Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
DÜŞÜN DÜŞÜN AMA DÜŞÜNCEDE BOĞULMA
19 Ocak 2013 Cumartesi Saat 14:35


Bir tacın altından mı olup olmadığını araştıran Arşimet, bir türlü sonuca varamıyordu.

Düşüne düşüne bir sonuca varamayan Arşimet, tesadüfler sonucunda en önemli buluşunu yaptı.

Hamamda havuza girerken suyun yükseldiğini fark etti ve bir anda yer değiştiren su sayesinde objelerin hacimlerini hesaplanabileceğini keşfetmiş oldu.

Daha sonra o objeler tartıldığında ağırlıkları bulunacak, böylece yoğunlukları hesaplanabilecekti.

Keşfi ile heyecandan ne yaptığını bilemeyen Arşimet, kendini hamamdan çırıl çıplak çıkıp sokaklara vurmuş ve ''Eureka!'' diye bağırarak koşmaya başlamıştı.

“Eureka!” Yunanca'da ''buldum!'' demekti.

***

Hayat zorlayıcıdır.

Zorlu sorunlar karşısında uzun uzun düşünmek gerekebilir. Ancak, o heyecan verici yanıt bir çok kez hesaplanmayan ve tahmin edemediğimiz bir zamanda karşımıza çıkar.

Bunun için tek yol, algıların, duyargaların açık olmasıdır.

Yani bir şeyi isterseniz eğer, onun olması için gereken her şey, bir şekilde karşınıza çıkacaktır.

Sizin bu tür durumlarda yapmanız gereken şey, ne aradığınızı bildiğiniz kadar, ne bulduğunuzu da görmeniz gerekir.

İşte o andan itibaren akıl da, düşünce de, eylem de, sonuçlar da en doğru şekliyle sökün edip ardı sıra gelir.

***

Çerkes halkı için son bir buçuk yüzyılda olanlar, halkın çocuğu olarak iç acıtıcı ve inciticidir.

Ülkemiz elimizden (ç)alınmıştır.

Canlarımızın üçte biri savaş, soykırım, sürgün, açlık ve hastalıklarla, zincirleme bir biçimde yok edilmiştir.

Mallarımız, topraklarımız, hayvanlarımız, ormanlarımız, ırmaklarımız, gasp edilmiş/ yağmalanmıstır.

Tarlalarımız çiğnenmiş, evlerimiz, çiftliklerimiz, bağlarımız ve bahçelerimiz ateşe verilmiştir.

Bu tür bir zulmü, yer yüzünde pek az halk yaşamıştır.

Emperyalizm denen şey budur.

Yok oluşun kıyısında gezinen bu halk, şimdi yeniden var olmanın o güzel, o kadim duygusallığını yaşamaya başlamıştır.

Çerkes Ulusu dirilişin ve direnişin yolunu kendi dna’sında yeniden yaratmasını bilir, bilmektedir.

***

Baktığında her türlü olumsuzluklarla karşı karşıya bulunan bu halk için hiçbir şey umut vaat eder görünmüyorsa da, görmek isteyenler için nice mucizeler vardır!

Yaratıcı güç ona, onun mayasına kendinden bir şeyler katmıştır.

Tümüyle yok olmuş bir şeyden, bütün bir yaratım değilse de olanlar, açık olarak yeniden varolmaktır.

Çerkes Ulusu evet! Kendini yeniden üretmekte, yeniden yaratmaktadır!

Düşmanlarına, onu bir karış su da boğmak isteyenlere inat!

***

Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri tarihinin en önemli kahramanlarından biri olan Dağıstan İmamı Şamil ne güzel demiş; “Her şeyin sonunu hesap eden kahraman olamaz!” diye.

Düşünmek; daima güzeldir, iyidir.

Hazırlıklı olmak, yol çizmek, planlamak, projelendirmek, bütçelemek, hepsi doğrudur.

Fakat o salt “ide/ düşünce” noktasına saplanıp kalmak, o yaratımın boşa çıkmasıdır!

