

"Biz aldıklarımızla yaşamımızı sürdürebiliriz, fakat verdiklerimizle bir yaşam yaratırız!"
N. MacEwan
Birey ya da toplum fark etmez… Var oluşunun bir amacı vardır. Yoksa da olmalıdır.
Amaçsızlıkta direnen, yok olmak durumundadır. Doğa da, toplumsal yapılar da dengeyi bu şekilde kurmuştur.
Varoluşun kurallarına uyulmalıdır.
Zaman acımasızdır. Bir buldozer gibi ezer ve geçer. Onunla yarışmak zorunda kalanlar, yani tüm canlılar, evrim tezgahında kendilerine yer açmak zorundadırlar. Ve bu yarışta yerinde saymak affedilmez bir suçtur. Suçun cezası doğa ya da uygarlık tarafından verilen yok olmaktır. Döndürülemez, kaldırılamaz, ertelenemez. Erteleme yollarından bazısı yerinde saymaksa da, yürümekte ertelemek demektir. Çünkü herkes yürümektedir.
Yürümek kimseyi, kimsenin önüne koymaz. Var olmak için kendini korumak yetmez. Sadece savunma mekanizmasıyla gelecek yakalanmaz.
***
Doğa da, toplumsal yasalar da acımasızdır, çünkü rekabet onun değişmezidir. Yarış içinde her şey, herkes, bir koşu halindedir.
Değişen canlılar, olaylar ve her şey, insanı ya da toplumu ayakta kalmaya değil, adeta yok olmaya zorlar. Yeni koşullara uyum sağlayamayan yok olur.
Oysa uyum sağlayan ve ortamda ayakta kalmayı başaran bilinç ile koşandır. Bir kişiyi veya halkı ayakta tutan, inancı, varoluş azmi ve çabasıdır.
Onu; sürdürülebilir istikrar, düşünsel derinlik, gelecek kurgusu, ileriye taşıyacaktır. Ve rakiplerine karşı güçlü kılacaktır.
Zayıflık, zafiyet, tutku, korku, amaçsızlık, sersemlik, kararsızlık, karamsarlık, ihtiyatsızlık, tutarsızlık, hesapsızlık, kuralsızlık, disiplinsizlik, ihmalkarlık; yaşamın içinde kalmak ve yükselmek isteyeni içeriden vurur. Rakiplerine dahi gerek kalmadan, yok oluşun selleri arasında kendi kendine boğulur gider.
Onun için daima, güçlü, diri, enerjik ve ne yaptığını biliyor olmak zorundadır. Acınılası ya da komik duruma düşmemek için en ufak hata, en küçük unutkanlık affedilmez sonuçlara yol açar.
Bir kişinin veya toplumun geçmişinde hatalar, eksiklikler ya da fazlalıklar olabilir. Olumsuz rekabet ve doğa koşulları da.
Hesaplanamayacak rastlantısal ilişkiler de onu istenmeyen sonuçlara sürüklemişte. Kayıplar, kırılmalar, travmalar, her şey yaşamın içindedir.
Canlı bazen ölür ölür dirilir, küllerinden yeniden… Doğru bir çıkış için, tarihsel-toplumsal bellek harekete geçer.
Anımsamak; unutmamak ve yanlışı yinelememek için iyidir, fakat kinle yanıp, intikamla kavrulmak için değil.
Zamanı tersine çevirmek asla…Asla mümkün değildir. Fakat yaşanılmış olumsuzlukları yinelememek… Hantallık, gevşeklik ve ataletten sıyrılmak…
-Evet!
Yeni çıkışlarda, yeni silahlar edinilmelidir. Eski, hesaplanabilir çıkışlar, gerçek çıkış yolu olmayacaktır. Gerek sürprizlere karşı dikkatli olmak, gerekse de yeni sürprizlerin mucidi olmak gerektir.
Var oluşun temeli dört süreçten ibarettir; kendini tanımak, yeniden biçimlendirip yaratmak, dışarıdaki dünyaya tanıtmak ve genişlemek üzerine kuruludur. Bu aşamalardan tek biri sırayla işlemezse, durağanlaşan mekanizmanın sesi kesilmek, yaşama süreçleri de elinden alınmak üzere demektir.
Çerkes halkı; tarihin çarkları arasında hunharca ezildi. Doğa olaylarının(salgın hastalıkların) zayıf bıraktığı bir toplum, uzun bir savaş sürecinin, acımasız ve yıpratıcı etkisiyle yok oluşun kıyısına taşındı.
