


Bu ülkede Toponimi alanında en önemli araştırmacılardan biri olan Profesör Michael Gorbanevski şöyle yazmıştı: Yer, sokak, meydan, bulvar ve caddeler, sokak köşeleri ve geçitlerin isimleri eski ve enteresan bir kitaba benzetilebilir. Aceleyle bu yerlerden koşarak geçmek, ayrıntılara dikkat etmeksizin kitabın sayfalarını çevirmek gibidir. Sıradan kitaplarda bizim için önemli olan hikayenin gelişimi ve yazarın tarzı, oysa çok az kişi kitabın sembolik olan adı konusunda kafa yorar. Daha doğrusu bu ancak en seçici, zorlu ve dikkatli okuyucuların yaptığı bir şeydir.
Bu konuda Kuzey Kafkasya- eşsiz bir yer. Halkların büyük göçü, kabileler arası ittifaklar ve devletler, kaderi değiştiren savaşlar ve büyük kahramanlar-bütün bunlar yer isimlerine yansımaktadır.
Bir sonraki bölümler dizisinde ele alınacak konular Kuzey Kafkasya’nın Rus imparatorluğuna entegrasyonu döneminin toponomi “haritası” oluşumuna yansıması, Sovyetlerin Kafkasya şehirleri için nasıl bir isim listesi oluşturduğu ve ayrıca Kafkasya’nın eski ve modern Moskova toponimine etkisi ve mesela Sovyet döneminde Çeçenler için 8 Mart sokağında yaşamanın nasıl birşey olduğu.
Biraz sonra neden Pavlik Morozov sokağının Kafkas halkları için rahatsız edici olduğunu ve BDT ülkeleri toponimilerinde Kafkasya’nın ve Kafkasyalıların anılarının ebedileştirildiğini okuyacaksınız.
Her halkın tarihinde toponimler (yer isimleri) nesilden nesile geçer. Profesör Gorbanevski, Ekim 1917 olayları bu geleneği bozdu ve Sovyet ideologları 1920-1930 yıllarında Rusya’yı, Sovyet politik dilinin geniş toponomastik poligonuna dönüştürdü, diye yazıyor.
Ancak bana öyle geliyor ki, Kuzey Kafkasya için başlangıç noktası Kafkas savaşındaki olaylar ölçü kabul edilmelidir. İlk kez o zaman, Rus diasporasının bilinen gazetecisi A.N.Antonov'un (Zaitsev) yazdığı gibi “Siyaset Coğrafyaya devrilerek altüst etti.”
İşte o zamanlar dağlar, kanyonlar, vadiler, Kafkasyanın eski avulları(*) Romanov ailesi ve çevrelerinin sanal anıtına dönüştü-ve haritalarında imparator soyadları, valileri ve aile fertleriyle alakalı isimler ortaya çıktı
- Aleksandrovka (Krasnodar krayı Yeysk bölgesinde Alman kolonistler tarafından kurulmuş ve II.Aleksandır onuruna adını almış bir köy),
- Vorontsovka (Krasnodar krayı Yeysk bölgesinde bir yerleşim yeri ve adını Alman kolonistlerden birinin yerleştirilerek kurulmasında insiyatif sahibi Kafkasya valilerinden Michael Vorontsov'dan almıştır)
- Yermolov Tepesi ( Krasnodar krayı Uspensk bölgesinde bir tepe)
- Dondukovskaya (Adıgey’de bir stanitsa(**), adını General A.M.Dondukova (Korsakova) onuruna almıştır)
- Olginka (Çarın oğlu Michael Nikolayeviç Romanovun eşi Olga adına)
Bir zamanlar refah içindeki Çerkes avullarının nüfuslarını Türkiye’ye göç ettirerek, insansızlaştırdılar, onların yerine gelen yerleşimciler alışık olmadıkları iklimle nafile başetmeye çalıştılar, karmaşık dağlık arazileri ehlileştirmek için ise tarımdaki becerileri yetersizdi. Himaye ve koruma sağlayacağını umut ederek yeni köylerine yeni isimler verdiler.
Örneğin Çerkes köylerinin yerine kurulan Aleksandrovski (orada üç köy vardı) daha sonra Krasnoaleksandrovskiye diye ismi değiştirildi (II.Aleksandır adına).
Daha önce 'Hacıko'-Hacının vadisi, 'Kalej'-Eski şehir ve 'Şodjıko'- Cüzzam vadisi olarak bilinen avullar Krasonaleksandrovskiye ismiyle anılmaya başlandı.
