Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Asran Höyüğü: Öykü ve Gerçek
17 Ocak 2011 Pazartesi Saat 23:52
Krasnodar Barajı inşa edilirken Veçepşıye dışındaki köylerin hepsi yerlerinden kaldırıldı ve Adıgekale kentine göç ettirildi. Baraj su ile doldurulurken, su dalgaları şiddetlendi, dik/milli yamaçları ve üzerindeki eski köy yerleşim yerleri sert dalgalarla aşındı, yıkandı ve toprak dalgalar tarafından taşındı.

Gümüş kepçe

Psekupse (Псэкъупсэ;Psequpse) güzel/uysal bir ırmak: Fazla geniş değil, hızlı akışlı da değil, suları, iki yakasındaki  söğüt ağaçları arasından süzülüp Krasnodar Barajı'na ulaşır ve oraya dökülür. Irmağın iki yakası üzerindeki düzlüklerde yerleşmek ve toprağı ekmek istersen, oralarda hemen her türlü ürünü yetiştirebilir, yüksek verim de elde edebilirsin, bereketli bir yerdir orası. Çok çok eskilerden, Taş Çağı döneminden beri, Psekups boyları insanların barındığı, geçindiği bir yer olarak gelmiştir, bu nedenle Adıge ulusunun mirası olan arkeolojik yapıtlar, kurganlar/höyükler, eski mezarlıklar ve ibadet yerleri de bolca ve çok sayıda  bulunur bu yörede. Bjeduğ köylerinin Veçepşıye, Şıhançerıyehable, Kazanıkoyaç'e ve Şebenehable'nin yaşamı, geçimi bu yerlerin ürünlerine bağlıydı.

Krasnodar Barajı inşa edilirken (1), Veçepşıye dışındaki köylerin hepsi yerlerinden kaldırıldı ve Adıgekale kentine göç ettirildi. Baraj su ile doldurulurken, su dalgaları şiddetlendi, dik/milli yamaçları ve üzerindeki eski köy yerleşim yerleri sert dalgalarla aşındı, yıkandı ve toprak dalgalar tarafından taşındı. Aşındırılan ve süpürülen dik yamaçların boylarında,daha önceleri varlığı hiç fark edilmeyen çok bol miktarda arkeolojik yapıt da ortaya çıkmış oldu.

1978 yılında kendi köyüm Tevıyhable'den (Тэуйхьаблэ)  başlayıp Tevçoj rayonu sınırlarına değin uzanan ırmak kıyılarını araştırmıştım. O arada arkeolojik merkezleri/yapıtları bulup bir bir işaretledim, Kazanıkoyaç'e köyünün bulunduğu sırtın bittiği yere ulaştığımda, ortalığa saçılmış çok sayıda insan kemiği ile karşılaşmıştım. Kemikler dışında değişik el işi eşyalar, kapkacaklar, silahlar ve süs eşyaları da bulunuyordu o yerde. Bu yörede en az 5000 yıldan  beri ölüler gömülmekteydi, bu durum, sonraları, değişik dönemlere ait el işi ürün ve eşyalarla da kanıtlanmıştı.

Bulduğum şey, çok büyük bir eski mezarlık yeriydi. Bu yerden ve başka yerlerden elde ettiğimiz değişik malzeme ve eşyaların tümünü, Adıge Yerel Tarihi Müzesi'ne, Maykop'a götürmüştüm. Psekups'ta bulduğum şeyleri çok ilginç bulan Levpaç'e Nurbıy (2), o eşyaları bulduğum yeri kendisine göstermemi istedi.

1 Eylül 1980 günü birlikte Kazanıkoyaç'e köyünün eski yerleşim yerine gittik. Köy sınırları içinde bulunan yerlerde ve çevrede araştırmalar yaptık. Aynı gün köyün batısında, Psekups Irmağı kıyısında bulunan, ama gözümden kaçmış olan ve Maykop kültürü kapsamına giren  eski bir yerleşim yeri Levpaç'e Nurbıy tarafından ortaya çıkarıldı. Bu bulduğumuz ve ilk incelemelerini birlikte yaptığımız eski mezarlıklara “Eski Psekups Mezarlığı” adını verdik. Mezarlık, “SSCB Arkeolojisi” adlı 20 ciltlik yayında o adla yer aldı.

O gün, Proto-Meot (протомыутIэ), Meot (MыутIэ) ve Orta Çağ yüzyıllarına ait birkaç ölü kemiğini incelemiş ve bilinenlerden farklı malzemeler/eşyalar bulmuştuk.

