


Yavaş Etkili Zehir
Çerkes soykırımını geçmiş çağların trajedisi olarak görenler çok yanılıyor. Uzak geçmişte kalan soykırım, yavaş etki eden zehir misali, Çerkes halkının (etnosunun) ulusal dirilişine ve konsolidasyonuna zarar vermeye devam ediyor.
Ne Kaberdey-Balkar ve Adıge Cumhuriyeti yüksek devlet yetkililerinin Kremlinden soykırımın resmen tanınması talepleri nede medyadaki geniş propaganda kampanyası gerekli etkiyi gösteremedi. Tanınmış fabl’ın sonundaki ana fikri hatırlayalım: Öküz arabası hala yerinden kımıldamadı.
Dahası son zamanlarda bazı politikacıların sancılı “Çerkes Sorununu” çözümü tartışmalarını en banal biçimde pıhtılaştırma yoluyla kapatmaya çalıştıklarını gözlemliyoruz. Zaten huzursuz olan Çerkes cumhuriyetlerinde gerginliği tırmandırmanın anlamı yok denebilir ve ne yazık ki artık Çerkesler arasında bu pozisyonun destekleyen insanlarda var.
Ancak geleneksel bilgelik, keskin kenarlardan kaçınma arzusu onları yuvarlak yapmaz tam tersine daha da keskinleştirir,der.
Çerkesler “Yasadışı”
Çerkes Soykırımı sorunu konusunda kendi tutumunu belirlemek için, Kremlinin propaganda yemini yutmayıp, gerçeklere dayalı mantıklı çıkarımlar yapılması çok önemli.
Soykırımın tanınması fikri, öyle cebe konulabilen, bardağa doldurulabilen veya paketlenebilen bir fikir değildir. Bu tanımın pratik faydalarını anlamak için holokost gibi bir olguya bakmak yeter. Yahudilerin, holokostu kabul ettirme başarılarından dolayı hala Almanya’ya yerleşme, ücretsiz konut ve yaşamaya fazlasıyla yeterli sosyal ödemelere hakları var. Bu, aynı soykırımı yaşayan Çerkeslerin durumu ile taban tabana zıt bir durum.
22 Haziran 2006 yılında Rusya devlet başkanı, yurtdışında yaşayan yurttaşların Rusya Federasyonu’na dönerek gönüllü yerleşmelerine yardımcı olacak önlemler konusunda bir kararname imzalamıştı. Fakat ne zamanki “Rusya’nın diasporada yaşayan yerli halklarının vatanlarına dönmeleri ve devletten mali destek almaları” konusu ile ilgili mevzuata eklemeler yapıldı , kararnamenin Çerkesler için yazılmadığı anlaşıldı. Rusya etnik gruplarından herhalde bir tek onlara, bu şekilde döndüklerinde kimsenin destek verme niyetinde olmadığı belli oldu.
Çerkeslerin Kafkasya’daki varlığını görmeme isteği konusunda şu anki demokratik başkanlar, imparator ve sovyet genel sekreteriyle aynı fikirde birleşiyorlar. Çok mantıklı çünkü bahsi geçen yöneticiler için ideal vatandaş her zaman uşak ruhlu olmalı fakat Çerkesler geleneksel olarak özgürlük aşığı ve savaşçı yiğitlikleriyle bu kalıba uymuyorlar.
Bu nedenle çoğu zaman Çerkes soykırımına bakış açısını belirleyen unsur, inanç değil o yada bu kişinin sosyal statüsü.
Kişi iktidara ne kadar yakınsa böyle bir soykırımın tanınmasına taraftar olma olasılığı o kadar düşük.
Bu arada, kendini yurtdışında bulan Çerkes diasporasının başka halkların arasında yaşıyor olması sonucunda kaçınılmaz olarak eriyip, lime lime karışması, bu sorunun acil çözüm gerektirdiğini gösteriyor.
