

Soykırım ve Sürgünü gölgemek üzere Rus tarafının tezlerinden birinin, "Orada bir savaş oldu, Ruslar galip, Çerkesler mağlup oldular. Ülkelerini kaybettiler ve başka ülkeye göç ettiler" diye duyuyoruz.
Bu tez dahi başlıbaşına bir ülkemiz -Çerkesya- olduğunu, orada Rus Çarlık ordularından daha güçsüz, daha az silahlı ve daha az asker sayısına sahip olsa bile bir Çerkesya ordusunun olduğunu kanıtlayan bir olgu.
Yukarıda ki resim bile bunun açık kanıtı değil mi?
Gerçi biz Çerkesler dahi, kendi ülkemiz, halkımız, kültürümüz konusunda kuşkuluyuz sanki. Daha doğrusu bizler ve bizim gibi konuyu bilenler biliyor ama, genel olarak halkımız bilgisiz.
Hala insanların bir çoğu Çerkesya demekten utanıyor Kafkasya diyerek konuyu geçiştiriyor-, diyenler de milliyetçilikden öte ırkçılıkla suçlanıyor, savaş ve soykırım öncesinde Çerkeslerin, bölük pörçük yaşayan, ilkel ve kabile düzeyinde insanlar olduğunu düşünüyor.
Aslında her türlü zayıflığına rağmen bu savaş hallerinde dahi böyle değildi.
Evet! Ülkemizin kuzeyi ( Kuban-Don arasında kalan topraklarımız) ve doğusu (Kabardey) işgal edilmiş ve halkımız parçalanmıştı ama, 1860'ların başına kadar, -umudu giderek azalmakta da olsa- dik duran bir halk ve milis gücümüz vardı.
Üstelik savaş suçları diye de bir şey var.
Savaş; meydanlarda yapılır, köy ve kasabalarda değil.
Savaş; silahlı insanlara, ordulara, birliklere karşı yapılır, masum, eli silah tutmayan sivillere değil.
Rusların yaptıklarının artık affedilmez bir suç olduğunu, giderek kendileri de kabul edeceklerdir.
Çünkü Rusya savaş meydanlarında kazandıklarından değil, kadınlara, ihtiyarlara, çocuklara yaptıklarından, bir halkı topyekün soykırım ve sürgün ile kendi öz toprağından ayırmasından dolayı tarihen yargılanmalıdır.
Başka yolu olduğunu düşünemiyorum bile.
Fakat önemli olan biz Çerkeslerin, geçmişte yaşadığımız trajediden ve tarihten kafamızı kaldırarak, bugüne ve yarına bakmamız gerekiyor.
Biz ne olacağız, ne düşünüyoruz, nasıl bir gelecek tasarlıyoruz?
Anayurdumuzu nasıl kazanabiliriz?
Başarı için elimizde ne tür yöntemler, argümanlar ve aletler var?
Hedeflerimize ulaşabilmemiz için ne tür meşru silahları geliştirebiliriz?
Yoksa başka ülkelerde, başka kurtuluş mücadelelerinde denendiği gibi farklı -belki de şiddet içeren- yöntemlere mi başvuracağız?
Hiç ama hiç istenmeyen, tercih edilemez bir durumdur.
Bunların hepsi muamma!
Gelişen konjönktür Çerkesleri bir yerlere götürüyor, götürecek! Ama nereye?
Bu bütün olacak olanlar da Çerkeslerin rolü mü, yoksa başkalarının mı daha çok rolü olacak?
Yoksa sonbahar yaprakları gibi kader mahkumları olarak, her rüzgarın önüne katılıp, ufala ufala yok mu olacağız?
Bütün bunlar sorular, sorunlar!
Daha binlercesi var! Hepsi yanıt bekliyor.
Eğer bunlara Çerkes aydınları doğru, tutarlı ve gerçekçi yanıtlar veremezlerse, olacakları düşünmek bile istemiyorum!
Sonuçta bu halkın da dünyada ki her halk gibi farklı tabaka ve katmanları var.
