


Çerkes arenasındaki olaylar ard arda geliyor, yeni koşullar dolayısıyla yeni sorular ortaya çıkıyor. Çerkeslere ait siyasi düşünceler vektörünün siyasi eylemlerin kaynağına doğru dönmesi bu aşamada belki de tipik bir olay. Yeni gelişmelerin yaşandığı mevcut aşamanın eşsiz kabul edilebilmesinin sebebi, Çerkeslere, var olan farklı akımlardan hangisinin Çerkeslerin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, hangisinin ise sadece bu izlenimi vererek farklı çıkarlara hizmet ettiğini ayırt ederek karşılaştırma imkanını sunmasıdır. Ortaya çıkan farklı görüş, deneyim ve olaylardan dolayı, yaşanan bu etabı, ender bir fırsat yakalayan Çerkes halkını temsil ettiğini söyleyen ve her kamu kurumunun, kuruluşların veya bireylerin gayretlerini ortaya koymasından dolayı, “gerçeklerin ve de herkesin elindeki kağıtları açtığı an” diye adlandırabiliriz
Bu yazıda şu sorulara cevap bulmaya çalışacağım:
Kim Çerkes halkı adına hareket ediyor?
Çerkeslerin çıkarlarını savunan farklı Çerkes akımlarının çıkış noktaları.(kısa bir karşılaştırma)
Tabi ki, bu karmaşık sorunu tümden tek bir makalenin kapsaması mümkün değil ancak önemli noktalara ışık tutabilir. Derler ya: Karanlığı bin kez lanetlemektense, bir mum yak.
Aşağıda bazı Çerkes akımların faaliyetlerini ve akış yönlerini bulacaksınız. Buda Çerkeslerin çıkarlarına hizmet edip etmediklerini gösterecektir.
Kim Çerkeslerin çıkarlarına hizmet ediyor?
Birincisi: Anavatanda (Çerkesyada) Çerkes halkını temsil eden örgüt,akım ve kuruluşları şu şekilde ayırabiliriz:
Resmi devlet kurumları. Bu isim altında şunları sayabiliriz: Çerkes cumhuriyetlerinin cumhurbaşkanları, bu cumhuriyetlerin milletvekilleri, Duma'daki senatör ve milletvekilleri.
Cumhurbaşkanları federal merkezden (Moskovadan) atanır, Rusya kanunlarına göre ulusal niteliğe sahip partilerin kurulması yasak olmasından dolayı, bu adayları iktidar partisi (Birleşik Rusya partisi) temsilcilerin ve bağımsız milletvekillerin oylarıyla onaylanır.
Çerkes sivil toplum kuruluşları: Bunların en tanınmış olanları Dünya Çerkes Birliği (DÇB), 'Adıge Xase' toplumsal hareketi ve 'Çerkes Kongresi'dir.
İkincisi: Çerkes diasporası ise muazzam sayıdaki sivil toplum kuruluşları ve sivil kurumlar tarafından temsil ediliyor bunlara örnek Çerkes dernekleri v.d.
Çerkes cumhuriyetlerin Başkanlarına gelince (burada kastedilen Kaberdey-Balkar cumhuriyeti ve Adıge cumhuriyeti başkanlarıdır çünkü bilindiği gibi Karaçay-Çerkes cumhuriyetinin başkanı genellikle Karaçay atanır), yukarıda da dile getirildiği gibi Moskova tarafından atanıyor olmaları, faaliyetlerinin ne ölçüde Çerkes halkının yararına olabileceği konusunda açık ve net olarak bir fikir verir. 2007 yılında “Çerkes liderler” diye adlandırılan kişiler ve bunların yandaşları, sözde herkesin bildiği önceleri “Rusyayla birleşmenin 450.yıl jübilesi” olan daha sonra ise “Çerkeslerin -gönüllü- Rusya’ya katılımı” olarak değiştirilen kutlamalara katılıp konuya yönelik törensel konuşmalar yaptılar.