Şıthale (Beloreçensk) kültürü kapsamına giren eski bir mezarlık

Mezarlığın doğusundaki yerleri araştırarak ırmak boyunca ilerlediğimiz bir sırada, dik yamacın üzerinde bir yerde yanyana/bitişik iki höyüğün (oşha) karşısında bulduk kendimizi. Biri üç metre, diğeri bir metre yüksekliğindeydi. Buraya uzak olmayan bir yerde, düzlükte  de birbirinden ayrı ve birbirine mesafeli bir yerde, birbiriyle yaşıt olan, ama fazla yüksek olmayan iki höyük daha görünüyordu. Daha sonra yaşlıların bize anlattıklarına göre, bulduğumuz höyüklerden büyük olanının adı Asran Höyüğü (Асран Iуашъхь), daha ötede kırda olan höyüklerden  birinin adı da Hatko Höyüğü idi.

Yanına gittiğimiz Asran Höyüğü'nün batısında, Asran'a  40 metre kadar uzaklıkta olan bir yerde bir kafatası gördük. Levpaç'e Nurbıy ile birlikte o yeri kazmaya başladık, daha kazıya başlar başlamaz pembe  taşları sarkan (bağlanmış)  altı adet altın küpe bulduk. Yedincisinde değerli bir taş (мыжъуашхъy) altının içine yerleştirilmişti.

Toprağı kazıyıp kafataslarını çıkardıktan sonra ikinci bir  küpe ile yarımay görünümlü ve altın suyuna batırılmış bir bronz saç tokası (шъхьэхэIу) bulduk. Parmaklarda 5 adet yüzük takılıydı: 1 altın, 3 gümüş, 1 değerli taşı bulunan bronz yüzük. Yüzükler içinde, üzerine Arap harfleriyle yazı yazılmış olan  biri vardı, ancak gösterdiğimiz kişiler o yazının Arapça olmadığını söylediler. Genç bir kadının giydiği ve altın iplikli işlemelerle süslenmiş olan  parçalı bir entari de vardı.

Altın ipliklerle işlenmiş değişik desenler de bulduk. Kumaş yüzyıllar içinde yıpranıp dökülmüştü, ancak kumaşın kalıntıları geride  kalmıştı. Bu kumaş, Adıge Ulusal Müzesi'nde bulunan en eski kumaştır.

Ölünün giydiği entaride çok sayıda küçük ve işlenmiş düğme bulunuyordu. Erik gibi uzun, tepesi altın suyuna batırılıp süslenmiş 18 büyük düğme de bulduk.

Bronzdan üretilme kemer tokası, zincire bağlı kaş seyreltme aleti, diş kürdanı (цэлдаI), kulak temizleme aleti, tırnak kesme/temizleme aleti bulduk. Ayrıca küçük bir kutuda   ince bakır ile çerçevelenmiş bir ayı tırnağı, ayrıca üzerinde desenleri olan siyah bir değerli taş da bulduk. Kadının ayağındaki ayakkabılarına dikişle tutturulmuş olan iki küçük toka da kadının ayak bileğine bağlıydı.

Bulduğumuz genç kadının 14'üncü yüzyılda gömüldüğünü anlamıştık. Üzerindeki eşyalardan bunun Şıthale Kültürü dönemine ait olduğunu belirledik. Ardından Levpaç'e Nurbıy ile birlikte, savaşçı ile birlikte gömülmüş, 1,20 metre boyunda, sağlam, ama yüzeyi paslanmış büyük kılıçlar bulduk. Bunlar şimdi Maykop'taki müzemizde sergileniyorlar.

Eski Psekups Mezarlığı'nın kazılması

Moskova'daki Doğu Halkları Sanat Müzesi'nden  heyetlerle Adıgey'den Levpaç'e Nurbıy başkanlığındaki bir ekip 1982 yılında yörede ilk incelemelerini yaptılar. Ardından Levpaç'e Nurbıy, 1989 yılına değin Tarih Fakültesi öğrencilerini, uygulamalı olarak o yörede çalıştırdı. Kazılar sonucu birkaç yüz insan kemiği çıkarıldı, değişik yüzyıllara ve farklı arkeolojik dönemlere ait eşyalar bulundu.

İlk yıl eski Psekups mezarlığında çalışan iki ayrı kazı ekibinde ben de yer almıştım. O sıralarda ırmağın yamacında bulunan anıtları (саугъэт) haritaya kaydetmiş ve mezarlığın yüzölçümünü hesaplamıştık. Levpaç'e Nurbıy ile Aleksey oğlu Ditler Petr (Дитлер Пётр Алексей ыкъо) başkanlığındaki ekip, kazı işlerini yürüttüler. Kazıda, Maykop Kültürü kapsamında yer alan ve bronz eşyaları ile birlikte gömülmüş olan bir avcının kemikleri bulundu. O “avcının mezarında”  bronz silahlarla eşyalar, en büyük höyüklerde bile az, bir kez bulunabilen şeylerden.

Literatüre göre Asran Höyüğü

Eski mezarlığın yakınındaki höyüklerden en ilginç öyküsü olanı Asran Höyüğü'dür. Bu yiğidin adına “Nartlar” destanında da sık sık rastlanıyor.