Daha şimdiden politik başarısızlıklardan ve birlik noktasından uzak da olmanın sıkıntıları baş gösteriyor.
Politikayla, barış hevesleriyle, yumuşak söylemlerle bir yere varılamadığını, varılamayacağını söyleyen ve umutsuzluktan beslenen insanlar görülmeye başladı.
Yanıtın başka olması gerektiği, farklı çevrelerde ağır ağır da olsa dillendirilmeye başlandı.
![]()
Önümüzde ki on yıl Çerkes halkı için çok önemli.
Dünya ve bölge barışı içinde.
Rusya, Çerkes halkına karşı son üçyıldır sürdürdüğü tutumda bir değişikliğe gitmezse, Çerkes politika yapıcıları ortaya çıkmaz ve halka önderlik etmezse, Çerkes aydınları Çerkes aydınlanmasını ve rehberliğini başaramazsa sonuç ne olacak?
Dönüşün bence bireysel olarak başarılabilmesi olasılığı yok. Hatta sıfır olasılık.
Soykırım ve Sürgün kesinlikle tanınacak ve bu halkın üzerindeki blokaj kalkacak. Dönüş yolları açılacak.
Dönüş dediğimiz bireysel değil, toplumsal/ ulusal bir boyutta, planlı ve desteklenir bir şekilde gerçekleştirilebilir.
Yani tarafların tüm açılardan konuyu ele almaları ve mutabakat sağlamaları ile.
Çerkesya'nın sınırları en azından makul çerçeve içine alınacak ve kültürel-dilsel-politik konularda haklar dünya standartlarına getirilecek.
Bunun dışında hiç bir barış, geçerli olmayacaktır, olamaz.
Taraflar arasında kalıcı bir barış için, yapıcı bir tutum geliştirilemezse, halklar arasında dengeli politik bir yapı tesis edilemezse, Çerkes halkının özgürlüğü fikrine Rus tarafı ikna olmazsa, kendi iç konularında özgür, dış da Rusya F.'nuna bağlı birleşik bir cumhuriyet, ÇERKESYA CUMHURİYETİ kurulamazsa, Çerkes sorunu daima kanamaya namzet ve bölge barışını tehdit eder halde bir köşede duracaktır.
Üstelik Rusya'nın hasımlarının da kurcalayabileceği ve karıştırabileceği bir açık yara olarak.
Bir halkın içine eğer, özgürlük ateşi düşmüşse, o ateş hiç bir zaman, hiçbir şekilde söndürülemez.
Bir halk kendisine saygı göstermeyen, varlığını yadsıyan, aşağıda gören hiç bir iradeye de boyun eğmez.
Bugün ateş düşük, halk görece zayıf görünümden dolayı boyun bükük gibi duruyorsa, sayısal, siyasal, manevi ve toplumsal gücü kendinde hissedemiyorsa da bunun sonsuza kadar böyle gitmeyeceğini, gidemeyeceğini RF. siyasal erklerinin biliyor olmaları gerek.
Bütün bu soru ve sorunlara; Kazan-kazandan başka bir formül dışında çözüm bulabilmenin olasılığı ise yok gibi duruyor. Bilmem yanlış mı düşünüyorum?
Tarih boyunca hep nalıncı keseri gibi kendine yontmuş, çevresindeki tüm güçleri ve halkları kendi menfaatlerine koşturmuş, çalıştırmış bir emperyal güçten çok mu şey bekliyoruz bilmem ama, bundan sonraki tüm değişmelerin, gelişen uygarlık, teknoloji, ekonomi ve insanca yaşam hakkı ile bunlardan gerçek anlamda nasibini alamamış, bir şekilde uzak tutulmuş halk gruplarının/ yığınlarının işine yarayacağını görmek gerekiyor.
Günümüz de sorunların üstünün örtülmesi, geçmişte olduğu gibi baskı ve yıldırma politikaları, insana hayvanmış gibi davranma ve keyfi siyaset gütmeler, adaletsizlikler, haksızlıklar sürdürülemez.
