" diye! Ve ne kadar saf, Tanrısına öylesine sahip ki, acıktığı zaman oturup çatır çutur yiyor! Günde beş vakit önünde eğilip, yere kapandığını düşünüyor ama gerektiğinde onu kullanıp, sırtına biniyor, istediği gibi çıkarlarına uygun yorumlar yapıyor ve “Kendi Tanrısı”nı isteklerine alet edip, uyduruyor. Bilmiyor ki “Kendi Tanrısı”, tüm alemlerin sahibi olan ile eş değil!

Her neyse, bunların ne Türklükleri Türklük, ne Araplıkları Arap, ne Çerkeslikleri Çerkes! Ne İslam'a imanları! Onun için her şeyden arınarak insanlığıma sığınıyorum! İnsan olmayı beceremeyenler, tüm insanlığa Allahın kulu diye görmeyenler, karşısındakilere saygıyla bakmayanlar, Türk, Arap, Çerkes ya da Müslüman olamazlar! Yani meselenin özü “Önce İnsan olabilmek de!”

Bu yazı; kendi kendimize bir oto-kritiktir. Yazıda nicel değerlere değil, nitel değerlere göz gezdirmek gerekiyor. Yahudi'yi (Ermeni ve başkaları da olabilir) cüzzamlı bir varlık haline sokarak, kin ve nefret tohumları serperek, topluluklar arasında  barış yollarını tıkayarak, salt karşımızdakilere değil, İslam topluluklarına da zarar verdiğimiz ve herhalde İslam imanına göre de günah işlendiğini teslim etmemiz gerekiyor.

Bakın dünyanın en karmaşık, en ahenksiz bölgesi bugün Ortadoğu coğrafyası. Bugün bize düşen; oturup, bir düşünmemiz!"Nerede yanlış yapıldı?" diye.

Oradaki tek fitne kaynağını "karşımızdaki" olarak görmek ne kadar doğru? Orada olan bitenden her iki tarafta karşılıklı hatalara sahip! Bir birlerine karşı kırıcı, şımarık ve birbirlerinin haklarına karşı saygısız. Bu yargılarım ağır bir itham değil! Yaratıcının gözüyle bakan her insan bu düşünceleri paylaşmalıdır.

Ve eğer şu coğrafya da yapılacak iş varsa bunlardan öncelikli birisi de; Bugün büyüyen Şii / Sünni çatışmalarına akılcı ve tarafları sükunete davet edici bir yanıt vermek olmalıydı.

Örneğin Alevi, Şii ve Sünni din ileri gelenlerimiz neden bir araya gelip konferanslar, paneller ve müslümanları bilgilendirici yayınlar yapmazlar. Farklı mezheplere ya da düşüncelere sahip olmanın, çatışma ve düşmanlık sebebi olmaması gerektiğini, bilakis her insanın, her bireyin kendi başına bir farklılığı temsil ettiğini, farklılıkların eksiklikleri tamamlayıcı, yanlışları düzeltici bir etken rolü oynadığı gerçeğini genel bir çerçeve içinde değerlendirip, toplumları aydınlatıcı bir aktivite içine girilmesi gerekmez mi?

Ve şehir şehir din adamlarımızın öncülüğünde bu aptalca kırıma karşı bir şeyler yapmanın (örneğin mitingler, seminerler) zamanı gelmedi mi? İran, Irak derken, Afganistan, Pakistan, şimdi de Suriye’de insanlar cami duvarlarında üzerindeki bombalarla intihar ediyorlar.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da ki Şii/ Azeri camiine yapılan bombalı saldırılar bir şeyleri haber vermekte! Yarın bu aptalca eylem ve ölüm çılgınlıklarının Türkiye'ye ve bir başka ülkeye sıçramayacağının garantisi var mı? Bunun İslam'la Kuran'la, Allah'la nasıl bir ilgisi olabilir?

Yani biri çıkıp da bırakın Yahudilerin müslümanlara yaptığı zulmü, siz müslümanların birbirlerinize karşı yaptıklarınız nedir? derse söylenecek tek bir sözümüz var mı?