Meretıko Kasım'ın “Adıge Toponomi/Yer Adları Sözlüğü”nde (Адыгэ чIыпIэцIэ гущыIалъэ) bu höyüğe ilişkin şu bilgi yer alıyor:

“Asran Höyüğü. Kazanıkoyaç'e köyünün doğusunda bulunan büyük höyüğe Asran Höyüğü (kurganı) derler. Anlatılara  göre, burada ünlü/yiğit savaşçılar gömülüdür. Bunlar Moğol ve Tatarlarla yiğitçe çarpışırken can vermiş olan Cedıguj Vışuaşo (Джэдыгужъ Ушъуашъо), Şeğeşuy Neceşu (Щэгъэшъуй Нэджэшъу), Asran ve Adehun'dur (Адэхъун)”.

Kazanıkoyaç'e köyü güneyinde, yakın bir yerde bulunan tepeciğin adı Şınepk'dır (Шынэпкъ), o yere Adehun'un yamacı (Адэхъун инэпкъ) diyenler de vardır. Nart Asran'ın kardeşi Adehun'un buraya gömülmüş olduğu anlatılır.

Zamanla ırmağın yatağını höyüklere doğru genişlettiği görüldü.

37 yıl boyunca Psekups Irmağı, kenarlarını aşındırarak, çökertti, yatağını  yanlara doğru genişletti ve ırmak suyu Asran Höyüğü'nün dibine dayandı, dahası höyüğün eteklerini de aşındırmaya başladı. Bu nedenle  acil bir durum doğmuş, kazı yapılması zorunlu hale gelmişti.

Adıge ulusunun Nart anlatıları (хъишъ) içinde yeri bulunan höyüğün sel tarafından süpürülüp yok edilebileceğini 1998 yılından beri anlatıp duruyordum. Adıge Televizyonu'nda konuya ilişkin, Çerkesçe ve Rusça konuşmalar yapmış, birkaç programa katılmıştım. Sorun, “Adıge maq” gazetesinde de birkaç kez dile getirilmiş, radyomuzda da  birkaç kez konu ele alınmıştı. Asran Höyüğü'nün bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu  Çerkeslere duyurmayı amaçlamış, iş edinmiştim.

Sonunda, Adıge Cumhuriyeti Tarihsel ve Kültürel Eserleri Koruma Merkezi Başkanı Ts'ıp'ıne Rüstem'e (ЦIыпIынэ Рустем), Asran  Höyüğü'nün bir kültürel değer olduğunu kavratmayı başardım. Ts'ıp'ıne Rüstem, höyüğün bir an önce kazılması için girişimlerde bulundu. Asran Höyüğü'nün bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu cumhuriyetimiz üst düzey yetkilileri tarafından da kavrandı ve kısa bir süre içinde gerekli tahsisat çıkarıldı.

Şu sıralar cumhuriyetimizin bütçe olanakları çok yetersiz, bunu dikkate aldığımızda, Adıge Cumhuriyeti Hükümeti ile Kültür Bakanlığı'nın, yine de bu görevi üstlenmiş olmaları gurur verici ve bizi son derece sevindirmiş oldu.

Bu arada Almanya'da yaşayan Vıcıhu İhsan'ın bu ilginç kurganları/höyükleri kazmamızı önerdiğini de belirtmeliyim. Asran Höyüğü'nü kendisine anlattığımda, Vıcıhu İhsan, bu iş için ne kadar bir para gerekeceğini sormuştu. Ben de Adıge Cumhuriyeti Tarihsel ve Kültürel Eserleri Koruma Merkezi'ne gidip kazı giderlerinin ne kadar bir para ile karşılanabileceğini sordum. Kazı giderlerinin 140 bin ruble tutacağı söylendi, bunu söylediğimde Vıcıhu İhsan, parayı çok bulmuş ya da birileri tarafından caydırılmış olmalı, bu işten vazgeçmişti.

O olaydan sonra, ona ve dış ülkelerde yaşayan daha başka  Çerkeslere, arkeoloji alanındaki sorunlarımızdan hiç söz etmedim. Bu arada büyük dedelerimizden kalmış olan ve küçücük cumhuriyetimizde bulunan mirasın sadece bize ait bir değer olmadığını da belirtmeliyim. Bu miras, yeryüzündeki tüm Çerkeslere ait olan ortak bir mirastır, bu mirasın değerlendirilmesi işi de, tüm Çerkeslere kalmış olan bir görevdir.

Öyküsünde olduğu gibi Savaşçıya ait olan bir höyük

Sonunda Nart Asran Höyüğü ile bitişiğindeki küçük höyüğü kazdık. Tıpkı eski Nart söylencelerinde anlatıldığı gibi, olayın gerçek olduğunu ve yaşandığını  kanıtlayan bir durumla karşılaştık, bu eski yiğit Adıge savaşçısının kemiklerini ve onunla birlikte gömülmüş olan silahlarını bulduk. Eşyaların yaşı, ilk belirlemeye, kazı heyeti yöneticilerinin ön değerlendirmelerine göre, 14 ve 15'inci yüzyılları kapsıyor. Korkunç bir düşman ordusu, iki kez Çerkeslere çullanmış ve soykırım uygulamıştı.