Ulus kendi çizgisini belirledikten sonra, sadece zihin oyunlarına mahkum kalmak yerine, meydanlara, okullara, salonlara, evlere, camilere, fabrikalara, ofislere vb sosyal yaşamın her cephesine karışmak ve temsiliyet bulmak zorundadır.

Öyleyse planlamanın soğuk duvarlarıyla yüzleşmek yerine, bizi dışarıda bekleyen güzel ve güneşli bir gökyüzü olduğunu bilerek, kendi mahkumiyetimizi sona erdirmeliyiz.

Varsın güneşli havalar kadar, dışarıda, karanlık, kasvetli, bulutlu ve soğuk günler de yaşantımıza eşlik etsin.

Yaşamın olumlu tarafları kadar, olumsuz tarafları olduğunu da bilerek, acılara ve istenmeyen durumlara karşı dayanma gücümüzü kuşanarak, insanlığa ve yaşama karışmalıyız.


Ulusal mücadeleler tarihinde, karar ve mücadelenin odağında olan bir derin kitle vardır. O derin kitle, kendi yaşamını, inançlarına ve amaçlarına adamışlardır.Ne mutlu kendini ülkesine ve halkına adayanlara!

Gerektiğinde yaşamını ortaya koyabilecek kadar özverili, öncü bir fedai geleneğidir.

***

Çerkes Ulusu gecikmiş bir ulusal uyanış içindedir.

Daha önce de yazdık, Çerkes Ulusu  bu uyanışın gecikmiş olmasının olumsuzluklarının yanında, olumlu özelliklerini de taşıyacaktır.

Örneğin barış dili ile konuşan bir milliyetçilikten söz ediyoruz (Milliyetçilik; emperyalizme, sömürüye ve ulusal baskıya karşı olduğu sürece ilericidir, değilse gerici ve son derece zararlıdır. Bu konuda dikkatli olmak gerek).

Haklar, umutlar, varoluş kavgası, gelecek nesillere en iyi şekilde kalabilmek, şiddetten uzak durmak, vs. vs.

Bütün bunlara rağmen, ulusumuzun kendine çizdiği, doğru bir yolu olması, her şeyi çözümlemeye yetmiyor.

Sonuçta, Çerkes Ulusunun dışındaki etkenler, hali hazırda gündemi ve yaşamı yönetmeyi sürdürebiliyor.

İstenmeyenler devam ederken, istenenler de olumsuza evrilebiliyor.

Diasporada yaşayan Çerkesler için Türkiye, belki giderek demokratikleşme sinyalleri üretirken, Suriye çok vahim bir şiddetin içinde kıvranıyor.

Oradaki şiddetten ve cehennemden kaçanlar, bugünlerde çevre ülkelere sığınıyorlar.

Ürdün’den sonra Türkiye’ye sığınan Çerkeslerin sayısı durmadan artıyor, hızla kabarıyor.

Hayatta kalma umudunu yitirmiş Suriye Çerkesleri hızla ülkeyi terk ediyor, yeryüzüne dağılıyorlar. Ve aynı hızla kaybolmaya başlıyorlar.

***

ÇY (Çerkesya Yurtseverleri) en başından beri, “Çerkeslerin Vatanı Çerkesya’dır!” bayrağını yükseltmiş bulunuyor.

Tam iki yıldır Rusya Federasyonu’na karşı barışçıl eylemlerimizi ve çağrılarımızı sürdürüyoruz.

Fakat henüz bin kadar Çerkes dışında, anayurda ulaşabilmeyi ve yerleşebilmeyi başarabilmiş kitle yok.

Tarihsel süreç içinde Rusya’nın ve dünyanın başka yerlerinden getirilip, Çerkesya’ya yerleştirilen farklı uluslardan yüz binlerce insan, okumayı, çalışmayı ve yaşamayı sürdürürken, ülkenin gerçek sahipleri, egemen güçler tarafından öz ülkelerinden uzak tutulmakta, parçalanmış, dağıtılmış ve vatansız (haymatlos) olarak yeryüzünü dolaşmaya mahkum edilmiş durumdalar.

Haymatlos olmaya hayır diyoruz!