Lakin bu kutlamaların meşruiyeti söz konusu olabilir mi? Çerkesler gerçekten gönüllü olarak mı Rusya’ya katıldılar?! Tarih aksine şahittir ve bu kutlamalar, uydurma sahte tarih yaratma ve de tarihin tahrifi amacını taşır. Fakat cumhuriyetlerin başkanları-ki bunlar Rusya yönetiminin emri altında olan işçilerdir, bu törenlere katılmak zorundalar. Başka bir deyişle Çerkeslerin çıkarları ile Rusya yönetiminin rotası çatıştığında, başkanlar Rusya iktidarının yanında yer alıyorlar ve dahası yukarıda verdiğim örnekte de anlaşılacağı gibi her zaman Çerkeslerin çıkarlarına ters politikalar üreten kremlin tarafından atanmaları sebebiyle gerçekte Çerkes halkının çıkarlarının temsilcileri değiller. Bu nedenle de cumhurbaşkanların Çerkes halkını yeteri ölçüde temsil etmediklerini söyleyebiliriz.
Çerkes milletvekillerine gelince yaptıkları iş basit bir örnekle açıklanabilir. Rusya Federasyonu ile Cumhuriyetler arasında imzalanan anlaşmalara ve federal anayasasının kendisine aykırı olmasına rağmen, 2009 yılında Rusya Federasyonu, cumhuriyetlere anayasalarındaki egemenlik ve “ayrılıkçı söylemler” içeren bölümlerin kaldırılması talimatını gönderdi. Bu proje oylama için Çerkes parlamentosuna sunuldu. Gizli oylama mekanizması olan KBC'inde anayasa taslağı görüşülerek iki kez reddedildi. Ancak federal merkezin hukuk ihlalleri birbirini takip etti ve oylamanın açık yapılması talimatı gönderildi, bunu takiben parlamento, anayasadaki “egemenlikle” ilgili bazı yasaların değişikliği yönünde kabul oyu kullandı. Anayasadan egemenliği garanti altına alan maddeler çıkartılarak cumhuriyetler birer rezervasyona (milli park) dönüştürüldü.
Yukarıda yazılanlardan çıkan sonuç, Çerkes milletvekillerinin de yönetilebilir ve seçme hakkından mahrum olduklarından ve dolayısıyla Çerkes halkının çıkarları doğrultusunda çalışma imkanına sahip olmadıkları için Çerkes halkını temsil yetkileri de tam meşru değildir.
Bu farklı olaylar zinciri takip edildiğinde Çerkes cumhurbaşkanları ve milletvekillerinin Çerkes halkının çıkarlarını temsil etmedikleri sonucuna varılır-ki bu tartışılmaz bir gerçektir.
Çerkes toplum kuruluşlarının faaliyetleri yönünde açık bir fikir vermesi açısından ise oldukça canlı bir örnek verilebilir. Söz konusu olan, 2009 yılında Kaberdey-Balkar cumhuriyetindeki 'belediye sınırlarının statüsü'yle ilgili 13 nolu kanunda yapılan yasa değişikliği ve ilk oturumda kabul edilen “Kaberdey-Balkar cumhuriyetindeki mera alanlarının statüsü”yle ilgili yasa tasarısı. Bu kanuna göre (nüfusun %9'unu oluşturan) Balkarlar cumhuriyetin % 37'sine yani sonuç olarak her Balkar bir Çerkesin altı katı fazlası toprağa sahip olmuş oluyor. Bu kanunlar, nüfusun % 54'ünü oluşturan ve bu toprakların gerçek sahipleri Çerkeslere karşı adaletsizlik üstü bir tavır sergiliyordu.
Buna, Çerkes sivil toplum kuruluşlarının cevabı şöyle oldu:
Nalçık merkezinde olan DÇB hiçbir harekette bulunmadı ve hatta DÇB'nin önde gelen figürleri halka barış ve uyumlu olma çağrısında bulundu.
Yani Çerkes toprakları çarçur edilerek çalınırken barış içinde ve uyumlu olmak gerekiyor. Bu durumda DÇB ve uydularının pozisyonları bu şekilde oldu.
