Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM
03 Nisan 2013 Çarşamba Saat 15:37


Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş.

Dizlerinin dibine bir tabela koymuş.

Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılı imiş.

Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş.

Bir reklamcı bunu görmüş.

Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.

Ne olduysa olmuş...

Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya, habire para atmaya...

Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına...

"GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM..."

***

21 Mayıs yaklaşıyor.

Tüm dünya ve insanlık için.

Ama daha çok Çerkes halkı/ ulusu için.

Şunun şurasında kaç hafta, kaç gün kaldı?

O günün tek başına büyük bir anlamı yok.

Ama Çerkesler için yükledikleri anlam büyük.

Çerkes Soykırım ve Sürgünü sadece o gün uygulanmadı ama, o gün simgeselleştirildi.

O yüzden bu günü kitlesel yas ve anma günü olarak nitelendirdik.

O gün, ülkemize, halkımıza, atalarımıza, kültürümüze, dilimize yapılan, tarihin en kanlı ve en acımasız saldırılarını telin için yürüyoruz.

Bir kez daha olmasın, tekrarlanmasın, bizden sonraki kuşaklar bu zulmü yaşamasın ve başka halklarda zarar görmesin diye!

O gün, yürek yüreğe, omuz omuza bir halk, kendisine, insanlığa, uygarlığa ve vicdanlara yapılan bu amansız saldırıyı kınamak üzere bir araya geliyor ve yürüyorlar.

O gün, bir halk binlerce yıldır yaşadıkları yurtlarında, ya can vererek kalmanın ya da sürgün giderek başka ülkelere kırıntılarını taşımanın seçimi ile karşı karşıya kaldılar.

Tüm dünyanın gözü önünde 2.5 milyon nüfusuyla koskoca bir halk imha edildi.

Koskoca çünkü 1860’lı yıllarda 2.5 milyon nüfuslu ülkelerin çoğu bugün 40 milyonu aşkın bir nüfusa eriştiler.

O gün çocuklar annelerinden, kadınlar erkeklerinden ayrıştırıldılar.

Geniş bir coğrafya asli yerlilerinden kazınarak kopartıldı.

İnsanların başları, gövdelerinden ayrılarak 3 metrelik kazıklara çakıldı ve Çerkesya’nın görünür birçok yerine asıldı.

Savaşma gücü olmayan, korumasız insanlar, çoluk çocuk, basit tekne ve takalara bindirilirken, yanlarına verilen sulara veba vb mikroplar zerk olundu.

Yolda ve sürgünde insanlar hastalık ve açlıkla kırılmaya mahkum edildiler.

Onbinlerce öksüz ve yetim çocuk Karadeniz kıyılarında başka halkların çocukları arasına karıştı, köle ve cariye olarak on binlercesi satıldı.

***

Şimdi bugüne gelirsek! Çeşitli türden onlarca vahşetle terbiye olmuş bir halk Çerkesler.

Fakat geçmişten ders çıkartamamış.

Geleceği okuyamamış, vizyonu dar ve gelecek kurgusu hala çok zayıf.

Böylesi bir ulustan nasıl, kime söz edebiliriz?

Zamanında kabilecilik ve emperyal güçlerin çekişme alanı ilan edilmiş topraklara sahip bu halkın, artık zafiyetlerini tanıma konusunda ustalaşması gerekiyordu.

Aralarında ki çekişme, birlik oluşturamama ve politik kimliği tek bir merkezde odaklayamama gibi zayıflıklarını yenmesi gerekiyordu.

Ancak ortada böylesi bir birlik duygusu yok. Hoş soykırım ve sürgünü hazırlayan sebeplere göz gezdirdiğimizde bu birlik duygusunu atalarımız oluşturabilmiş mi?

Geçenlerde değerli yazar arkadaşım Murat Yıldırım’ın çevirdiği ONCE A WEEK’de, - 3 EYLÜL 1864, Sayfa:302-307 - yayımlanan yazıda önemli bir not vardı.

Bunu sizlerle sayfamda da paylaşmak istedim.

“Rusya’nın bir çok noktadan çok güçlü ve savaşa çok alışkın savaşçı bir kavmin kolay bir şekilde kökünü kazımasının en büyük sebebi, Çerkesler arasında hakim olan fikir ayrılığıdır. Zafer elde etme imkanına sahip çok sayıda kabilenin sıra ile lider olma istekleri ve Ruslara karşı yekpare bir direniş için onların birleşmekte zorlanması nedeniyle, birbirleri ile olan ihtilaflarda güçlerini boşa harcamışlardır, ortak düşmana kendilerini kabile kabile yenme fırsatı tanımışlardır(!).”

Bakınız; http://www.cherkessia.net/makale_detay.php?id=3303

O zamandan bu zamana çok şey değişmemiş demek.

