Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Çerkes Halkının Sorunu Salt Nüfus Sorunu mu?
30 Aralık 2010 Perşembe Saat 12:49

Adıge Cumhuriyeti Devlet İstatistik kurumu yöneticisi Bidanıko Nurbiy’in açıkladığı 2010 yılı nüfus sayımı kesin olmayan sonuçlarına göre Adıge Cumhuriyeti’nin nüfusu, 2002 yılına göre, 6.8 bin kişi kadar azaldı. 2002 yılında 447.1 bin kişi olan Adıgey nüfusu ise 440.3 kişiye düştü. Sözkonusu sayım sonuçlarına göre Rusya  nüfusu ise, 145 milyon 274 bin kişiden, 141.9 milyon kişiye düştü(1).

Henüz etnik sayılar ve ayrıntılar belli değil. Adıge Cumhuriyetinde yaşayan Adıge/Çerkes sayısının yükselip yükselmediğini de bilemiyoruz. Ancak geçmişte ki orantısal kayıplara karşın, küçük oranda da olsa arttığını tahmin ediyoruz.

Bu zamana kadar ki tüm demografik tabloları incelediğimizde, gerek Adıgey, gerekse de Çerkesya’nın diğer yönetsel birimleri olan Karaçay-Çerkes ve yönetsel özerkliği kaldırılmış bulunan Şapsığ bölgesinde nüfus artışının, Adıge/Çerkes halkının lehine gelişmediği bilinmektedir.

Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde ise dengenin kısmen korunmakta olduğuna tanık olmaktayız.

Kabardey’de ki nispi korunan dengeye rağmen, Çerkesler’in binlerce yıldır yaşadıkları ata topraklarında demografik durumlarının tam bir felaket olduğunu söyleyebiliriz.

Tarihi Çerkesya Çerkesler’inin nüfus oranı,  1790’lu yıllarda en yüksek noktasına varmış olmalıdır.

Savaş, soykırım ve sürgünle, nüfusunun % 90’nından fazlasını yitirmesinden sonra, bölgeye yerleşenlerle, Çerkesler’in nüfus denge oranları giderek açılmış ve küçük adacıklara hapsolmuşlardır.

Bugün tarihi Çerkesya toprakları üzerinde farklı cumhuriyet ve bölgelere dağıtılmış 900.bin kadar Çerkes/Adige yaşadığı tahmin edilmektedir. Tabii Rusya Federasyonu istatistikleri, daima yapması gerekeni yapacak ve Çerkes nüfusunu olduğundan daha düşük gösterecektir.

Kendi ülkesinde azınlık olma ve asimile edilme durumuyla karşı karşıya bir halk sözkonusudur. Çerkesler; Rusya Cumhuriyeti toprakları üzerinde Ruslar’la birlikte nüfusu artmayan etnik grupların başında gelmektedir.

Ruslar’ın sayısının artmamasının kentsel gelişme ve moderniteyle ilgisi olduğu söylenmektedir. Acaba bu durum farklı etnik grupların zamanında kendilerini sayım sırasında belli etmemiş olmalarıyla ilgisi olabilir mi?

Yani bir zaman boyunca Rus olarak yazdırılıp, sonra kendini etnik/ulusal adla tarif etme durumuna geçişle ilgili gibi….

Nüfus Artışı ve Etkileri

Kafkasya’nın diğer bölgelerinde yaşayan yerel etnik unsurlar, giderek demografik dengeyi kendi lehlerine çevirmeyi başarmışlardır.

Üstelik bunların başını, nüfuslarının  önemli bir kısmını -düşük yoğunluklu olarak on yedi yıldır sürmekte olan- savaşta ölümlerle, yurtdışına kaçışlar nedeniyle kaybetmiş bulunan Çeçenler çekmektedir.

Peki Kuzey Kafkasya’nın diğer yerel unsurları nüfuslarını hızla artırırken, Çerkes nüfusu neden yeterince artmamaktadır?

***

Nüfus artışı; basit bir tanımlamayla, doğum ile ölüm oranı  arasındaki fark anlamına gelir. Bir ülkede doğum oranı, ölüm oranından fazla ise nüfus artışı gerçekleşir. Doğum oranı ölüm oranından az olursa da, nüfusta azalma olur.