Biz Çerkesler, Suriye’den çıkan kardeşlerimizin de anayurtlarında özgürce (ve istedikleri şekilde) yaşamalarını sağlamak için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Fakat daha nereye kadar?

Rusya bizi duymamakta ve sorunlarımıza kulaklarını tıkamakta.

Türkiye ne kadar demokratikleşme sinyalleri üretiyorsa, Rusya da o oranda otoriter kalmakta inat ediyor.

Rusya yöneticileri, kabul edemedikleri bir “Çerkes Sorunu” ile baş başa kaldıklarını inkar etseler de, sorunun boyutu giderek büyüyecektir.

Çerkes Halkı, şimdi büyük bir halktır, çünkü içinden onbinlerce bilinçli insan üretmiştir ve üretmeye devam ediyor.

Binlerce eğitimli ve geleneğine bağlı insanımız var şimdi. Büyük bir güçtür bu.

Küçük bir halk olmayı kabul asla etmez, etmeyecektir de.

Gerek nitelik, gerekse de nicelik yönünden bu büyük halk, gücünü kimilerine hissettirmese de yeterince saygıyı hak etmektedir.

Halkımızı parçalayarak, istatistiklerle oynayarak, küçük göstererek, insanlarımızı anayurtlarından uzak tutarak, kabile muamelesi uygulayarak, hiçbir yönetim başarıya ulaşamamıştır, ulaşamayacaktır da.

Hakaretler, yok saymalar, aşağılamalar, sonuçta halkımızın bilinçlenmesini ve politize olmasının yollarını daha da genişletiyor.

“Güçlü sempatiktir!” denir, ama her zaman değil.

Çerkes halkı şimdilerde bazılarınca zayıf görülüyor olabilir.

Önümüzdeki dönem zarfında kendini ve Çerkesliğini gizleyenler, kimlik güçlendiğinde, kendi ulusal olanaklarını keşfederek, özlerine yöneleceklerdir.

Ne yazık ki insan, genel olarak bencil ve güce tapıcıdır!

Bilinçli kitle büyüdükçe büyür, pasif kitleleri etkiler, sonunda onbinler yüzbinlere dönüşür. İşte bu süreci yaşıyoruz.

Birçok kişi bu Çerkes yükselişinin farkında değil…

Bu gerçeğin altını çizerken, tüm insanlar için geçerli bu düstur da, Çerkes ya da Rus olmanın üstün ya da aşağılayıcı bir yanı olamaz.

Ama bize göre Çerkes doğmuş olmak, kuşkusuz bir gurur kaynağıdır.

Çünkü herhangi bir toplumdan farklı ve gıpta ile bakılan geleneklerimiz, özelliklerimiz var…

Bu sebepten Çerkes olmadığı halde, Çerkesliğini vurgulayan farklı halklardan insanlarla sık sık karşılaşmaktayız.

Çerkes Ulusu, bu kendini yeniden yaratma; “Çerkesleşme/ Çerkesizasyon” sürecini hızlı bir şekilde gerçekleştirmeyi sürdürüyor.

Bu satırları yazan ya da yazacak olanlardan bağımsız, ulusal hareket giderek büyüyor.

At meydan buldu ve şahlandı diyebiliriz.

Bunu sağlayan binlerce eğitimli gencimiz ve ulusal bilincimizdir.
 
Fakat her şeye rağmen süren eylemler ve yürüyüşler karşılığını buluyor mu?
 
Tam olarak evet diyemeyiz, ama mutlaka buluyordur!
 
RF’nin yumuşama süreci, demokratikleşmesi  gerçekleşmemiştir, ancak Çerkes ulusu giderek daha bir bilinçle hedeflediği yolda yürüyor.
 
Peki bu süreç devam ettirilirse sonuç getirecek midir ?
 
Çerkesler, umutla arşınladıkları yollardan, umutlarını ya yitirirlerse!
 
Demokrasi, barış ve şiddetten uzak durmanın bir getirisini göremezlerse!
 
Çaresiz kitlelerin haymatlos konumuyla, anayurda kabulleri barışçıl yollarla sağlanamazsa!