Çerkeslerin Moğollar tarafından en fazla öldürüldüğü dönem, Çerkeslerin Azak Kalesi (Azov) ile Kuban Irmağı arasındaki yerlerde bulunan otları ateşe verdikleri, Moğolların atlarını yiyeceksiz/aç bıraktıkları dönem olmuştu. Çerkeslere en fazla zarar verenler Özbek Han (-1283-1341-) ile Timur (-1336-1405-) oldu. 1395-1396 yıllarında çok sayıda, yığınla Çerkes -Timur'un askerleri tarafından- katledildi. Büyük bir olasılıkla, Nart Asran da o sıralarda ölmüş olmalı. Eski anlatılarla Nart Asran'ın adını taşıyan ve onun gömülü olduğu höyükte bulduklarımızı bir araya getirdiğimizde, höyükteki savaşçının 14'üncü yüzyıl sonlarında defnedildiği anlaşılıyor. Yeşilimsi renkli testi (къошын) Adıge/Çerkes üretimi değil, Moğolların getirdiği ürünlerden biri, bu eşya sayesinde defin işinin yapıldığı dönemi saptayabiliyoruz.

Kazı heyeti oluşturmak kolay birşey değil

Geçen yıl, 2010 yılında, Adıge Cumhuriyeti Hükümeti kazı işi için 1 milyon 400 bin ruble tahsis ettirmeyi başardı, bunun üzerine hemen bir kazı ekibi oluşturduk. Arkeolojik kazılar için büyük para gerekiyor, bu bir genel kural. Teknik gereçler büyük para tutuyor, yakıt, kremler, barınma yeri ücreti, işçi ücreti, alınacak malzemeler için ödenecek para, bütün bunlar büyük paralarla yapılabilecek şeylerden. Analizler/tahliller, eşyaların restorasyonu, resim ve çizimler, inceleme işi için Arkeolji Enstitüsü'ne, Moskova'ya gönderilen eşyaların nakliye ücreti için ödenen para da az değil.

Tarihsel mirasına sahip çıkmazsan, mirasın  başkalarınca yağmalanır

İşin burasında yabancı arkeologlarca bulunan malzemelerin çoğunlukla ve yeterince incelenmediğini ve değerlendirilmediğini belirtmemiz gerekiyor. Bu nedenle o eşyaların hangi ulusa ait olduğu gerçeği de açığa çıkarılmamış oluyor.

Kazı heyetlerince çıkarılan malzemeler, çok farklı, bilinenlerin dışında ve çok değerli olan arkeolojik yapıtlar. Başkaları bu değerli yapıtları/eşyaları Adıgelerin ürettiklerini kabullenmek istemiyorlar. Tarihi yeterince yazılmamış olan ulusumuz adına bu kabullenmeme/yok sayma durumu, büyük bir kayba yol açıyor.

Kazı için gelenlerin başındakiler bizim ulusumuzdan olan, yani Çerkes olan kişiler değiller, onlar, Çerkes tarihi konusunda  bizim gibi titiz davranmıyorlar -o yönlü  bir istekleri de yok-. Ellerinden geldiğince hiçbir buluntuyu Adıgelere ait olarak  göstermek istemiyorlar. Bir yapıtın ulusumuza ait olduğunu bilmeleri durumunda bile, o yapıtın bir yerlerden alınmış ya da yağmalanıp getirilmiş bir yapıt olabileceğini söylüyorlar. Bu zihniyet, bu önyargı bize çok büyük bir  zarar veriyor (3).

Her yıl birkaç ekip geliyor ve cumhuriyetimiz topraklarında kazılar yapıyor. Bu son 30 yıldaki deneyimlerimin ışığında şunu söyleyebilirim, o ekipler kültürel mirasımızdan uzak tutulurlarsa, çok daha yararlı bir iş yapılmış olur. Sözgelişi, 1979 yılından beri St.Petersburg'dan gelen bir  ekip, aralıksız olarak Adıgey'de kazı yapıyor, ama çıkardıkları yapıtların herhangi birinin Adıgelere ait olduğunu söyleyen tek bir kişiye bile rastlamadım (4).

Bu yıl St.Petersburg'dan gelen üç ekip Adıgey'de kazı çalışmaları yaptı. Nerelerde kazı yaptılar? Ne gibi yerleri kazıdılar? Ne gibi şeyler çıkardılar? Bu tür çalışmaları izleyen, ne yapıldığını gören, denetleyen herhangi bir Adıge var mıdır? Bulunan eşyaları saptayacak/envanterini çıkaracak tek bir Adıge olsun, niye görevlendirilmiyor? O gelen arkeologların tarihimizi doğru yazacaklarına mı güveniliyor, yoksa bizim  bilemediğimiz daha başka nedenler mi  var? Sorulacak soru çok…Gerçek olan şey belli, o ekipler kendi bilimsel görüşlerine uygun düşecek buluntuları elde etmenin, o amaçla   kazı yapmanın peşindeler (5).

