

İnsanlığın dünya üzerindeki tarihi milyon yıldan fazla bir geçmişe sahip. Günümüzde kendisine Çerkes (Adıge) diyen insanlar bu kadar uzun süreden süzülüp gelerek oluşmuş bir yapıya sahipler. Milyon yıl, hiç küçük görülmeyecek bir geçmiş. Bu kadar uzun yılların sonucunda birike birike oluşmuş bir kültürün son bulması ise, bir felaket.
Vatanımız Çerkesya’da, var olan tüm zorluklara rağmen, Çerkesliğin devam edecek görüntü vermesi sevindirici.
Diasporada, özellikle Türkiye’de ise durum, çok daha farklı.
***
Günümüzde, Tükiye’de yaşayan ‘-Ben Çerkes(Adıge)yim.’ diyen herkes tüm Çerkes tarihi boyunca hiç kimsenin karşılaşmadığı derecede büyük sorumluluk taşımaktadır.
Diaspora Çerkesleri için, şu an Türkiye’de yaşayan Çerkesler, son nesil, son sesler, son umutlardır. Şayet günümüzde Türkiye’de yaşayan Çekesler, birikmiş problemlerini aşmazlar ise gelecek kırk yıl içerisinde, dillerini konuşan, kültürlerini yaşayan hiç bir Çerkes bu ülkede kalmayacak.
Bu bağlamda, günümüzde, Türkiye’de soluk alan her Çerkes(Adıge), ne babalarımızın, ne dedelerimizin, ne de daha önceki hiç bir Çerkes(Adıge) neslinin karşı karşıya kalmadığı derecede sorumlulukla karşı karşıyadır.
Türkiye’deki her Çerkes(Adıge) eğer harekete geçmez ise verdiği nefeslerin sadece kendi yaşamından değil, diasporadaki Çerkes(Adıge) varlığından da eksildiğinin bilincinde olmalıdır.
***
Tüm TC tarihi boyunca, TBMM’inde en diktavari rejimlerin uygulandığı dönemlerde dahi, kökenlerini aidiyetlerini ortaya koyamamış-koymamış olsalar bile, köken itibariyle Çerkes(Adıge) milletvekilleri vardı.
Günümüz TBMM’nin yapısını ise herkes çok iyi biliyor.
***
Türkiye cumhuriyeti içerisinde Çerkes(Adıge)ler en karamsar tahminle bile dünyanın pek çok ülkesinden daha fazla nüfusa sahip olarak yaşıyorlar.
Bir ülke nüfusuna sahip, bu büyük Çerkes (Adıge) kitlesinin, devlet içerisinde hiç bir temsilciye sahip olmaması aklın sınırlarını zorlayan bir gerçekliktir.
TC’de Çerkesleri temsil edecek bir tane bile milletvekili yok.
Bir ülke nüfusu temsil edilmiyor.
Çerkesler adına konuşabilecek onların temsilcisi yok.
Bu aşamada, neredeyiz! Ne yapacağız!
Son yıllarda, Türkiye’de, Çerkes diasporasında, durumun vehameti algılanmaya başlandı. Tüm Çerkes tarihinde görülmemiş derecede büyük sorumluluklarla karşı karşıya olan, eğer kendisini muhafaza etme mücadelesini vermezse Türkiye’deki son Çerkes nesli olabileceğinin bilincini edinmiş bir kitle oluşmaya başladı, oluştu.
Her gün, adım adım, şimdiye kadar oluşturulmuş yapılarımızın bu mücadelede etkin rol alabilmelerini sağlayacak çalışmalar içerisindeler.
Dernek, vakıf, klüp, federasyon vb şeklindeki yapılarımızın özkimliğimizi temsil edecek şekli alması mücadelesi son aşamaya geçmiş durumda.
Yapılarımız birer birer, Çerkes (Adıge) yapılarını almaya-dönüşmeğe başladılar.
Peki; bu kendi kimliğini kurumsal olarak kabul etme, derneklerin Çerkes(Adıge) derneği halini almaları, yeni, ilerici, çare olucu bir adım mı?
Elbette ki hayır. Bu, günümüzdeki hemen hemen hiç bir problemimizin çözümü değil. Sadece bundan yıllar önce atılması gereken gecikmiş bir adımın telafisinden ibaret.
Dernek ve kurumlarımızın isimlerini değiştirmeleri bize bir soluk aldırmayacak. Yeni adımlar için soluk alıp dinlenecek kadar bile vaktimiz yok. Üzerimizdeki devasa yükümlülükler buna müsaade etmiyor. Bu gelişme kısa bir soluklanmamıza bile yetecek imkan bize sağlamıyor, sağlamayacak. Sadece sırtımızdaki kamburu ortadan kaldırmış olacağız.