O zaman ne olacak?                                                          


Çerkesler şimdilik protestolarını RF elçilik ve konsoloslukları önünde yapmayı sürdürüyorlar.
 
Onlar aslında bu işten hayli sıkılmış olmalılar, Soçi kurnazlığı konusunda sıkışmış durumdalar, barışa fırsat vermek gerektiğinin farkındalar, ama karar veremiyorlar.

Peki sonsuza kadar bunu sürdürebilirler mi?

`Dağa küsen tavşan` rolünü oynamayı kim ve daha ne kadar sürdürebilir?

Öyleyse bir gün eylemler ve talepler için, merciler değişebilir.
 
Bunu böyle kabul etmek gerek.

Peki o gün Çerkesler nereye, kime, niye gidecek?
 
Sabrın ve umudun bir sınırı ve zorlanma gücü yok mudur?
 
Ya meydanlara çıkan kalabalıklar, daha önce olduğu gibi RF konsoloslukları ya da yetkili organlarına değil de başka bir yöne yönelirlerse! Rusya için olumlu/ istenir birşey olabilir mi bu?..
 
Ya da yürümekten vaz geçip, koşmaya veya çılgınlığa karar verirlerse!
 
Ya kendilerine bu zamana kadar uygulana gelen poltikalarda olduğu gibi, kapalı kapılar ardında bir çözüm aramaya baş vururlarsa...
 
İstenilen bu değil, ancak hep birilerinin dediği mi olacak? Çerkes sabrının da bir sonu vardır…
 
Birgün birilerinin tersinden kalkabilecekleri söz konusu olamaz mı?
 
                                                             ***
 
Ah bu sözler, keşke bir tehdit olarak algılanmasa ve sözlerimizin gerisindeki  içtenlik sorgulanmasa!
 
Hiçbir insan, hiçbir halk, evlatlarının ölmesini ister mi?
 
Şiddet, terör, intikam, kan, gözyaşı, hangi insan, böylesi kötü sözcükleri ağzına almak ister.
 
Fakat çaresizliğin insan psikolojisinde açtığı yaralar da büyük olur.

Ve o psikolojinin toplumsal yaşama yansıyanları da!
 
Keşke sözlerimiz o yana bu yana çekilmeden, çekiştirilmeden, doğru ve istediğimiz/ anlattığımız şekliyle doğru anlaşılsa!
 
Terörü, şiddeti yaratan, onu yapanlar değil, yaratanlardır!

Yani şiddet ortamını hazırlayanlardır.
 
Eğer ortada bir haksızlık, bir zulüm varsa, orada şiddet de olur, ölümler de.
 
Kaygılarımız sürer, üzüntülerimiz de…                                                   

Bu sözler; Rusya halkına, ülkesine, meclisine, hükümetine, samimi ve yapıcı bir çağrı olarak algılanmalıdır.
 
Bu sözler; Rusya’yı demir yumruğuyla yöneten ve iradesiyle gücünü de ortaya koyan Başkan Vladimir Putin’edir.
 
-Çerkesler; Uluslaşmalarının ve topraklarına geri dönüşlerinin önündeki engelleri kaldırmanız halinde, sizin, adaletinizin ve demokrasinizin yanında olacaktır.
 
-Eğer Çerkesya’nın bu perişan hali sürer, diasporadaki soydaşlara anayurt kapıları kapalı tutulur, Çerkes dili, kültürü ve gelenekleri en canlı biçimiyle özgürce yaşanamaz, Ruslaştırma politikaları sürdürülür, tarihsel haksızlıklar (soykırım ve sürgün) tanınmaz, paylaşılmaz ve haksızlık ortadan kaldırılmazsa, Rusya’nın sonu aydınlık değil, karanlık kalacaktir. Rusya o denli haksızlığı sırtında taşıyarak, sonsuza dek yoluna devam edemez. İletişim çağını yaşıyoruz...
 
Başkan Putin ve Rusya’nın önde gelen, ülkenin geleceğini düşünenlere, akil insanlara  bir sesleniştir bu;
 
-Rusya ve Çerkesya’nın geleceğinin bir ve bütün olması isteniyorsa, çocuklarımızın özgürce, kardeşçe yaşamaları arzulanıyorsa, geleceğimizi güvence altına alacak bir birliğin sarsılmaz temellerinin atılması gerekiyor.
 
