


Suriye’de son iki yılda gerçekleşenler tüm kamuoyunca bilinmekte. Herkesin bildiklerini bu sayfada yeniden tekrarlamanın anlamı yok.
Suriye Çerkeslerinin bir zamanlar sürgünle geldikleri yerleri, doğdukları yerleşkeleri zorunlu olarak terk etmek durumunda kaldıkları biliniyor. Suriye’de devam eden çatışmanın artık uluslar arası bir savaş olduğu da…
Orada mezhepler, dinler ve devletler karşılaştı, çıkarlar çatıştı, siyasetler çelişti ve savaşmak için geniş boşluklar bıraktı. Onun için bu savaşın cephesi, taraftarı ve müdahili çok oldu, daha da olacak.
Suriye Çerkesleri bu bağlamda hiçbir biçimde taraf değildi ve olmamalıydı. Zira Çerkeslerin gücü ve ağırlığı ortada.
Söylenenlere göre 100 ile 150 bin arasında küçük bir azınlık. Bu sayıya kendilerini hala Çerkes sayan Memlukların torunlarını kattığımızda dahi 300 bini bulur bulmaz!.
Çerkesler, Suriye nüfusunun % 1 ila 1,5 gibi bir oranda. Dolayısıyla Suriye siyasetinde ağırlığı da işte bu kadar olabilir.
Savaş, Çerkeslerin ulusal anlamda savaşı olmadığına göre, bu denklemde Çerkeslerin yeri olmadığı çok açık.
Hani ne derler; "Filler tepişir, çimler ezilir!"
***
Her şeyden önemlisi, Çerkesler, yeryüzünde ağır asimilasyon koşullarıyla, düşük doğurganlık oranlarıyla, fazlasıyla dağılmışlık haliyle, giderek gücünü yitirmekte ve yok oluşun kıyısına varmakta olan bir halktır.
Umutsuz değil ama, kötü bir durum söz konusu.
Resmi sayımlara göre (2010) Çerkesler anayurtlarında, 735 bin, resmi olmayan kişisel tahminlere göre 1 milyon gibi bir sayıya sahiptir.
Ancak ayrı cumhuriyetlerde yaşadıklarından, birbirlerinden uzaklaştırılmış, farklılaştırılmış ve yabancılaştırılmış durumdalar.
Çerkesler’in tüm dünyada toplam sayılarının ise 6 ila 8 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu konjonktür; Çerkeslere kendi içlerine dönük birlik ve güç toparlama siyasetin gerekliliğini, anayurtta kültürel ve toplumsal öze dönüşü ve canlanmayı getirecek bir aktiviteyi zorunlu kılmaktadır.
Bu tür bir aktivitenin bileşkesinde tek özne Çerkeslerin kendisi değildir. Evet! Birincil özne Çerkeslerdir ama tek özne değildir.
Gerek anayurttakiler, gerekse de diyasporadakiler ile Çerkesler birinci özne.
Hemen bu bileşke içinde ikincil özne RF’dir. Zira Çerkeslerin anayurdu bu devletin sınırları içindedir. Ve RF izin vermediği sürece diyasporada yaşayan Çerkeslerin anayurda dönüşü mümkün görünmemektedir.
Gerçekte Çerkeslerin sorunu, geriye dönerek, anayurtta yeniden toparlanarak, sorunlarını çözmektir.
Dönüş bazı bölgelerde çoğunluğu ele geçirmeye ve nüfusta denge sağlamaya yetse bile, tek başına sorunları tümüyle çözmeye yetmeyecektir.
Ve bu bileşkede üçüncül özne temsiliyeti, diğer tüm etki sahiplerine verilebilir. Ki bu temsiliyet içine tüm dünya devletleri ve güçleri girer.
***
Suriye’de ki çatışmaların başladığı günden bugüne, ülkeyi terk eden Çerkeslerin sayısının 10 bini geçtiği tahmin ediliyor.
Ve bunların ancak bin kadarı da anayurtlarına geri dönmeyi başarabildiler. Fakat nasıl ve hangi koşullarda? Üstelik, kalıcı olabilmeleri, orada tutunabilmeleri çok zor.
Bütün bu işler, yani yeni sığınmacı sorunları; ülkelerin, devletlerin işidir.
Hatta genel olarak, bazen tek başına devletler bile, bu konularda çalışmak üzere yetersiz kalabilmekte ve uluslar arası kurumlar devreye girebilmektedir. Yani sorun uluslar arasılaşmıştır.