Her ne kadar daha uzak geçmişte; birlik, beraberlikle başarabildiğimiz çok şey olmuş ise de, son iki yüzyıllık tarihten gerekli dersleri çıkartamamış bir toplum olduğumuz açıklıkla ortada.

Zayıflıkların, çekişmelerin ve dış uzantıların gövdesinde dolaştığı bir yerde Çerkesler.

Kendi varlığını ortaya koymayı başaramadı, ulusal kimliğini ayağa kaldıramadı.

***

Bir halkın çok çocuğu olur. Bu çocukların farklı düşünceleri, eğilimleri, yaşam tarzları olur.

Kimi daha özgür, kimi daha muhafazakar, kimi daha post-modern düşünür.

Milyonlarca kişiden oluşan bir halkın içinde farklı kanatlar, gruplar, hizipler, partiler, inançlar boy gösterir.

Bundan daha doğal ne olabilir?

Fakat o halkı, gerçek bir ulus yapan nedir?

Toplumsal/ tarihsel bellektir.

Yaşanmış olaylar, sindirilmiş olgular ve deneyimlerin bütünüdür.

21 Mayıs’ta Çerkesler için bilincin ortaklaşması demektir.

Hiçbir Çerkes, o güne ve yaşanmış olaylara ilgisiz kalamaz.

Hiçbir Çerkes’in vicdanı o gün kanamadan duramaz.

Hiçbir Çerkes, 21 Mayıs yürüyüşlerine duyarsız olamaz.

Eğer bir insan gerçekten Çerkes kimliğine sahipse ya da onu özümsemiş ve unutmadan yüreğinde saklıyorsa, bayrağını alır ve koşar meydanlara.

***

Fakat o ne?

Bir bakmışsınız ki meydanlar kapılmış.

Saatler kapılmış, paylaşılmış.

Taksim’de geçen yıl iki ayrı yürüyüş vardı.

Ayrıca Beşiktaş meydanında da bir üçüncüsü.

Vah zavallı halkım!

İki yıldır hep aynı şeyleri yazıyorum.

Ve çok kızgınım.

Çerkes Ulusuna reva görülen bu bölücülüğü hem reddediyor, hem de kınıyorum.

Bu acımasız saldırıları, içimizde kimler uygulamaya koyuyorsa, onlara bilmem ne diyeyim?

Çerkesya Yurtseverleri, son iki yılda kaç kez birlik çağrıları yaptı.

Çağrılar hep yanıtsız kaldı.

Hatta bazı gruplar bu yıl, açıkça kendi başlarına yürümenin hesaplarını kendilerince yürüttüler.

Haber vermeden, iletişim dahi kurmadan, planlarını uygulamaya koydular.

Bütün bunlar bu yazıyı kaleme almama sebep oldu.

Bu tür bir haksızlık içinde olmayıp, konudan habersiz, her hangi bir grup içinde olan insanları tenzih ederek bu yazıyı algılamanızı istiyorum.

Belki biraz ağır kaçacak, belki bazılarına zor gelecek ama öyle.

Bunlar yazılmazsa ve kimsecikler haberdar olmazsa, hatalar durmaksızın yinelenecek ve başarısızlıklarımız yenilenecek.

Çerkes halkının artık yeni bir başarısızlığa, yıkıma, felakete tahammülü yok.

***

Biliyorum bu yazının bu satırlarından sonra, içinizde “Haynape!” diyenleriniz olacaktır.

Biliyorum birlik derken iyice toplumun ayrışacağı kaygısını duyacak olanlarınızda.

Fakat bunu içimdekini ortaya çıkartmazsam, yazıp, anlatmazsam olmayacak.

***

Bilirsiniz, sosyal bilimler bazen, fen bilimlerinden de esin alır.

Doğa kendisiyle ilintisiz gibi görünen birçok bilime ilham verir.

Bende bugün bu sayfada yaban sığırlarının savunma mekanizmalarından söz edeceğim.

Yaban sığırları, Afrika mandası, Asya yakları, Avrupa ve Amerika bizonları, hepsi de aynı ailenin birer parçasıdır.

Bizzat tanımam yaban sığırlarını, fakat televizyonlarda yayımlanan belgesellerin iyi bir izleyicisiyimdir.

Sığırların doğada çok fazla düşmanı yoktur ama arslan, kaplan, kurt gibi iri yırtıcılar bu büyük ve lezzetli avın sık sık izini sürerler.

Yaban yaşamında bazen küçücük yırtıcılar, büyücek avlarını, işbirliği ve zekalarıyla kıstırıp parçalamayı başarabilirler.

Yırtıcıların en büyük silahı, tırnakları veya dişlerinden çok, saldıkları korkularıdır.

