Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Açumıj Hilmi
Vunerıvue nedir?
13 Mart 2012 Salı Saat 22:54

Vunerıvue zifiri karanlıktır, umutsuzluktur, ellerin ayakların serbestken hareket edememesi demektir. Ağız, burun bağlanmamışken haykırmanın anlamsızlaşması demektir. Aldığın nefesin dahi süzülmesi sınırlandırılması demektir.

Hele hele ersen, erkeksen vunerıve konumuna düşmek....

***

19. yüzyıl dünyada, açık, aleni köleliğin hala hüküm sürdürdüğü var olduğu bir asırdır. Amerika Birleşik devletlerinde yüzyılın ikinci yarısına kadar zenci alım satımı serbesttir. ABD ekonomisinde bu işgücünün büyük yeri vardır.

O dönemlerde Çerkeslerin kuzeyinde ve güneyinde yer alan Rusya Çarlığının yaşayanlarının çoğunluğu toprağa bağlı köledir.

***

Çerkesya’da ise durum bundan çok daha farklı değildir.

Köle edinme yöntemleri arasında savaşlar kadar adam kaçırmalarda varlığını sürdürür.

Kendi iç devrimlerini kısmen yapan başlarındaki Pşı-vorklarla aralarındaki  sınıfsal frklılığı ortadan kaldırmanın mücadesini veren bölgelerde dahi kölecilik devam etmiştir.

Bu olgunun araştırılması konumuz olmadığı için yaptığımız bu kısa bilgilendirmenin ardından vunerıve’nin ne olduğunu açıklayalım;   

Vunerıvue (унэрыуэ) yamçıya sarılmış, atın terkisine atılmış kişiye denilir. Yamçı bağı (кIакIуэ  лъэпс – Ç’ak’o Tleps) ile sımsıkı bağlanmış kimse demektir. Yamçı içine tıkılarak kaçırılmış kimse demektir.

Elleri ayakları, bağlı değildir, ağzı tıkanmış değildir, ama vunerıvuedır.....

***

Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin sayısı vatanımızda yaşayanlara göre daha çok dedikten sonra ama ile başlayan diğer kısımlara da değinecek olursak;

Türkiye’de yaşayan Çerkesler kanun yapıcı organların içinde Çerkes kimliği ile yer almazlar.  Bundan kastım Çerkesler için kanuni olarak ayrılmış bir milletvekili kotası vb. yoktur.  Böyle bir şey söz konusu bile değildir. 

Türkiye’de bunu talep olarak bile dile getiren herhangi bir Çerkes örgütlenmesi yoktur. Kanun uygulayıcı kurumlarda mahkemelerde de Çerkesler yoktur. Türkiyedeki hiç bir kanunun kararın devlet tarafından yapılmış Çerkesce tercümesi yoktur. Çerkesce Tc. nin hiçbir resmi işleminde yer almaz. Çerkesler tarafından henüz Türkiye'de Böyle bir şeyi dava edinen her hangi bir yapılanma oluşturulmuş değildir.

Olan yapılanmalarda anayasada herhangi bir milliyete vurgu yapılmasını dahi istemediklerini belirtecek derecede konudan uzaktırlar.

Türkiye’deki hiç bir resmi dairede Çerkesce evrak kabulü yapılmaz, Çerkesce yazılı evrak ta verilmez. Bunların dışında kültürel iletişimsel konularda da Çerkesler adeta yoktur. Çerkesce devlet tiyatrosu yoktur, filarmoni orkestrası yoktur.

Türkiye’de Çerkesce yazan yazarlar, tiyatrocular, gazeteciler birlikleri yoktur.

Türkiye’de, hatta resmen Çerkes kimliği tanınmaz bile.  Çerkesler anayasada yer almaz, kanunlarda yokturlar kültürel alanlarda dahi esameleri okunmaz.

Bunların olmamasını boş verin, bunlar için talepkar olması gereken kurumlar dahi Çerkes (adıge) isminden adeta ürkerler. Son bir kaç yıldır Türkiyede başlayan ulusal uyanış hareketi ise ne yazık ki henüz bu kurumları tam anlamı ile zapt edebilmiş te değildir.

***

Vatanımızda ise durum daha farklıdır.

Cumhuriyetlerimizde Çerkes milletvekilleri vardır. Mesela nüfusunun sadece yüzde yirmisi kadarı çerkes olan Adıgey Cumhuriyetinin milletvekillerinin yarısının Çerkes olma zorunluluğu vardır.