Adıge arkeologlarımız olsaydı, bu arkeologlar, yabancılardan daha doğru ve daha düzgün olarak tarihsel   mirasımızı değerlendirecek ve yazacaklardı. Kimse Adıge delikanlı ve kızlarına arkeoloji eğitimi aldırmayın da demiyor. Adıge Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi arkeologlar yetiştirilmesi amacıyla kurulmuştur. Profesör A.M.Leskov'un bu işin düzenleyicisi olduğunu çok iyi biliyorum. Ulusun gereksinim duyduğu biliminsanı, arkeolog, etnograf ve benzeri meslek dallarında yeterli  uzman yetiştirilmemesinin sorumluları  kimler olabilirler? Biliminsanlarımızın başlatılmış işlerin devamı için gerekli olan genç kadroları  yetiştirmelerini   bekliyoruz, bu işin ne zaman yaşama geçirileceğini ise, bilemiyorum.


Asran'ın kemik kalıntıları değil miymiş o kemikler?

Bir kuşaktan izleyen kuşağa aktarılarak, altı yüzyıldan beri anlatılara konu olan  Asran Höyüğü'nden çıkarılan kemiklerin o yiğide ait olmadığı, kazı ekibi başı tarafından televizyonda açıklanmış bulunuyor. Şaşırtıcı değil mi, ulusal tarihimiz, etnografyamız ve yer adlarımız konusunda üç beş şey bildiği bile kuşkulu olan ve höyüğü kazıncaya değin, Moskova dışına  adım atmamış olan bu kişi, ekip başı, bulgularımızı anında değerlendirmeyi başarmış. Anlaşılan o kişi, o höyüğün anlatısını, o beş köyün, Kazanıkoyaç'e, Veçepşıye,  Şıhançerıyehable ve Şebenehable köyü yaşlılardan çok daha iyi biliyor olmalı ki, o höyüğün Asran'a ait olmadığını bir çırpıda “kanıtlayıverdi”. Bulgular birkaç yüzyıl daha öncesi bir döneme ait olsaydı, kuşkusuz, bu bulgular Çerkeslere ait değildir de diyebilecekti.

1982'de eski  Psekupse mezarlarını incelediğimiz sıralarda, komşu köylerden çok sayıda yaşlı kişi yanımıza gelip gidiyordu. Onlar Levpaç'e Nurbıy ile bana,daha önce söylediğimiz gibi, Asran Höyüğü'nü bizzat göstermişlerdi. Bize Asran'ın bitişiğindeki küçük höyüğü soymak için kazı yapanların -kazıyı tamamlayamadan- birilerinden ürküp kaçtıklarını anlatmışlardı. Onların yanına uğrayanlar, soyguncuların neler bulduklarını, yerden çıkarılanlar  arasında bir altın küp/testinin de (къошын) bulunduğunu, soyguncuların testiyi yanlarında götürdüklerini söylemişlerdi.

Asran Höyüğü bitişiğindeki küçük höyüğü de kazıdık, ama birşey bulamadık, kazı heyeti başkanı bunun bir anıt mezar (кенотаф)/boş mezar, uzaklardaki bir yerde ölmüş olan birisinin anısına   inşa edilmiş bir mezar olduğunu söyledi.

Çıkardığımız bulgular

Asran Höyüğü 2,7 metre yüksekliğindeydi. Kazıya başlamadan önce, höyüğün tepesini kuzey-güney ve doğu-güney yönlerinden karşılıklı olarak sıyırdık. Dik yamacın kenarında olan yeri, buldozerin daha rahat çalışması için, o yerden kazılarak indirilen toprağı batı yönüne, ileriye doğru   sürdürdük ve çalışma alanını genişlettik. Höyüğün yüksekliğini  ovanın düzeyine getirdiğimizde, yiğidin tabutu göründü. Buldozerin bir iki kez odun parçalarını sürmeye başladığını görünce, sürücüyü hemen durdurdum. Daha önce, mezara ulaştığımızda işe kazmayla devam edeceğimizi sürücüye söylemiştim. Görmeseydim, buldozer bir kez daha kepçesini yere indirmiş  olsaydı, ceset ve tabut tuz buz olacak, geride incelenecek bir şey kalmayacaktı.