Kendi koşullarımızda Çerkesya’ya gelen soydaşları karşılamak üzere örgütlü tek gücün sivil toplum örgütleri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Ekonomik, politik gücü olmayan ve sadece halkın gönüllü yardımlarıyla yürütülen bir kampanya, hangi ölçüde bir varlık gösterebilir?
***
Bir devletin, egemenliği altında tuttuğu ülkenin toprakları üzerinde yaşayan halkın bir kısmına ya da halklardan bazılarına, diyasporalarına, soydaşlarına, kendi halkı imiş gibi kabul etmemek, dışlamak, sonuç olarak ne anlama gelir?
Açıkça bir ülke yönetimi, ayrımcılık yaparak, o bölgeye sömürge gibi davranırsa, o halka tutsak gibi davranırsa, bütün bu olanların sonucunda neler çıkar ortaya?
Bildiğimiz açık olan bir şey varsa, yurtdışında yaşayan Ruslar'a, Rusya'nın kapıları, kanuni, hukuki, ekonomik, politik, toplumsal her alanda ardına kadar açıktır.
Buna karşılık anayurdu Çerkesya olan ve buradan soykırım ve sürgünle yurdunu yitiren Çerkes halkına kapılar sıkı sıkıya kapalı tutulmaktadır.
İşte bu sorular, Çerkes anayurdunun egemeni olan RF'nun yanıtlaması gereken sorulardır.
Bunu soran ve sorusuna yanıt bekleyen de Çerkes halkıdır.
***
RF, Suriye olaylarında geçmişten gelen taraf olma hakkını kullanabilir. Bunu sorgulama hakkı bize ait değildir.
Ancak ora Çerkeslerinin taraf olma hakkı yoktur ve –eğer istiyorlarsa- tümünün anayurtlarına dönme hakkı olmalıdır.
Sadece dönüş hakkı değil, yurttaşlık, yerleşme, iş, konut hakkı da. Zira Çerkesya toprağı, binlerce yıldır, bu insanların –Çerkeslerin- toprağıdır.
Evet! % 90’nından fazlası soykırım ve sürgün ile topraklarında artık yaşamamaktadır.
Çerkesya’da yaşayan % 90 ise, şimdi başka başka kökenden gelen halklardan oluşmaktadır.
Ne şekilde bir haksızlık sebebiyle olduysa da, orada bugün toprağa yabancı olmasına rağmen oturan insanların gitmelerini istemek haksızlık olacaktır.
Ya oranın binlerce yıldır sahibi olup, zor kullanılarak yerlerinden sürülenlerin geri dönüşüne engel olmak??? O da açıkça haksızlıktır.
Suriye Çerkeslerinin anayurdu Çerkesya’dır ve onlar, öz topraklarında yaşamalıdır.
Bunun yolu bir an önce açılmalı ve gelenler RF devleti eliyle ülkeye kabul edilmeli ve yerleştirilmelidir.

Eğer Kaffed açıklamaları -kontenjanın 3000 kişiye çıkartıldığı- doğruysa başlangıç için iyi bir adım sayılabilir.
Ancak bu yeterli bir sayı olmadığı gibi, anayurdu Çerkesya olan insanlara, böyle bir sınırlama kesinlikle kabul edilmemelidir.
Can güvenliği sağlanmış, hukuki/ bürokratik engeller aşılmış ve yurttaşlıkları tanınmış olsa sığınmacıların toplumsal düzene ve devlete karşı bir tehlike olma olasılığı hiç bir şekilde söz konusu olmaz.
Mutlak surette, talep eden tüm Çerkeslerin anayurtlarına kabul edilmesi ve 3 cumhuriyetimizin dışında kalan Krasnodar (Şapsığ bölgesi de dahil) ve Stavropol'e de mülteci kabulünü sağlamak üzere STK'larımızın lobi ve başkaca faaliyetlere girişmesi gerekmektedir.
Bu durumda, diyasporaya da önemli bir görev düşmektedir. STK’ların yaptırım gücü, baskı grupları olmalarıyla ilgilidir. Dünya kamuoyunun şekillendirilmesi için barışçıl kampanyalar yürütülmesi gerekmektedir. Ama mutlaka barışçıl.
Bu kampanyalarda amaç RF’na, Suriye Çerkeslerinin güvenlik içinde Çerkesya’ya geri dönebilmelerinin yolunu açması üzerinedir. Fakat bu amaç bazen şaşabilir.
Nasıl mı? RF’nu hedef göstererek, ilişkinin sertleşmesini sağlayarak.
Suriye Çerkeslerinin anayurda -neredeyse- dönüşüne engel olur gibi RF’na küfür korosu kurmak yerine, yapıcı, akılcı ve halkımızın menfaatlerini gözetici bir politika belirlemek gerekmektedir.
