Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
İYAD YOUGHAR İLE KONUŞMALAR
29 Şubat 2012 Çarşamba Saat 17:26

İYAD YOUGHAR; “Biz herkese yüreğimizi açtık. Kendimiz için bu zamana kadar hiçbir şey istemedik. Fakat bir ülke kurmak isteyenler, bir parça bencil olmak zorundadırlar. Biz Çerkesya’yı kurmak istiyoruz!”

İlk karşılaşmamız 18 Şubat günü Soykırım ve Sürgün konulu Sergi sebebiyle İstanbul, Fatih’te bulunan Ali Emiri Kültür Merkezinin sergi salonunda olmuştu.

İkimizi de bir araya getiren sebep, Çerkes halkının kaderi ve gelecek kaygıları olsa da, Çerkesçe olarak anlaşıyor olamamamız büyük bir handikaptı.
O ABD’de yaşıyor, ben Türkiye’de. O İngilizce, ben de Türkçe biliyorum. O Türkçe bilmiyor, bense İngilizce’yi (eser şeklinde) bil(m)iyordum!

Yine de her şey o kadar kötü değildi. Açık biçimde dilce anlaşamıyorsak da, birbirimizi beynimizin hücreleri ve yüreğimizin atışlarıyla anlayabiliyorduk.

Tahmin edebileceğiniz gibi, ikimizde Çerkes halkı ve ülkesi için, yanıp tutuşuyorduk. Bu yüzden farklı şekillerde ikili bir zemin yakalama şansı bulmuştuk.

Kendisiyle aslında http://www.cherkessia.net/ için röportaj yapmak istiyordum. İki gün sonra ki buluşmamıza kadar, kendisine sorulmak üzere on yedi soru hazırlamıştım. Fakat buluşmamız ve sonrasında ki gelişmeler, standart bir röportaj yapma şansı bırakmadı bana. Her şeyden önce sohbet esnasında beraber olduğumuz, siteden arkadaşım Nurhan Fidan ile yurtseverlerden Orkun, Cüneyt ve Hazar vardı. Kafkas Evi’nden Didem Baş ve Suriye kökenli ABD’li üç Çerkes’in de katıldığı sohbet, röportaj olanağını elimden almıştı.

Sohbet sırasında Çerkesçe, İngilizce, Türkçe, Arapça, dört dil birbirine girmişti. Özellikle Didem, Orkun ve Hazar’ın İngilizce’den çevirileri işimi oldukça kolaylaştırmıştı. Ve o güzel akşam yemeği ve sohbetin sonunda herkes birbirini anlamıştı.

***

Öncelikle İyad Youghar kimdir? Kısaca onu tanıtmak gerek. Suriye (Golan) kökenli bir Çerkes (Hatukay) ailenin çocuğu. New Jersey’de yaşıyor. Ve Uluslar arası Çerkes Konseyi başkanı.

Yaptığı çalışmalarla sadece ABD’de değil, tüm dünya Çerkesler’i arasında ses getirmiş biri. Sözcüğün tam karşılığı ile bir Çerkesya Yurtseveri ve Milliyetçi bir Çerkes.

Başında bulunduğu kurum ve Gürcistan devleti nezdinde, Çerkes Soykırım’ının resmen tanınması için yaptığı çabalar sebebiyle, bazı kesimlerden tepkiler almış olmasına rağmen, Çerkes halkının gönlünde güzel bir yere sahip İyad.

Korkusuz ve cesur biri. Sözüne, halkına ve Adiyağe(Çerkeslik)’ye sadık…

Konuştuklarıyla, çok açık ve net bir kişiliğe sahip.

Lafı dolaştırıp, ıvırıp kıvırmayı sevmeyen…

Kendisine katılmasanız dahi, düşünceleriyle saygı uyandıran, sempatik.

Her söylediği sözcüğü, tartarak ve düşünerek söyleyen… Diplomatik misyonu olan bir kişilik.

Karşısındakine güven telkin eden birçok vasfı var.

ABD’de yaşıyor olması, BM ve uluslar arası kurumlarla, Çerkesya için girdiği diyaloglar ve olağanüstü etkisi, belli ki kendisini bazı ithamlarla karşı karşıya bırakmış, bırakacak!