-Bunun için daha fazla beklemeye gerek yok, yapılması gereken, kaçınılmaz olan şey bir an önce yapılmalıdır.
 
-Barış için halk önderlerinin aralarında bulunduğu heyetlerin görüşmelerinin yolları açılmalı.
 
-Açın ki, gelecek kaygımız son bulsun, karanlıklar yarılsın ve sona ersin.
 
-Çünkü Çerkes Ulusu, geçmişi yeniden yaşamak istemiyor, kimseler de  yaşasın istemiyor!!!
 
                                                                 ***
 
Bu satırları yazan tek bir kişidir, ama bu satırları paylaşanlar yüzbinleri bulacaktır.
 
Karşıtlarımız, umutsuzlukları, düş kırıklıklarını ve tatminsizliklerini dışa vurabileceklerdir.
 
Sonuçta bu satırları yazan kişi en azından kendi, en fazla olarak da, içinde yer aldığı  topluluğun kaygılarını dile getiriyor olabilir.
 
                                                                      ***
 
Ulus; bir kişi, bir ekip, bir grup, bir kitleden ibaret değildir.
 
Ulusal mücadeleler tarihinde, ulusal hareketler ortaya çıktıklarından itibaren, kendi karşıtlarını ve kendi iç çelişkilerini de yaratırlar.
 
Bundan daha doğal ne olabilir?
 
Ulus dediğin geniş cephelere ve girift organlara sahiptir. Bazen çoğu organ birbirinden habersiz ve bağımsız çalışır dururlar. Öyleyse bir ulustan topyekün tepki de beklenemez.
 
Kısaca bizler barışa inancımızı sonsuza değin korusak bile, ulusun içinden veya dışından birileri, ortalık da korumasız duran bir sorun/ bir dinamite, bir kıvılcım olabilir/ olabilecektir!
 
İstenmeyen tehlikeli bir ortam aniden ortaya çıkabilir.
 
Halklar arasında çatışmalar ve telafisi olanaksız sonuçlar çıkabilir.
 
Gelin! Bütün tehlikelere, sorunlara beraberce bir son verelim.
 
Halklarımızın geleceğini beraberce ve adaletle, objektif biçimde değerlendirelim. 
                                         


Yaşamsal bir gelişme, tüm organizmayı etkiler. Sonuçta, organlar birbirinden bağımsız değil ayrı, ancak birbirini bütünleyerek çalışabilirler.
 
Rusya’ya, sıradan bir Çerkes, bir yazar olarak seslenmek, içtenlikle bunları yazmak istedim.
 
Bugünlerde Çerkesya’dan gelen Çerkesçe’nin okullarda kaldırılma planlarının, ağır ağır uygulamaya konulacağı ve Çerkes dilinin anayurdundan silineceği haberleriyle içimde duyduğum infial sonrası bu yazıyı yazmam ve gerekli uyarılarımı yapmam zorunlu oldu.

Her şeyi sükunet ile karşılayıp, akıllıca bertaraf etmenin yollarını bulabiliriz.
 
Yeter ki sadece kendi bakış açımızla olaylara bakmadan, karşılıklılık ve empatik olmak kaydıyla.
 
                                                               ***
 
Bazen “Euroka” demek için hamama gitmeye gerek yok!
 
Ve öyle uzun uzun hesaplar yapmaya da!
 
Evet Çerkes halkı, aklı selim bir halktır. Mutedil, yumuşak  bir halktır amma, ‘Yumuşak atın tekmesi pek olur’ demişler…

 

Bu yazı toplam 7153 defa okundu.





hapi cevdet yıldız

Sn. Muhammed bey,
Rusya Çerkeslere soykırım uyguladığını ya da toplu sürgün uyguladığını kabul ederse, soykırım ve toplu dış sürgün öncesi hakları iade etmesi gerekir. Bu da, Çerkesya'ya dönüş yapmak isteyenlere yardımcı olma, toprak, konut ve iş sağlama gibi sorumluluklar getirir.
Rusya gibi büyük bir ülke için sorun oluşturmayacak küçük maddi maliyetli şeylerdir bunlar.

