

Geçen haftalarda Uzunyayla’daydım . Burası bir zamanlar , Türkiye ‘de Çerkeslerinin toplu olarak yasadıkları , kendi kimliklerini , dillerini ve kültürlerini yaşayıp koruyabildikleri bir bölgeydi .Adigeler , Soykırım ve Sürgün sonrası geldikleri bu bölgede , toplu olarak bulunmanın ve ayrıca nispetten izole ve dışa kapalı olmanın avantajı ile , anavatanları Xeku ‘ den ( Çerkesya ) getirdikleri kültürlerini uzunca bir süre yoğun olarak yaşayabildiler . Öyleki , Uzunyayla ‘ya Küçük Xeku ( ХЭКУ ЦЫК1У ) ismini takmayı bile uygun bulmuşlardı.
Adigeler , zorunlu olarak geldikleri bu yörede , Kafkasya ‘da uzun yıllar boyunca oluşturdukları yaşam tarzlarını burada da sürdürmeye çalıştılar ve bölgenin zor şartlarına rağmen bir süreliğine bunda da başarılıda oldular . Çerkes yaşam tarzının bütün ögeleri (Adigağe , Adige Xabze , Adigebze ) uygulanmaya çalışıldı . Çerkes kültürünün kökleri çok eski zamanlara uzanan sağlam yapısı , bu kültürün evrensel insani değerler olan uygunluğu ve bir çok kültürel unsurunun mensup oldukları İslam dini ile uyuşması , şehirleşmenin ve diyasporik bir halk olmanın asimilasyoncu etkisine karşı bir süre için direnç göstermesinde yetkili oldu .Uzunyayla ‘nı ‘’Küçük Xeku ‘’ olduğu zamanları kısmen de olsa yaşamış biri olarak ,buraya her gidişimde Çerkes kültürü ve onun temel unsuru olan Çerkesçe’nin nasıl günden güne yok olduğunu görmek benim için üzüntü verici bir gözlem olmuştur .Bir nesil sonra buralarda Adigabze konuşan hiçbir kimsenin kalmayacağı gerçeği insanı dehşete düşürecek nitelikte . Bu Uzunyayla gerçeği , Türkiye ‘ de Çerkeslerin yoğun olarak yaşamış oldukları diğer bölgelerde uyarlanabilir .
Bütün bunlar göz önüne alındığın da şu tür bir sorular akla geliyor ;
Uzunyayla ‘da bile korunamayan bu kimlik , diyasporada , mensuplarının şehir şehir , mahalle mahalle dağınık olarak yaşadığı bir toplumda nasıl korunabilir ?
Nispetten uygun şartlarda , Uzunyayla’ da başarısız olan bu kimlik koruma mücadelesi Türkiye ‘de başarılı olabilir mi ?
Bu kimliği , bu kültürü , bu dili devam ettirme uğraşı niye başarısız oldu ?
Kanımca , bu başarısızlıkta , günümüzde kimliği korumanın en önemli şartlarından olan anavatanda yaşama faktörünün olmaması en önemli neden olmuştur . Anavatan yaşamak ,bir kimliği korumanın garantisi değilse de ön şartıdır..
Uzunyayla örneğini bütün Türkiye ve diğer diyasporalara’da uyarlayabiliriz . Belki bir süre için ‘’ Küçük Xeku ‘’ dedirtecek kadar kültür yaşatılabilir ancak sadece bir süre için ….
Diyasporada ve bu arada Türkiye’de bütün demokrtik hakları talep edebilir ve belkide elde edebilirsiniz , hatta Türkiye ‘yi Çerkesler için bir merkez yapmayı bile düşünebilirsiniz ama bütün bunlar sizi orta vadede bile yok olmaktan kurtaramayacaktır ..
Peki çare nedir ?
Çare , bütün dünyada yürütülecek kimlik mücadelesinin merkezine herhangi bir diyaspora ülkesini değil Xeku – Çerkesya’ ya koymak , bütün mücadeleyi ve bütün çalışmaları anavatan odaklı yapmaktır..