Soykırım, işgal ve sürgün, tüm felaketleri bir arada yaşadı. Ve bugüne kadar bu ağır travmanın etkisi altında kaldı. Halk öylesine yaralandı ve parçalandı ki…
O günden bugüne, bir kısmı acı ile yas tutmak… Diğer kısmı da acılarını derinlerine gömerek, dans ve şarkılarla avunmak durumunda kaldı. Hem ağlanası, hem gülünesi bu absürt durum karşısında, kuşkusuz kafaları soru işaretleri ile dolu bir kısım Çerkes aydını ise şimdi kendi kendine…
- Ne yapmalı? sorusunu soruyor.
Çünkü bu zamana kadar olan hiçbir şey onu yaşam içinde bir ileri aşamaya sıçratmaya yetmedi ve her daim adımları geri geri kaydı…
Soruyu sormak; daha varoluş sürecinin ilk aşamasına varılamadığının açık bir kanıtı. Gelinen nokta, Çerkesler’in birinci aşama olan “Kendini tanıma” sürecine dahi henüz erişememiş olduğu anlamına gelmekte. Çünkü kendini tanımlamış olan, ne yapacağını da bilir ve neleri yapabileceğini de…
İşte Çerkes halkının bütün bu önünde duran, uzun ve zorlayıcı merdivenler öncesinde, kısaca durumu özetleyen cümle şu;
- Ne yapmalı? sorusuna nasıl bir yanıt olmalı?...
Bu içinde bulunduğumuz mayıs, Çerkesler için önemli bir tarihsel dönem; Soykırım ve Sürgünün 150. yılı. Önceki yıllarda olduğu gibi Çerkesler yine dağınık, yine paramparça.
Ne organize olabilmeye başarabiliyorlar, ne de omuz omuza yürüyebilmeyi.
Fakat bu yılın, geçmişte görülenlerden farklı bir yanı da var. Geleceğe dair içimizde biraz olsun umut ışığı yakan bir gelişme. Artık bazı Çerkesler, bütün etkinliklere, kurum ve grup ayrımı yapmadan katılıyorlar. Bu katılımcılardan biri de benim. Tüm Çerkes aktivizmine cesaret vermek istiyorum.
Bir halkın (Çerkes) çocukları olarak, bazı konularda fikir ayrılığı içinde olabiliriz. Ancak asgari müştereklerde bir araya gelebilme becerisi sergilemek zorundayız. Yani Ulusal bir dayanışma, ortak amaç ve hedefler etrafında kilitlenme gibi.
Çerkesya Yurtseverleri olarak bu ay bizler de yine basın açıklamamızı yapacağız. Basın açıklamasının yapılacağı tarih 24 Mayıs 2014. Tüm Çerkes halkını ve dostlarını, basın açıklamamızda yanımızda görmek istiyoruz. Herkesi inisiyatif almaya, sorumluluğa ve duyarlılığa davet ediyoruz. Başka bir zaman da o başkalarının da bizim sesimize, soluğumuza ve omuzumuza gereksinimleri olabilir.
Unutmamalı! Komşu komşunun külüne muhtaç!
Saat-14:00 – Galatasaray Lisesi Önünde toplanma,
14:30 – İstiklal Cad. Beyoğlu/ İstanbul adresinde Rusya Konsolosluğu önünde basın açıklaması...
http://www.cherkessia.net/bakisacimiz.php?id=3369
https://www.facebook.com/events/315108265308059/
Insanlık tarihi kadar geçmişi, tarihi olan çerkesler, tarihler boyu, savaşlar, parlak dönemler yaşamışlardır. Geçmişlerinden bu günümüze kadar, pek fazla birlikte hareket ettikleri görülmemiştim, görülse dahi pek azdır. Bu yüzden tarihler boyu devamlı savaşlar, sürülmeler, ayrıştırmalarla karşılaşmşılardır..... Günümüzde halen, benlik duygularıyla hareket etmekteyiz, milli birlikteliğimizi sağlayamadık...... Bizler için en önemli Bir tarih olan 21 Mayıs 1864 büyük soykırım ve sürgünün anma yıl dönümünde bir araya gelip, fikirlerimiz ayrı olsa dahi, bizim için bir dönüm noktası olan bu tarihte hep birlikte tek bir programda buluşsak, daha etkili daha doyurucu olmazmı..? Kamu oyunda daha ses getirmez mi!
09 Mayıs 2014 Cuma Saat 02:12