Avlarının çoğunu saldıkları dehşet ile avlarlar.

Korku ve çaresizlikten ne yapacağını şaşıran çoğu hayvan, daha kaçarken, sakatlanarak, avcı hayvanlara yem olurlar.

Fakat bundan istisnai olarak kurtulabilen hayvanlarda vardır; örneğin yaban sığırları.

Onlar saldırı anında yırtıcılara karşı durur ve sürü halinde birleşerek, boynuzlarını düşmanlara doğru yöneltirler.

Aslında bu meydan okuma yırtıcıların gerilemesini sağlar. Ama yeterli midir? Can kurtarmaya yeter mi?

Yaban sığırları topluca bir duvar gibi yırtıcılara karşı koyarlar. Yavrularını ortalarına alırlar, zira zayıf halkaların zincirden çekip çıkartılmaları kolay başarılabilirdir.

Bu zinciri, bir hayvanın gerilemesi dahi kırabilir.

Bu duvarı, en ufak bir gedik dahi yıkabilir.

Bütün olay psikolojik bir harekat olarak baştan sona gelişir.

Dehşet içinde kaçış başladığında avcılar sürüyü hızla gruplara ve bireylere bölmeye çalışırlar.

Parçalanma süreci devam ettikçe sürünün her bireyi korumasız, savunmasızdır.

Her an avlanma ve parçalanma tehdidi altındadırlar.

Ne yazık ki kendisini av gibi düşünen her insan veya topluluk bu tür bir kaderi yaşamak durumuyla karşı karşıya kalmaktadır.

Kişi veya toplum kendini nasıl, ne şekilde tanımlıyorsa o dur.

Av ya da avcı olmak veya her iki psikolojinin dışında kendine uygar bir dünyada yer ayırmak, hepsi kendi elimizdedir.

İnsan, en basitten, karmaşığa, en düşükten, yükseğe, en sadeden, en gelişmişe doğru evrilmesi gerekirken, günümüz dünyasında dahi, ne yazıktır ki en vahşi hayvandır, en acımasız, en gaddar.

Tarih, bu vahşet sahnelerinin sergilendiği dünya adlı tiyatroda, sürekli yeni oyunlar sergiler durur.

Bu oyunculardan biri de Çerkesler olacaksa, hep avı oynamaktan sıkılmak gerek.

Hele doğada av durumunda olan yaban sığırları kadar, basit refleksleri gösteremiyorsak yazıktır bize.

Onların yırtıcılara karşı verdikleri güçlü birlik mesajını dahi veremiyorsak yazık!

21 Mayıs yine yaklaşıyor.

Ve Çerkesler bir kez daha parçalı bulut meydanlarda olacak.

Ve arkamızdan bir kez daha birileri “Bu salaklar, biraz önce yürümediler mi yav?” diyecekler.

Vah vah! Yazık!

Bu aidiyetimize, atalarımıza, geleneklerimize, tarihimize karşı hem ayıp, hem ihanet!

Fakat elimizden yine bir şey gelmiyor.

Güzel bir bahar günü... ama ben baharı görmüyorum!


Bu yazı toplam 8982 defa okundu.





Semanur ERCAN

Wopsew Semih Akgün, bu kadar güzel ve arı bir dille anlatılabilinirdi ancak..duygu ve düşüncelerime tercüman oldunuz..bende nacizane burdan tüm Çerkeslere seslenmek istiyorum....
Düşün..! Kim üzebilir seni Senden başka..?
Kim doldurur içindeki boşluğu Sen istemezsen..?
Kim mutlu edebilir seni, Sen hazır değilsen..?
Kim yıkar, yıpratır seni, Sen izin vermezsen..?
Kim sever seni, Sen kendini sevmezsen..?
Herşey sen de başlar, Sen de biter..!
Yeterki yürekli ol, Tükenme; Tüketme...!
Tükettirme içindeki yaşama sevgisini.
Hep hatırla..! Çaresizseniz, çare Siz siniz..!
Nietszche
İşte çare bizleriz, tükenmemeli ve tüketmemeliyiz...birlik ve beraberlik içinde davamıza sahip çıkmalıyız...21 Mayıs'ta tek yürek tek bilek olarak meydanlara inmeliyiz...Hadi Adıg'exer....şimdi tam zamanı...!!

06 Nisan 2013 Cumartesi Saat 15:19
JAJİ ERHAN

Yanlış yapıyorsunuz arkadaşım.
Bilmiyormusunuz " İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten daha kolaydır " demiş Mark Twain.

Bu millete gerçeklerini değil, yalanları söyeleyeceksiniz.
Yanlış yapıyorsunuz, olmuyor.

04 Nisan 2013 Perşembe Saat 10:42
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net