“Çerkes kongresi” ve KBC “Xase” örgütleri ise yasayı reddetti ve dalga dalga protesto gösterileri çağrısında bulundu. Buna cevaben gösteriler dağıtıldı ve benzeri gösterilerin organizasyonu yasaklandı. “Çerkes kongresi” ve “Xase” liderleri saldırıya uğradı ve dövüldüler. Ayrıca bu kuruluşların merkezleri imha edilerek ateşe verilmeye çalışıldı.“Çerkes kongresi” başkanı ve üyelerinin Cumhurbaşkanı korumalarının saldırısına uğraması ve sayısız televizyon haberleriyle gözdağı verilmesine rağmen, sindirilmek istenenlerin azmi ve direnişiyle yasanın askıya alınması ve tekrar gözden geçirilmesi sağlandı. Cumhurbaşkanlığı makamının, milletvekillerin ve de DÇB'nin tepkileri beklendiği gibi olumsuzdu.
Yukarıdaki örnekten açık ve net anlaşıldığı gibi “Çerkes kongresi” ve “Xase” , Çerkes halkının çıkarları adına liderlerini kurban edebiliyor. Hiç şüphe yok ki Çerkes topraklarının %37'sini vermek Çerkes halkının çıkarları doğrultusunda değildir. Dolayısıyla “KBC-Çerkes kongresi” gibi örgütler diasporadaki Çerkeslerin ve de anavatanda yaşayan Çerkeslerin her türlü desteğini ve onlarla dayanışma içinde olmayı hak ediyorlar.
Çerkes diasporasını temsil eden kurum ve kuruluşların genel politikaları ve yurt dışında yaşayan Çerkeslerin anavatanla olan ilişkileri konusundaki bakış açılarını altta açıklamaya çalışalım:
Bu Çerkes kuruluşlar,Rus makamlarını tarihin,geriye kalan Çerkes topraklarının ve bu topraklarda yaşayan Çerkeslerin “sadık koruyucusu” olarak görüyorlar.
Bu kuruluşlar, Rus makamlarını, Çerkes toprakları ile diaspora arasındaki zincirin yegane halkası olarak görüyorlar. Ve de normalde, koruyucu ve bağlantının halkası olan Rus makamları ile DÇB'nin yukarıda bahsini ettiğimiz faaliyetlerinden dolayı, aklı başında hiç bir insanın güven duymayacağına bakmaksızın.
Yurtdışındaki Çerkes kuruluşların çoğu, Rus makamlarının ve de DÇB'nin sözünden çıkmayan sözde Uluslararası Çerkes birliği sisteminin bir parçası. Anavatanda yaşanmış ve de yaşanmaya devam edilen olaylar açık ve net gösteriyor ki Rus makamları, DÇB ve de uyduları Çerkes halkının çıkarları doğrultusunda çalışmıyor ve şu ana kadar ortaya çıkan farklı bazı Çerkes ulusal örgütlenmeleri ise görmezlikten geliyorlar.
Yine bu kuruluşların faaliyetlerini ve faaliyetlerin özünü anlamak açısından aşağıdaki örnekler verebiliriz.
2007 yılında, Çerkes Cumhuriyetlerinin başkanlarına,özgürlük ve adaletin ekmek ve sudan daha önemli olduğu söylenen Amerika’daki, New Jersey Çerkes Derneği başkan yardımcısı kendi şahsı ve “toplum üyeleri” Çerkesler adına, Çerkesya’nın Rusya’ya gönüllü katılımının 450.yılı (?!!) kutlamaları vesilesiyle tebrik ve başarı dileklerini (?!!) içeren bir telgraf gönderdi.
Çerkeslerin çıkarları konusunda DÇB'nin pozisyonunu destekleyen diğer yurtdışındaki Çerkes toplulukların ve kuruluşların faaliyetlerinden bir örnek daha verelim.
2010 yılında, bir futbol maçı sonrası öldürülen futbol takımı taraftarlarından bir Rus’un katili Kafkasyalı çıktı. Bir süre sonra, Türkiye’deki en büyük Çerkes dernekleri birliği olan KAFFED Rus büyükelçiliğini ziyaret ederek başsağlığı ve taziyelerini ifade ettiler oysa o anlarda Çerkes gençleri Moskova’da Kafkasyalılara destek ve Rusya’daki ırk ayrımcılığına karşı protesto gösterilerini organize ediyorlardı.