O ise kendi doğrultusunda yoluna devam edecek.

***

Peki sayın İyad ile neler konuştuk? O gece, arkadaşlarımızın tanıklığıyla çok şey konuştuk. Ben sadece aklımda kalanları burada yazacağım.

İyad; Çerkesya için neler söyledi?

“Eğer söylediklerimizi yapabilirsek aynı yerde olacağız!” derken, amaç ve anayurt özlemini aynı cümlede özetliyordu.

“Peki istedik mi?” diye soruyor ve kendisi yanıtlıyor: “Hayır! Henüz istemedik! Belki bundan sonra!”

***

“Türkiye Çerkesler’i arasında son üç yıldır yoğun bir tartışma var. İnsanlar, Çerkes = Kafkasyalı sanıyorlar! Çerkes adlandırması Adigeler’i mi yoksa tüm Kuzey Kafkaslılar’ı mı kapsar?”

“İçinde yaşadığımız toplumda millileşme hareketleri SSCB’nin çöküşüyle görülmeye başladı. Çeçenya, İnguşya ve Abhazya’da gelişen ulusal hareketler Çerkes/Adige ulusal karakterinin görünür hale gelmesini kolaylaştırdı..”

“ABD(New Jersey)’de bir araya geliyorken aramızda bir başkan-lider yokken, anayasamız vardı. Khabze toplumumuza yol gösteriyordu. Tanımlamamız çok açıktı: Çerkes=Adige’dir. Bunun yoruma açık bir durumu yok!”

 

“Bir halk eğer kendi içinde “Uyanma” isteği duyar ve “güçlü bir motivasyon” oluşturursa geleceğe umut ile bakar. Çerkes halkı geleceğe dair umut besliyor mu? Bunu hem anayurt, hem de diaspora bağlamında ele alalım.”

İyad bu soruya hiç kuşku duymadık şekilde net yanıt verdi: “Evet! Çerkes halkı, yeryüzünü, insanlığı hak ediyor!”du… “Yeter ki kararlı olsun! Ataları gibi cesur olsun…”

“Çerkesya anayurdunun Birleşik, Özgür ve Demokratik olması bir hayalden mi ibaretti?”

“Hayır!” diyordu İyad, “Fakat siz ne düşünüyorsunuz?” diye röportajın öznesini değiştiriyordu. Bu kez soruya muhatap bendim.

“Aklımızda, hayalimizde ki Çerkesya, “Birleşik, Özgür ve Demokratik Çerkesya”dır. Açıkçası ulus aidiyeti olan her hangi bir birey gibi bende, Bağımsız bir ülke görmek isterim karşımda. Ancak ne demografik, ne etnolojik, ne coğrafi, ne politik hiçbir koşul, “Bağımsız Çerkesya” düşüncesini doğrulamıyor.

Ortada koskoca bir Rusya gerçeği var. Ve biz Çerkesler, Rusya faktörü ile beraber o coğrafyada olmak zorunda kaldık, kalacağız. Kehanet yapmaya gerek yok. Ancak özlemini duyduğumuz ile gerçekçi baktığımız arasında doğru bir korelasyon kurmak ve tablodan mutlu bir sentez çıkartmak zorundayız. Tataristan tarzı özel ve gevşek bir bağla bağlı olduğumuz, demokratikleşmeyi başarmış bir ülke-Rusya Federasyonu- bünyesinde, özgür, birleşik Çerkesya Cumhuriyetine doğru gidileceğini görmeliyiz. Bu 21. yy’ın başlarında değilse bile ortalarında gerçekleşebilir bir öngörüdür.” Sözlerime başıyla onaylamayarak, “Hayır hayır!” diyor, “Ve bu tür bir şey olmaz, olmayacak. Rusya böyle bir duruma hiçbir zaman izin vermez, vermeyecek!” diye ekliyordu.

Ve aramızda ki önemli bir görüş farkını altını çizerek işaretliyordu. Bu arada Nurhan Fidan arkadaşımızın bir müdahalesi oldu. “İyi ama! Kendi önerisi nedir?”

İyad, tavizsiz bir kişilik, “Sadece Çerkes halkına güvenmek gerekecek!” diyor bu mücadele de. Ve “Çerkes halkı isterse, Çerkesya Bağımsız olacak!”tı.