Çerkes kimliğinin anavatan dışında korunamayacağı gerçeği Uzunyayla ‘da test edilmiş ve deyim yerindeyse onaylanmıştır . Diyasporada çerkes kalınabileceğine inanmak ve buna halkı inandırmaya çalışmak ancak bir kandırmacadır ve bu , yavaş yavaş ısıtılan suda farkına varmadan haşlanarak ölen bir kurbağa örneğinde olduğu gibi , Çerkes kimliğinin yok oluşuna seyirci kalmak demektir.
Artık ‘’Küçük Xeku ‘’ mümkün değildir . Mümkün olabilecek olan ancak, Xeku- Çerkesya ya tekrar canlandırmaktır…
Tegulen Yakup Beyin görüşleri acı gerçeğin bir anlatımı. Bu gerçekçi tabloda baskı politikalarının payı önemli. İsrail'de iki köyde Çerkesçe korunmuş, çocuklar Çerkesçe konuşuyor. Çünkü orada asimilasyon politikası uygulanmıyor. Türkiye'deki gibi orada, İsrail'de Çerkesçe baskı altında ve yasaklanmış olan bir dil değil.
Anayurda dönüş diyoruz, ama nasıl? Bu soruya da yanıt aranmalı. Görüyoruz, Rus, Suriyeli Çerkes'e vize vermiyor, çirkin bahaneler uyduruyor: 1864'te Çerkesler Rus idaresine girmemişlerdi, Rus idaresine girmeyi, Rus vatandaşı olmayı kabul etmemişler de Türkiye'ye ve diğer yerlere, Suriye'ye göç etmişler. Yani Çerkesler, hiçbir zaman Rusya vatandaşı olmamış olduklarından dönüş hakkına sahip olamazlarmış. Çok tuhaf. Bir an için doğru kabul edelim. Peki 1864 öncesinde ve çok sonrasında pasaport verilerek Osmanlı topraklarına ve bu arada Suriye'ye gönderilen on binlerce Çerkes Rusya vatandaşı değil miydi? Kabardey'den, 1859'da Rus yönetimine giren Laba ve Kuban ırmakları sol yakalarından, Kuban'dan 'göç edenler' Rusya yurttaşı değil miymişler? 1880'lerde göç edenler hangi devletin yurttaşı idiler?..1889'da Laba solundan 24 bin Çerkes'i Türkiye'ye göç ettirme, topraklarını emekli askerlere ve Kazaklara tahsis etme kararını alan devletin adı neydi?..
Karşımızda güvenilmez olan ve doğru konuşmayan Rus devlet bmakamları var.
Türkiye'de ise, antiasimilasyoncu bir iktidar oluşmadığı sürece sadece Çerkesçenin değil diğer dillerin de hiçbir yaşama şansları yok. Asimilşasyon ilerlemiş, süreci kesmek için köklü önlemler, pozitif müdahale gerekiyor. Zor, geç kalınmış. Benzeri bir süreç, daha yavaş da olsa, anayurtta da yaşanıyor. Cumhuriyetler yetkisiz, sistem son derece kötü. Anayurtta anadilini haftada bir iki ders saati okutabiliyorlar, o da Rusça üzerinden. Kiril alfabesini latine çevirme yetkileri bile yok. Kafese konma gibi bir durum sözkonusu.
O halde asıl sorun özgürlükler sorunu, egemen olma sorunu. Bunu ıskaladığımız zaman havanda su dövmüş oluruz. Şimdiye kadar hep diledik, birilerinden bekledik, övünüp durduk. Artık önümüzde mücadele dönemi duruyor. Ona göre hazırlanmamız gerekiyor.
Saygılarımla.
Sorunu dillendiren bir yazı olduğu için beğendim.
Aslında acı bir yazı,ölümü kendinde yaşamak bu olsa gerek.
Umudumu yitirmek istemiyorum,kötüye inat bir gün daha yaşamak istiyorum........СЫГУГЪЭШТ !!.
Bir ağacın govdesi köklerinden koptuğunda bir süre daha yeşermeye, gelişmeye devam eder, lakin kökünden uzak gövde kurumaya mahkumdur...
01 Temmuz 2013 Pazartesi Saat 23:03