2010 yılı, Çerkes aktivistlerden JUKO ASLAN'nın ve gazeteci KSALO Bela'nın öldürüldükleri kötü haberini getirmesine rağmen, KAFFED başkanı Rus büyükelçiliğine giderek başsağlığı dilemediği ve Çerkeslerin ölümüyle sonuçlanan bu suçu kınamadığı gibi olaydan dolayı duyulan endişeleri de dile getirmedi. Oysa ne gariptir ki futbol taraftarın ölümüyle ilgili başsağlığı dileklerinde oldukça hızlı davrandı.İşte bu noktada da bu kuruluşların konumlarını, halkının çıkarlarını koruyan olarak nitelemek oldukça zor(imkansız).
“EuroXase” (Avrupadaki Çerkes kuruluşu),birkaç yıldır Avrupa parlamentosunda “Çerkes günleri” düzenliyor. Çerkesya’daki gençlerin çıkarlarını temsil eden, Çerkes gençlerin 12.09.2009 tarihinde düzenlediği forumda imzalanan açıklamanın,adı geçen kuruluşun web sitesinde yayınlanması konusundaki dilekçeleri reddedildi.
Gerekçe olarak ta şu açıklama yapıldı:”Bizler siyasi değil sadece sosyo-kültürel alanda çalışıyoruz.”
Oysa yayınlanması istenen dilekçe, kuruluşun çalışmalarına gençlerin katılımının teşvik edilmesi ve Çerkes hareketinin reforme edilmesini içeriyordu.
Ancak, aynı zamanda,bu kuruluşun konferanslarında , şüphesiz siyasi bir konu olan, Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın bağımsızlıkları konusu ele alınarak tartışılabiliyor.Buna ancak çelişki üstü tutum denebilir. Bu durum ise bu örgütün gerçek hedefleri konusunda soru işaretleri uyandırıyor.
Yukarıda verilen örneklerde faaliyetlerinde oldukça geniş özgürlüklere sahip ülkelerdeki Çerkes kuruluşların konumlarını ve Çerkeslerin sorunlarına çözüm bulma yöntemlerinin ne kadar düşük düzeyde organize edildiği görülebilir.
Diğer, Ortadoğu da bulunan Çerkes kuruluşları ise özde kimseye herhangi bir fayda sağlamayan mesaj yayınlama/gönderme gibi işlerle uğraşıyorlar.
Onlar sadece bazı Çerkes kökenli şahısların o ya da bu özelliğini övmek ve Rus diasporasının o ülkelerde düzenlediği konferanslara katılarak Çerkeslerin slav kökenli bir halk olduğu gerçeğini kabul edilmesi ve benzeri işlerle meşguller.
Tüm yukarıda saydığımız sebepler, yurtdışında bulunan kuruluşların ve DÇB'nin faaliyetlerine destek verenlerin belirli bir politika yürüttükleri, bunların Çerkeslerin çıkarlarına hizmet etmekten çok uzak olduğunu kanıtlar.
Asıl sorunu teşkil eden kuruluşların kendilerinden ziyade, Çerkes halkının karşılaştığı sorunları anlamayan veya kadere razı olup başkaların emirlerine itaat etmeyi daha uygun gören, başlarındaki yöneticiler veya liderleridir.
Bu çok tehlikeli, çünkü ulusal sorunlarda yöneticilerin gösterdiği zayıflık insanlarımızın ulusal yurtseverlik düşünme yetisi seviyesinin düşürülmesine ve Çerkes kimliğinin bozulmasına,yürüttükleri politikalar ise Çerkes halkının çıkarlarının çok gerisinde kalarak Çerkes ulusunun yok olmasına yol açar.
Çerkes halkının zayıf düşünen “başları”(yani liderleri) sadece bir dezavantaj değil Çerkeslerin cehaletinin önemli bir nedenidir ve böylece de başkaların projelerini gerçekleştirmek için uygun bir araç haline dönüşmelerine sebeptir. Buda yine, dans ve şarkılar harici ulusal kimliği konusunda hiçbir bilgisi olmayan aksine yalan yanlış tarih bilgisiyle anavatanını unutan ve anavatanı dışındaki Çerkeslerin başarılarıyla övünen, koskoca bir neslin ortaya çıkmasına sebep oldu. Şu anda Çerkes ulusunun bir temsilcisi, bir kerede ve doğru olarak Çerkes ulusal hareketinin zayıf ve kaybedilmiş halkası olan takip ve rapor etme özelliklerini gösterebilmesi oldukça zayıf bir ihtimal. Çerkes kuruluşlarının başındaki yöneticilerin etkinliğinin daha da azalma göstermesinin sebebi, iç ve dış politikalarındaki faaliyetlerini izleyerek kontrol edecek aynı zamanda takip ederek analiz yapabilecek belirli bir denetim organın olmadığından kaynaklanıyor.
