Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gürcistan Nezdinde Çerkes Sorunu: Tarih Devam Ediyor
25 Kasım 2010 Perşembe Saat 12:52
Gürcistan Kuzey Kafkasya politikası üzerine politikalar geliştiriyor. Ulusal Parlamento milletvekillerinden Nugzar Tsiklavuri ülkenin yüksek yasama organının Rusya İmparatorluğu tarafından 1868-1870’li yıllarda Çerkes halkına yapılan soykırımı yakın zamanda ele alınacağını ifade ederek, “Parlamento içinde kurulmuş olan Kafkas Halklarıyla dostluk grubu, bu tartışmayı açmaya hazır. Bu amaçla Parlamento toplumsal kitle örgütleri ve hükümet dışı organizasyonlar ile görüşmelere başlayacak.” dedi.
Sergey Markedonov – Siyaset bilimci, Tarihçi

Daha az iyimser olan “meclis dostluk grubu” temsilcisi, Gürcistan parlamento başkan yardımcısı Rusudan Kervalişvili'ye göre parlamento, çok büyük zaman ve uzmanlık gerektiren çalışmalar içine girmelidir. Bu çalışmalara, değerlendirme yapması gereken birçok insanın katılımı sağlanmalıdır. Kervalişvili'ye göre soykırım çok önemli bir konu ve çok büyük bir sorun. Bu soruna çok dikkatli yaklaşılmalı, çünkü bir devleti soykırımla suçlamak çok ciddi bir sorumluluktur. Bizim bu konularda sonuç çıkarma hakkımız olmalı ki, Gürcü halkı tarihin önünde doğrulansın. En kötü olan şey ise sorunun derinliğini bilmeden birisini suçlamaktır.

Ancak bilinmeli ki, soykırım suçlaması tarihe dayandırılsa da, gerçekte objektif bilimsel araştırmalara dayanmamaktadır. Soykırım suçlaması bilimsel değil, politik bir söylemdir ve bu yüzden siyasal çerçeve içinde değerlendirilmelidir. Gürcistan’da şu anda yürütülmekte olan “Çerkes Soykırımı” tartışması parlamenterlerin (ve hatta politologların) Kafkas savaşı ve sürgüne (Kafkas halklarının Osmanlı imparatorluğuna sürülmesine)  olan özel ilgilerinden kaynaklanmamaktadır. Bu bağlamda Gürcistan’ın en önemli siyaset bilimcilerinden Gii Nodiya’nin açıklamaları bize bir fikir vermektedir: “Ermeni Soykırımının” çeşitli parlamentolarda ard arda kabul edilmesini dikkate alırsak Çerkeslere yapılanlara “Soykırım”  denmemesi için hiç bir sebep yoktur. Tarihçi olmasam da hem Ermeni soykırımı, hem de Çerkes soykırımı iddiaları hakkındaki raporları incelediğimde, Çarlık yönetiminin Çerkeslere yönelik kasıtlı ve sistematik uygulamaları en az Jön Türklerin 1915 yılında Ermenilere uyguladığı zulüm kadar soykırım kelimesi ile adlandırılmayı hak ediyor. En azından bu konu hakkında tartışılacak şeyler var. Ben kendimi bu konularda İsveç veya Polonya parlamentosunun (1915 Ermeni olayları hakkında karar alan) herhangi bir temsilcisinden daha az bilgili olduğumu sanmıyorum. Öyleyse tarihçilerin görüşü olan (Bu konuda Britanyalı bilim adamı Normann Stone’nun birçok yazısı vardır), soykırım ifadesinin siyasallaştırılması, bu iddiada bulunan halklar için olumlu değildir. Fakat bu görüş halkların politik hedefleri söz konusu olduğunda göz ardı edilmektedir.

Geçtiğimiz Mart ayında Gürcistan Parlamentosuna yapılan başvuruda, 19 yy. da Kuzey Batı Kafkasya’da gerçekleşen olayların siyasi ve hukuki değerlendirilmesi ve Çerkes “soykırımın” tanınması istenmiştir. Bu istek doğrultusunda  “Gizli Uluslar. Zaman Aşımına Uğramayan Suçlar: Geçmiş ve Gelecek Arasında Çerkesler ve Kuzey Kafkasya Halkları” konferansında söz alan temsilciler görüşlerini sunmuştur. Muhtemelen bu olay Gürcistan’ın başkentinde düzenlenen diğer seminer ve “yuvarlak masa” toplantıları arasında kaybolacaktı. Fakat konferansın organizatörleri dikkate alınırsa (Jamestown vakfı ve Mihail Saakvaşvili’nin eğitim projesi olan İli Çavçavadze Üniversitesi ) “Çerkes Girişimine” gerekli önemi göstermeliyiz.