Eh! Pek mantıksız değildi. “Dünya halkları ve politikalar, o kadar hızlı değişime uğruyor ki! Her şey her an değişebilir! Ve ittifaklar konusu; Çerkesya ve Çerkes halkı, kendisine yardım eli uzatan her halk ve ülkenin elini sıkarak kavrayacaktır.” Bu sebeple Gürcistan’ın son koşulsuz destek girişimlerini anarak, memnuniyetini belirtiyor.

“Peki!” dedim, “Bizim duyumlarımız, Gürcistan’ın Çerkes Soykırımını resmen tanıması, sizin içinde olduğunuz girişimler sayesinde oldu, bu doğru mudur?”

“Kendi kendilerine yapmadılar. Bir kader gibi idi. Uçağa gidiyorduk, fakat anons edilmeden uçak kalkmış ve biz orada kalmıştık. Gürcü heyetinden birileriyle görüştük. Konuşma sırasında derdimizi anlatmıştık. Onlar da sizin için neler yapabiliriz? Dediler. Biz de Soykırımın tanınması, bir meydana anıt dikilmesi, kültür merkezinin açılması gibi bir dizi proje öne sürdük. Politik konjektür buna çok elverişliydi. Fırsatları kaçırmadık.”

***

İyad; çok açık biçimde Rusya’ya ve demokratikleşmesine hiçbir şekilde umut beslemiyor. Kalıcı bir barışın temini hususunda Rus elitlerinin hiçbir adım atmayacağını, Suriye ve diğer ülkelerden gelebilecek Çerkesler’i ülkeye almayacağını, ancak göstermelik tedbirler ve oyalama taktikleriyle, Çerkes muhalefetini susturmak ve görmezden gelmeye devam edeceğini söyledi.

Doğrusu, İyad haksız sayılır mı?

Sen savaş istemiyorsun ama, her şeyi belirleyen sen değilsin ki, karşında ki savaşarak muzafferiyetinden güç alıyor. Misyonu da, vizyonu da seni yenmeye ayarlı.

Sen ise daima yenileni, zayıfı, başarısızlığı oynamaya adaysın. İnsiyatif daima onda. Senaryo yazma kabiliyeti de. Fakat sende kendin olmayı özlemişsin, kendi senaryonda kendine, doğru, onurlu ve önemli bir rol vermek istiyorsun.

Öyleyse dur ve “Dev karşısında Golyat” gibi, kendi bücürlüğünün farkında olarak, rakibinin açıklarını kolla. Kendine güven, kendini tanı, güçlen ve hazırlan. Böyle bir durumda kendinden başkasına güvenemezsin, ama sana düşman olmayanı da kendine düşman etme. Çerkesya ve Çerkes halkı için her tür fırsatı değerlendir.

Bunlar benim düşüncelerim. Fakat sanırım İyad’ın görüşlerini de bir yerde açıyor.

Her ne olduysa, coşkulu bir konuşma yapıyordu ki, bir şiir okumaya başladı. Şiir tam olarak aklımda değil. Ama çok eski bir Çerkes şiiri olan bu dizelerden aklımda kalan kırıntıları yazmayı deneyeceğim:

Bir gün bir Çerkes olarak!
 Milli bir çağrı duyacaksın.
 Bu daveti aldığında mutlaka!
 Git o çağrının peşisıra...

 O yoldan seni çevirmek üzere Çok kişiler çıkacak!
 Sana “Gitme!” diyecekler
 Kardeşlerin ve arkadaşların da...

 Sana en yakın olanları bile
 Belki kandırmış olabilirler!

 Seni yolundan alıkoymağa çalışacaklar
 En son annen bile
 “Gitme oğlum!” diyebilir!

 Başkalarının soykırımı belki oldu ve bitti
 Fakat bizim soykırımımız hiç bitmedi!

 Eğer buna engel olmazsan
 Halkına ve ülkene sahip çıkmazsan

 Soykırım bitmez ve hiç bitmeyecek!”

Aklımda kaldığınca ve belki de bazılarına yorum katarak, bunu derleyebildim. İyad beni affetsin. Eğer yanlış bir şey söyledi isem. En azından şiirde ana fikir bu.

***

“Amerikalı Çerkes Aktivistler acaba Türkiye’den hangi grubu partner olarak görüyorlar?”