Çerkesce tiyatrolar, okullar vardır. Televizyonlar vardır. İyi kötü Çerkes devletleri vardır. Yazarlar, gazeteciler birlikleri vardır. Benzeri herkesin bildiği şeyleri sıralamak istemiyorum.

Türkiye’deki Çerkeslere kıyasla bu konularda vatanımızdakilerin durumu oldukça ilerdedir. Örneğin sadece Adıgey’de bir ay içerisinde yayınlanan Çerkesce gazete, makale vs. nin toplamı tüm Türkiye’de yaşayan milyonu aşkın sayıdaki Çerkes diasporasının 150 yılda Çerkesce yazdıkları yazıların toplamından kat kat fazladır.

Bir kaç milyonluk Türkiye Çerkeslerinin 10 yaş altı çocuklarının hepsinin  toplamı içerisinde Çerkesce bilenlerinin sayısının vatanımızdaki herhangi bir Adıge köyündeki veya mahellesinde bulunan Çerkesce bilen çocukların sayısını aşması mümkün değildir.

Dil bilen tüm Türkiye Çerkesleri içerisinde Çerkesce bir roman yazmış hiç kimse yoktur. Edebi değerini boş verin yeni yetme genç kızların takip ettikleri cinsten basit bir aşk romanı dahi yazacak derecede Çerkesce olarak eli kalem tutan kimse yoktur.

Vatanımızda da Çerkeslerin pek çok sorunu vardır. Sadece Çerkeslerin değil Rusya Federasyonu içerisinde yaşayan herkesin de yakındığı sorunlar vardır. Ama hiç birisi Türkiyedeki Çerkeslerin bu sorunları ile kıyaslanmayacak derecededir. 

***

Her ülkenin kendisine mahsus sorunları vardır. Çözümlenmiş olan sorunları da farklı farklıdır.

Mesela, Türkiye de başörtüsü ile okula gitmek çözümlenmiş bir sorun değildir. İranda ise bu sorun değildir hatta tersine bu ülkede sorun sayılan şey kamu alanlarında başörtüsüz gezmek üzerinedir.

Ürdün kraliyetle yönetilen bir devlettir. Fakat meclisinde Çerkeslere milletvekilliği hakkı vermiş olmasıyla kralsız Türkiye’ye kıyasla bu konuda çok daha demokrattır.

***    

Kısaca; Çerkesler Türkiye’de ulusal kimliklerinin kabul edilmeyişinden tutun temsil haklarına sahip olmamaya kadar uzanan boyutta Rusya, Ürdün, İsrail, hatta Suriye’deki Çerkeslere kıyasla daha kötü konumdadırlar.

Evet, Rusya SSCB’nin dağılması ardından büyük bir değişim içerisine girmiştir. Ülke devlet başkanından tutun en ufak bir memura kadar herkesin bildiği sorunlarla başbaşadır. Ürdünde kral, Suriye de batı dünyasının diktatör olarak adlandırdığı bir lider vardır. Ama tüm bunlara rağmen bu ülkelerde yaşayan Çerkesler Türkiye’dekilere kıyasla çok daha fazla hakka sahiptir.

Bu haklara sahip olmak ve kullanmak ise diğer ülkelerdeki Çerkeslerin kültürel-sosyal yaşamlarını da  doğal olarak daha iyi bir yönde geliştirmiştir.

***

Günümüzde ki bu konumu ile Çerkes ulusu için Türkiye’deki Çerkeslerin yaşantısı Çerkes dünyasını etkileyecek bir konumda değildir.

Türkiye’deki Çerkes yapılanmaları- kurumları dahi günümüze kadar kendi ulusal kimliklerinden uzak olmaları hasebiyle Çerkes hareketlerini pozitif yönde etkileyecek bir konumda değildir.

***

19. yüzyılda pınar başından, düğün alanından yamçıya sarılıp kaçırılan genç kızda bir umut olurdu. Evlenmeye kaçırıldığını, yuva kurmaya doğru götürüldüğünü bilirdi. Ama yamçıya sarılan erkek ise başına gelenin iyi bir şey olmadığını bilirdi. Vunerıvue olmak, sonu esaretle biten bir yolda bulunmak demekti.

21. yüzyılda adeta bir vunerıvue gibi dili, eli, ayağı bağlı olmadan yamçı içerisine hapsedilmişcesine olan yaşamını beğenenler var. Bu konumda olduğunun farkına dahi varmadan yamçının dışında bambaşka sorunlarla ilgilenen insanlarımızı yönlendirecek merkezin kendisi olduğunu düşünenler de var.