Burada diyaspora üzerinde önemli bir sorumluluk bulunmaktadır.
Çerkes yakın hedeflerinin RF’nuna karşı yıkıcı ve sert söylemler içeren politikalar yerine, ölçülü bir duyarlık, soydaşlarımızın mağduriyetinin en kısa zamanda giderilmesi, anayurt topraklarımızın soydaşlarımızca iskanı olmalıdır.
Ham hayal, kurusıkı ateş, slogancı tutum, kan ve barut kokusu yerine, ulusumuzun menfaatlerini, akılcı bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir.
Bütün bunları neden yazıyorum?
***
Geçen hafta İstanbul'da Pera Palas Otel'inde önemli bir görüşme yapıldı. Görüşmede taraflar; RF İstanbul Başkonsolosu Alexey Erkhov ile ÇHİ idi(*).
ÇHİ'yi temsilen görüşmeye katılan arkadaşlarımız, Çerkes sorunu ile ilgili konularda, hemen hemen bizim katılamayacağımız hiç bir düşünce beyan etmemişler.
Hatta daha da ileri gidelim, ÇHİ temsilcilerinin, talepleri ve dile getirdikleri düşünceleri genel olarak, ÇY'nin ilk çıkışından beri öne sürdüğü, geliştirdikleri tezler olduğu ortadadır.
Çerkesya Yurtseverlerinin ilk bu yana öne sürdükleri görüşlerin bir özeti biçimindedir.
Doğrusu görüşmede konuşulanlar, benim gibi bir çok yurtseveri de sevindirmiştir. Doğru işe, küçümseyici, sekter ve alaycı bir gözle bakmadığımız bilinir. Yeter ki iş doğru yapılsın.
Ancak görüşme sırasında Çerkesya adı sanırım bir yerde o da şöyle geçiyor; "Diaspora Çerkeslerinin anavatanı Kafkasya’dadır, Çerkesya’dır." Temsilcilerin ağzından...
İyi de anavatan diyerek temsilcilerin genel olarak geçiştirdiği bu ülkenin demek ki bir adı da varmış ve o ad da Çerkesya imiş. Neden Çerkesya adı yerine temsilciler, anavatan sözcüğünü tekrarlayıp durdular?
Farkındaysanız RF karşısında çok sayıda Çerkesleri temsil iddiasında örgüt ve topluluk var. Ve her biri bazı terimler de dahi anlaşamıyor. Artık Çerkes temsiliyeti iddiasında olan bir örgüt ya da grubun, hiç olmazsa anavatan (Hek-Heku) sözcüğü karşısında Çerkesya sözcüğünün durduğunu kabul etmesi gerekir.
Bunu geçtik!
***
Sözkonusu görüşmeden sanırım 9 gün sonra, Başkonsolosluğun önünde ÇHİ'nin bir gösterisi vardı.
İşin ilginç noktası, orada gösterici arkadaşların taşıdığı pankartlardan biri aynen şöyleydi; "Katil Rusya, Kafkasya'dan defol!"
KF'nun tezleriyle tutarlı bir slogan olabilir, ama o şey ÇHİ mitinginde, üstelik pankart olarak taşınıyor.
Çifte vatandaşlık talep edilen bir devlete bu tarz yaklaşmak ise, başlı başına bir çelişki olmaz mı? İşte tutarlılık derken bu tür gözlemlerimizi aktarmak istedim.
Gelelim acil soruna, Suriye Çerkeslerinin anayurda dönüşü sorununun artık beklemeye tahammülü yok. Gündemimizin baş konusu bu.
***
İstanbullu yurtseverler bu hafta sonu 25. 11. 2012 Pazar günü saat:14.00’da RF’ye bu taleplerimizi -Türk ve dünya kamuoyuna sesimizi- duyurabilmek için Beyoğlu-İstiklal Caddesi üzerindeki konsolosluk binası önünde Basın Açıklaması yapacaklardır.
Tüm halkımız davetlidir.
Duyarlılık gösterelim ve katılımımızı yüksek tutalım. Halklarımız arasında ki barışın korunabilmesi vereceğimiz bu katkıya bağlıdır. Ve Çerkes halkının varlığı da.
Şiddet ve ölüm değil, barış ve yaşam dileyelim.
Çerkes ulusunun sonsuza kadar anayurdunda ve özgürce yaşayabilmesi için, Çerkesya’yı ve halkımızın kaderini sahipsiz, söylemini tutarsız, yönünü dizginsiz bırakmayalım.
Politikamızın kişilikli olduğu kadar, barışçıl ve demokratik olması önemlidir.