Önce ilk baştan ele alıyor İyad:

“2008-2009’a dönersek Kafkas Evi tabii. 2009 yılında BM. Önünde yürüyüş yaptık. Yürüyüş, uluslar arası bazı kuruluşlarca, Türkiye’den Kafkas Evinin de katkılarıyla gerçekleştirildi. Kafkasya Forumu’ndan bireysel katkılar oldu. Ürdün, Suriye, İsrail ve başka ülkelerde ki diaspora ülkeleri de destekledi. Gürcistan’ın Soykırımı tanıması ve sonraki süreçlerde çeşitli kereler İstanbul’a geldim. Görüşmelerimizde Kafkasya Forumu da Kafkas Evi’de vardı. AB’ye bir sunum yapıldı. Estonya Parlamentosuna da. Soykırımın tanınmasında tüm organizasyonel süreçler başında bulunduğum Uluslar arası Çerkes Konseyi tarafından yürütüldü.”

“Uluslararası Soykırım Konseyi üyesiyim. http://www.genocidescholars.org/ Başkan arkadaşım ve 2011 yılında geniş bir katılımla Arjantin’de, Çerkes Soykırımını tartıştık. Bu konuda önemli hukukçu ve konunun uzmanlarının görüşlerini aldık. Daha ilk sunumda tüm üyelerin desteğiyle Çerkes halkına 19. yy.’da yapılanların açık ve net olarak “Soykırım” olduğu ve bunun da halen mevcut politikalarla sürdürüldüğü belirlendi. Soykırımın red veya inkar edilmesi ise hiçbir şekilde mümkün görülmedi. Yani biz doğru yerde ve doğru konumdayız. Bize karşı yapılmış haksızlıkları durdurmak ve bertaraf etmek üzere kararlıydık.”

***

İyad’a bir soru sormak istiyordum. Çünkü bu soru, tarihsel ve köken birliği içinde olan iki halkın (Çerkes ve Abaza) arasının açılması ve bunun suçlusunun sanki de, Çerkes/Adigeler olduğunu vurgulayanlara bir yanıt olması gerektiğinin farkındaydım. Kendisi Gürcüstan’ın son girişimleri ile devam eden süreç hakkında ne düşünüyordu?

“1992-1993’de Abhazya parlamentosu birden fazla defa kayda geçirerek, “Abazalar’ın Ruslar tarafından soykırıma uğratıldıkları”nı belirttiler. Ancak bir kez olsun Çerkes/Adigeler’i gündemlerine koymadılar. Oysa Çerkes Soykırımını açık ve net tanımaları gerekiyordu. Çerkesya ülkesinin işgal altında olduğunu söylemek bir yana, öyle bir ülke olduğunu bile söylemediler. Çerkesya’nın adını ağızlarına almadılar. Bu konuda belki geç kalınmış olabilir, fakat soykırımı her zaman tanıma fırsatları var önlerinde. Kardeşlik hani bunu gerektirir ya!.

Ve Bağımsızlık eğer varsa, Rusya’ya rağmen, “Abhazlar, kardeş Çerkes halkının Soykırıma uğratıldığı” gerçeğini, resmen parlamentolarında kabul edebilirler.”

“Biz herkese yüreğimizi açtık. Kendimiz için bu zamana kadar hiçbir şey istemedik. Fakat bir ülke kurmak isteyenler, bir parça bencil olmak zorundadırlar. Biz Çerkesya’yı kurmak istiyoruz!”

***

“Mücadelemizde üç slogan ön plana çıktı:

“-ÖZGÜR ÇERKESYA ŞİMDİ!”

“-ÇERKES SOYKIRIMI DURDURULSUN!”

“-SOÇİ OLİMPİYATLARINI İSTEMİYORUZ!”

***
“Diğer Kafkasyalı halklarla, Çerkesler’in ilişkileri nasıl olmalı sizce?”

“Tüm Kafkasya halklarına saygıyla bakıyoruz. Çok yakın benzerlikler söz konusu. Fakat bu benzerlikler bizi kendimize yabancılaştırmamalı. Amaçlarımızdan saptırmamalı. Doğru olan budur.

