Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Zawurkan Zolan
Korkulara Uyumak
23 Ocak 2012 Pazartesi Saat 23:56
1980’li yılların hemen başı, Hatay’daki Türkiye- Suriye sınırının  kuzey karşı kıyılarına düşen küçük bir sahil kasabası Adana- Karataş. O yıllara ait siyasi sürgün yıllarımızın ilk çocukluk anıları belli belirsiz muğlak ifadelerle yer alır belleğimde. İnsan her şeyi unuturda korkularını unutamazmış. Askerlerin gece baskınlarını ve en çokta fırtınalı kış geceleri denizdeki dalgaların kıyıları döverken çıkardığı o uğultulu sesleri hiç unutamam. Denizdeki  sonsuz gibi gelen o  karanlık, bilinmezlik, ürperti korkuyla birleşip kaplardı küçük bedenimi. Evden dışarı çıksam askerlerin babamı götürdüğü gibi  beni kendi içine çekip götürecekmiş gibi gelirdi gece karanlığındaki deniz.
 
O anlarda ne kadar da çok ihtiyaç duyardım siyasi tutuklu babamın ya da bir yakınımın varlığına. İşte böyle bir şeydi 6 yaşlarındaki bir çocuğun yalnızlık hissine sarılarak yorganı başına kadar çekip korkularına uyuması.
 
Benzer korkuları Hani’de Lice’de Kulp’ ta Genç’te toplar silahlar patlarken okul yolunda göz bebekleri büyümüş, ürkek, şaşkınlıktan ağızları açık kalmış Kürt çocuklarının donmuş bakışlarında da görmüştüm. Her patlayan top sesinde, sessizliği yırtan kurşun seslerinde birbirlerinin kollarına ne kadar sıkı sarılırsa sarılsınlar, evlerine ne kadar hızlı koşarsa koşsunlar biliyorum ki o korkuları yaşamlarının sonuna kadar onları takip edecek.
 
Peki ajite gibi algılanabilecek bu yaşamımdaki kesitleri neden mi anlatıyorum? Sadece bireylerin korkusu olmaz toplumlarında korkuları vardır. Toplumsal huzuru sağlamadan bireysel huzuru sağlamak zordur. Birey, aile, toplum, ulus zincirlemesindeki her halkanın iç güdüsel önceliği varlıklarını ve soylarını devam ettirebilmek, sahip olduklarını koruyabilmek geleceklerini garanti altına almaktır.
 
Bugünlerde Suriye’ de yaşanan gelişmeleri Tv’den her seyredişimizde zihinlerimizi zorlayan, aklımıza gelen ilk şey oradaki soydaşlarımızın durumu. İster istemez onların ve  çocuklarının ruh halleri, geceleri sıcak yastıklarımıza baş koyarken  içimizi  tedirgin ediyor. Çünkü  o çocukların geleceği sadece oradaki soydaşlarımızı ilgilendirmiyor tüm Çerkes dünyasını ve Çerkesya’ yı da ilgilendiriyor.
 
Suriye’deki durum her geçen gün biraz daha kötüleşiyor, her geçen zaman daha çok insan ölüyor, daha çok silah patlıyor. Git gide büyüyen bu yangının yarın soydaşlarımızı da içine almayacağına hiç kimse garanti veremez.
 
Üstüne üstelik orada sadece siyasi bir karmaşada yok. Çok uzaklara gitmeden Lüban’nı hatırlayalım.  İçten içe kaynayan Sunni- Şii ayrışması ve kavgası elleri tetikte bekliyor.

Oradaki kozmopolit yapı içinde yer alan unsurların büyük çoğunluğu oranın yerli halkları. Hemen hemen bir çoğunun sırtını yasladığı dayıları, global destekçileri var.
 
Peki ya oradaki Çerkes toplumunun durumu ne olacak?
 
Kesin ve doyurucu bilgiler yok, sınırlı sayıdaki kaynaklarımızdan aldığımız bilgilere göre Çerkes’lerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde şu an için büyük olaylar yok, ama olmayacağı anlamına da gelmiyor. Siyasi otorite her geçen gün etkisini yitiriyor. Yönetim ve insiyatif, kontrolsüz ve ne yapacağını bilmeyen muhaliflerin eline geçiyor. Keza Libya’ da Kaddafi’ nin devrilmesine rağmen hala düzen ve huzur sağlanamadı, ölüm kol geziyor. Bu sefer de Aşiretlerin kendi iç çekişmeleri insanların yaşamını ve huzurlarını tehdit ediyor. Tek bildiğimiz Suriye’ deki soydaşlarımızın son derece huzursuz ve endişeli oldukları. Kendilerine ait olmayan bu savaşta ve coğrafyada  taraf olmaya zorlanacaklarını bir şekilde bedel ödeyeceklerini biliyoruz.
 