Şu anda ise bu avulların tarihsel isimlerine dönüldü.
Anastasiyevskoye yerleşim yeri -'Psınako' -Kaynaklar vadisi' olan eski Çerkes avulu şu anda Çarın oğlu Michael Romanovun kızı Anastasiya adıyla anılıyor.
Kuzey Kafkasya’da yeni isimler ve yeni yerleşim yerlerinin ortaya çıkması, 1860-1870 yıllarından başlayarak neredeyse sürekli bir hal almıştır. Nefret uyandıran bazı Kafkasya işgalcilerinin soyadları baz alınarak yerleşim yerleri isimlendirilmiştir. Buralarda hiç bulunmamış olsalar bile sadece onurlandırmak için yapılmıştır. Buna Toponimide 'Anıtsal ad' denir.
Adaletli olmak adına söylemek gerekir ki imparatorluk Kafkasyasında bu tür isimler tek tüktü ve Kafkasya’daki isim değişikliği modeli Sovyet döneminde olduğu gibi bütün ülkede ortaya çıkartılan yerleşim yerleri veya sokak isimlerinin, teröristlerin (mesela Stepan Khalturin)veya profesyonel devrimcilerin onuruna isimlendirilerek, saçmalık noktasına vardırılmamıştır.
Ancak, Kuzey Kafkasya’nın trajik işgal(***) tarihini hatırlatan 'tek bir toponimin' varlığı bile, 150 yıl sonra yani bugün, tarihi boş bir kelime olarak görmeyenlerin torunları için günlük hayatın rahatsız edici bir parçasıdır. Bilindiği gibi Avrupa kültürlerinden farklı olarak, Kafkasya’da, tarih (sıkıntı duyarak) hissedilir.
Burada zaman farklı bir ritme, düzene ve uzunluğa sahip. Burada 'dün' meydana gelen şeyler şu anda, şimdi, olmuş gibi algılanır.
Zassovskaya-1853 yılında Krasnodar krayı Labinsk bölgesinde Labe nehrinin sağ kıyısında kurulmuş bir stanitsa. 1833-1842 yıllarında Kuban bölgesinde görev yapmış, birkaç Kazak stanitsasının kurucusu ve ”Labe hattı”nı oluşturan Gregori Zass'ın adını taşır.
Çerkesler için Zass, Kuban arkası bölgesinde bir çok Çerkes ve Abazin yerleşim yerini imha etmesinden dolayı, Kafkas savaşı döneminin iğrenç isimlerinden biridir. Fakat Zass'ın ünü sadece bununla kısıtlı değil aynı zamanda emrindekileri ölü dağlıların başlarını kesmeye teşvik etmesiyle ve daha sonra mızrak uçlarına taktırarak karargahın önüne diktirmesiyle de ünlüdür.
Kesilmiş başların sayısı, Zassın patronu olan Kafkas hattı komutanı Korgeneral Velyaminova karşı, kendince bir rapor görevi görüyordu.
Günümüz Çerkes tarihçilerinden Samir Hatko bu konuda iki kaynağa değiniyor:
“Zass, gelenek olarak, ölülerin başını kesmelerini emreder daha sonrada ganimetiyle sağlam siperine dönerdi. Bundan bir yıl sonra Stavropolde General Zass'la bir araya geldik. Kendisi öndeki kızakta arkasında ise üstleri örtülü başka kızaklar gidiyorlardı.
Nereye öyle, ekselansları, ve ne götürüyorsunuz?
Tatile gidiyorum hemşerim, Velyaminov'ada verdiği görevin çözümünü götürüyorum.”sözleriyle örtüyü açtı ve iğrenç görüntü olan, elli kadar çıplak kafatasını gördüm. Velyaminov onları 'Bilimler Akademisine' gönderdi.
(Gregori Ivanoviç Filipson'un anıları,M.1885,sayfa 102)
“Zass'ın bulunduğu yer olan 'Proçnookopskaya kalesi', sadece Kuban ötesinde yaşayanları değil seyhat ederken geçenleri de dehşet içinde bırakıyordu. Orası, bir sırtın üstünde, çevresi uzun kazıklarla oluşturulan surlarla çevriliydi ve bir çok yerde Çerkeslerin kesilmiş başları asılıydı.