Anayurtta Çerkes insanının yaşam süre uzunluğu dikkat çekicidir. Savaş vb. olumsuzlukları  uzun süredir(II.Dünya Savaşından beri) yaşamıyor olması ve genetik faktörler, onların yaşam sürelerini giderek uzatmaktadır. Buna rağmen nüfusların da belirgin artışlar yoktur.

Buna sebep olan faktörler, az ya da geç evlilik olabilir. Evlilerinde az çocuk yaptıkları öne sürülebilir. Fakat bu en önemli sebepleri göz ardı eden bir bakış açısıdır.

***

Çerkes nüfusunun yükselmemesinin en önemli sebebi asimilasyoncu ve ayrımcı politikalardır. Zira yerleşik(önemli oranda da  köy kökenli) topluluklar olan ve eski soy(kabile) düzenlerini(kısmen de olsa) sürdüren bir yapılanma Çerkes toplumunun karakteristik özelliklerinden olagelmiştir.

Bu karakteristik dairenin dışına çıkan geniş gruplar, egemen kültürce özümsenmekte ve kimlik kaybı yaşanmaktadır.

Anadil kullanımı ve yaygınlığı  eğitimle ilgilidir. Devlet kurumları tarafından gözetilmeyen, korunmayan, desteklenmeyen her dil/kültür uzun vadede yok olmaya mahkum edilmiştir.

Bu arada köyden kente göçlerle, geleneksel yaşamlarını terk eden Çerkesler, modern yaşamın ve egemen kültürün hayhuyu içinde kimliksiz kalmakta ve değerlerini yitirmektedi

Kent yaşamının, insana getirdiği  önemli sorumluluklar vardır.

Tüketim olanakları artan, bireyci yanı giderek keskinleşen, toplumsal yaşamdan uzaklaşan, farklı  kültürlerle karışarak özgünlüklerini yitiren, mesleki yaşamı her şeyin önüne geçen ve belki de giderek yozlaşan bir insan tipiyle karşı karşıya olduğumuz gerçektir.

Oysa düşünün ki; sigortası  sadece akraba, arkadaş ve hemşerileri olan, tarım ve hayvancılık gibi geleneksel ekonomilerin temel dayanağı olan insan kaynaklarına gereksinim duyan, çok oluşundan güç, destek bulan bir yapı idi Çerkeslik.

Devlet yoktu ama onun yerine ikame olunmuş bir sivil yapı vardı.

Anayasa yazılı değildi ama yazılı olmayan bir geleneksel kurallar zinciri (khabze) vardı.

Savaşla, sürgünle bütün görünen ve görünmeyen yapılar yıkıldı. Yerini, esaret ve yabancı  bir sistem aldı.

Bu sistem; Çerkes yaşamına daima müdahale etti, hiçbir şekilde onun varlığına ve değerlerine saygı göstermedi. Göstermelik yapılanların dışında tüm süreçler, Çerkes toplumunun aleyhine çalıştı.

Aradan geçen uzun süreler sonunda, genetik şifrelerini anımsayanlar bir istisna olarak ortada kaldılar.

O istisnalar artık kent-soylu bir yapıya evrilmiş oldukları için kolu kanatı kırık bir Çerkeslik şemsiyesi altında yaşamak durumundalar.

Dolayısıyla Çerkeslik; geniş, kapsayıcı ve gür sesli bir çatıya dönüşmedikçe, asimile olmuş yığınları kapsaması da düşünülemez. Zira dünyada Çerkes sayısından daha fazla Russo-Cherkess veya Turco-Cherkess(2) var.

Onların sayısı da azalacağına hızla artıyor. Bir şeyler yapılamazsa Çerkes halkı yavaş yavaş eriyerek yokolacaktır.

Kentleşme, modernleşme, geleneksel meslek dallarının yenilerine evrilmesi engellenemez bir süreçtir ve doğaldır.

Çerkes halkı; yeni ve değişen koşullara mutlaka uyum sağlayacaktır. Binlerce yıldır evrilerek varlığını sürdürmeyi başarmıştır.

Mutlaka ki bu yerinde sayarak, hiç değişmeyerek, gelişmeyerek başarılmış bir iş değildir.