Herkes tarafından bilindiği gibi, Çerkes lider ve yöneticilerinin politikaları eleştirildiğinde DÇB'nin seçimlerinde meşru olarak seçilmiş olmalarının arkasına saklanarak bunu kullanmaya çalışıyorlar.
Yani onlar sözde Çerkes halkının iradesini ifade edenlerce seçilmişler ve seçenler dışında faaliyetleri hakkında kimseye hesap vermek zorunda olmadıklarını ve bunu sadece özel kanallar aracılığıyla yapacaklarını söylüyorlar. Tabii ki bu kuruluşların yönetim ve idari organların üyeleri başkana tabidir ve davranışları ve politikalarına bakmaksızın ona sadıktırlar çünkü seçimler sırasında başkan kendini memnun edecek insanları seçer veya çoğu zaman olduğu gibi kendilerine çeşitli makamların istediği ve gerektiğinde işbirliği yapabilecek (yani Rus makamlarıyla),hazır uygun insanları içeren liste verilir. Böylece Çerkes yöneticilerle ilgili bir çok soru işareti olmasına rağmen yinede değişmiyorlar ve de görevlerinde kalmaya devam ediyorlar. Bunun nedeni ise sözü edilen yöneticilere ait mevcut politikaların kontrolünü ve takibini yapan araçların olmayışıdır.
Burada ortaya çıkan soru: Bu görevi kim yerine getirebilir?
Toplumun parçası olan Çerkes gençleri durumu ele alabilir fakat uzun yıllardır “işlere” erişimleri engelleniyor (dışına itiliyorlar). Çerkes adetleriyle kendilerine baskı yaparak (büyüklere saygı duyulur ve dinlenir diyerek) yöneticilerin ulusal fikirlerden tamamen mahrum olmasından kaynaklı gençleri başkaların planlarına hizmet ettiriyorlar.
Bir Çerkes milliyetçisinin (yurtseverin) dediği gibi, bu bahsi geçen yöneticiler sosyal piramidin tepesine ulaşmak için yalanlar söylediler, hileyle ve farklı giysilere büründüler, diğer taraftan ise Çerkes ruhunu ve direnişini kırdılar böylece Çerkesleri prensipsiz içi boş insanlara dönüştürdüler.
Tarihini ve vatanını unutan insanın cesur olması mümkün mü? İnsan yalan söylüyor ve prensiplerini hiç bir ortak ilkesi olmadığı halde mevcut sisteme göre değiştirebiliyorsa, bu insana sadık denebilir mi?
Çerkesyanın bağımsızlığı için kanlarını döken kahramanların akıllarına gelir miydi hiç, kendi soylarından olan torunları, bir gün gelip te henüz çürümemiş kemikleri üzerindeki topraklarda düzenlenecek olan olimpiyatlara katılmak isteyecekleri?
Örnek olarak Çeş Ruslan'a bakalım. Burada şuna dikkat edelim -30 yaş-bu Estonya’ya giden heyette bulunan kişilerin yaş ortalaması. Aşağıda vereceğimiz iki örnekte, Çerkes ulusal hareketinin önünde duran görevleri sadece gençlerimizin yerine getirebileceklerinin teyitidir.
2008 yılında Çerkesk’te gençler bağımsız bir forum düzenledi. Bu konferansta Çeş Ruslan tüm Çerkes bölgelerinin birleştirilerek tek bir yönetim bölgesi altında toplanması gerektiğini dile getirdi. Sovyet döneminde böyle bir çağrı, ayrılıkçı çağrı olarak değerlendirilirdi.
Sayın Çeş konuşmasını şu sözlerle tamamladı: Eğer Moskova bize doğru bir adım atmazsa anlamali ki Çerkeslerin sabrı kalmadı ve halkımızın Rusya’da bulunduğu duruma tahammülü tükendi. Çeş'in bu sözleri alkışlarla karşılandı. Bu konferans gençler sayesinde bir dönüm noktası ve de örnek oldu.