Strateji uzmanlarının görüşleri, yeni Ortadoğunun şekillenmesi, taşların yerine oturması çok uzun yıllar alacağı ve savaşın değişik formatlarda  uzun bir süre devam edeceği yönünde.
 
O zaman kısa vadede bu savaş ve kargaşa son bulmayacağına göre  Suriye’deki Çerkes’ lerin  sahibi ve ait oldukları gerçek topraklarına yani Çerkesya’ya transfer edilmeleri tartışılmaz tek  ve mantıklı çözüm yoludur.
 
Dünya efendilerinin her geçen zaman değişik senaryolar ürettiği Ortadoğu’da bu çabanın dışında başka çıkış yolları aramak asla kalıcı bir çözüm olmayacağı kesin. Adigey ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri Devlet Başkanları'nın çalışmaları taktirle ve toplumsal irade ile desteklenmesi gereken görevlerimiz olarak karşımıza çıkmıştır. Ve bu doğrultuda  11 Şubatta Adigey’ de Adige Tlepk Zefes (Çerkes Halk Kongresi) toplanacak. Bilgi için bknz: http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=5123

Tamda bu aşamada olayın göz ardı edilmemesi gereken başka bir yönünde Hatko Schamis’in  bir tespiti haklılığını ortaya koyuyor: “Çerkes Sorunu'nun çözümü "Çerkeslerin vatanının Çerkesya olduğunun tescillenmesi" ve "Çerkeslerin Çerkesya'ya dönüşlerine devletlerin ve uluslararası kurumların el atması" ile mümkün olacaktır.”
 
Çok fazla ayrıntılarda boğulmaya gerek yok, kısacası bu sorunun çözümü için hangi görüşten hangi oluşumdan olursa olsun herkesin katkıda bulunması gereken  ulusal bir irade ortaya çıkmıştır.
 
Suriye’deki soydaşlarımızın yalnız olmadıklarını bilmeleri, hepimizin tek bir vucut olduğunu görmeleri onlar için büyük bir manevi güç oluşturacak, güven duygusunu ve ulusal bilinci bir nebze de olsa artıracaktır.

Yakın zamanda medeni Dünyanın gözlerini kapattığı Avrupa’ nın tam göbeğinde yaşanmış Sırp vahşetiyle boğuşmuş Boşnak’ ları  hatırlayalım. O günkü şartlar nedeni ile  sınırlı yardımdan ve politik destekten başka elinden bir şey gelmeyen Türkiye’ yi hala minnetle anarlar. O zamanlar Türkiye’ nin konuyu devamlı gündemde tutması, tüm diplomatik alanlarda baskı kurması Boşnak’ ların önünü açmıştır. Savaş dönemi ile yapılan her türlü belgesellerde haberlerde Türkiye’ nin kendilerine verdiği maneviyatın ve politik desteğin kendilerine çok büyük güç verdiğini ifade ederler.
 
Görülüyor ki maneviyatı ve güven duygusu sağlam bir toplum her türlü zorluklarla baş edebiliyor.
 
Sesimizi duyurmak, içinde yaşadığımız toplumların dikkatini bu yöne çekmek,  bu doğrultuda emek ve çaba sarf edenleri desteklemek  ve en önemlisi Suriye’ ki kardeşlerimizin yalnız olmadığını göstermek için tüm soydaşlarımızı ve Çerkes  Halkı’nın kardeşlerini Çerkesya Platformunun 29 Ocak 2012 tarihinde İstanbul Galatasaray Lisesi önünde saat 15:00 deki etkinliğine davet ediyoruz.

Bu yazı toplam 5767 defa okundu.





Bircan Tuğ

Yazınızın ilk kısmı beni duygulandırdı ne yalan söyleyim.
Dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım Çerkes olmayı sürdüreceğimize göre ulusal dayanışma şarttır.
Türkiyede ki Ürdünde ki için üzülecek, Suriyede ki Amerikada ki için üzülecek. Bundan doğal ne var? Başka milletlerin Ulusal dayanışma günleri var. Bence bizimde olsun. Kimlik bilincini geliştirir, ulus olma duygusunu perçinler.

26 Ocak 2012 Perşembe Saat 03:46
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net