Halkımızı ve haklarımızı savunurken, çelişkilere düşmemeliyiz.
Kararlılık, tutarlılık, devamlılık, bütün bunların hepsi çelik gibi bir irade yanında, ısrar ve istikrar ile sağlanır.
Pazar günü saat:14.00’de Basın açıklamasında görüşmek dileğiyle…

Bizim bir kurumumuz var.Ne hikmetse bizim adımıza bu katil Rusya’ya karşı politik mücadelemizi veriyor ve her ne hikmetse 21 Mayıs’larda katilimizin!!! karşısında olmak yerine bizi acılarımızı kanatıp kanatıp ıstraplar içinde bırakacak denize nazır eylemler yapıyor.
Bir insiyatifimiz var,karşısına dikilip katilsin defol dediği adı geçen ülke temsilcisi bizi çağırdı diyerek katilinin adeta ayağına gidiyor.Aynı insiyatifimiz Suriye Çerkesleri konusunda oluişturulan yeni bir dayanışma grubuna paydaş oluyor.Amenna ama bu dayanışma grubumuzun tali amaçlarından birisi ise gelen Çerkeslere Türkçe öğretilmesi.İnsani anlamda belki anlaşılabilir ama buna paydaş olan insiyatifimiz aynı zamanda elinde araştırma ve talep dosyalarıyla Türkiye siyaseti içinde Çerkesce eğitim mücadelesi veriyor.Türkçe nin Çerkesceyi asimile ettiğini savunuyor.9 gün içinde önce çağrılan diyaloğa gidiyor sonrasındaysa karşısında katilsin defol diyor.Ve eş zamanlı olarak bu defolması gereken katilden Suriye konusunda taleplerimiz var.
Başka bir oluşumumuz düşmanına karşı bile kin duymamaktan bahseden bir manifesto yazıyor ama hemen alt paragrafında “yumrukları sıkılı şekilde düşmanının tam karşısında olmamız “ için insanları bilemeye çalışıyor.
Daha bir başka oluşumumuz bu coğrafyadaki tüm azınlık halklarının uluslaşmadan milliyetçiliğe uzanan siyasal mücadelelerini tüm evrenselliğiyle kucaklarken,içinden geldiği halkın uluslaşma çabasına faşizm ve ırkçılık diyor.
Daha düne kadar Gürcistan’ın soykırım tanıması üzerinden ÇY çevrelerinin siyasal mücadelesine söylenmedik söz bırakmayanların desteklediği taraftan bir açıklama geliyor:
Çerkes sorununu gündeme getirmek Abhaz-Rus ilişkilerini zedeleyen provakatif bir tavırdır.Katili olduğunu iddia ettiğimiz tarafla ilişkilerimi bozuyorsun Çerkeslik yapma deniyor politik bir dille.
Her şeyi geçtik bu coğrafyadaki üst kimlik politikalarını üniter devletin argümanı teziyle reddeden düşünce yapıları başka bir üst kimliği kabul etmezsek bizi bölücü ve faşist olmakla suçluyor.
Bu liste o kadar uzatılabilir ki.Ama baştan beri politik diyalog talep ettiği için ve gayet tutarlı tavırlarla yolunda giden ve sadece bu diyalog kanallarına itibar ettiği için ÇY çevreleri bir anda Rusya yanlısı gösterilmek,halkına ihanet eden konuma düşürülmek için hemen geçmişin defterleri tüm hışmıyla açılıyor.Herkesin kendi siyasal kanallarını mübah gördüğü zamanlarda bu hışımla tarih sayfaları neden açılmaz,bu idealist mantık sistemi neden işlemez bununda bir yerlerde cevabı vardır umarım ve bir gün bunuda öğreniriz İnşallah.Tutarlı olmanın talep edildiği,kararlı olmak adına eleştiri yapılan bir yazı bir anda tarihin acı yüzüyle ve kendilerine açılmayan bir hışımla açılıyor birden bire.
Açıkcası Rusya yanlısı ve sempatizanı değilim ama geçmişin bitmeyen kin dolu hesaplaşmaları ile diyalog kanallarını tıkarsak bir geleceğimizin olmayacağını da düşünüyorum.Geçmişin nefretiyle bu günün kanallarını var olan şartlarda tıkamak ise açıkca diaspora ve anavatan Çerkeslerinin Rusya siyaseti üzerinden kopmasını sağlamaktır bence.Diaspora Çerkesleriyle anavatan Çerkeslerini birbirine karşı karşıya getiren bir siyasi anlayışın kime faydası vardır,onuda herkes kendince cevaplamalıdır.