(Rakoviç D.V. Kafkasyadaki 'Tenginski alayı'.1819-1846.Sağ kanat 'Persiya'.Karadeniz kıyısı şeridi.Ed.Tüm General Potto,Tiflis,1900,sayfa 150)
Lazerevskoye-Pseş'uape nehrinin (Şapsığ dialektinde 'iyi nehir') ağzında büyük bir yerleşim yeri. Bu yerleşim yeri Rus denizcisi ve admirali olan General Michael Lazerevin adını alarak, 1869'da Lazerev kalesinin bulunduğu yerde şekillendi. Lazerev üç dünya turu gerçekleştirdi ve Antarktika dahil bazı adalarında kaşifidir.
Kafkas savaşında ise Karadeniz filosunun komutanıydı, Karadeniz sahanlığını savaş gemileriyle gezerek Çerkesya’nın abluka altına tutulmasını sağlamış, Karadeniz kıyılarını savaş amfibilerinden top ateşi yağmuruna tutarak böylece çıkartma yapacak birlikleri desteklemiş ve beş kez çıkartma yapmıştır. Çıkartmalar sonucunda Karadeniz kıyısı Şapsığ'ların büyük bür bölümü yok edildi şu anda Karadeniz kıyısında yaşayanlar ise onların torunlarıdır.
Rus askeri kurumunda farklı insanlarda vardı fakat onlar azınlıktaydı. Krasnodar krayı, Anapa bölgesindeki Rayevskaya stanitsası adını 1837 yılında Karadeniz kıyısı şeridinin başkanı General Nikolay Rayevskiy onuruna almıştır. Rayevskiy'nun adı, Novorossisk ve Karadeniz kıyısındaki birkaç büyük tahkimatın kuruluşuyla da ilişkilendiriliyor. Rayevskyi, Çerkesya’nın ekonomik abluka altına alınmasını ve Rus askeri birliklerinin cezalandırma seferlerini, kınamıştır. O aktif ticaretin taraftarıydı, Karadeniz kıyısı şeridinde tuz satılan dükkanlar açmış ve açılan askeri hastanelerinde dağlıların tedavi görmelerine izin vermiştir. Rayevskiy'nin yöntemleri Kafkasya yöneticileri arasında destek bulmamış ve hatta zararlı kabul edilmiştir. Savaş bakanlığına istifasının sebebini şu şekilde yazarak açıklamıştır: ”Ben şu ana kadar Kafkasya’daki yıkıcı savaşa karşı başkaldırmış ilk ve tek kişiyim ve bu yüzden bu yerleri terk etmek zorunda kaldım.”
Kuzey Kafkasya’nın Toponimik haritası günlük okunabilecek bir tarih araştırma kitabı gibidir.
Korkunç(Grozni), Korkusuz(Bezstraşnaya-Krasnodar krayında Otryadnaya bölgesinde bir stanitsa), Sağlam siper(Prochnookopskaya-Krasnodar krayı Armavir bölgesinde bir stanitsa), Çitlerle/Engelli(Pregradnaya-Karaçay/Çerkes cumhuriyeti Urupski ilçesi, Urup nehri vadisinde), Düzeltilen(İspravnaya -Karaçay/Çerkes cumhuriyeti Zelençuk bölgesinde), (Upornaya)İnatla karşı koyan, (Udobnaya)Sakin, (Nadejnaya)Umut veren, (Otradnaya) Memnun (bütün hepsi Krasnodar krayında birer stanitsa): Ne tür endişeler taşıdılar acaba bu yerlere yerleşip bu isimleri takan insanlar.
Haklı olarak, toponimlerin Kafkasyanın işgali (?) sürecini yansıttığı ve bunlar aracılığıyla bu yeni stanitsalardaki insanların Kafkasya Dağlılarının saldırılarına karşı koymaya yardımcı olacak nitelikleri bilinçlerine sabitledikleri varsayılır.
Acaba, bu ve buna benzer isimler aracılığıyla başka nelerden korunmak istediler ve kendi günlük hayatlarında neleri sabitlemek istediler? Belki de bu isimler yerleşimcilerin bölgedeki iktisadi gelişmelerine yardımcı olmalıydı.