İkinci örnek. Kayseri’deki Çerkes toplumunun bir üyesi olan Nur adında bir Çerkes bayan, Rus diasporasının Mısırda düzenlediği ve Çerkeslerin Slav kökenli bir halk olduğu iddia edilen bir kongreye katılımı dolayısıyla Çerkes toplumu başkanına, öfkesini dile getirmiştir. Bu iddia güya Çerkeslerin vatanlarına dönmelerine yardımcı olabilirmiş. Bu başkan, her nedense,”temsil edilmeyen halk ve uluslar” konferansına ise katılmadı.
Nur, Rusya diasporası kongresinin beyanında Çerkes halkının adının da sorunlarının da geçmediğini fark etti. Bu arada “Temsil edilmeyen milletler ve halklar örgütü” konferansında ise Çerkes halkıyla ilgili özel bir açıklama yapıldı. Belirtmekte fayda var -her iki konferansa katılımın maliyeti aynıydı. Sonuç olarak Nur arkadaşlarıyla beraber Çerkes kuruluşunun merkezine giderek Çerkeslerin çıkarlarına zarar vermekle kalmayan aynı zamanda Çerkeslerin sorunlarını tanımayan bu konferansa katılımın ne gibi yararları olacağını sordu.
Cevap olarak kendisine başkanın makamına seçilerek geldiğini ve ona yaşı itibariyle bu tür soruların sorulamayacağını söylediler. Yinede olay halk arasında büyük tepkiye yol açtı. Daha sonrasında ise kurumun başkanı politikasını değiştirmek zorunda kaldı ve hatta İstanbul’da düzenlenen RF'da Kafkasyalılara gösterilen ayrımcı muameleyi protesto eden mitinge katıldı. (Tabiki katılımı, Çerkes bayanın eylemlerinin sonucu o kişinin gençlerin taleplerini yerine getirmek zorunda kalışından.)
Son olarak, Çerkes kuruluşlarındaki çoğu yöneticinin izlediği politikaların bir özelliğine işaret etmekte fayda var.Bu özellik,anavatan ve yurtdışındaki Çerkeslerin gerçek durumu hakkında susarak Çerkes toplumunu aldatmaktır.Bu ise,anavatanda ve yurtdışındaki Çerkeslerin neşeli ve mutlu oldukları ve gitgide durumlarının düzeldiğini ileri süren ve halkın yok olma tehlikesi olmadığı görüntüsünü vermektedir.
21 Mayıs 2010 tarihinde Çerkes kanallarından birinde yayınlanan program bu politikalara iyi bir örnek. Bu programda Çerkeslerin tarihi, Rus-Çerkes savaşı ve Çerkeslerin göçü anlatılıyor. Ancak programın sonunda “hoş bir süpriz” vardı. Programda, Çerkeslerin şu anda kendi cumhuriyetleri olduğu,yurtdışında diasporanın mükemmel hayatları olduğu ve anavatandaki akrabalarıyla sürekli temas halinde oldukları söyleniyordu. Bu her yönden bir yalan çünkü programda topraklarla ilgili durumdan bahsedilmedi, “Rusya federasyonunda yerel yönetimlerin kendi kendilerini yönetme ilkeleri” konusundaki 131 nolu federal yasanın yürürlüğe girdiğinde oluşan durumdan da öyle.
Çerkes tarihinin tahrifi konusundan da bahsedilmedi. Buna benzer dezenformasyona en iyi örnek: Russia Today kanalının çalışması yanı sıra anavatandaki aktivistlerin öldürülmesi, yutdışında anadil ve ulusal kimlik sorunu ve bu alanlardaki kötüleşme, bu makaleye sığmayacak olan fakat şu an Çerkes halkının önünde duran ve geleceğini tehdit eden diğer zorluklar ve tehditler.
Bu politika, Çerkesler arasında ulusal konulardaki bilgisizliğin derinleşmesine ve kelimenin tam anlamıyla gerçeğin yalanlaştırılmasına ve tahrifine yol açıyor. Bazılarına bu durum abartılı gelebilir ve paranoyak komplo teorisi olduğunu, anavatan ve yurtdışındaki Çerkes örgütlerinin yöneticilerini dış güçlerin yönlendirdiğini, aptalca bir fantaziyle gerçeklerin abartıldığını düşünebilir.