Ne diyelim, kolay gelsin.... Şu yamçıdan bir başlarını çıkartsalar....      


Bu yazı toplam 5677 defa okundu.





fahri huvaj

Sevgili Hilmi,
Ç’esırıh, wunerıwue zaliminin kaçırıp götürdüğüdür, tamam.
Khaberdeyler buna wuneyidzıha derler ama bazen buna belki yapana izafeten galat-ı meşhur olarak wunerıwe dedikleri de vakidir. Hatta onlar evlenmek amacıyla zorla kaçırılan kıza da wuneyıdzıha derler.
Ama doğrusu, senin anlattığın Ç’esırıh veya wuneyidzıha olmalıdır. O zulmü yapan wunerıwe’nin, mağduru gibi bir masumiyeti çağrıştırmasına izin ve fırsat vermemelidir, diye düşündüğüm için küçük bir uyarıda bulunmak istedim yalnızca.
Teşekkürler. Kolay gelsin.

18 Mart 2012 Pazar Saat 16:21
Açumıj Hilmi

Fahri Ağabey;

Vunerıvue kelimesinin etimolojik açılımı eve vuran ev baskını vs. vs. olabilir. Muhtemelen de kelimenin kökeninde bu yatmaktadır. Fakat kelime eğer gerçekten eve baskın yapan anlamında kullanılmıyorsa, yüklendiği, halk söylencelerinde yer aldığı şekli ile yamçıya sarılarak atın terkisinde götürülmüş kaldırılmış köleleştirilmiş kimse anlamına gelir. Bu kelimenin aynı anlama gelen ve yaygın kullanılan bir başka şekli ise Ç’esırıh (кIэсырыхь) tır.

Dilimizde bu türde iki farklı kelimenin birleşmesi ile oluşturulmuş kelimeler sizin de bildiğiniz gibi çok sayıda vardır.

Örneğin; ‘degu’ kelimesi sağır anlamına gelir. Fakat özellikle bitki isimlerinde bu kelimenin bambaşka bir anlamla (orjinali ile ilişkili olmakla birlikte) var olduğunu görürüz.

Kelimelerle örnekleyecek olursak;

Pşesendegu ; (gerçek olmayan sahte ısırgan) anlamında bu kelimenin içinde yer alır.Isırgan kelimesi bu birleşik kelimede esas anlamından uzaklaşan bir değişim geçirmemiştir, fakat degu kelimesinin verdiği anlamda kayma olmuştur. Sağırdan ziyade sahte gerçek olmayan gibi bir anlamda yüklenmiştir. Bitkinin türkçesi ise ballıbaba (latincesi ile Lamium ailesinden bir bitki)

Mezdegu (aynı zamanda günümüz de Mezdegu diye adlandırılan bölgenin de özel ismi olan) kelimede ize orman kelimesi yine anlamını kısmen muhafaza ederken degu kelimesi gerçek olmayan, sahte anlamına bürünerek kullanılmıştır. Koru, koruluk yer, az ağaçlık yer anlamındaki bu kelimeyi Türkçeye kelimeyi birebir çevirecek olursak ‘sağır orman’ dememiz gerekirdi.

Çığdegu (at kestanesi) kelimesini açacak olursak ağaç ve sağır kelimeleri ile karşılaşırız, fakat burada kast edilen şeyin hem ağaç hemde sağırlıkla alakası, birebir anlamı ile yoktur. Anlatılan ve bu bitkiye isim olan şey gerçekte meyvesinin ‘Kestane’ olmamasıdır. Kısaca bu durumda bu kelimeyi oluşturan her iki kelimeninde orjinal anlamlarından farklılaşma geçirdiğini göz önüne almamız gerekiyor. Ve bu kelimeyi aslında ağaç ve sağır kelimelerinin birleşmesi ile olmuş olmasına rağmen sağırağaç şeklinde değil ‘at kestanesi’ şeklinde algılamız gerekir.

Örnekleri çoğaltmak mümkün özellikle bitkilerle alakalı isimlerde bu kelime adeta ek halini almış olarak oldukça yaygın kullanılır.

Bizim sözkonusu ettiğimiz kelimeninde aynı yapıya sahip olduğunu söylemek mümkündür. Çığdegu kelimesini nasıl sağır ağaç diye algılamamız mümkünse aynı şekilde vunerıvue kelimesini de ilk oluşturulmuş şekli ile hiç bir anlam kaymasına uğramamış hali ile eve vuran olarak anlamamız mümkün. Fakat bu kelime anlam kaymasına uğrayarak ‘atın terkisinde yamçıya sarılarak getirilen köleleştirmek amacıyla kaçırılmış kişi anlamına’ gelir. Eş anlamlısı ise Ç’esırıh (кIэсырыхь) tır.