Yakin zamanda başlayan Gürcü-Adıge dostluğunun köklü bir geçmişe sahip olmadığını belirtmeliyiz. Çeşitli Adıge (Çerkes) ulusal hareketleri üyeleri Moskova yönetiminin karşı çıkmasına rağmen, 90'lı yılların başında sık sık ayrılıkçı Abhazya ile dayanışma içinde olmuştur. Aynı şekilde bu aktivistler, Dağlı Halkları Konfederasyonu üyeleri (Çerkes liderlerin etkili olduğu) veya KHK (Kabardey Halk Kongresi) Rusya’nın “emperyal” söylemlerini sert bir dille eleştirmiştir. Bununla beraber, Çerkesler, Gürcistan ordusu 1992 Ağustosunda “ayrılıkçılara” ve “Ardzınba rejimine” karşı Abhazya'da operasyon başlatınca “Ellerini Abhazya'dan çek!”  sloganı ile Gürcistan yönetimini protesto etmişlerdi. Adıge nüfusun yaşamakta olduğu Rusya Federasyonu’na bağlı cumhuriyetlerin resmi makamları bile (Kremline daha yakın olmalarına rağmen) Abhazya probleminde kendi “özel yaklaşımlarını” sergilemişlerdir. Savaş sırasında Adıge Cumhuriyeti başkanı Carım Aslan'ın eylemleri ve savaş sonrasında Kabardey-Balkar yetkililerinin açıklamaları ile 2006 yılındaki Kodor vadisi krizi sırasında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Abazin rayonu temsilcilerinin Abhazya'yı ziyareti, bölge liderlerinin Abhazya sorununa “özel ilgisini” göstermektedir.

1992-1994 ve 2005 – Mayıs 2007 yılları arasında Abhazya savunma bakanı (kendisi aynı zamanda başbakan yardımcısıydı) aslen Kabardey olan eski bir Sovyet ordusu albayı ve tanınmamış Abhazya Korgenerali Sultan Sosnaliev’di(1942-2008). Gürcü birliklerine karşı başarılarından dolayı Vladislav Ardzınba tarafından general rütbesi ve Leon(en yüksek madalyası) almıştır. Sosnaliyev Eylül 1993 yılında Sohum’un alınmasında aktif rol oynamıştır. Böylece “Çerkes Soykırımı” projesinin organizatörlerinin amacı ortaya çıkmıştır. Bu konferansın amacı Adıge(Çerkes) ve Abhaz ulusal hareketlerinin arasında bir bölünme yaratmaktır. Bu amacı gerçekleştirmenin zorluğu dünyada tüm Adıgelerin katıldığı ortak bir ulusal hareketin olmamasıdır. Adıge aktivistleri arasında Gürcistan ordusu ve polisine karşı savaşanlar bulunmakla beraber, “İmparatorluk” düşmanları da vardır. Rusya vatandaşları (bunlar arasında devlet memurları ve iyi adamları da vardır) ve diğer devlet vatandaşları da vardır. (ABD, İsrail, Ürdün, Suriye ve AB v.s.) Tüm bu farklı grupları tek bir hareketle temsil etmek sorun teşkil etmektedir.  

İkincisi Gürcistan’ın Rusya’nın zayıf noktasını bulma çabaları hızlanmaktadır. Tiflis Abhazya ve Güney Osetya’nın Rusya tarafından tanınmasının rövanşını almak istiyor. Bunu kendi imkanlarıyla gerçekleştirmesi mümkün değil. Bu yüzden Rusya’ya karşı (Konvansiyonel olmayan silahlar) icat etmektedir ( Türkiye’ye karşı Ermeni deneyimi bulaşıcıdır). Kuzey Kafkasya Rusya için birçok güvenlik açığının bulunduğu bir bölgedir. Fakat Gürcistan’ın gerçek çabası “El-Kaide veya İslamistler ile dostluk değil, Kuzey Kafkasya milliyetçileriyle işbirliğidir. Bu işbirliği tamamen imkansız değildir. Rusya’nın Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde birçok sorunu vardır. Bunlar arasında “arazi sorunu” (özellikle Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde), muhacirlerin torunlarının dönüş sorunu (Özellikle Adıge Cumhuriyetinde), Karaçayların Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinin yönetimine hakim olması, yetkililerin Kafkas tarihinden gelen problemleri çözme konusunda isteksizliği.

Üçüncü olarak, Tiflis yönetimi Soçi 2014 kış olimpiyatlarına engel olmak istediğini hiç saklamamıştır. Birçok Gürcü politikacı ve uzmanlara göre (hem muhalefet, hem de iktidar tarafından)  Rusya’nın ünlü turistik bölgesinde kış olimpiyatları düzenlenecek olması Abhazya’nın geri dönüşümü olmayacak şekilde Gürcistan’dan ayrılması demektir. Bu arada, Soçi sadece önümüzdeki olimpiyatların başkenti ve herkes tarafından sevilen bir tatil bölgesi değil, aynı zamanda Kafkasya tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Tam olarak burada, bu gün Rusya başkanlığının yazlık sarayının bulunduğu yerde, 21 Mayıs 1864’de Kbaade vadisinde Rus imparatorluğunun Cerkesler(Adıgeler) karşısında yarım yüz yıl süren savaşlarda kazandığı son zaferini kutladığı yerdir. Bu arada, Kafkasya’nın doğu bölgesinde (şu anda batı Kafkasya’ya göre daha karışık olan) askeri operasyonlar 1859’da Dağıstan ve Çeçenistan lideri Şeyh Şamil’in teslim olması ile sona ermiştir. Tam olarak 1864 tarihinden itibaren gerçekleşen bu olayları, Çerkeslerin (Adıgelerin) Osmanlı İmparatorluğuna toplu göçünü, Terminolojik ve ampirik olarak bu olayları “Soykırım” olarak yorumlamanın zor olmasına karşın, Çerkes milliyetçileri soykırım olarak tanımlıyor.