           


Suriye'de Alevi yönetimin Sünni müslümanlara karşı açtığı yüksek şiddet içeren kampanyalarıyla, yüzbinlerce cana mal olan uygulamalarını kim kime anlatabilir? Sonra Sünni militanların Şii ve Alevi halka estirdikleri terör, hele Irak-Musul'da Işid militanlarının bir gün içinde binyediyüz polisi sırf Şii diye katletmeleri nasıl açıklanabilir? Bu örnekler giderek çoğaltılabilir. Demezler mi adama, sen müslümansan, diğeri ne? Ya da illa kendi müslümanlık anlayışını dayatacağım derken, ne türlü bir irade ki kendi fikrinden olmayanı ölümle cezalandırırsın?

Müslüman veya değil, kim kimin canını, hangi kutsal amaç uğruna alabilir? Hangi din, hangi ulus anlayışı bunu emreder? İlk kez Yahudiler'le antlaşma yapan müslüman lider peygamber Hz. Muhammed değil miydi? Nasıl İslam dininin izcileri bu türlü cinnet haline gelebilmişler? Ehli-i Kitap ile evlenebilirsiniz gibi bir izin verilmiş olmasına rağmen nasıl bu kadar intikam hislerine bürünmüşüz? Ve intikam daima intikamı doğuruyor, bunu nasıl unutmuşuz?

                                                                                               ***

Gelelim Putin’in sözlerine; Rusya başbakanı bir zaman önce "Üç yıl sonra dünya, Türkiye’deki el Kaide terörünü konuşacaktır. Cebinde akrep taşıyan, sonucuna da katlanır unutmayın.” demişti. Onu bu sözlere itmeye sebep ne idi? Bu sözlerle ne demek istiyordu? Hepimiz az biraz anlıyoruz. “Sünni kartı oynayan, kendi iç çelişkileriyle kendini bölmekte” diyor. Ortadoğu coğrafyasında bütün yapılanların bumerang etkisine sahip olduğunu belirtmek istiyor. Sünni kartına oynayan TC hükümetine aba altından sopa gösteriyor ve diyor ki –“Suriye’de Alevi iktidarına karşı oynuyorsun ama, birileri de senin Sünni iktidarına karşı oynayacaktır. Ve bu oyun içinde de radikal dini akımlar kullanılacaktır.

Bu sözlere katılmamak mümkün mü? Doğru ne ise o dur. Söyleyene değil, söylenilene bakmalı. Fakat bu bumerang etkisi sadece Türkiye’yi mi vurmaya namzet? Hiç kendi üzerine alınmıyor sayın Putin.

Örneğin 150 yıl önce yurtlarından soykırım ve sürgün ile çıkartılan Çerkes halkının Çerkesya’ya dönüşüne binbir türlü engeller çıkartmasına rağmen, Çerkes olmadıkları halde Ukrayna’dan kaçan Rusları, Rusya Federasyonunun başka bölgelerinden çok Çerkesya ve diğer Kafkas ülkelerine yerleştirmelerinin nasıl bir anlamı olabilir?

RF’nun da yaşayan, Rus olmayan halklar üzerinde türlü sindirme hareketleri uygulayarak, halkların dil ve kültürel yönden asimile edilmesini sağlamaya çalışmanın, halkları kendi ülkelerinde azınlık durumuna düşürmenin anlamı nedir? Giderek ulusal dillerde yayınları azaltmanın, aynı ulusa ait topluluklara müdahale edip, onları ayrı birer ulus gibi bölüp, parçalamanın, rezervasyonlara, ayrı adacıklara hapsetmenin anlamı nedir?

RF. 143 milyonluk çok uluslu koca bir ülke, ama Rus şövenizmine gırtlağına kadar batmış. Rusya’yı, adı Nazilere nazire yapar gibi Rusça’da ki “Bizim” anlamına gelen “Naşi” sözcüğünden türetilmiş Naşi Gençlik örgütünün, baskı ve sindirme politikalarıyla yönetmeye kalkan bir iktidar söz konusu.

Eski Sovyet cumhuriyetleri Gürcistan ve Ukrayna'da Kremlin yanlısı liderlerin Batı destekli halk darbeleriyle devrilmesine tanık olan Rusya'nın aynı akıbete uğramaması için kurulan Kremlin yanlısı gençlik örgütleri tam gaz ülkeye yayılıyor. Ve bu gençlik örgütünün en büyük destekçisi ise Putin ve RF’nun mevcut hükümeti.