Ancak Çerkeslerin çıkarlarına karşı düşmanca politikanın varlığını teyit eden, koordine edilmiş politikalar ve kanıtlar, aslında yanlış bir şeylerin yapıldığı gerçeğinin kanıtı ve şu anki aşama, daha önce belirtildiği gibi, kusurların ortaya çıkartılmasına imkan sağlıyor.
Çerkeslerin ortak sorunları olmadığını ve daha önemlisi birlikte düşünme yetilerinin eksikliğini kanıtlamaya çalışmaları, Polonya işgali sırasında işbirlikçi Polonyalıları halk arasına gönderip, halkın gruplara ayrıldığını ve her birinin kendi sorunları olduğuna kendi yurttaşlarını ikna ettirmeye çalışan Rus makamlarının izlediği politikaları anımsatıyor.
Herhangi bir Çerkes ulusal kuruluşu başarıya ulaşmak istiyorsa gençlerin ulusal konularda aydınlatılmasına dikkatle odaklanması gerekiyor. Bu kendimizi ulus olarak korumanın tek yolu.
Tek yol, Çerkes gençlerinin kendilerini birleşmiş tek bir cephenin parçaları hissetmeleri ve vatanlarını mevcut tüm yasal yollarla ve imkanlarla savunma görevini taşıdıklarının bilincinde olmalarıdır.
Geçmiş yüzyılın 80'li yıllarındaki Kosova bize bir örnek olarak çok şey öğretebilir. Eğer Yugoslavya’nın Titolu döneminde bir Çerkes kardeşine, ülkenin parçalanacağını ve Çerkeslerin Sırplarla Arnavutların ateşleri arasında kalacağını anlatsaydı, kardeşi ona inanmazdı. Fakat 90'lı yıllarda bu gerçek oldu ve Kosovalı Çerkesler tek bir sığınak buldu-Anavatanları. Bu, tüm dünya onlara kapılarını kapattığı bir anda oldu. O zamanlar azınlıktaydılar fakat hem Sırpların hem de Arnavutların ateşine direnmek zorunda kaldılar. Gerçek odur ki Kosovalı Çerkeslerin dönüşü kesin bir başarı değildir. Kastettiğimiz, Çerkesler kaderin kendileri için ne hazırladığını bilemezler. Eğer yurtdışında ve hatta vatanlarında azınlık olarak yaşamaya devam ederlerse bu Çerkesler için yaşanan trajedilere yenisini eklemek olacaktır.
Bu yüzden öncelikle değerlendirilmesi gereken ulusal kategoriler rehberliğinde-bu çok zor olsa da -Çerkeslerin vatanlarına dönmelerini sağlamaktır, gayretlerini kendi vatanlarının kalkınmasına ve tarihlerini korumaya harcamalılar ki buda onları kaderin cilveleri karşısında kendilerini güvende hissettirecektir.
Gençlik bizim temelimiz ve umudumuz, Çerkeslere ait hangi kurum veya kuruluş olursa olsun gençlerin ulusal konularda aydınlatılması en önemli görevleridir. Bu politikayı reddeden herhangi bir siyasi varlık, Çerkes halkının çıkarlarının düşmanıdır.
En önemlisi, Çerkes gençleri, Çerkes ulusal mücadelesinin önderleriyle yine Çerkes olup yanlış, muğlak ve ikiyüzlü politika yürüten önderleri birbirinden ayırt edebilme yeteneğine sahip olmalı.
Ayrıca Çerkes gençliği, ulusal konularda kendi kendini eğitmek zorunda. Bunu ise, anavatandaki gelişmeleri sürekli takip edip sorunları tahmin ederek ve çağdaş iletişim araçları yardımıyla başkalarını uyararak, yapmalı.
Ne zamanki Çerkes gençliği düzenli olarak anavatandaki gelişmeleri takip eder, kendisini bir bütünün parçası olarak hisseder ve sorumluluk taşıdığını anlar ise, o zaman ulusal (aidiyet) duygusu oluşmuştur böylece sözler eyleme dönüşecektir.