Çerkes halkının yanında devletler, kurumlar ve onu koruyan başkaca mekanizmalar artık yoktur. Devletler dahi nüfus azalışından korkup, yeni kampanyalar peşinde koşarken!

Görünen o ki, kendi kendini korumaktan, kollamaktan, geliştirmekten başka hiçbir gücü ve kaynağı yoktur.

Bu salt nüfus açısından değil, niteliksel açıdan da böyledir. Ve daha fazla kalite ile sayısal farklar dahi kapatılabilir.

Bu mücadele artık bir halkın varoluş mücadelesidir. Kültürel, dilsel, ekonomik, politik, toplumsal her alanda bir halkın iki ayağı üzerine kalkışı  için herkese gereksinim vardır.

Kısaca, çocuk yapan çocuk, şarkı yapan şarkı, para kazanan da para üretecektir… Kendi halkı içinde… Başkalarına yaptığı, yazdığı ve ürettiği gibi, kendi için, kendi halkına…..

(1) http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=4118 
(2) Kendimi de bu grubun içine koymakdayım açıkçası. Neredeyse tamamen asimile olmuş bir ailenin çocuğuyum. Benim gibilerin önünde iki seçenek bulunmakta. Biri mevcut duruma razı olmak ve kaybolmak, diğeri Çerkes kalmak.


Bu yazı toplam 9276 defa okundu.





Tsey İbrahim

Çok güzel sorgulayıcı bir yazı.Semih bey i yorumlardan tanıyordum. sitede yazması iyi oldu bence. Sayın Hapinin yorumu başlı başına bir makale kadar önemli ayrıca.
Semih bey'in yazı başlığına atfen ''Çerkes halkının sorunu salt nüfus sorunumu?'' değilse bile nüfus bir halkın omuriliği değilmi?
Adıge atasözü ''Wubama wu bay'' çoksan zenginsin.
Adıgeler bu atasözüne hiçmi hiç uymamışlar ama çarpıcı gerçek böyle ne yazıkki. sayın Akgüne selamlar saygılar.

03 Ocak 2011 Pazartesi Saat 16:29
Hapiy Cevdet Yıldız

Semih kardeşim,
Güzel yazınız,çarpıcı saptama ve görüşleriniz için teşekkürler.Kaygılarınızın tümünü paylaşıyorum.Bu bağlamda bir iki eklemede bulunmak istiyorum.
Çerkes sayısı,geçtiğimiz yüzyllarda,örneğin 18.yüzyılda bile çoktu.18.yüzyılda büyük bir veba salgını yaşandı,daha önce ve daha sonra da veba salgınları yaşandı.Çerkes nüfusu bu kitlesel ölümler nedeniyle azaldı,2-3 milyon düzeyine düştü.
Rus askeri makamları,özellikle Rus subayı Novitskiy,Adıge/Çerkes casuslar aracılığıyla yerinde yaptırdığı araştırmalar sonucu,1830'da Batı Çerkeslerinin nüfusunu bir milyonun üzerinde olarak tahmin etmişti.
1860'larda nüfus çoğunluğunu oluşturan Natuhay,Şapsığ,Wıbıh,Ciget,Abzah,vb tamamı bölgelerinden çıkarıldılar,Abzahlar dışındakilerin neredeyse tamamı Türkiye'ye gönderildi.Abzahların (Абдзах) bir bölümü düzlüğe yerleşmeyi kabul etti ve Kuban bölgesinde kaldı.Diğer Çerkesler,Abazalar/Abazinler ve Nogaylardan da Türkiye'ye gidip yerleşen sayısı çok oldu.Ancak bu sonuncu göç,ilki gibi toplu ve zorunlu bir resmi sürgün olarak değerlendirilmemelidir.Onlar mülklerini satarak paralı olarak Türkiye'ye göç ettiler.Onlar için gün sınırlamaları yoktu.Sürülenlere ise 15,20 ve 30 gün gibi süreler verilmişti.Süre dolduğunda süngü gücüyle gemilere bindiriliyor ve deniz yoluyla Türkiye'ye gönderiliyorlardı.
Göç furyası 1880'lerde yeniden yükseldi.1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı da buna yol açan nedenlerden biri olmalı.
"Sivrisineğin bacağını almışlar,aldığın şeye de bana da bir bak" (Аргъоим икопкъ зыхахым,хэпхырэмми зыхэпхырэми еплъ и1уагъ) demiş (Bu bir Çerkes atasözü).