Demek ki bu düşmanlık ve diğerileştirme politikalarının sebebi dini inanış felan değil, eğer öyle olsa Naşiler ve dünyaya 2. Dünya savaşını ve soykırımları yaşatan Nazilerin’de Müslüman olmaları gerekirdi. Demek ki sorun Müslüman, Yahudi, hristiyan olmak da değil. Sorun dindar veya dinsiz olmak da. Arap ya da Yahudi, Rum veya Türk, Rus ya da Çerkes olmak da değil. Sorun insan olmak da! Vicdan sahibi olmak da! Adalet duygusuna sahip olmak da! Karşısındakine saygı göstermek de!

                                                                                              ***

Bunları söylerken bir haber düştü basına ve onu sizlere yazmak istedim. Amerika’da, New York kentinde başlarında dindarlar hatta din adamları/ Hahamları olmak üzere, Siyonist olmayan binlerce Yahudi miting yapıyorlar ve İsrail devletini sloganlarıyla, eleştiriyor ve Gazze’de yapılan katliamı durdurması ve bir an önce barış yapması için çağrıda bulunuyorlardı.

ABD'de ki Yahudiler, İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamı protesto eden bu fotograf bize ne kadar çok şey anlatıyor. Amerika’da yaşayan Yahudiler bile İsrail’in bu orantısız güç kullanımını, şiddet doğuran şiddet politikalarını desteklemiyor. Ve adlarının “zulüm ile özdeşleştirilmesi”ni istemiyorlar. Kim, hangi ulus adlarının zulümle özdeşleştirilmesini ister?

Fakat kimi politikacılar, kimi devlet adamları, kimi bürokratların gözünü hırs bürümüştür. Başarılı olmak, onlar için, karşısındaki tüm halk ve devletlerin ezilmesi, sindirilmesi ve hatta yok edilmesini gerektiren bir şey gibidir! Oysa dünya büyüktür. Tüm insanlara yeter de artar bile. Paylaşmasını bilmeyen, yardımlaşmayan için dünya ne kadar karanlık ve çekilmez bir yerdir.

                                                                                                ***

Bütün bu olanlardan sonra ne düşündüm biliyor musunuz? Ne zaman biz müslümanlar, Yahudiler katledildiği zaman da protesto gösterileri düzenler, Yahudi sivillere yönelik ayrımcılik ve terör hareketlerini lanetlersek, şiddeti reddedersek, işte o zaman geleceğe dair, barış, insanlık ve uygarlık umudumuz daha bir yeşerecek...

Ne zaman El Halil’de cesetleri bulunan üç Yahudi genç için kendi çocuğumuzmuş gibi gözyaşı dökebilir, üzülür ve onlar için dua edebilirsek. Ve aynı inançtan olmasak bile bu üç masum gencin ölümüne sebep olanları koğuşturup, yargılayabilirsek, o zaman Ortadoğu, dünya, uygarlık, barış ve kendimiz için bir şeyler yapmış olacağız.

Ölenler; Yahudi, Arap veya Müslüman, Şii, Alevi ya da Sünni, Rus ya da Çerkes fark etmez, haksızlığa uğrayarak yaşama hakkı elinden alınmış her insan, her bireyin ölümünün hüznü yüreğimizi kanatmalı. Yoksa bizim insanlığımıza gelecek kuşaklar bile kuşkuyla bakacaktır.

Ve tüm İslam aleminin aklını başına getirebilmenin tek yolu, düşmanlıkları körüklemek değil. Aksine kini ve nefreti yok ederek, rekabeti de, farklılıkları da daha yumuşak yollarla ortaya koyabileceğimiz bir huzur ortamı tesis etmektir.

İnsan olmayı, birey olmayı, başardığımızda, aramızda ki farklar yok olmayacak, yumuşayacaktır. Ve ulus olmak ya da kendini bir dine veya mezhepsel cemaata bağlı hisseden için, kimse ulusal, dinsel veya mezhep tercihinden alıkonacak değil ya.