1864 yılında Kafkas savaşının bitimi bölgede yeni bir işgalin(?) habercisiydi: Ekonomiyle olanı. Batı Kafkasya’nın boşalan ve vahşileşen topraklarına Kazakları, Rus köylülerini, Moldavanları, Çekleri ve Almanları, Osmanlı imparatorluğundan ise Rumlar ve Ermenileri yerleştirdiler. Topluluklar içindeki dayanışma, birbirilerini tamamlama ve yeni hayata çabuk uyum sağlayabilme özelliklerini taşıyan Rumlar ve Ermenilere kıyasla diğer etnik toplulukların uyumu hem fiziksel hemde psikolojik açıdan çok zor oldu. Yüzyıllar sonunda oluşturulan yaşam deneyimleri yeni şartlarda işe yaramaz olmuştu. Bozkırlarda güçlü ekonomiye sahip ve refah içinde yaşayan o Kazaklar yeni iklim koşullarına bir türlü alışamadılar. Daha önce verimli olan, dağlardaki yaylaları ve teraslardaki alanları ormanlar kapladı, toprak bitkin düştü, Karadeniz steplerine alışık sığırlar dağlık bölgelere uygun olmadığından hastalanarak öldüler.
Galina Thağapsou. Ünlü Kafkasya araştırmacı ve etnolog'u, Çerkeslerin geleneksel tıbbı konusunda uzman: “Humma gibi salgın hastalıklar, yerleşimciler arasında ölümle sonuçlanmasa bile, organizmanın zayıflamasına ve insanların deprosyona düşmelerine sebep oluyor oda verimliliklerini düşürüyordu.”
Farklı doğa yapılar arasındaki çatışmalarda kendini gösterdi. Lev Gumuliyev, ünlü 'passionarlık' teorisinin de yazarı, şöyle yazıyor: “Doğa, insanların davranış biçimlerinde zorunlu olarak kendisine uygun mekanizmalar gelişmesine sağlar ve sonuç olarak bahsi geçen doğaya belirli bir adaptasyon (uyum) şekli gelişir. Ova arazisi sakinleri psikolojik olarak yüksek dağ platolarına yerleşmeye hazır değildi. Dağ iklimi onlara agresiv ve zorlu geldi. Onlar, doğadaki değişimlerin daha az olduğu rahat ve sakin yerlere alışıkken, Kafkasya’da tam tersine oraları bataklık ve yüksek nem oranından dolayı en sağlıksız yerler olarak kabul ederlerdi.
Batı Kafkasya’da gerçekleştirilen kolonizasyon sonuçlarının, 1860-1870 yıllarında bile umutlara cevap vermekte başarısız olduğu belli olmuştu. Ne yüksek verim, ne yeni ürünler, ne çiçek açan bahçe ve meralar nede şişman sürülür vardı. Herhangi bir zamanda Batı Kafkasya’yı ziyaret etmiş ortaçağ ve yeni zamanın tanınmış Avrupalı gezgin ve bilim adamlarının hayranlıkla yazdıkları hiçbir şey yoktu.
1895 ve 1896 yıllarında, Karadeniz’in dağlık ve orta şeridinin kolonizasyona ne kadar uygun olup veya olmadığını araştırmak amacıyla, Petersburgtan katılımcılarının da bulunduğu iki araştırma gezisi düzenlendi. Komisyona maden mühendisleri, ziraat mühendisleri ve orman teknikerleri gibi kişiler dahil edildi.
Bu hükümet komisyonlarının birinin üyesi olarak bulunan Profesör Pasternatski şöyle yazmıştı:
Bir zamanlar Çerkeslerin en çok ekilebilir arazileri, avulları ve meyve bahçeleri vardı şimdi topraklar çalılarla kaplandı, onarıma muhtaç ve yeni sahiplerine hiçbir gelir getirmiyor.
Bu araştırma gezilerinin sonuçları konusunda birkaç kitap yayınlandı fakat bunlar arasında en iyisi İ.N.Klingene ait olan ve artık nadiren bulunabilen : ”Soçi bölgesinin ekonomik temelleri.”
Tanınmış tarım uzmanı üzüntülü itirafında derki: ”Ülkenin aborjinlerini (yerlilerini) sürgün ederek,3000 yılda biriktirilen kültürü ve ancak aborjinlerin (yerlilerin) güçlü ve deneyimli elleriyle ehlileşen doğayı 30 yılda canavarca-barbarca bir güçle öldürerek, üzerimize ağır ahlaki sorumluluk aldık.
Başta yazdığım toponomilere (“Sakin”,”Rahat”,”Düzeltilebilen”,”Sağlam” ve benzeri) geri dönecek olursak, izninizle şu tahminde bulunayım: pozitif duygular uyandırması gereken bu isimler, yeni yerleşimcilerin Batı Kafkasya’ya yerleşme sürecindeki adaptasyonun zorluğunu yansıtıyor. Yeni çevrenin hem ekonomik hem de derin psikolojik olarak sahiplenilmesi, duygu prizmasından geçerek gerçekleşti.