Eğer Gürcistan parlamentosu Çerkes soykırımını tanırsa bu bir emsal teşkil edecektir. “Şimdi Gürcistan eskisine göre daha avantajlı konumda ve 2008 savaşından sonra zaten tüm ilişkileri koptuğu için, artık Moskova’nın tepkisinden çekinmesine gerek yok. Bu yüzden niye doğru olanı yapmayalım?” diye Gia Nodiya soruyor. Tabii ki böyle bir kararın alınması dünyanın sonu değil. Günümüzde soykırımla suçlayan ve bunu inkar eden küçük büyük bir çok devlet mevcut. Türkiye aleyhinde 3 soykırım iddasi var (Ermeni, Rum ve Süryani), Azerbaycan yönetimi Ermenistan’ı Azerilere soykırım yapmakla suçluyor. Her durumda soykırım iddialarına (kısmen uydurma olsa bile) maruz kalmamak daha rahattır.

Bu bağlamda Moskova olası karşı tedbirleri şimdiden düşünmelidir. Bunlar arasında ilk olarak dolaylı tedbirleri ele alabiliriz. Rusya ile yakın ilişkileri olan “Ermeni Dünyası’nın” yardımlarıyla, Gürcistan’da Türkiye’ye karşı Ermeni soykırımı konusu gündeme taşınabilir (Gürcistan’daki Ermeni nüfusunun büyüklüğü dikkate alınırsa, Tiflis yönetiminin bu sorunu gözardı etmesi zor olacaktır). Bu tedbirleri devreye sokmadan bile Gürcistan’daki Ermeni diasporası yeterince aktiftir. Ermeni liderleri bu isteği Nisan 2010’da Gürcistan Başkanına iletmişlerdir. Büyük olasılıkla Tiflis’in Ermeni soykırımını açıkça görmezden gelip, Çerkes soykırımını kabul etmesi zordur. (Ermeni soykırımı probleminin Çerkes soykırımından farklı olarak iç siyaset boyutu vardır). Kremlin Kafkasya’daki büyük jeopolitik oyunda Abhazya ve Güney Osetya kartını oynadığına göre ne kadar saçma ve mantıksız gözükse de tüm misillemelere hazırlıklı olmalıdır.

Rusya, Tiflis’teki konferansın organizatörlerinin oltasına takılmamalıdır. Bu girişim bir grup Çerkes milliyetçisi tarafından başlatılmıştır ve Rusya vatandaşı olan tüm Kabardey, Adıgey, Çerkes, Abhaz, Abazin’lerin görüşünü yansıtmamaktadır, ayrıca Türkiye ve Orta doğuda yaşayan tüm Çerkes diasporası da bu konuda hem fikir değildir. Yinede devekuşu gibi kafayı kuma gömüp, dünyayı lanetlemenin Rusya’ya bir faydası yoktur. Rusya siyasetçileri, uzman görüşlerine dayanarak, 19 yy.da kuzey batı Kafkasya’da gerçekleşen trajik olaylar hakkında kendi resmi tezini oluşturabilir. Bu gün Ermeni soykırımının kabulünü talep edenler Ankara’yı bu konuda uzlaşmaya istekli olmamakla suçluyorlar. Aslında, Türkiye sadece siyasi tavizler vermek istemiyor. Fakat Türk yöneticilerinin ve tarihçilerinin suskun kaldığını söyleyemeyiz, tam tersine Türkiye 1915 olayları hakkında kendi tezini üretmektedir. Osmanlı tarihindeki 1915 olayları, “Sürgün”, “Tehcir”, “Katliam”, “İç savaş” gibi yaklaşımları içeren geniş bir aralıkta yorumlanmaktadır. Türkiye’nin kendi tezleri ret edilse, hatta şiddetle karşı çıkılsa bile, alenen savunulmakta ve kanıtlamak için sadece sloganlarla değil tarihi gerçeklerle desteklenmektedir. Niye Kafkas savaşı ve 1860-70 yıllarında kuzey batı Kafkasya’da gerçekleşen olaylar hakkında kendi “Siyasi-tarihi” tezimizi üretmeyelim ? Bu, Gürcü siyasetçilerin bu konuda karar vermesini beklemeden gerçekleştirilmeli.

Sergey Markedonov – Siyaset bilimci, Tarihçi


Kaynak: Politcom.ru
29 Nisan 2010
Çeviri:  Meşfeş’ü  Psefit - Ghujeyko Emrah
Cherkessia.net

Bu haber toplam 1742 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net