“Сэ сыадыгэщ “ (Ben Adıge’yim)
Yurtdışındaki Çerkeslerin , gezegenimizde var olan tüm Çerkeslerin % 90'ını oluşturduğunu hatırlamakta fayda var. Çerkeslerin dünyadaki toplam nüfusunun 9-10 milyon civarında dalgalandığını, Rusya Federasyonunda ise 800 bini geçmediği göz önüne alındığında, yurtdışındaki Çerkes diasporasının kaderi Çerkes ulusal dirilişinin ana faktörü olduğu görülür. Sonra diasporadaki “yurtseverlik” düzeyinin henüz daha çok yüksek olduğu ve Kafkasya’ya dönme hayalinin birçoğu için hayatın anlamı olarak görüldüğü de unutulmamalı. 'Sesıadıgeş'(Ben Adıge’yim) ifadesi vatanlarından koparılmışların çoğu için hayatlarının ana sloganıdır. Ve belki de Kuzey Kafkasya’da yaşayan yurttaşlarından daha çok seviyorlar topraklarını. Burada, gündelik basit kural olan “en değerli şey şu anda elinde olmayandır”, işliyor.
Fakat Rusya’nın iktidar yapıları, soykırımın tanınmasına ve diasporadaki Çerkeslerin vatanlarına geri dönüşüne izin vermemeyi, kendilerine yön olarak seçtiler. Bu yüzden kremlin ideologlarının çizdikleri, sakin ve gevşemiş rengarenk dekorasyonunun arkasındaki saklı olan gerçeği anlamak gerek.
Moskova Çerkes Sorununu Nasıl Çözüyor
Tüm bu dekorasyonların doğasını anlamak için, Moskova’da Çerkes sorununun hangi metotlarla çözüldüğüne bakmak yeterli. Kafkasya’da ancak güce saygı gösterilir ve bölgenin huzura kavuşturulması ayrılıkçıların acımasızca, aşağılayarak ve fiziksel imhaları diapazonu arasındaki yöntemlerle, bastırılmasıyla mümkün diyen yerel politikacılar, stratejilerini saklamadan her köşe başında borazanlığını yapıyolar.
Kafkasya’da Çerkes dirilişinin önde gelen temsilcilerinin öldürülmesi artık olağan hale geldi.
Bu cinayetlerin sırrını çözebilmek için tüm soruşturma malzemelerini incelemek gerekir ki ondan sonra resmi yetkililerin versiyonu kabul veya red edilebilsin.
Böyle bir imkana sahip olmadığımıza göre ancak aysbergin görünen kısmıyla yetindiğimizde bile, Moskova’nın Çerkes sorununu çözme planları hakkında kesin kapsamlı bilgi edinmiş oluyoruz.
Rusya, Soçi’de olimpiyatlara ev sahipliği hakkını elde ettiğinde Kremline oldukça sadık Çerkes örgütleri Çerkes ulusal destanlarından hayvancıkların, simgelerde kullanılması konusunda spordan sorumlu yetkililere ricada bulundular.
Zaten Soçi şehrinin imparatorluk ordusu tarafından neredeyse tek tek öldürülen Çerkes halkının-Ubıhların kemikleri üzerine kurulu olduğu hiç kimse için bir sır değil.
Fakat bu tamamen mantıklı ricayı bile Moskova görmemezlikten geldi çünkü küçük bir taviz vermek büyük tavizlere umut vermek demek.
Kremlinin global politikada, olimpiyatları düzenleme hakkını kazanmasıyla, elde ettiği başarı yerel olarak ciddi bir yenilgiye dönüştü.
Ubıh trajedisinin yaşandığı yerin ortak eğlenceye ev sahipliği yapacak olması gerçeğinin idrak edilmesi Kafkasya’da ciddi protestolara sebep olduğu gibi Çerkes uyanışına da katkısı olmuştur.