Ama kendimce ve herhangi bir Çerkes olarak sadece şunu merak ediyorum inanın.Yurtseverlerden,Gürcülerden,Ruslardan yada ne bileyim herhangi bir şeyden nefret etmeden bir siyaset geliştiremezmisiniz?Karşınıza nefret edilecek bir düşman koyup bir halkı düşmana endekslemeden birlik sağlıyamazmısınız?Fikirleriniz,karşısında bir düşman olmadan yaşayamayacak kadar mı zayıf Allah aşkına?Evet geçmişteki acıların bir hesabı olmalı politik arenada ama dünya savaşlarında yıllarca birbirinin milyonlarca insanını karşılıklı katledenlerin bir masada oturabildiği bir dünyada siz düşmansız ayakta kalamazmısınız?Ki ikide bir kafamıza vurmaya çalıştığınız “reel siyaset” söylemleri hala kulaklarımızda çınlamaya devam ederken.Nefret söylemlerini içinden çekersek fikirlerinizin kalan omurgası nedir birde onu yazın nolur?Tutarlılık ve kararlılık istemek bu kadarmı suçtur .Selamlar.
ÇHİ'ye dile getirdikleri sorunlarımız için çok teşekkür ederiz...
Ancak resmi olmayan ÇHİ gibi sivil toplum hareketleri daha yeni tanışıyorlar Rusya Federasyonunun politik yaklaşımlarıyla. Faydası olacaksa biraz eskilerden bahsedelim. Daha dün Rusya Federasyonu tüm dünyanın gözünün içine baka baka 400 bin insan öldürerek Çeçen halkına soykırım uygulamadı mı? Üstelik bu rakamın 43 bini çocuklardan oluşmuyor muydu? Çarlık Rusyası Çerkeslere soykırım uyguladı da onun mirascısı Rusya Federasyonu sütten çıkmış ak kaşık mıdır? Rusya bu soykırımları farkında olmadan mı yaptı? Soykırım böyle mi gündeme getirilir? Putin bize karşısına alıp dinler mi? Dinlese söylediklerimizi, taleplerimizi yerine getirir mi? Rusya bu kadar saf, bu kadar masumca dile getirilen "soykırım ve sürgünü kabul edin" ricasını müzakere eder mi? Hangi dağda kurt ölmüş? Demek bir de Çerkesler Kazak köylerini yakmış, öyle mi? Yani yine Rusya hiç bir şey yapmamış, yapanlar Kazanlar, biz de Kazakların köylerini yakarak suç işlemişiz, öyle mi? Yani yine Kazaklarla karşı karşıyayız, öyle mi? Soykırım ve sürgün taleplerimiz yoğunlaşırsa bak sizin karşınıza gene Kazakları dikeriz, diyor öyle mi?
Başkonsolos Alexey Erkhov adeta karşısında çocuk varmış gibi hafife alıyor Çerkes Halkını.Hatta "siz hiç eylem yapmayın, yoksa sizi asla dinlemeyiz" diye göz dağı veriyor adeta. Ve hatta siz üstünüzdeki silahı çıkarıp öyle gelin" diyor.
Ne Çerlık Rusyası ne de Rusya Federasyonu 1700''''''''''''''''lü yıllardan beri hiç bir zaman Çerkesleri ve Kafkas Halklarını dinlemedi, duymadı, acımadı, öldürdü, yok etti, etmeye de devam ediyor...2014 Olimpiyatlarından önce dünyaya şirin gözükmek ve soykırım ve sürgün kosundaki talepleri bertaraf etmek için demokrasi oyunlarına çok rahatlıkla başvuracaktır. Küçük küçük şeyler yapıp göz boyayıp ağzımıza bal da çalabilir, Suriye'den biraz daha fazla insan gelmesine göz yumabilir. Ama Rusya'nın Kafkasya politikalarını kökten değiştirmek böyle saf, temiz ricalarla gerçekleşmez. Hele hele böyle bölük pörcük asla...Ve asla birlik olamayan biz Çerkesleri Ruslar çoktan çözümlediler de biz farkında değiliz...Bugünkü halimizin 1864 yıllından ne farkı var?
80 lerin ortalarında 3-4 yıl boyunca süren bir üniversite ekibimiz vardı ve yönetimin tüm telkinlerine rağmen o ekibin adını başta hocamız olmak üzere "Kuzey Kafkas" adıyla koruduk.En azından bu eylemi örgütleyenler,20 yıl önce 17-18 yaşındaki insanların duyarlılığını gösterseydi de şu ''Rusya'nın defolacağı Kafkasya'yı'' bari doğru işaretleselerdi.
Selamlar