Rusya'nın geçmişi çok kirlidir, Çerkes soykırımı, Rusyayı rahatsız edecek şeylerden olabilir mi? Sanmıyorum.
Rusyayı rahatsız edecek olan şey, Açumıj Hilmi kardeşimiz aksini söyleyebilecek olsa bile, uluslararası baskı ve Çerkes diasporasının tepkisi olabilir. İşte bunlar Rusyanın umurunda olur, çünkü Rusyanın dış ilişkilerine ve menfaatlerine zarar verir.
Ayrıca Türkiyedeki Çerkeslerin maddi olanakları, şu dönemde Rusyadaki Çerkeslerden daha iyi. Koşullar böyle sürdüğü sürece Adıge cumhuriyetlerine dönüş yapacak kişi sayısı sınırlı düzeyde kalacaktır.

Rusya kapılarını Çerkes'e, özellikle Suriyeli Çerkeslere açmıyor, ama Abhazya kapılarını sonuna değin diaspora Abhazlarına açmış bulunuyor. Abhazya dönüş yapanlara yardım da ediyor, konut, toprak, vs sağlıyor, sadece Abhazları değil, Vıbıhları da kabul ediyor. Ama dönen yok ya da çok az. Çünkü Türkiye Abhaz'ı, Abhazya Abhaz'ına göre çok daha rahat yaşıyor.
Rusya çifte vatandaşlığı tanımıyor, Türkiye ise çifte vatandaşlığı kabul ediyor. Bu konuda Türkiye kolaylık sağlıyor. Örneğin RF vatandaşı olmak için TC vatandaşlığından çıkmak, RF vatandaşı olduktan sonra da bir dilekçe ile yeniden TC vatandaşlığına dönmek mümkün.

Emekliliğe gelince, bu bir kazanılmış hak, sadece ülkelerin yasalarıyla değil, uluslararası hukuk ve uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış olan bir hak. O hakkı kimse kişinin elinden alamaz. Ayrıca RF ile TC arasında vize muafiyeti anlaşması da var. Vize almadan Rusyaya gidebilir, Türkiyeye gelebilirsiniz. Saygılarımla.

26 Ocak 2013 Cumartesi Saat 11:54
Ömür Zafer Özdemir Şapsığ-Jade

Değerli kardeşim Muhammed; RF nun Çerkes soykırımını kabul etmesi tazminat ödemesine sebep olur mu olmaz mı? şu an için bilemem ama benim şahsi fikrimi sorarsan ödemez. neden dersen tarihte yapılan antlaşmaları dayanak gösterir.

Vatandaşlık değiştirmeye gelince başka bir vatandaşlık altında aylık alınmaya devam edilir mi edilmez mi bu konu hakkında şu maddeleri incelemeni tavsiye ederim. 1995 yılında çıkartılan 4112 sayılı kanun tekrar düzenlenerek 29/06/2004 tarihli 5203 sayılı kanuna bakmanızı tavsiye ederim.
Diğer konular hakkında şu an bilgi veremiyeceğim. saygılar

25 Ocak 2013 Cuma Saat 13:54
BAĞAGULH MUHAMMED

Cevdet abi Semih veya Ömür abi sorum hepinize.Acaba Rusya soykırımı kabul ederse, biz Çerkeslerin maddi ve manevi tazminat hakkımız doğacak mı?Ailecek altı kişiyiz ama Çerkesyaya dönebilme imkanlarımız sınırlı.
Birde babam merak ediyor, 'TC vatandaşlığından çıkarsam emekli maaşlarımı nasıl alacağım?'Rusya, TC vatandaşlığından çıkmadan RF'ye vatandaş olarak kabul etmiyor ya.
Sorularımı cevapsız bırakmazsanız çok memnun olurum.
Çerkesyanın tüm evlatlarını saygıyla selamlarım.

25 Ocak 2013 Cuma Saat 09:07
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net