***
Bir sabah, yatağımızdan kalktığımızda, Türkiye’de Çerkes (Adıge) yapısına dönüşmesi gereken tüm kurumlarınızın bu şekli aldıklarını çok yakında göreceğiz.
Bu dernekler, vakıflar, federasyonlar, Türkiye’deki Çerkes diasporasını temsil etme yetisine sahip değillerdir. Diasporadaki Çerkesleri temsil etmezler. İsimlerini değiştirmeleri halinde dahi bu temsiliyet yetisine sahip olamazlar.
Onlar sadece kendilerine üye olanları temsil ederler.
Bu halleri ile Çerkesleri temsil etmeleri mümkün değildir ve onlardan bu istenmez-beklenilmez.
Günümüze kadar, Çerkes(Adıge) folklörünün korunması konusunda gösterdikleri performans ise takdir edilmeye değerdir. Yarın da, bu derneklerden, aynı şeyi, aynı çalışmaları, Çerkes(Adıge) kimliği ve bilinci ile yapmalarını bekliyoruz ve yapacaklardır.
Fakat bunun yeterli olmadığını her birimiz biliyoruz.
***
Çerkes (Adıge) kimliğini kabul edip, bu kimlikle kendisini resmi olarak tescil ettiren derneklerimize ise yeni bir sorumluluk yüklenmekte.
Bu dernek ve yapıların, kendi bölgelerinde bulunan Çerkes(Adıge)lerin temsil sorununun çözümlenmesi yolunda şu ana kadar yürüttükleri mücadele şekli varoluş şekilleri ile örtüşmeyen bir büyük adımın atılmasına vesile olmaları gerekiyor. Bunu yapar iken derneğin-vakfın vb. artık gelenekselleşmiş var olan işleyişini ortadan da kaldırmamaları gerekiyor. Folklor ekipleri çalışmalarına devam etmeli, dil kursları, kültürel faaliyetler, şölenler festivaller yapılmaya devam edilmeli.
Çünkü derneklerin günümüze kadar gerçekleştirdikleri şeyleri yadsımamız ve bunların bize getirdikleri faydaları inkar etmemiz mümkün değil. Bu bağlamda Dernekler şu ana kadar yaptıklarını, şimdiden sonra da ulusal kimliğimizle Çerkes (Adıge) ismi ile devam ettirmeliler.
Ama aynı zamanda dernek dışında, işi sadece bu bölgede yaşayan Çerkesleri temsil etmek olan bölge zefesini (kongresini) kurmak için bir platform oluşturulması yönünde de çalışmalara katılmaları gerekiyor.
Bu kongre (zefes)in oluşturulması için bölgelerde bulunan her Çerkes şimdiden bilgilendirilmeye başlanılmalıdır. Çerkes(Adıge)lerin bulunduğu her yerde, her ortamda, her Çerkes(Adıge) köyünde, temsil edilmediklerinden dolayı karşılaştıkları sorunlar insanlara gösterilmeli, ve temsil ediliyor olmamızın faydaları anlatılmaya başlanmalıdır.
Bu aşamada bölgedeki tüm Çerkes (Adıge) halkına, köylerin yollarının asfaltlanmasından, köy içindeki elektrik lambalarının değiştirilmesinden, ilçede ilde olan sorunların çözülmesine kadar, ilçe encümen heyetinden il belediyesine ve ili temsil eden milletvekillerine bölgesel sorunları dile getirecek bölgedeki tüm Çerkeslerin desteği ile seçilmiş bir bölge zefesi (konseyi) oluşturulmasının gerekliliğini anlatmalıdır. Ve derneğin şu ana kadar olan işlevleri içerisinde bunun olmadığı ve olmayacağı da belirtilmelidir.
Derneğin, vakfın vb. bazı bölgelerde bu işlevi üzerine alması gerektiğinde ise derneğin yeni yapılanma şekli üzerinde çalışmalar başlatılmalıdır.
Aynı zamanda dernek, kendisi gibi ulusal kimliğini, Çerkes(Adıge) kimliğini kabul eden diğer bölge derneklerinin de aynı çalışmaları yürüteceklerini halka açıklamalı, aynı ilerlemenin diğer bölgelerde de olacağını insanlara ulaştırmalıdır. Ve diğer bölgelerle de bu ve benzeri çalışmalar yürütülmelidir.
***
Bu aşamada tüm Çerkesya Yurtseverlerinin son yıllarda var olan yapılarımızda bu gelişmenin ortaya çıkartılması yolunda yaptıkları çalışmalara devam etmeleri gerekiyor. Türkiye genelinde ulusal kimliğimizi Çerkes(Adıge) kimliğini kabul etmemiş yapılar kaldığı müddetçe bu yerel çalışmaların ayrı ayrı parçalar halinde başarıya ulaşması mümkün değil.