Toprağın içinden, çürüyüp kahverengine dönüşen odunları, kazmalar, küçük bıçaklar ve süpürgeler yardımıyla çıkardık ve temizledik. Tabut 2,3 metre boyundaydı. Ölünün başı batıya dönüktü. İlkin altın suyuna batırılmış ve üzerinde desenler bulunan  gümüş bir kepçe (къашыкъ) bulduk. Kepçenin altından ölünün kafatası çıktı. İşin ilginç olan yanı, ölünün tüm kemikleri dağılıp un ufak olmuştu. Sağlam kalmış olan kemikler, işte o gümüş kepçenin  altına düşmüş olan kafatası parçaları ile birkaç dişi yerinde kalmış olan bir çene kemiği idi. Onlar da, sanırım gümüş iyonlar sayesinde çürümemiş olmalıydılar.

İkinci bulgumuz, tüm dış yüzeyi yeşile boyanmış, biçimi güzel, şık ve usta bir elden çıkmış olduğu anlaşılan bir testi idi. Testi, kulpu yukarıda olacak bir biçimde  ölünün ayak ucuna konmuştu. Defnedilen cengaverin bir metre 20 santim boyundaki iri/uzun kılıcı, kabzası ayak bileklerine dönük olarak cesedin üzerine konmuştu. Okluk (щэбзалъэ) ile  yay takımı (щэбзэщалъэ) yan yana  idi, oklar paslanmış, kaynaşmış üç kat halinde üstüste dizilmişlerdi, sayıları otuz kadardı, bunların hepsi  cesedin sağ tarafına yerleştirilmişlerdi. Okluktan çıkarılmış başka bir ok da, bu okların bir yanında bulunuyordu. Çok paslanmış ve demirden yapılmış olan, çakmak taşına vurup kıvılcım çıkarmaya yarayan bir aletin üzerine yapışıp kalmış ve bükülmüş bir ip de bulduk. Bu ipin yayın kirişi olması gerekiyor. Bronzdan bir kemer tokası ile kemer şeritleri ölünün beli hizasında, toprak ile tabut odunları arasında bulunuyordu. Kama ve bıçak ile  birkaç küçük demir eşya da bulduk.

Bulgularımızın yaşı ile anlatılanların yaşandığı tarihsel dönem tamamen örtüşüyor. Moğollarla Tatarların Çerkeslerle saldırdıkları dönemde, bu bulduğumuz kılıçların benzerleri üretiliyorlardı. Gümüş kepçe ve alımlı testi de altı yüzyıl öncesine (-14'üncü yüzyla-) aitti. Testi bir Altın Ordu üretimi, Adıge üretimi değil. Eşyalar Şıthale (Beloreçensk) kültürü kapsamına giriyor. Böylece, eski anlatının maddi bir temelinin bulunduğunu, bu elde ettiğimiz bulgularla açığa çıkmış oluyor.

Canını ulusu için feda etmiş olan bu yiğit için,ulusu ona yaraşır bir höyük (Iуашъхь) inşa etmişti.Bu yargımız,o höyükte,o yiğit kişi dışında, bir başkasını bulamamış olmamızla da doğrulanıyor. Yiğitce can veren dört yiğidin her biri için ayrı ayrı birer höyük inşa edilmişti. Yakınlardaki diğer iki höyük Cedıguj Vışuaşo (Джэдыгужъ Ушъуашъо) ile Şeğeşuy Neceşu'ya (Щэгъэшъуй Нэджэшъу) ait mezarlar olmalılar. Önümüzdeki yıl onların da kazılmaları bekleniyor. Bu kazılarla öykünün sırlarının daha da aydınlatılabileceği umudunu taşıyoruz.

Asran Höyüğünden çıkardığımız bu yiğidimizin kemiklerini bir araya getirerek paketledik ve Veçepşıye köyü yaşlıları yanında köy başkanı Kuşu İbrahim'e (Кушъу Ибрахьим) teslim ettik. Yiğidin kemikleri şimdi kilitli bir yerde güven altında.

Ulusun kendi yiğidi için ve onun adını taşımak üzere inşa etmiş olduğu bir höyüğü kazı sonucu tamamen ortadan kaldırmış bulunuyoruz. Anlatıda adı geçen bu Nart'ın mezarsız kalmaması için, kemiklerinin belirlenen bir yerde ve bir yiğide yaraşır bir törenle defnedileceği günü bekliyor, o günü görmenin umudunu taşıyoruz.

Asran Höyüğü'nü yitirmememiz gerektiği düşüncesini ortaya atan ve bu işi savunan ilk kişi, yıllardan beri bir müze çalışanı, Çerkes ulusunun sorunları konusunda duyarlı bir kişi olan Dıdı Fatim'dir. Burada kıssadan hisse/yani ders çıkarılması gereken  bir görev vardır: Bu da, bizden sonraki kuşakların o yiğit üzerine olan anlatıları iyi öğrenmeleri ve onun anıt mezarını/anıtkabrini (höyüğünü) ziyaret etmeyi ihmal etmemeleridir.