Her iki kelimenin yukarıda izah ettiğim şekildeki açıklamasını; Adıgehem ya davedapşeher isimli etnografya sözlüğünde Dumen H. M. ele alır. Ayrıca bu eserde bu kelimelerin yer aldığı izah edildiği diğer eserlerinde kısa bir listesi vardır.

Fakat yukarıdaki diğer örneklerde olduğu gibi bu birleşik kelimede de yine ilk oluşturulduğu şekile imada bulunan niteliğini de bulmak mümkündür.

Benim yukarıdaki yazıda vurgulamak istediğim şey içerisinde, bir bayanın bu şekilde kaçırılmasına vurgu yapan kısmın, uyarınızı okuduktan sonra yanlış anlaşılabilir olduğunu gördüm. Bu yüzden tüm okuyuculardan özür diliyorum.

Eş olarak kaçırtılan-kaçırılan bayan ç’esırıh- vunerıvue değildir, bu şekilde kız kaçırılmaz. Kız kaçıran kiçi kaçırdığı kimseyi böyle algılamaz. Fakat, hakikatten köle edilmek için kaçırılan bayanın ‘kendisini evlenmek için kaçırdıklarını’ sanması mümkündür. Zaten bir atasözünde buna da vurgu yapılır, atasçzümüz götürülen (kaçırılan da) umutludur umudunu kaybetmez der.

17 Mart 2012 Cumartesi Saat 20:54
fahri huvaj

Sevgili Hilmi,
öncelikle Khaberdeyce ile birlikte düşünüldüğünde Adıgecede V harfinin kirildeki В karşılığında kullanılmasını, kirildeki У harfinin ise W ile karşılanmasını daha doğru bulduğumu belirtmeliyim. Böyle olunca da Wunerıwe biçiminde yazmanın daha uygun ve doğru olacağını düşünüyorum.
Asıl konuya gelince; wunerıwe, o senin dediğin anlama gelmiyor. Tam tersine, onu yapan eve baskın yapıp o şekilde birilerini kaçıran anlamına geliyor. Zaten sözcük anlamı da “ev basan”dır. Belki geçmişte böylesi davranışlarda bulunmuş bazı dedeleri yüzünden kendilerine Wunerıwe veya Wunerıwkhue adı verilmiş bir Adıge aile de vardır, biliyorsun.
Öte yandan “halk bir şey bilmez, onlar adına onların yararını ve çıkarını ben önerebilirim” diye düşünen, hatta“halk ne der? Kabul eder mi?” gibi kaygılar taşıyanları “halk kuyrukçuluğu, kitle kuyrukçuluğu” ile suçlayıp karalamaya, dışlamaya çalışanlar vardır, olmuştur.
Elbette aydın sorumluluğu, halkının içinde yaşamayı, halkın sorunlarını yakinen bilmeyi, o sorunlara geçerli ve gerçekleşebilir çözümler önermeyi, bu çözümleri anlatıp benimsetmeye çalışmayı, bu amaçla mücadele örgütleyip yükseltmeyi… gerektirir. Ne yazık ki, bizim toplumumuz böyle liderler, aydınlar üretemiyor. Önerdiği çözümü dayatarak halka kabul ettirebilecek dirayette lider de çıkmıyor.
Geriye kalan, ünlü “her halk, layık olduğu biçimde yönetilir” ilkesi, kuralıdır. Unutmayalım ki, kuruluşlarımız da kişilerimizden oluşuyor. Biz ne isek, kuruluşlarımız da o. Önemli olan, elbirliğiyle, ortak akılla ortak çözümler ve A’dan Z’ye anayol, tali yol haritaları; temel stratejiler, ona uygun taktikler oluşturabilmek, uygulayabilmek ve gerçekleştirebilmektir.
Bunun için de ilk adım, herkesin; “ben neyi ne kadar biliyorum? Neyi ne kadar yapabilirim?
Neyi nasıl yaparsak nasıl bir sonuca ulaşabiliriz? Bu sonuca ulaşabilmek için neleri yapmalı/yapmamalı, neleri söylemeli/söylememeli, neleri kime ne zaman nasıl söylemeli, neleri ne zaman nasıl yapmalı? Neyi nasıl yaparsam/söylersem kime ne faydası/zararı olabilir?” gibi sorulara cevap araması, bulmasıdır.

17 Mart 2012 Cumartesi Saat 15:30
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net