Çünkü, üç-dört Çerkes(Adıge) köyüne sahip bir bölgede yukarıdaki bahsedilen yapılanma gerçekleştirilse dahi gerektiğinde onları destekleyecek başka bölgelerin bu yapıyı henüz oluşturmamış olmaları onların başarılı olmasına engel olur. Bu arada ülke genelinde dağınık olmamızın menfi etkileri unutulmamalıdır. Çalışmalarımız Türkiye genelinde Çerkesleri kapsayacak nitelikte olmadığı müddetçe başarılı olamaz.
Aynı zamanda, her bölgeye dağınık olarak yerleştirilmiş olmamızın bir büyük avantajımız da olabileceği unutulmamalıdır. Dağınık yerleştirilmiş olmamız, her bölgenin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel yaşamındaki varlığımız her bölgede hatırı sayılır bir denge unsuru olmamıza da aracı olur. Bu avantajı sonuna kadar kullanmalıyız.
Ve, bu arada, tüm dünya’daki Çerkesleri ilgilendiren konularda, Çerkes soykırımından, vatanımızdaki cumhuriyetlerin içinde bulundukları sorunlardan, vatana dönüş yolunda yapılması gerekenlere, çalışmalarımızı hiç durmadan devam ettirmemiz gerekiyor.
Bizim böylesi bir yapılanmayı gerçekleştirmemizi beklemeden ortaya çıkan-çıkacak olan, yapılması gerekecek her şeyi ‘o yapacak, bu yapsaydı, birisi organize etseydi’ demeden her birimiz elimizden gelen ölçüde yapmaya devam etmeliyiz.
***
Çerkes diasporasının, bölgesel ve Türkiye genelindeki temsil sorununun çözümü yolunda atılan adımlarda, özellikle üzerinde durmamız gereken husus ise bu çalışmanın partileşmek vb. amaçlar taşımadığının altının çizilmesidir. Bölgedeki Çerkeslerin her türlü siyasi görüşünün, içinde yer aldığı bir yapı oluşturmamızın gerekliliği konusunda halkımızı bilgilendirmeliyiz. Partileşmenin farklı siyasi görüşlere bölünmeyi getireceğini halkımıza anlatmalıyız.
Bizlerin, tüm tarihimiz boyunca ayrı ayrı bölgelerde her türlü siyasi ve dünyevi görüşü içinde barındıran xase, zefesler vasıtası ile gerçekleştirdiğimiz, bunu gelenekselleştirdiğimiz yapımıza sahip çıkmamızın gerekliliklerini halkımıza anlatmalıyız.
Aynı zamanda, aynı anda, bölgedeki tüm halkımızın, tüm farklı siyasi görüşlerini temsil edecek böylesi bir zefesin Türkiye şartlarında başarılı olmamızı sağlayacağını halkımıza anlatmalıyız. Türkiye’nin hiç bir bölgesinde nüfus çoğunluğuna sahip olmadığımızı, bu yüzden her bölgede, bu şekilde farklı siyasi görüşleri içerisinde bulunduran bir zefes (kongre) şeklinde yapılanmamızın zorunlu olduğunu, hepimizin ortak oyları ile oluşturulacak bu zefesin, dolayısıyla, bizlerin güç kazanacağını, üstüne basa basa anlatmalıyız. Nüfus olarak ülke genelinde milyonları aşan sayıda olduğumuz ise, her ferdimiz bunun bilincine varana kadar, bıkmadan defalarca yinelenmeli, tekrarlanmalı.
Halkımızın üzerinde uyandırılan, ‘biz az sayıdayız, dağınığız, güçsüzüz’ şeklinde, gerçek olmayan, dünyadaki pek çok ülke kadar nüfusa sahip olduğumuz gerçeğini gizleyen önyargıları, ortadan kaldırmalıyız. Biz, az sayıda, güçsüz bir topluluk değiliz. Kendimizden başka kimseye de muhtaç değiliz. Sadece gücümüzün, etkimizin farkında değiliz ve bu yüzden bu gücümüzü kullanmak üzere yapılanamadığımızı halkımıza anlatmalıyız.
Bu, sadece internet üzerinden, basın vasıtasıyla veya dernek binaları içerisinde alatılarak olacak bir şey değil. Gördüğümüz, ulaşabildiğimiz her çerkes(adıge)ye bunu aktarmamız gerekiyor. Tüm sohbetlerimiz, karılıklı konuşmalarımız hatta selamlaşmalarımız bile bu konuya yönelik olmalı.