Neflyaşe Naima
Çeviri: Huaj İbrahim
Cherkessia.net
Kaynak: www.elot.ru -18.08.2011
Dipnotlar:
(*) Avul : Köy- Kafkasya’daki köylere verilen ad. Sadece Ruslar değil Kafkasya halklarının tümü köylere avul demektedir.
(**) Stanitsa: Köy-Kakafkasya’da savaş sonrası yerleştirilen Kazak köylerine verilen addır
(***) Çeviride kişisel bakış açımı yansıtmamış olmak isterdim fakat “fetih” ve “işgal” kelimeleri arasında seçim yapma zorunluluğu doğduğundan yazarın kişisel bakışaçısını baz alarak “işgal” kelimesini tercih ettim.
Yazara ve çeviriyi yapana içtenlikle teşekkürler... Evet hiç bir şey unutulmamalı, ancask her şey için ''intikamcı'', ''dar açıdan'' bakıp, tek yanlı çözümler, son çözüm olmayabilir.... Elbettede dersler, önümüzü görmek ve en doğru, en geniş, en demokratik, ev barışcıl ve en kalıcı yöntemlerle çözümler üretilebilir; Şimdi insanların ellerinde daha geniş, daha kapsayıcı, daa enternasyonal, daha hukuksal yollar var... Ve bu yollar hiçde haklarımızdan vazgeçmek için değil, HAKLARIMIZ için varlar, ve bizlerin o ilkeleri - yolları- bulmamızı, uygulamamızı ve geliştirmemizi bekliyorlar...
02 Eylül 2011 Cuma Saat 14:24Çok çok önemli bir tespit,"Kuzey Kafkasya’nın trajik işgal(***) tarihini hatırlatan 'tek bir toponimin' varlığı bile, 150 yıl sonra yani bugün, tarihi boş bir kelime olarak görmeyenlerin torunları için günlük hayatın rahatsız edici bir parçasıdır. Bilindiği gibi Avrupa kültürlerinden farklı olarak, Kafkasya’da, tarih (sıkıntı duyarak) hissedilir.
Burada zaman farklı bir ritme, düzene ve uzunluğa sahip. Burada 'dün' meydana gelen şeyler şu anda, şimdi, olmuş gibi algılanır."
Kapatılmadıkça defter, daima sorunlar içten içe kanayacak.
Oysa içtenlikle sorunların haledilebileceğini, çözüm yolları bulunabileceğini ve adaletin geri gelebileceğini görebilirler.
Çerkes halkının aydınlarının görevi, şiddeti rededen, ancak uyanık ve hazırlıklı olabilmek için mücadeleyi sürdürmektir.
Çerkes sorunlarına akıllı çözümler sunabilmenin tek yolu tarafların tek yönlü çözüm önerileri değildir.
Ve Çerkes aydınları çözüm önerilerinde şunları dikkate almalıdırlar: Evrensel kaidelerin dikkate alınması, uzun erimli plan ve projeler yapılması, halkların geleceğini aydınlatan alabildiğince nesnel ve pozitif çıkartımlar yapılması.
Sanırım yavaş yavaş bu noktaya doğru yürüyoruz.
Makale başında ki profil fotoğrafda kültürlü gözleri ve aydınlık yüzüyle bize bakan Naima Neflyaşe olmalı.
Huaj İbrahim' in çevirisiyle karşımıza gelen Adıge entelektüelini uğraşısı açısından (kimdir, ne konuda yazar) kısa bir giriş yazısıyla tanımayı isterdim bir okur olarak öncelikle not düşeyim.
Yer isimleri orada yaşayan otoktan halklar için aidiyeti simgeliyor.
Peki o zaman siyasetler coğrafyayı altüst ettiğinde o halkın da kalbinden hayatından sökülüp atılabiliyor mu?
Atılamıyor. nesilden nesile o tarihsel travmatik yaralanma devam ediyor.
Zass'ıyla Lazarev'iyle trajik savaş tarihi insanları incitmeye hala devam ediyor. Yaralar usulca kanıyor.
Lanet olsun işgalcilerin isimlerini anıtsal ad olarak ÇERKESYA ya yerleştirenlere.
Eline sağlık Huaj İbrahim. Bizi tarihsel trajedileri yeniden yorumlamış insanlarımızla tanıştırdığın için.
Tlı'tanığaçe...