Rus ummanı içinde kalmış birkaç adacık durumuna düşürülen zavallı Çerkeslerin başına geleni de sivrisineğin dediği gibi birşey olmalı.Büyük bir insani kültürü ve büyük bir insani değeri yaratmış olan bir halk, bu gibi öldürücü darbeler sonucu,bu durumlara düştü.
İş bununla kalmadı,diasporada da ırkçı/milliyetçi yönetimlerin hedefi haline geldi,büyük bir dil ve kültür soykırımına uğradı.
Son dönemde bir toparlanlanma hareketinin oluşmaya başladığı görülüyor.Ancak,diaspora olarak düşünsel düzeyimiz yine de çok düşük, anayurt dışında hiçbir çevre Çerkes diasporasına yardımcı olmuyor.Avrupa Parlamentosu'nda 'Çerkes Günü' düzenleniyor,ama ilgisiz ve kendisini Çerkes olarak görmeyen Abhazya'nın Dışişleri Bakanı çağrılıyor,Adıgey'den ise kimse çağrılmıyor.Demek ki önderlik diye bir oluşum gerçekleşmemiş.Sorun kapanın elinde kalmış.Bunu, AB'nin Çerkeslere ciddi bir yardım niyeti taşımadığı ve işi sulandırmaya çalıştığı gibisine yorumlayabilir miyiz?..
Gelelim günümüze,dediğiniz gibi,sadece Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetleri Adıge nüfusu artıyor.Adıgey Adıge nüfusu ise artmıyor.Bu bir sorun.
1959'da Adıge nüfusu -Adıgey ve Krasnodar Kray'dakiya da Sovyetler Birliği'ndeki nüfus 80 bin,Karaçay nüfusu 81 bin,Balkar nüfusu da 42 bin idi.2002'de de durum şöyleydi:128,5 bin Adıge+3,2 bin Şapsığ=132 bin toplam Adıge nüfus,yüzde 65 gibi bir artış.Buna Kabardey ve Şerces (KÇC) Adıgeleri dahil değil.
2002'de Karaçay nüfusu 192 bine yükseldi,yüzde 137 artış;Balkar nüfusu da 105 bine yükseldi,yüzde 150 artış.
Adıge nüfus artışı niçin o denli az gerçekleşti?İncelenmiş değil ya da incelenmişse de haberim yok.Ancak kişisel görüş olarak şu kadarını söyleyebiliriz:
Adıgeler saf insanlar,okşayıcı sözlerden hoşlanıyorlar,aferin delisiyiz.İkinci Dünya Savaşı'nda da delicesine savaştılar.Yetişmiş Adıge erkek/genç nüfusunun üçte ikisi yitirildi.Stalin yönetimi de mükafat olarak Şapsığ özerkliğini kaldırdı ve regionu Ruslara bağışladı,Adıgelere ise on binlerce şehitle avunma ve onbinlerce dul/kocasız kadın kaldı.Adıgeler örnek komünistler olmuşlardı ya.
Karaçay ve Çeçen ise Rus'a asker vermedi,sürüldü amagenç nüfusunu korudu ve geri döndü.Ayrıca Adıgeler,örneğin Çeçenler ve Dağıstanlılar gibi poligam (çok karılı) ve rahat boşanan kişiler değiller,aile ve akrabalık bağları çok güçlü ve sağlam.Ruslar gibi ikide bir boşanıp boşanıp yeni koca bulan insanlardan değildiler.
Sonuç,Adıge kadınların üçte ikisi kuma olmadı ve yeni çocuk doğurmadı.
1950'lerde,Kruşçev döneminde, Düzce'de komşu köy Arapçiftliği'nde (Şapsığe) Hacemus diye Adıgey'in,şimdi Koşhabl rayonu diye bildiğim bir K'emguy köyünden yaşlı biri yaşıyordu,dostumdu.Savaş sonu İtalya'dan Ürdün ve Suriye'ye gitmiş,oradan da Düzce'ye gelmişti.O sıralar,oğlunun,gelininin ve kızından torununun resimlerini almıştı.Bana gösterdi.Oğlu ve gelini perişan köylü kıyafetleri içindeydi.Düzce'de kendi gibi çocuksuz yaşlı bir dulla imam nikahı evlendirilmişti,marangozlukla geçiniyordu,bir kadının bakımına muhtaçtı.Kafkasya'ya dönmeye hazırlanıyor,onun için ona para topluyorlardı.Zavallı bir süre sonra kalp krizinden öldü,ailesine kavuşamadı.Olaya tanık olmuş,cenazesine katılmıştım (ölümü 1962 sonrası olmalı,çünkü Talat Aydemir'in idamının imzalandığını ona söylemiştim.O da "Öyleyse bu iş bitti" demişti bana).