Bugüne kadar sadece bir ülke, Gürcistan bize yardım elini uzattı. Son üç yıl içinde ne istiyorsak yaptı. Geçmişte, tarihte ne olduysa oldu. Soykırımın tanınması bizim için çok önemli. Dünya politik arenasına girebilmemizin en önemli ayağı bu idi. Çok büyük bir avantaj yakaladık.

Dünyanın diğer ülkelerinde Çerkes Soykırımının tanınması ve kınanması hususunda bize güç verecek bir gelişme oldu. 147 yıldır sorunlarımızı, kendi başımıza çözemedik. Şimdi dünyanın her yerinde, farklı yaklaşımlarla, politikamızı uygulamaya koyacağız.

Tüm dünya halklarıyla ilişkilere büyük önem veriyoruz. Yalnız Kafkasya halklarıyla değil. Çerkesya’yı dünyanın gündemine taşıyacak ve halkımızı başarıya götüreceğiz. Yeter ki halkımızın kendine olan özgüveni yerine gelsin.

Bir halk olursak başaramayacağımız hiçbir şey yoktur!”

Bu yazı toplam 8187 defa okundu.





Mehmet Salih Elveren

Bütün dünyaya milletimize yapılan utanmazca saldırıları ve bunun devam ettiğini anlatmalıyız.Yılmadan,korkmadan,cesurca ülkemizi ve milletimizi savunmalıyız. Bugüne kadar nasıl oldu,neden böylesi sükunetle geçirdik bunca yılları?Kabul etmeliyiz bizim hatamızda çok büyük, sırtımıza yediğimiz Rus haçıyla 148 yıldır kanlar içinde dolaşırken, sırtımızdaki yara kanarken gıkımız çıkmadı.Bu bir irade eksikliğimiydi,başka milletlerde de böyle olmuştu?Çok canım sıkılıyor,bir insan bir Çerkes, bir canlı olarak,bütün bu olanları içime yediremiyorum,kabul edemiyorum.AYAĞA KALK ÇERKESYA-AYAĞA KALK DÜNYA-AYAĞA KALK UYGARLIK.Yaramız hala kanıyor.Halkımın katillerinin büstleri,şehirlerimizin meydanlarında bize pis pis sırıtıyor.O meydanlardaki zorbaların putlarını önce milletimizin yüreklerinde ve dünya kamuoyu vicdanlarında yıkmak gerekiyor.

02 Mart 2012 Cuma Saat 05:57
hapi cevdet yıldız

Syın Semih Akgün
Bu güzel söyleşi ve bilgilendirme yazınız için kutlarım. Sayın konuğa da verdiği bilgiler için sonsuz teşekkürler.
Biz henüz uyanma aşamasındayız. Kavram bilgimiz yetersiz. Soruna çok çeşitli ve değişik açılardan yklaşmak, en başta da bilinçlenmek gerekiyor. Sayın İyad'ın RF konusunda umutsuz olduğunu görüyorum. Elbette hakim çevreler ırkçı tutum içinde, bunu biliyoruz. Ama RF'de demokratik güçler de var.
RF'nin 1998'de Kosova Çerkeslerini kabul etmiş olması, sanırım bir istisna. Sayın İyad o konuda haklı. RF iktidarı bizi istemiyor. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Peki RF yerel birimleri, örneğin AC,KBC ve KÇC yönetimleri bizi itiyorlar mı? O konuda da iyimser değilim. Sözde bizi istiyormuş gibi yapıyorlar, ama hiç bir yerel yönetim elini taşın altına koymuyor. En başta o güç onlarda yok. Yine de birşeyler yapmaları gerekir. Öye düşünüyorum.
Son söz olarak RF iktidarlarını zorlamalıyız. RF dünya kamuoyu baskısı karşısında, Rusya'nın işlediği soykırım suçunu kabul etmek zorunda kalacaktır. Sen iki yıl içinde, 1862- 1863 yıllarında, en az 540 bin sivil Çerkes'i öldür, bir ulusu ülkesi ve devleti ile birlikte toptan yok et ya da ülkesinden sür ve sonra da hiçbir şey yapmamış gibi yan gelip otur. Bunu biz -kabul etsek - bile, dünya ve insanlık vicdanı kabul edemez.
Saygılarımla

01 Mart 2012 Perşembe Saat 20:12
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net