Kendi ulusumuzun anı ve mirasını kendimiz korumazsak, hiçbir başka ulus onları bizim için korumaz, onlara bir değer de vermez, bunun bir canlı kanıtı da var- İsp evleri (6) ve onlara uygulanan kırım. Eskiden bize ait olan  topraklara yerleşen uluslardan kişiler, binlerce yıl boyunca Çerkeslerin koruduğu ölü evlerinin (исп унэxэp) köküne kibrit suyunu ektiler.  19'uncu yüzyılda varolan 3 bin 500'den çok  İsp evinden geride, kala kala 100 kadarı kalmış durumda. Hep söylüyorum: Başkasının malına kim acır? Eski/kadim tarihimiz ve arkeolojimiz adına kendi üstümüze düşen görevi kendimiz yerine getirmezsek, o işi bizim için yerine getirecek, tek bir kişi bile çıkmaz tüm yeryüzünde.

Asran, ulusal anlatımızın/edebiyatımızın ve tarihimizin içinde yer almış olan biri, o nedenle onun kemiklerinin gömülmesi, insanların onu ziyaret etmeleri ve turistik yerlere yakın bir yerde onun için bir anıtkabir inşa edilmesi çok yerinde bir jest olur.

Kazı ve inceleme ekibimiz (тиэкспедицие) düzgün ve düzenli çalıştı, kısa bir süre içinde yerine getirmemiz gereken işleri eksiksiz yerine getirdi. Bu başarıda höyüğü (tepeyi) düzlediğimizde yapmış olduğumuz dua/ayin töreninin de (тхьэлъэIу) yararlı bir katkısı olmuştur sanırım. Bu son yıllarda, kazıya başlamadan önce, eski Adıge/Çerkes geleneğine uygun olarak, -folklorik düzeyde- bir dua töreni yapıyoruz. Theşh'o (Тхьэшхо;en büyük Tanrı), Vaşho (Уашхъо;Gök Tanrı), Şıble (Шыблэ;Yıldırım Tanrısı  - Cezaları uygulayan Tanrı-), Thağelıg (Тхьагъэлыдж;Tarım Ürünleri ve Bereket  Tanrısı), Mezıthe (Мэзытхьэ;Ormanların, Av hayvanlarının ve Avcıların Tanrısı), Ah'ın (Ахын;Büyükbaş hayvanlar Tanrısı), Psıhoguaşe (Псыхъогуащэ;Irmak sularını/taşkınlarını yöneten Tanrıça), Psathe (Псатхьэ;Ruhlar Dünyasını yöneten Tanrı,Ruhların Tanrısı) ve diğer tanrı ve tanrıçalar adına dualar ediyor, kızı heyetine katılanların sağlığı, havanın elverişli olması, işlerin hızlı ve başarılı sürmesi için bir dua töreni düzenliyoruz (7).

Höyüğü kat kat çökerterek düzlerken, kenarda höyük yüksekliğinde duvar gibi bir yer kalmıştı, bu son bölümü son dakikada yıkmaya başladığımızda, değişik boy ve cinsten birçok sayıda zehirli yılanın yere döküldüğünü gördük. Sayıları yirmiden az değildi ve farklı farklı renkteydiler: Siyah, kül rengi ve sarımsı gibi değişik renkte yılanlar vardı, içlerinde kıpkırmızı renkte olan bir yılan da vardı, sürünerek diğer yılanların arasından çıktı ve uzaklaştı. Yaşlılarımız höyüğü yılanların korumakta olduğunu söylüyorlardı. Kazı boyunca yılanlardan   hiçbir zarar görmedik,biz de içlerinden herhangi birini öldürmedik, gitmelerine izin verdik.

Asran Höyüğü'nü incelediğimizde, anlatıya/tarihe konu olmuş olan birçok şeyin/bulgunun ortaya çıkmış olduğu sonucuna vardık, bütün bunlarla ilgili olarak sorulacak birçok soru belirmiş bulunuyor. Biliminsanlarının bu sorulara yanıt bulacaklarını umuyor ve yanıtlarını bekliyoruz.

Tev Aslan

Adıge Cumhuriyeti Ulusal Müzesi 'nde bilim emekçisi,
Arkeoloji uzmanı,
Adıge Cumhuriyeti kıdemli kültür çalışanı

 

Adıge maq,13 Ocak 2011
Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız

 

Bilgi notları:

(1)-Krasnodar Barajı 1973-1975 yılları arasında inşa edildi,boyu 40,eni  15 km,yüzölçümü 420 km.karedir.-hcy

(2)-Levpaç'e Nurbıy (ЛэупэкIэ Нурбый),Adıge tarihçi ve eski eserler uzmanı,profesör.Birkaç yapıtı Türkçeye çevrilmiştir.-hcy

