Panlı'dan Hacemıkohable'ye
31 Temmuz 2010 Cumartesi Saat 22:38
Adıgeceyi burada öğrenmedim, geldiğimde de biliyordum.İletişim sorunum olmadı.Gelen herkes gibi ben de Rusça bilmiyordum. Dünyanın neresine giderseniz gidin iyi derecede dil öğrenebilmek için iyi sosyal ilişkileriniz olmalı.

Muharrem Bey kendinizi tanıtır mısınız? 

Otuzdört yaşındayım, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi Panlı köyündenim. Abzehlerin Haşko sülalesindenim.

Buraya ondört yıl önce yirmi yaşındayken KAFDER’in organizasyonuyla Kabardey Balkar Devlet Üniversitesi ‘nde okumak üzere geldim. Burslu kontenjandan değil, kendi imkanlarımla okudum. Filoloji Fakültesi İngiliz Dili ve Edb Bölümü’nden 2001 yılında mezun oldum. Ondört kişi gelmiştik. Çoğu okulu bitiremeden geri döndüler. Ben dahil üç kişi Kafkasya’da kaldık. 

Okulu bitirdikten sonra RF’nin çeşitli bölgelerinde birkaç yıl çalıştım ve sonunda Adıgey’e yerleştim. Halen Maykop’ta yaşıyorum. Burada evlendim, Perit adında üçbuçuk yaşında bir oğlum var. Maykop’a yaklaşık 40 km uzaklıkta eski bir Adığe köyü olan Dondukovskaya’da (Hajemıkohable) çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyorum. 

Bu çiftliği na zaman ve nasıl kurdunuz? Biraz anlatabilir misiniz? 

Burası 160 dönüm üzerine kurulu, içinde suyu, elektriği olan on üç binadan oluşan bir tesistir. Dört yıl önce satın aldığımda  domuz çiftliğiydi. Belirli bir plan çerçevesinde domuzları elden çıkarttıktan sonra ondört  tane damızlık, cins  inek aldım. Bir ineğin fiyatı yaklaşık 85 bin rubledir. (Bir ruble bugün 36 $) İneklerin hepsi yavruladı. Ondört tane buzağıyla birlikte çiftlikte koyun, tavşan, at  gibi hayvanlar da var ama ticareti inekler ve tarlalardan aldığımız ürün üzerinden yapıyoruz. Diger hayvanlar ticari amaçla bulundurmuyoruz.

Onbin metrekareye yakın kapalı alanımız mevcuttur. O zamanlar devlet destekli tarım kredileri veriliyordu. Ben de bu krediden yararlandım. Ayrıca devletten kırkdokuz yıllığına biri çiftliğin yan tarafında diğeri arka tarafında olmak üzere  toplamı 1400 dönüm olan iki tarla aldım. Onları da ekmeye başladık.. 

Şimdi vatandaşlığım var ama buraları aldığımda henüz vatandaşlığım yoktu. Tarımsal toprakları alım -satım işlemlerini  vatandaş olmayanlar  yapamıyordu, halen de öyle . Bu nedenle resmi işlemleri kayınpederimin üzerine yaptık. Bir aile şirketi gibi de çalışıyoruz zaten. 

Bir inekten günde ne kadar süt alıyor, sütü nasıl değerlendiriyorsunuz? 

İnekleri satın alırken bize “Günde 15-22 litre arası süt alabilirsiniz” demişlerdi. İneklere iyi bakmaya çalışıyoruz ve bu nedenle bize söylenen rakamdan daha fazla süt alıyoruz. Her bir inek günde ortalama 25 litre süt veriyor

Eski bir Adıge köyü olan Dondukovskaya (Hajemukohable) Adıgey’in en gelişmiş ilçelerinden bir tanesidir. On üç bine yakın nüfusu var. Burada yaşayan yüzyirmisekiz aile mandıracılık yapıyor. Süt ve süt ürünlerini işliyorlar. Yeter ki süt olsun. Onlar alıyorlar. Stavropol’e, Krasnodar’a bile gidip süt getiriyorlar. 

Tarlalarınıza ne ekiyorsunuz? 

Geçen sene ikisine de arpa ektik. Bu sene birine yine arpa ektik, diğerine nisan ayında ayçiçeği ekmeyi düşünüyoruz.

Bütün dünyada humuslu topraklar tarım için en elverişli toprak kabul ediliyor .Dondukovskaya (Hajemukohable) dünyanın en zengin humuslu topraklarına sahip yerlerden biridir. Yedi metre derinliğinde Rusların meşhur “kara toprak “ dedikleri humuslu topraklar var burada. Verim çok iyi. Bu tür topraklar koyu renkte oldukları için çabuk ısınıyor ve çok iyi su tutuyorlar. İşlemesi de kolay oluyor. Hitler’in ikinci dünya savaşı zamanında buradan vagonlarla toprak götürdüğü söyleniyor. Sadece arpa,bugday değil sebze de ekilebilir. Besin maddeleri zengin bir topraktır. Karpuz, kavun yetiştirenler de var çevrede. İklim de  tarıma çok müsait. 

Yaptığınız işten, kazancınızdan memnun musunuz?  

Memnunum. Bir litre sütü 12 rubleden veriyoruz. Bir inek günde 25 litre süt verdiğine göre bu demektir ki tarlalardan elde ettiğim gelir hariç bir inekten günde 300 ruble gelir saglıyoruz.