İşte o zaman mevcut hükümetin propagandacıları, neredeyse Çerkes kökenini hatırlama cesareti gösteren herkesi “ayrılıkçılar” sınıfına koyarak, enformasyon savaşı başlattı.
Bu savaşta Moskova tarafından kullanılan yöntemler soykırım çağında gözlemlendiği gibi kanlı değildiyse de, daha az bayağı ve iğrençte değildi.
Çerkesler Konusunda “Uzman”
1Eylül 2010 tarihinde “Komsomolskaya Pravda” (KP)gazetesinde, akılda kalıcı “KP soruşturması: Soçi’den Azak denizine kadar olan Büyük Çerkesya’ya kimin ihtiyacı var” başlığı adı altında bir makale yayınlandı.
Materyal şöyle başlar: “KP'nin özel muhabir Daria Aslamova, tüm Krasnodar bölgesi yanı sıra Kuzey Kafkasya’dan 2-3 cumhuriyeti de Rusya’nın elinden alma çağrısını yapan kuruluşların ve Büyük Çerkesya isimli yeni politik projenin arkasında kimlerin olduğunu açığa çıkarmayı çalıştı. ”
Başlığa baktığımızda, bize sunulan özel muhabirin emeğiyle yaratılmış ciddi bir araştırma söz konusu (yani yukarıda bilirtilen tüm konularda da uzman).
Şimdi birde yazarın soyadına bakalım.
“Çılgın Gazetecinin Notları”
Makale sahibi, karakterleri konusunda şüphe uyandıran yazılarıyla ünlenen Darya Aslamova. Onun kaleminden çıkan kitaplar “ Kötü Kızın Notları “ ve “Çılgın Gazetecinin Notları “.
Şimdi aynı şahıs Çerkes sorununu araştırmaya başladı. Fakat Aslamova, kendisine biçilen role tam alışamamasına rağmen yinede yerini perçinlemek için hafif romanlarında kullandığı oynak dille “tarihsel-etnografik” araştırmasını yazdı.
Madam, aynı stilde Çerkeslerin ulusal karakterini tanımlamaya karar verdi:
Yerli halk kaba, güneşten yanmış, gururlu, kedi gibi, törenlere gerek duymayan, hemen sen'e geçen, çabuk alevlenen yanıcı bir maddeyle kaplı, sert mizaçlarını her yere taşırlar özelliklede politikaya.
Ve bütün bu saçmalıklar tüm dünyada misafirperverliğiyle ünlü insanlar için söylenmiş.
Eğer Aslamova’nın “eseri”, popüler bir gazete tarafından “yetkili” ve de “uzmanın” görüşü gibi gösterilmeye çalışılmasaydı, bizde tabi ki yazının psikopatolojik özelliklerini bu kadar ayrıntılı tartışmazdık.
Bunun belirgin olarak politik bir sipariş olduğunu anlamak zor değil: Aslamova gibi iğrenç bir kişiliği tartışma alanına dahil etmek gerekiyordu ki bu global tartışma palyaçoluğa dönüşsün.
Kültürel Soykırım
Kafkasya’daki mevcut durumu kavramaya çalıştığımızda, Çerkeslere kültürel soykırım uygulandığını, dillerini geliştirmelerine engel olunduğunu, uzak ve yakın yurtdışından vatanlarına dönmelerine izin verilmediğini, ulusal onurları ise ara verilmeksizin aşağılandığı üzücü sonucuna varıyoruz.
Fakat sızlanmak Çerkes’in kaderinde yok. Ve her şey ilk bakışta göründüğü gibi iç karartıcı değil.
Rus politikacılarının, her ne pahasına olursa olsun ulusal dirilişi durdurmak için harcadıkları tüm çabalar, sadece bu dirilişe duyulan patolojik korkunun göstergesi.
Ve bu dirilişi durdurmak, uzun zamandır yerde yatan karı eritecek olan baharın gelişini durdurmak kadar, gerçekçi değil.