Barışı ve insanı önceleyerek, huzuru tesis edecek, sonra kendi tercihlerimizi ve ortak menfaatlerini koruyarak günümüz uygarlığını ve insanlığını yaşatabilmemizin mümkün olduğunu görmeliyiz.

Kimse kendi dünya görüşünden, yaşam tarzından, dili, kültürü, inancı, gelenekleri, beraberce yaşama isteklerinden vaz geçmeli değildir. Ancak beraberce yaşama kültürüne sahip olabilmeliyiz de.

Tabii ki haksızlıklara karşı mücadele edilmelidir. Zulüme, zorbalıklara karşı beraberce baş kaldırılmalıdır. Hangi dinden olursa olsun, bırakınız yüzlerce insanı, tek bir insanın canı dahi değerlidir. Bunu artık anlamalıyız. Empatik davranmalı, sadece kendi dindaşlarımız için değil, bütün insanlar için yaşama hakkının kutsallığını kabul etmeliyiz. İnsanlar bu mücadeleyi; terör, şiddet, baskı ve sindirme politikaları ile değil, sivil, uygar, vicdani, insani ve meşru yöntemlerle yapmalıdır. Yeter ki tek taraflı düşünmeyelim, barış için iki tarafın da olması gerektiğini görmezden gelmeyelim.

Çeşitlilikte bereket vardır. Akıl ve ruh sağlığı vardır. Yeter ki birbirimize saygımızı, sevgimizi koruyalım. Birbirimize emanet verilmiş şu canlar, el, ağız, akıl ve en önemlisi yürek birliğiyle, özgürlüğün ve beraberce yaşamanın erdemlerini yakalayacaktır.

Keşke bir veya birkaç yüzyıl sonrasında ki gözlerle bakabilsek, görebilsek, duyumsayabilsek gerçekleri! O zaman yaptığımız hiç bir şeyden, söylediğimiz sözlerden pişmanlık duymazdık! Geleceği okuyan ve "Yaradanın gözüyle" tüm insanlığa bakabileceğimiz günler umuduyla...

Yaklaşmakta olan İslam aleminin en büyük bayramı Ramazan’ı şimdiden kutlarım.

Sevgiyle, barış ve kardeşlik için de kalın!



(*) Bendeniz, peygamberlerin sayılarının gerçekten kabaca sembolik olarak 124.bin olduğu rivayetine, peygamberin böyle bir hadisi olduğuna, onların çoğunun Yahudi kökenli oldukları kanaatine sahip bir insan değilim. Daha da doğrusu bilmediğim ya da eksik olduğum bir şeye inanma ya da o konuda iddia etme kabiliyetim yoktur. Bu konuda gelen bilgilerin kaynağının İsrailiyat olduğu da hepimizce malum. Ama o kanaat; bu toprakların insanlarının da imanı olmuş. Neyse! Sayının hiç bir önemi yok. İslam inancına, Kuran'a ve Peygamberine göre Yahudi kökenli bir çok peygamber var. Bu bile bizim imanımıza göre Yahudi milletine ve varlık haklarına saygı göstermemizi gerektiriyor. Biz bu hakkı teslim etmediğimiz sürece, içimizde / dışımızda sürekli kaos, terör, yoksulluk, gerginlik, kan banyoları ve çatışmalar eksik olmaz, nitekim de olmuyor. 

Bu yazı toplam 3672 defa okundu.





Ahmet Çalışkan

Manyaklık başka bir şey değil. Müslümanlar birbirlerine bu kadar zalim olursa Yahudiler, hristiyanlar niye olmasın?
Kim acır ki böylesine?

23 Temmuz 2014 Çarşamba Saat 10:25
Meretuko Melih

Rusyanın suratına suratına 'İntikam değil Adalet istiyoruz' derken bizi anlayamayanlar bu yazınızı tekrar tekrar okusun bence.Bravo, kalpten canu gönülden, satırına, noktasına, virgülüne kadar katılıyorum.Fakat bu işten dinimiz çok zarar görüyor abey.
Şahsen Işidin felan islamiyet veya ehli Sünneti gönülden savunduklarını düşünmüyorum.Ayrıca yahudi, arap amca oğlu bile değil kardeştir.Yanlış mı biliyorum?

22 Temmuz 2014 Salı Saat 15:39
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net