Adıgey'deki karısı sağdı."Evlenmemiş mi?" diye sormuştum."Şimdikileri bilemem ama benim o evde bıraktığım öyle şey yapmaz" demişti.
Bu denli vefa yüklü insanlar idiler Adıge kadınları.Bir de şimdiki duruma bir bakın.Bildiğim kadarıyla,1930'larda İsviçre'nin dağ yerleşimlerinde o eski Adıge kadınlarının benzerleri bulunuyorlardı.Bir filmde izlemiştim,şimdi kalmış mıdır,bilemem.
Adıgeler bir Nart topluluğu olmalı,çoğalmayı değil,onurlu yaşamayı istiyorlardı.Ancak şimdi Adıge Ulusunu yaşatmak istiyorsak çoğalmamız şart.Adıge aileleri 1-2,bilemedin 3 çocuklu.Sayı 3'e çıkmadığında artış/çoğalma olmaz.
Çeçen,İnguş,Dağıstanlı,Balkar ve Karaçay kadını alabildiğine doğuruyor.O topluluklara yönelik demografik sorun yok.Onlar İslami geleneklere daha bağlılar.
Sorun Adıgelerde.Atatürk döneminde kafa (yol) vergisi konarak çok çocukluluk teşvik edilmiş,kadınlar doğurmaya yönlendirilmişti.Çok çocuklu olanlar vergiden muaf tutuluyorlardı.Şimdi de Erdoğan,en az üç çocuk diyor.
İran'da,Çeçen,Dağıstanlı ve İnguşlarda,Şafii ve Şiilerde bir dul kadının kocasız kalma/matem süresi bir ay,kırk gün.Ondan sonra,gerekirse işe imam el atar ve dulu uygun bulduğu birine,ikinci üçüncü karısı olacak olsa da nikahlar.İran-İrak Savaşı sonu bu yolla İran'da nüfus patlaması oldu,çocuklar evlere sığmaz oldu,kadınlar sokaklara döküldüler ve kürtaj hakkı istediler.
Bizim kültürümüz,akraba evliliğine izin veren İslami toplumlarınkinden farklı.Hoş Samsun ve Tokat gibi yörelerin bazı yerlerinde akraba evliliğinin başladığı ve iyice yayıldığı ,bir nüfus patlaması yaşandığı söyleniyor.Ama asimilasyona giden,kimliği dikkate almayan böylesine bir artış bizim isteyeceğimiz bir seçenek olamaz.Ata kültürüne bağlı olan bizler bunu,bu tür bir asimilasyonu kaldıramayız.
Şu durumda Adıge Cumhuriyeti yetkili makamları Çerkes dönüşünü bir devlet politikası olarak ele almalı ve RF üst yönetiminin muvafakatını da almalı.Terörizmin ve mafyanın Adıge Cumhuriyeti topraklarına sokulmayacağı güvencesi verilir,Adıgey bir barış adası olarak korunursa,sanırım çok sayıda onurlu ve değerli Adıge/Çerkesin dönüşü olur.Bir çıkar yol budur.Adıgey'e amiyane tabirle "İt puşt takımı" sokulmamalı,girmeyi başaranlar da yasal denetim altına alınmalıdır.
Dönüş,kuşkusuz kuru sözle olmaz,her türlü kolaylığı sağlama,en azından arazi tahsis etme,dönenleri her türlü tasalluttan koruma yoluyla bu iş olabilir.
O zaman 5 dilde eğitim verilen Adıgey'de yüz değil,bin çiçek açar.Adıgey bir güzellikler ülkesi olur.
Saygılarımla

30 Aralık 2010 Perşembe Saat 15:53
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net