Yatırımımı henüz bitirmiş  değilim. Yatırımımı tamamlar ve istediğim hayvan sayısına ulaşırsam her şey daha net ortaya çıkacak. Türkiye’de çiftçi bir aileden geldiğim için orada yapılan çiftçiliği de çok iyi biliyorum. Buradakiyle arasında dağlar kadar fark var. Burada çiftçilik yapanemeğinin karşılığını çok daha iyi alır,iyi kazanır, iyi yaşar.

Türkiye’de bizim yaşadığımız Uzunyayla  bölgesinde verim 1’e 10 olduğunda iyi kabul edilir. Buradaysa 1’e 20’nin üzerindedir.

1400 dönüm olan tarlalardan ortalama olarak yıllık 700 ton buğday alınabiliyor. Buğdayın tonu şu an için 4000 ruble civarında. Geçen sene çok daha yüksekti. Ürünü pazarlamakta zaten sorun yok. Mazot TR’nin 1/3 fiyatına. İşçilik, elektrik vb maliyetler de TR’den ucuz. 

Çiftlikte sizden başka kaç kişi çalışıyor? İşleri nasıl yürütüyorsunuz? 

Burası  organize işleyen bir yer. Bekçi, muhasebeci, elektrikçi, vetenirer başta olmak üzere benden başka altı kişi çalışıyor. Kendim Maykop’tan gelip gidiyorum. Ben olmadığım zamanlarda da zaten kayınpederim ilgileniyor.

Ben burayı satın aldığımda kayınpederim Kolhoz’un hayvancılık bölümünün yöneticisiydi. Başlangıçtan itibaren birçok sorunu o halletti ve hallediyor. 

Güvenlik için bekçi yeterli oluyor. İlçe belediye baskanı da tanır bizi. Onlar da çok yardımcı oluyorlar. Ama Rus işçilere ne kadar da bir şey götürmeyin deseniz de orda bir parça demir görüyorsa alıp götürüyor. Bu tür şeyler olabiliyor tabii. 

Türkiye’deki Çerkeslere ne söylemek istersiniz? 

Kafkasya’ya yönelik organize bir dönüş hareketi öğrencilik dışında  ben göremiyorum. Buna rağmen Kafkasya genelinde bizim köylüler yaklaşık on kişi oluyoruz Herkes birbirinden cesaret, örnek  alarak eş dost, tanıdık dayanışmasıyla gelmiştir. Önce gelenler diğerlerine örnek oldular. Ben ilk gelenlerdenim. Kötü örnek olmadığımızı düşünüyorum

Adıgeceyi burada öğrenmedim, geldiğimde de biliyordum.İletişim sorunum olmadı. Gelen herkes gibi ben de Rusça bilmiyordum. Dünyanın neresine giderseniz gidin iyi derecede dil  öğrenebilmek için iyi sosyal ilişkileriniz olmalı. Geldiğim günden beri israrla buralılarla arkadaşlık etmeye çalıştığım için Rusçayı da iyi öğrendim. İlle de Adıgelerle görüşecegim diye bir saplantım olmadı. Adığe, Rus, Türkiyeli  birçok arkadaşım var. Eşimin de buralı olması yerli Adığelerle   sürekli bir iletişimi gerektiriyor zaten.

Oğlum Perit’le Adıgebze konusmaya çalışıyorum. Rusçayı nasılsa büyüdükçe öğrenecek. Perıt için birinci dil Adıgece. Türkçe bilmiyor. Öğrenmesi için de özel bir çaba sarfetmeyi düşünmüyorum. Büyüdüğünde eğer ihtiyaç duyarsa kendisi öğrenir. Ben öğrenmesi için bir şey yapmayacagım.

Türkiye’deki köyüme eşim ve çocuğumla ailemi ziyarete gidiyoruz. Gittiğim zaman sanki o köyde doğup büyümemiş, hep Kafkasya’da yaşamış  gibi hissediyorum, yabancılaşmışım sanki doğup büyüdüğüm yerlere. Bundan sonra dünyanın hiçbir yerınde kendimi Kafkasya’daki kadar iyi hissedeceğimi sanmıyorum.

Köyümüzde artık Adıgecenin daha az konuşulduğunu üzülerek gördüm. Yeni kuşaklar bilmiyorlar. 3,5 yaşındaki oğlum çocukların  arasında Adıgece konuşacak kimse bulamıyor. Kardeşlerim ve köydeki yaşıtlarım da en az benim kadar Adıgece bilirler. Buna rağmen çocukları Adıgece konuşamıyorlar.

Eşim Türkiye’deki köylerimizin yoksulluğuna, dil bilmemezliklerine acıyor. Yetişkinlerin kendileri bildikleri halde çocuklarıyla neden Adıgece konuşmadıklarını anlamakta zorlanıyor.

Kafkasya’ya önce okumaya gittiğim, sonra da yerleştiğim için memnunum.

Türkiye’de yaşayan Çerkeslerden çiftçilikle uğraşanlara gelip yatırım yapıp yerleşirlerse pişman olmayacaklarını aynı zamanda Adığeliklerini koruyabileceklerini söylemek isterim. 

Muharrem Bey sohbet için teşşekkür ederim. 

Çetao Nadir Yağan
Şubat 2009 - Maykop