Bu zefeslerin, bölgelerde farklı siyasi bakış açılarına sahip tüm Çerkes gruplarının katılacağı bölgedeki her Çerkesin oylarıyla seçilecek zefes’in alacağı kararlara halkımızın uyması ile başarılı olacağı ulusumuza anlatılmalıdır.
Tüm Türkiye genelinde bu çalışmanın yapılması halinde ortaya çıkacak Türkiye Çerkes(Adıge)leri zefes(kongre)sinin sadece bölgesel sorunlarımızın değil tüm ülke genelinde temsil edilme sorunumuzun çözümü olacağı herkese açıklanmalıdır. Böylesi bir yapının Türkiye’deki hiç bir siyasi-kültürel yapılanma tarafından yok sayılamayacağı, bu büyüklükte bir yapının ülke siyaseti ve yaşamı için önemli bir güç olacağını her ferdimize iletmeliyiz.
Mümkün olan en kısa sürede, mesela önümüzdeki seçim dönemine kadar bu yönde ilerlemeler gerçekleştirmemiz gerekiyor. Çünkü, eğer, şu an Türkiye’de yaşayan Çerkes nesli bu sorununu aşamazsa gelecek neslimiz Çerkes nesli olmama tehlikesi ile karşı karşıya.
Bu yapının amacının, Çerkes Belediye başkanları veya veya milletvekilleri çıkartmak olmadığının da altı çizilmeli. Bazı bölgelerde gerektiğinde farklı kimliklere sahip kişilerin veya yapıların dahi desteklenebileceği böylece Türkiye’de bir Çerkes(Adıge) lobisinin çıkmasına imkan sağlanacağı insanlarımıza aktarılmalıdır.
Böylesi çalışmalar neticesinde oluşturulacak Çerkes(Adıge) kökenli temsilcilerden ve Adıge Tlepkh Zefesinin (Çerkes Ulusal Kongresinin) desteklediği Çerkes(adıge) lobisi Adıge Tlepkh Zefesinin (Çerkes Ulusal Kongresinin) desteğinin olmaması halinde devamının gelmeyeceğini bilmelidir.
***
Türkiye genelinde, bu ülke içerisinde yaşayan Çerkes(Adıge)ler eğer bu yapılanmalarını tamamlayabilirlerse, (ki hepimizin ortak çabalarıyla bunu tamamlamamamız için hiç bir sebep, aşamayacağımız hiç bir engel yok) uluslararası arenada ve vatanımızda Çerkes ulusunun karşılaştığı sorunların çözümünde de vatanımıza dönüşün sağlanmasında da, mesela; Suriye’de, Libya’da ateş altında kalan, her gün can veren Çerkeslerin sorunlarının çözümünde de etkili olabiliriz.
Kısaca, bölgelerde ve Türkiye genelinde oluşturulacak bu yapı sadece yerel veya Türkiye sınırları içerisindeki sorunlarımızın çözümünde değil dünya genelinde Çerkes(Adıge)lerin karşılaştıkları sorunların çözümünde de etkili olacaktır.
***
Konu hakkında üstüne basa basa, açık açık ifade etmek istediğim önemli başka bir şey ise;
Bu fikir ve düşünce dışında, bunu yapmaktan başka, hiç bir gelecek umudumuzun olmadığının bilincinde olmalıyız. Bu yapıyı oluşturmamız temel zorunluluklarımızdandır.
Bu yüzden henüz bölgenizde yaşayan her Çerkesi konu hakkında bilgilendirmeden, bölgenizdeki Çerkesleri bilgilendirseniz dahi diğer bölgelerin desteği olmadan bu hareket ve yapılanmaya geçildiğinde başarısız olunacağını da aklınızda tutmalısınız.
Türkiye genelindeki hiç bir siyasi yapılanmanın, hiç bir örgütlenmenin ülke içerisinde yeni bir denge unsurunun çıkmasından hoşlanmayacağını da bilmeniz gerekiyor.
Aynı şey, şu ana kadar Çerkes(Adıge)leri hasbelkadar temsil ettiği iddiası ile ortaya çıkan şahısları(kurum yöneticilerinin bir kısmını da) rahatsız edecektir.
Dolayısı ile örneğin 3 ya da 5 köyden oluşan bir bölgenin bu şekilde yapılanması tüm bu (yeni bir denge unsurunun ortaya çıkmasını istemeyecek) yapılarca engellenecektir. Yoksa, bu gün, bu şekilde, hemen örgütlenebilecek - örgütleyebileceğimiz buna hazır bölgelerde, Türkiye’de var.
Bu yaz ve önümüzdeki kış ayları boyunca öncelikli olarak yapmamız gereken şey, şu an kurulu olan yapılarımızda artan, Çerkes(Adıge) kimliğine sahip çıkma çabalarını sonuna kadar desteklemek ve yapılarımızın tamamını hangi siyasi görüşe sahip olduklarını önemsememecesine Çerkes(Adıge)leştirmek.