P.S. : Belarus’da kurulmuş olan bir işletme, Çerkes kültürünü ve tarihini aydınlatıcı temalar içeren sınırsız sayıda, kitap, poster, takvim ve benzer edebiyat ürünleri basmaya hazır. Bunlara Rusya’da sansüre takılan eserlerde dahildir.
Yazar Hakkında (otobiografi)
Çerkes bir ailede doğdum fakat çocukluk anılarımda mutluluğa yer yok. Ailem için korkunç günde olan biteni anlamak için henüz çok küçüktüm ve ancak çağırımsal görüntüler düzeyinde belleğimde kaldı. Uzun yıllar sonra ailemin öldürüldüğünü benimde onların kaderini paylaşmaktan kıl payı ve mucize eseri kurtulduğumu, erken çocukluk dönemimde yaşananları özenle bir sır gibi saklayan beni Belarus’a kaçırıp evlat edinen çiftten öğrendim. Beyazruslar arasında yaşadım ve büyüdüm, şifonyerimi süsleyen iki kırmızı diplomam ve iki prestijli mesleğim oldu: Avukatlık ve Gazetecilik. Profesyonel kariyerim oldukça başarılı gelişti ve Belarus’un en prestijli gazetelerinin redaksiyonlarında çalıştım.
Mutlu olmam için her şey vardı fakat mutluluğun kendisi yoktu çünkü acı bir biçimde çevremdeki insanlardan farklı olduğumu ve vatan denilen şeyin eksikliğini hissediyordum.
Oysa yaşlarına, statülerine ve eğitim düzeylerine bakmaksızın yurttaşlarımla yaptığım sanal sohbetlerde bile beni onlara bağlayan ne kadar çok şeyin olduğu hemen anlaşılıyordu.
Böylece bilincim şekillendi ve hayattaki yerimi anladım.
Bilgimi ve tecrübemi en iyi şekilde halkımın yararına kullanmaya gayret etmeye başladım.
Bunu başarmışa benziyorum, şu anda yaptığımda o, Belarus’da Çerkeslerle ilgili literatürleri geniş kitlelere ulaştırma fırsatını kullanıyorum.
Сэ мыгувэу си Хэку сыкIуэжынущ!
Ben Yakında Vatanıma Döneceğim!
SERGEY NAVOYEV, Belarus
Kaynak: kaynak:www.elot.ru- “Kaberdeyin Sesi” gazetesi № 6-Temmuz 2011
Çeviri: Huaj İbrahim
Cherkessia.net
sağlam bir aydın profili.
Wopsaw Novayev !
wori wopsaw Huaj İbrahim !
Sergey`in drami 20.yuzyilda oynanmis. 19.yuzyilda ise benzeri drami milyonlar yasamis.
Çerkes ulusal uyanişi her şeye rağmen bir ritm tutturmuş büyüyerek ilerliyor.
Bir milllet ayaga kalkiyor.
Evet ! SERI SI ADIGE !
Etkileyici bir çeviri. İbrahim bey devamını bekleriz.
Bu arada sayın Hakaşe, ben de bir okur olarak sitede çevirilerin okumaya yetişemeyeceğimiz kadar çok olmasını isterim ama Gülcan Altan ve diğer bahsi geçen köşe yazısına ıvır-zıvır demek biraz haksızca.
Ulusal basında bilgi sahibi olmayan magazinel kişiler bile olsa, Çerkesler için yanlış şeyler söylüyorsa bu haber değeri taşır. Haberin farklı çevrelerden bir çok kişinin ilgisini çekmiş olmasıda bunun kanıtı. Diğer köşe yazısıda yazarın kimi dayanaklarını saklı tutarak yapmış olduğu bir tasarrufudur. Eleştiriler ve karşı cevaplar hala gündemdedir. yaşar görürüz.
siteyi tırnak içinde de olsa henüz yeterince ''şımarık'' bulmadığımı söylemek isterim.
iyi akşamlar.