Geleceği iyi okuyamayan, olacakları göremeyen devletler, siyasi yapılar, çatırdamaya ve hatta yıkılmaya mahkumdur.
Ya insanlık ve uygarlığın nimetleri kardeşçe paylaşılacak ya da daha önceleri bu iyi okuyamamaların getirdiği dipsiz kuyuları boylayışın bir tekrarı yaşanacaktır.
Paylaşmayan tarihin çöplüğüne gidecektir.
Onların arkasından da hiç mi hiç ağlamaya değmez.
http://www.aksam.com.tr/dunya/kizil-cayir-ofkesi/haber-272813
Tha Çerkes halkını ve insanlığı provokasyonlardan, şiddetten ve kan banyosundan korusun!
Cevdet beyin sözlerine kulak tıkamak mümkün mü?
Zira sağduyu ve samimiyetin dile gelişi.
Her ne kadar bazı konularda birbirimize katılmıyor, farklı düşündüğümüz şeyler olsa da ortak bir amacımız var; Çerkes halkının ve ülkesinin geleceği, ortak menfaati, yükselişi.
Ve çok önemli; RF., Kuzey Kafkasya ile Çerkesya'nın batısında yer alan Krasnodar ile Adığey Cumhuriyetini yönetsel olarak birbirinden ayrımış durumda.
Aynen katılıyorum; RF. çok sıkıştığında Dağıstan, Çeçenya, İnguşya, hatta Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Osetya'yı dahi elinden kaçırabileceğini, en azından uzun vadede bu bölge ve ülkelerin kendi yoluna gidebileceklerini hesaplıyor.
Fakat Batı Çerkesya'yı vaz geçilmez görüyor.
Bunu anlamak mümkün.
Bende olsam bende vaz geçmek istemezdim.
Çerkesya'nın batısı için daha çok stratejik, daha jeo-politik ve adeta RF'nin gırtlağı desek.
Yani ilerleyen zamanlarda RF ile Çerkes halkı aynı noktadan nefes alacaklar.
Onun için bu durumu bir ortaklaşma ve paylaşıma dönüştürmek de söz konusu olabilir!
Bilemiyoruz bunu politika yapıcıları belirleyecek amaaa!!!
Ama bunun için kim hazır?
Bir taraf; daha taraf olamamanın bertaraf olmuşluğunu yaşıyor.
Diğer taraf ise; kişi kişi, grup grup teslim almanın hesaplarını yapıyor.
Ve geçmişte olanların tekrarıyla dünya kamuoyunu oyalıyor.
Aslında bu kendi halklarımız için bir ihanet.
Politikacılar ah bir bilebilse!
Bu yazının yayımını takiben RF.'nun güney bölgelerinde iki terör eylemi gerçekleşti.
Öncelikle bunu kınamak gerek.
Şiddeti kutsayan, onun bir frizbi etkisinde olduğunu hesaplamalı.
Fakat ön görülerimiz tutuyor.
Keşke arada biz de yanılabilsek de, insanların canı yanmasa!
Son cümle; Paylaşmasını bilmeyen, kazanmasını da bilemez!
Bora bey; o kadar kolay çözümlenecek bir şey değil bu durum.
Sürgünü, Osmanlı politikalarıyla haydi anllattınız?
Soykırımı bu tanımlamanızın neresine koyacağız?
Atalarımızın yaşadığı münferit olaylar değil ki!
Yüzbinlerce insandan söz ediyoruz.
Bir ülkenin kimliksizleştirilmesinden, kültürel, sosyal, ekonomik, genetik her alanda sahiplerinin değişmesinden...
Ülkeyi kolay koybetmedik, belliki kolay geri alamayacağız...
İş ki kan dökülmeden, barışçıl yöntemlerle ilerleme sağlayalım.
20 yıl yerine belki 100 yıl sürer, belki bizim kuşak ve belki bizden sonra iki kuşak daha göremez ama sonuca adım adım yaklaştığımızı hissedeceğiz.