Bu şekilde ülke genelinde tüm Çerkes(Adıge) yapılarının öz kimliklerini kabul etmesi, ardından zefeslerin oluşturulmaya başlanması ve bunun için bu yapıların bir atlama platformu gibi kullanılmasını sağlamamız gerekiyor.
Açık açık, net olarak ifade ediyorum ki, ülke genelinde Çerkes(Adıge) kimliğini, derneklerimizin sahiplenmesini sağlamadan, zamanından önce bu konuda yapacağımız çalışmalar başarılı olamayacaktır.
***
İşte bu yüzden, Çerkesya Yurtseverlerinin Türkiye genelindeki çalışmaları baltalanmaya çalışılıyor. Derneklerin, vakıfların, klüplerin vb. isimlerini değiştirmelerini sağlamakla yetinmeyeceğimizi herkes biliyor.
Buna engel olmak için çalışmalar yürüttüklerini de hepiniz, hepimiz biliyoruz.
Mesela; ülke genelinde kendi üyelerinin katılımı ile sadece ismi ‘Çerkes ulusal kongresi’ olacak ama içeriği buna hiç uymayacak bir yapı oluşturmak istediklerini çeşitli kurumlar açıkladılar.
Bu olmayacak, çünkü sadece üyelerinin katılımı ile oluşturulacak bir konsey zaten kendileri değiller mi. Zaten örneğin Kaffed yönetimi üyelerinin seçimi ile oluşturulmuş bir konsey değil mi?
Kısaca, atmamız zorunlu olan bu adımı baltalamak için de çalışacaklar. Sözde Çerkes meclisleri, kongreleri, baloları, toplantıları vs. organize edecekler.
Sizlerin, bölgelerinizde olan çalışmalarınızı kendi kurdukları bu yapıyla pasifize etmek isteyecekler.
Dolayısıyla, hemen yarın, böyle bir zefes kurma-oluşturma gücüne sahip, örneğin; Reyhanlı, Konya, İnegöl vd. bölgelerde yaşayan Çerkes(Adıge)lerin, Çerkesya yurtseverlerinin çok dikkatli ve hazırlıklı olmaları gerekiyor. Çünkü bu bölgelerde var olan dernekler, aslında bölgede az sayıda Çerkes(Adıge) yaşıyor olmasından dolayı böylesi bir zefes işlevini almaya yatkın bir yapıdalar, zaten dernek yönetimlerinin bölgedeki halkın oldukça yüksek oranda katılımı ile seçilmiş olmaları da bu yapıya hemen geçebilmelerini sağlar.
Fakat, yoğun Çerkes(Adıge) nüfusunun olduğu bölgelerde böylesi bir yapı oluşturulmadan az nüfuslu bölgelerde ortaya çıkmaları halinde yeni bir denge unsurunun ortaya çıkmamasını isteyenlerce başarısızlığa doğru itileceklerdir.
Çerkes(Adıge)leşmemiş, bunu kimlik olarak kabul etmemiş hiç bir yapı ile bir araya gelmemelerinin gerektiğini halkımıza anlatmalıyız. Türkiyedeki tüm Çerkes(Adıge)leri böylesi bir yapı ile bir araya getirmemizin tüm dengeleri değiştireceğinin de izahını yapmalıyız. Bu yüzden Çerkes(Adıge) yapılanması dışında atılacak adımların bir faydası olmayacağını bilmeliyiz.
***
Tüm bu çalışmaları yaparken koruyucu zırhımız; haklılığımız ve ‘Çerkesya Yurtseveri’ olmamızdır.
Türkiye’nin iç dengelerini oluşturan türk, kürt, ve tüm siyasi partiler karşısında ortaya ‘Çerkesya yurtseveri’ kimliği ile çıkmalıyız. Bu kimlik bizi en kısa ve kolay yoldan tanımlar. Bu kimliği ön plana çıkarttığımızda bize karşı koyabilecekleri en büyük argümanlarını ortadan kaldırmış oluruz.
Türkiye’de yaşayan Türk kimlikli kitlenin en fazla üzerinde durduğu şey ülkeden toprak talep edilip edilmemesidir, tüm hareketlere bakış açılarının temelini aslında bu oluşturur. ‘Çerkesya Yurtseverliği’ söylemi ile bu kitlenin karşısına çıktığınızda, vatanınızın Türkiye olmadığının altını çizerek, Türkiye’den toprak talebinde bulunmayacağınızı net bir şekilde ifade etmiş olursunuz. Böylece ‘Çerkesya yurtseveriyiz’ söyleminiz birden bire adeta bir zırha dönüşür.