İnternet -çağımızın en önemli özelliklerinden biri ve herkes Dünya çapındaki ağın (World Wide Web) gücünü bilir. Bunun nedenle Çerkes gençliğinin internet aracılığıyla anavatandaki haberleri takip etmesi, ulusal konularda kendi kendini eğitmesi ve başkalarını aydınlatması için ilk adımdır.
Bu Çerkes gençliğinin öncelikli görevi (sorumluluğu) olduğunu söyleyebiliriz. Tabi ki anavatandaki haberler dediğimizde kastettiğimiz siyasi gelişmeler hakkında analitik haber ve makaleler yoksa dans, resim ve sanat haberleri vs.değil, onları zaten anavatan ve yurtdışındaki kurumlarımız oldukça kapsamlı ve yeterince duyuruyor.
Bilge bir bedevi şöyle demişti: “Araplar için asla, ölümün kendisi, yok olmaları için tehdit değildi, yok olmalarına sebep olabilecek olan 'aptal bir gelecek nesile ' sahip olmalarıdır”. Yani ölümün kendisi bir halkın yok olmasına sebep değildir.
Bir halkın veya ulusun yok olmasına sebep gelecek neslinin bilgisiz (cahil), tarihini bilmeyen, ulusal kimlikten yoksun olmasıdır buda asimilasyona yol açacağından ,sonuç olarak ta halkın, halk olarak yok olmasına sebeptir.
Bu sözler, hangi halkın hayatında olursa olsun, kendini korumak adına,gençlerin önemine işaret ediyor.
Ali KEŞT -Ürdünlü siyasi analist ve gazeteci, Çerkes dünyasındaki olayları aydınlatan Arapça yazılmış bir dizi analitik yazının yazarı. 2009 yılında Ürdün Üniversitesi'nde yüksek lisans tezi savundu ve Siyasi Bilimler Yüksek Lisansı vardır. Tez başlığı“Kuzey Kafkasya Çerkes topraklarındaki iç çatışma“: “Araştırma ve Analiz (1991-2007)”, Çerkes sorununun siyasi yönlerini araştıran, bilimsel çalışmalarında sadece bazıları. A.KEŞT, circassiannews.com internet sitesiyle işbirliği içerisindedir ve çok zaman redaktörlüğünü üstlenmiştir. Analitik makaleleri Arapça konuşan Çerkes dünyasında yoğun ilgiyle karşılanıyor ve bazıları da başka dillere de çevrilerek yayınlanıyor. Yayınlanan makalelerinden bazıları: “Günümüzde Çerkes gerçeği vizyonu”, “Soçi Çerkeslerin kalacak”, “Maykop'ta gerçekleşen Xase toplantısı, Birleşme günü... Adıge Cumhuriyeti: ölümle kalım arası”, “Afedersiniz ama Çerkesler aptal değil”, “Şüpheli Rus araştırması ve açıklaması”.
Kaynak: http://www.elot.ru/main/index.php?option=com_content&task=view&id=2514&Itemid=1
Çeviri: Huaj İbrahim
Cherkessia.net
(Ç.N.) Yazının önce Arapçadan Rusçaya çevrildiğini, benimde Rusçadan çevirdiğimi belirtmek isterim. Çevriler arasında yitirilen veya dillerin özelliğinden kaynaklanan anlam farklılıklarının ne kadar olduğunu bilmiyorum. Bilmeden de olsa öyle bir hata oluştuysa öncelikle yazarın kendisinden ve okuyuculardan özür dilerim.
ALİ KEŞT TÜRKİYEDE YAŞASAYDI!
KAFFED ONA ÖYLE BİR AMBARGO KOYARDI Kİ NEYE UĞRADIĞINI ŞAŞIRIRDI.
VAR MI ÖYLE DÇB'Yİ KAFFEDİ BOL KESEDEN EKLEŞTİRMEK
KÖTÜ ÇOCUK!
KAFFED'İN DÇB'NİN OYUN BAHÇESİNDE NE İŞİN VAR SENİN?
Bu analistin yayınlanan diğer makalelerinin çevirisini de okumak isteriz.
Teşekkürler İbrahim HUAJ
İşte budur!!! Bravo Ali Keşt.
Adıgelerin cesur ve donanımlı insanları var işte böyle. Bundan sonraki adım, Dünya Çerkes diasporasının etkileşimine bağlı olarak Çerkes ulusu için ortak adımlar oluştırmaktır.