(3)- -Adıge/Çerkesler gibi 'geri/kültürsüz toplumların' o tür, 'yüksek kültür gerektiren ve yüksek kültürlü uluslara  özgü olan' ürünleri üretmeleri olanaksızdır denmek isteniyor olmalı.Yani Adıgeler 'yabani/vahşi/sıfırdan kişiler'.Son derece zararlı ,yıkıcı ve düşmanca  bir sömürgeci zihniyeti yansıtıyor bu tutum.Adıge kültürünün insancı öğelerini,özelliklerini,örneğin o gibi konularda Adıgelerden daha ileri,demokrat ve daha yüksek  değerleri üretmiş,geleneksel ilişkileri Adıgelerden daha önde olan kaç eski toplum varmış ki yeryüzünde?Rusların durumu neymiş o eski dönemde?Bu sorduklarımıza yanıt aranmalıdır.-hcy

(4)-Bu zararlı ekipler konusunda Adıge Hükümeti ve Xase'ler ne yapıyor,ne düşünüyorlar?Kamuoyunun bunları bilmeye hakkı vardır.-hcy

(5)-Rus ekstremistlerin Krasnodar Kray'da Adıge/Çerkes ve Şapsığ izlerini silme,Adıge/Çerkes tarihine sansür uygulama uğraşılarıyla 'bilimadamı' kisvesi altında gerçekleri gizleyenleri bir araya getirdiğimizde,sanırım kuşkulanmak için yeterli neden ortaya çıkmış olmalı.Bu gibi kişiler,eski Çerkesya topraklarının “Çerkeslerin tarihi yurdu olmadığını kanıtlamak” -O yerleri eski bir Rus/Kazak toprağı' imiş gibi göstermek için bir alt yapı oluşturmaya çalıştıklarını biliyoruz.Gerçekçi Rus tarihçileri bu sakat politikayı eleştiriyor ve kınıyorlar.St.Petersburg ve Moskova'dan gönderilen bu gibi kişilerin Krasnodar'daki ekstremistlerle bir ilişkileri var mıdır?Araştırılmalıdır.

Geçmişte,Osmanlı Devleti'ne dayattıkları 1792 Yaş ve 1812 Bükreş antlaşmaları ile Bağımsız Çerkesya'nın altını oyma amaçlı diplomatik bir alt yapı oluşturmaya başlamışlardı, sonunda 1829 Edirne Antlaşması ile amaçlarına ulaşmış, “Osmanlılardan alınmış bir Osmanlı toprağı” imiş gibi göstererek Çerkesya'yı diplomatik anlamda yutmuş,Çerkesya'yı uluslararası diplomasinin arenasından tecrit edip/dışlayıp kuşatmış,1864'te de soykırım,etnik temizlik ve deportasyon yoluyla öldürücü darbeyi indirmiş,en sonunda da Kafkasya'nın en kalabalık  ulusunu ve en büyük ülkesini yok etmişlerdi.

Şimdi geride kalmış en küçük parça olan Adıgey'i de yok etmenin hazırlıklarını yapıyor ve o faşist planın alt yapılarını döşüyor olabilirler.Bu bakımdan uyanık olunmalı,asla oyuna gelinmemelidir.O türden kişilere denetimsiz kazı izni verilmemeli,üzerlerinde Adıge görevliler tarafından sıkı bir gözetim ve denetim kurulmalıdır.Kaçak kazılara  asla göz yumulmamalı,her Adıgey yurttaşı kaçakçılara karşı seferber edilmelidir.

Yağmalanan şey Çerkes ulusunun tarihsel mirasıdır.

Rusların geçmişte, 50 ve 100 yıllık genişleme politikaları planladıkları ve bunları uyguladıkları bilinmektedir.Bu bakımdan Rus ekstremistine güven olmaz,o insanlar sinsi,bir kobra kadar zehirli ve tehlikelidirler.Rusya'nın artık dışa doğru bir genişleme şansı kalmamıştır.Sömürge çağı geride kalmıştır.Bu bakımdan bir iç,Rusya Federasyonu içindeki etnik toprakları yutma/ortadan kaldırma gibi bir genişleme sözkonusu ve bunun planları,alt yapıları hazırlanıyor olabilir.

Aklı başında Rus yöneticilerin bu türden faşistçe ve beklenmedik  sorunlara yol açabilecek  politikalara destek vereceklerini sanmıyorum.Yine de,her olasılığa karşı tetikte olunmalıdır.

Bu tür kişilere kazı iznini kim veriyor,Maykop mu  veriyor,bilemiyoruz,yoksa Adıge toprağı 'yol geçen hanı' olmuş da,biz mi bilmiyoruz?Herhalde kamuoyunun bunu bilmeye hakkı vardır.-hcy

(6)-İsp evleri için bkz. “İsp evleri”,internet.-hcy

(7)-Eski Adıge Tanrılarının bir bölümü ve yer adları için bkz. “Çerkesya'da Değişik Dinlerle İlişkili Yer Adları”,internet.;Not:Tanrı adlarının parantez içi Türkçe açıklamaları ve tire içindeki eklemeler çevirmene aittir.-hcy

Bu haber toplam 3742 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net