Aynı şey Kürt hareketleri içinde geçerli, Kürt siyasetçileri de Çerkeslerin toprağa dayalı istemleri olmadığını bilmelidir, Mesela Maraş bölgesinde toprağa dayalı bir özerkliğin Çerkeslerin amacı olmadığını ‘Çerkesya yurtseveriyim’ dediğimiz an ortaya koymuş oluruz.
Türkiye genelinde temsilimizi sağlamak için yaptığımız çalışmalar boyunca ‘Çerkesya Yurtseverliği’ söylemini dile getirdiğimiz müddetçe herkese vatanımızın bu topraklar olmadığını, dolayısıyla nihai hedefimizin Türkiye sınırları içinde toprak elde etmek olmadığını net olarak anlatmış oluruz.
Bu yüzden ve aslında da öyle olması gerektiği için ‘Çerkesya Yurtseverliğini’ bayraklaştırmamız gerekiyor. Attığımız her adımda, halkımızın her ferdine bunu anlatmamız gerekiyor.
Böylece, Türkiye’nin iç işlerinde, bizim sadece kendi sorunlarımızla odaklaştığımız ilgili herkese iletilmiş olur ve hiç bir görüşün maşası olmayacağımızın altı kalın kalın çizilmiş olur.
***
Çerkes(Adıge) kimliğini değiştirdikleri takdirde dahi derneklerimizin çalışma şekillerini, folklore dayalı etkinliklerini vb. bırakmalarını istemeyecek olmamıza rağmen, yepyeni bambaşka bir yapı kurmak oluşturmak istememize rağmen neden bu kadar onların üzerinde duruyoruz-duruyorsunuz diyebilirsiniz.
Bu konunun üzerinde duruyoruz, çünkü yarın önümüze halkımızın oluşturacağı bu temsil yetisinin karşısına, ‘bakın bunlarda varlar, siz bu halkı temsil etmiyorsunuz’ diye çıkartılmalarını-çıkmalarını istemiyoruz. Attığımız adımlarda, yaptığımız ilerlemelerde köstek değil destek olucu niteliklerde olmalarını istiyoruz.
Dernek iseler, dernek görevlerini yerine getirmelerini, yardımlaşma vakfı iseler yardımlaşma vakfı gibi çalışmalarını ve bu konularda ulusal kimliğimizi benimsemiş olarak kendilerini ifade etmelerini istiyoruz.
***
Tüm bunları zamanından önce dile getirmemde ki asıl amacım ise;
‘Derneklerin isimlerinin değiştirilmesinin, Çerkes kimliğini kabul etmelerinin öyle büyük bir faydası olamaz ki’ diye düşünen bir grup insanın acilen yapılması gereken şeylere yeterince önem vermeyerek gelişmeleri yavaşlatmasıdır.
‘Ardından, ne yapılabilir ki? Haydi, ismi değişirdik, ya sonra...’ diyenlere sonrasının da bu ilk adımın atılmasıyla gelebileceğini göstermek istedim.
Aslında bizlerle aynı şeyleri düşünüyor olmalarına rağmen, ortaya çıkması gereken değişimlerin zaman içerisinde kendiliğinden olmasını bekleyenlerin de var olduğunu biliyorum. Bu sessiz dinamiğin de harekete geçmesi gereklidir. Hiç bir şeyin kendiliğinden olmasını bekleyecek vaktimiz yok. Bu gün, harekete geçme zamanı.
Bunların yanısıra, yukarıda kısaca bahsettiğim zefeslerin kuruluş şekilleri, uluslarası gözlemcilerin katılımıyla hukuki olarak geçerli bir şekilde oluşturulmaları, ülkede ve düyada tanınır nitelikli olmaları, bölgelerde oluşturulacak zefeslerin ülke genelindeki tlepkh zefesine (ulusal kongreye) nasıl katılabileceği, bölgelerden nüfus başına kaç temsilcinin olacağı, bu organizasyonun kendisini finanse edebilmesi için gerekli altyapı çalışmaları vs. vs. gibi onlarca yüzlerce sorunu ise şu an var olan yapıların Çerkes(Adıge) kimliğini almalarını sağladıktan sonra hep birlikte aşacağız. Kısaca önümüzde yapmamız, aşmamız gereken çok şey var, zamanımız ise az.
Bunların gerçekleştirilmesi için her birimizin çalışması gerekiyor.
Çünkü başka seçeneğimiz yok.
Çünkü; Tüm tarihimiz boyunca olmadığı kadar temsil sorunumuzu bu gün aşmak zorundayız. Her birimiz atalarımızın yüklendiği sorumluluklardan kat be kat fazlasını sırtımızda taşıyoruz. Eğer, şu an, Türkiye’de yaşayan Çerkes nesli olarak bu yapılanmayı gerçekleştiremezsek hiç bir sorunumuzu çözemeyeceğiz ve Türkiye’de gelecekteki Çerkes(Adıge) nesilleri yok dahi olabilirler.
Türkiye’de şu an yaşayan Çerkes(Adıge)ler Çerkes tarihinin en çok sorumluluk yüklü neslidir.
Ve bu sorumluluklarımız yerine getirebileceğimize inanıyorum.
Yaşasın Çerkes kalma mücadelemiz.
Yaşasın Çerkesya Yurtseverleri
Hilmi abinin yazısı doyurucu olmuş. Adıgelerin çok çalışma zamanı artık.
Saim bey yorumlarınızı aydınlatıcı buluyorum.
Sizinde yazılarınızı okumak isteriz bu platformda.
saygılarımla.
Sevgili Hilmi,sixoş şu an gerçekten Türkiye de yaşayan son bilinçli Çerkes nesillerinin olduğu düşüncene yürekten katılıyorum.Hatta bu düşünceden çok gerçeğin tespiti aslında.Bahsettiğin oluşum ise bir \\\"demokratik halk örgütlenmesi\\\" bence.90 lı yıllarda Konya derneğinde kısmen deneyimlediğimiz bir düşünceydi ama gerek bizim gençlik acemiliğimiz gerekse şartların olumsuzluğu diyelim,başaramadık.
yanlış anlamadıysam var olan örgütlenmelerin bu tür bir dönüşümünü savunuyorsun ilk adım olarak.Bizimde o yıllarda deneyimlediğimiz kısmen buydu.köy ve mahalle temsilcileriyle Adiğe dostları dernek akımına katmak,ortak kararlarla süreci ve çalışmaları belirlemek,derneği dernek değilde Çerkeslerin şehirdeki evi,haceşi hissettirebilmek.Bu işin duygusal yanı yanında, dediğin gibi yada anladığım gibi yönetimden kararlara,duygudan eyleme her şeyi ortaklaştırabilmek.
Yine 90 lı yıllarda Bursa da yapılan bir gençlik kurultayında neredeyse her konuşanın \\\"tabana inmek\\\" söylemiyle çıldırmıştım.geçmişle ve hatıralarla geçinmek değil kastım ama o yılların gençleri olan bizler yani senin gibi bizim kuşak artık insanların bazen ne söyleyecek bu dediği insanları çıkardı.
Sorumlulukta rolde bizim kuşakta görünüyor ağırlıklı olarak.Geçmişe göndermelerimdeki kasıtta bu aslında.
Gençtik, dernekçiydik orta yaşlardayız ve yine rollerin bir kısmı sanırım bu kuşaktan geçiyor. Bunu önemsetmek yada dramatize etmek için kullanmıyorum çünkü arada geçen zaman,belki katılmazsınız ama,Çerkesliği hobi düzeyinde hisseden gruplar yetiştirdi.
Suçlamıyorum kimseyi çünkü yaşam şartları, ülke siyaseti hızlı kentleşme ve bir çok nedenle Çerkes olmanın yaptırımı zayıflatıldı bence. Köylerde yada küçük kentlerde bu toplumun kurallarının yaptırımı vardı ama darbeler,korkular, ekonomik değişimler gibi zincirleme süreçler bu yaptırımı yaşamın lehine çevirdi. Sadece bizim için değil herkes için. Kürtleri sevmeyen ama davul zurnayla halay çeken,bağlamayla lezginka çalan vs vs bir karmaşa yarattı süreç ve bence Türkiyelilerde Türkler de yeni bir kimlik sorununun zorlanmalarını yaşıyor bu ülkede. Bozulan bir üniter kültür,dağılan bir Kemalist yapı uzat uzata bildiğin kadar.
İtiraz etmek yada hayır demek için yazmıyorum içerde yaşadığımız sıkışmaları paylaşıyorum sadece.
Yurtsever olmanın yeteceğini söylüyorsun ama bilirsinki dünyanın yada bir ülkenin ekonomiye dayalı geçiş süreçlerinde halklar daima milliyetçileşmiştir. Dünya savaşları, iç çatışmalar genelde bu yüzden yaşanmıştır. Ekonomi ve siyaset çevreleri kendi adına savaşacak,kendini feda edecek askerler için ya milliyet yada din üzerinden ajite etmiştir insanları.Ve son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi buralarda da yükselen bir Türk milliyetçiliği ve karşılığında Kürt milliyetçiliği var.Bu anlamda insanların kafalarında senin vatanınla derdim yok demek çokta yeterli olmayacaktır sanırım.
Üniter düşüncenin hala egemen olduğu bir ülkede sen takılma bana benim derdim başka demek yetmeyecek bence.
Dengeler ve dengeleri bozmamak için bizi yada içerden kendi halkını bozulmaya sürükleyecek yapıların olması konusunda haklısın ama bu bir doğa kanunu. Var olan dengeler boşluk ve ani değişim istemez.
Buna kızmıyorum. İnsanlar kendine dönmektense başka bir şeye dönüşmeyi kabulleniyorsa kızmaktan çok üzülürüm daha açıkcası. Ama bu oluşum yada süreçler dengeleri korumak adına bizi farklı parti yada oluşumlara angaje etmek için çabalayacaklar. Şu düşüncene katılıyorum partiler üstü yada dışı olmak.
Sağ yada muhafazakar partilerin bizi \\\"ha tamam öyleyse\\\" olgunluğuyla karşılayacağını sanmıyorum. Beni sorarsan soldan baktım hep bu ülkede ama gelinen nokta o ki \\\"asimilasyon değil entegrasyondan yanayız\\\" diyen ve sol olduğunu iddia eden parti var. Sosyalist sol,akp nin demokratikleşmenin önünü açacağı inancıyla o eğilimde yada düzeni Kürt halkı değiştirecek mantığıyla artık milliyetçileşen bir hareketin arkasında.
Sana uzun ve iç karartıcı bir mektup yazabilirim bu sayfalar üzerinden ama inan derdim iç karartmak değil. İşimiz zor demek ama asıl derdim işimizi aslında kendimizin zorlaştırdığını anlatmak sana.
Çünkü yaşanan uzun süreçler Çerkes olmayı yani Adiğe kimliğini bir yaptırım olmaktan çıkardı.Tek yaptırım vicdanımızın ve bu konudaki inancımızın sesi olacak.
Bu anlamda asıl sorun dediğin yapılanmalardan önce iç dengelerimizi ve inançlarımızı örgütlemek.
İşte bu anlamda bu sayfalarda her ne kadar bazı şeylere katılmasamda Bırs Selda dostumuzun açtığı yolu desteklemekten yanayım.Özeleştiri,kişilik seçimi gibi uzayan bir zinciri iyi oturtmakta bence.Yo lun bir yerinde \\\"ya ben ne yapıyorum,işim var gücüm var\\\" sorusunu kendine sormayacak bir birliktelik demek istediğim. Bir arkadaş sormuş ya yorumlarda.Nasıl yapacaksınız,kimler var.
Asıl sorun burda sanırım. Siz demektense biz olmakta.
Bu oluşumu yada fikri beğenmesende alternatifini teklif edebilmekte sanırım.
Tüm bunların paralelinde dönmesede,dönmeyi düşünmesede Türkiyeli ve imkanı olan Çerkeslerin memleketten tapu almalarından yanayım aslında. Şu son tarım ilgim sonucunda farklı algılar yaşıyorum aslında.
İtalyanların çok büyük ölçekli tarımsal alan talebi, bulgarların üzüm için rusyayla yaptığı anlaşmalar, israillilerin çiftçilik yapan Adiğelere propagandaları, putinin kuzey Kafkasyada yatırım güvencesi verdiği avrupalılar ve yine putin nin çok çocuk yapana arazi söylemleri gibi uzayan bir zincirde, zaten şu an en büyük varlığımız olduğunu düşündüğüm tarım üzerinden elimizdeki Adiğey öncelikli K.Kafkasya topraklarının başkalarınca yavaş yavaş tapulandırılacağı endişesi taşıyorum aslında.
Kabusum o ki Hilmi döndüğümüzde vatan dediğimiz toprakların tapuları ya ruslarda,ya italyanlarda vs vs olacak.zira burdan anladığım sadece, sanayisi zayıf tarıma dayalı ekonomisi olan bir coğrafya bizimkisi.
Tek ekonomik gücümüzü de böyle kaybetmek korkusu yaşıyorum aslında.
Alakasız gibi görünen iki konuyu aslında kendimce şöyle bağlıyorum zihnimde. dediğin yapılanmalar bu topraklarda gerçekleşirken orda nasıl bir yapıyla buluşacağız?. dönsede dönmesede Türkiyeli bir Çerkes bu kurulacak yapının sonunda neyle karşılaşacak.
Aslında bunlara Türkiyeli,Ürdünlü gibi değil bir bütünün parçaları olarak ama kendi şartlarında eş zamanlı bakmalı bence.
Neyse yine diyorum ya her şey bence ve kendimce.Yol uzun:)
Selamlar
bu söylediklerinizi bölgelerde kimler yapacak belirlimi? varsa isimleri paylaşabilirmisiniz? yoksa sadece şimdilik düşüncede daha da yapılanmaya gitmediniz mi?
09 Ağustos 2011 Salı Saat 11:07