


2014 yılında Rusya Federasyonu’nun Soçi kentinde gerçekleştirilecek olan Kış Olimpiyatları tam da Çerkeslerin 1864 yılına kadar yaşadıkları anavatanları Soçi’nin dağlık kesimi olan “Krasnaya Polyana (Kızıl Yayla)”da gerçekleştirilecek. 21 Mayıs 1864’ten itibaren, 1.5 milyon kadar Çerkes anavatanlarından zorla Rus İmparatorluğu tarafından sürgün edilmişlerdir. Bir kısım Çerkes ise anavatanlarında yine dönemin Rus generallerinin emirleri doğrultusunda katledilmişlerdi. Çoğu Osmanlı coğrafyasına giden Çerkeslerin bir kısmı Avrupa’ya ve daha sonraları da Kanada ve ABD’ye göç etmişlerdir. Bu sürgün son yıllarda özellikle diasporadaki Kafkas örgütleri tarafından “soykırım” olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Çerkeslerin bir katliama, sürgüne ve süreç içerisinde de bir asimilasyona uğradıkları acı ve net bir gerçek. Öyle ki, en basitinden bugün Kıbrıs’ta ailesinin kökenleri 1864 sürgününden dolayı Kafkaslar’a dayanan birçok Çerkes bulunmasına karşın, bu insanlar gerek kültürlerini gerekse dillerini unutmuşlardır. Aynı şekilde Türkiye ve diğer ülkelerde yaşayan Çerkesler de gerek kültürlerini gerekse dillerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya...
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte “anavatana dönüş”, “rehabilitasyon” ve bununla birlikte “soykırım” kavramları Çerkes diasporası tarafından daha sık kullanılmaya başlanmıştır... Bununla birlikte Rusya Federasyonu’nun uyguladığı iskan politikası da daha net bir şekilde eleştirilmiştir. Öyle ki, tüm bunların neticesinde, Boris Yeltsin Kafkas halklarına hitaben özür niteliğinde bir açıklama da yapmak zorunda kalmıştır. Yeltsin açıklamasında, kültürlerini ve vatanlarını kahramanca savunmaya çalışan fakat sonunda sürgün edilen Kafkas halklarının yeniden anavatanlarına dönmeleri için çalışmaların yapılması gerektiğini belirtmişti... 1997 yılında ise Temsil Edilmeyen Uluslar ve Halklar Örgütü (UNPO)’nün genel kurulunda “Çerkes soykırımı” kabul edilmiştir... Bunu takiben diğer uluslararası örgütler ve kurumlar çerçevesinde de Çerkes diasporası, Çerkeslerin 1864’ten itibaren uğradıkları katliama ve sürgüne ilişkin dikkat çekmeye çalışmıştır... Bu çerçevede AGİT çerçevesinde bazı girişimler az da olsa yapılmıştır (en azından bugün AGİT raporlarında Çerkeslerin tarihini ve bugünkü durumunu tasvir eden raporlara rastlamak mümkündür). Fakat 2006 yılında Cem Özdemir’in konuyu Avrupa Parlamentosu’nun gündemine taşıması ve bununla birlikte parlamento önünde Avrupa Çerkes Federasyonu’na bağlı Çerkes dansçılarının gerçekleştirdiği dans gösterisi Avrupalıların, Çerkeslerin bugüne kadar yaşadıklarına ilişkin akıllarda az da olsa bir iz bırakmıştır...
Soykırım kelimesi son dönemde sürekli kullanılmakta ve maalesef bu kelime çok rahat bir şekilde siyasi amaçlar çerçevesinde uluslararası ilişkilerde bir koz olarak veya diğer bir deyişle gol atma şeklinde ele alınıyor “Ermeni soykırımı” olayı gibi. Akademik ve hukuksal bir çerçeveden yoksun bir şekilde ve en önemlisi bugünkü siyasi konjonktürü göz etmeden “soykırım” kelimesine saptanıp kalınılıyor... En önemlisi “soykırım” tartışmasına tarih içerisinde taraf olanlardan çok taraf olmayanların daha aktif olması söz konusu...
Esas ana konumuza dönecek olursak, Soçi Olimpiyatları Çerkeslerin yani bizlerin atalarımızın ve anavatanımızın üzerinde gerçekleştirilecek... Krasnaya Polyana’ya giderken dahi bazı köy isimlerinin Çerkesce olduğunu fark edebilirsiniz... Bu bir gerçek... Sanırım bugün diasporanın esas derdi, bu toprakların esas sahiplerinin uğradıkları katliama ve zulme dikkat çekmek... Bu dikkat çekmenin çeşitli yolları var elbette... Bu dikkat çekmeyi gerçekleştirirken “soykırım” kelimesini siyasal alanda sürekli kullanmaya gerek var mıdır? Bu bir sorunsal olara önümüze çıkıyor sanırım... Çerkes diasporasının temel amacı bu noktada ne? Üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi? Sanırım amaç üzüm yemek olsa gerek bu noktada... Kısacası uğranan haksızlıklara, sürgüne ve katliama dikkat çekmek... Bu dikkati çekerken uluslararası politikadaki şartları göz önünde bulundurarak ve halen bugün Rusya’da Ruslarla birlikte Rusya Federasyonu içerisinde yaşayan Çerkeslerin de görüşlerine değer vererek bir politika belirlenmeli... Rusya’nın uyguladığı iskan politikası, çifte vatandaşlık hakkı gibi konular elbette gündemden düşürülmemeli fakat bunları yaparken de Rus akademisyen dostlarımızın, siyasilerinin, sanatçılarının ve aydınlarının da bir şekilde desteği sağlanmalıdır... Kısacası Rusya’yla bir diyalog içerisinde birçok şeyin gerçekleştirilmesi için çalışmalara ağırlık verilmelidir...
2014 Olimpiyatları’nın UNESCO tarafından da koruma alanı olarak ilan edilen alanda yapılması doğa adına beni de endişelendiriyor... Bu konunun takibi sadece Çerkes diasporası tarafından değil, tüm dünyadaki çevreciler tarafından yapılmalı. Olimpiyatların bu safhadan sonra Krasnaya Polyana’da yapılmasına engel olmak sanırım biraz zor, gerçekleştirilmesi güç bir istek ve arzu... Böylesi bir talep yerine, Rusya Federasyonu’yla birlikte bir diyalog çerçevesinde, gerçekleştirilecek olan oyunların açılış töreninde ve daha sonrasında bölgenin otokton (yerel) halkının Çerkesler olduğunu simgeleyen posterlerin ve yayınların yapılmasına ağırlık verilmesi daha doğru olur diye düşünmekteyim...
Günümüz uluslararası ilişkiler konjonktürü içerisinde diyalog ve empati atmosferinin hakim olacağı bir ilişki biçiminin konuya ilişkin kurulması kaçınılmaz gibi gözükmekte... Bu noktada sadece Çerkes halkının temsilcilerinin değil aynı zamanda Rusya Federasyonu’nun da istekli olması gerekmektedir. İç içe geçmiş bir yaşamın gerçekliğinden hareket sanırım gelecek için adımların daha kolay atılmasını sağlayacaktır...
Muhittin Özsağlam
Kaynak: http://www.havadiskibris.com/Muhittin-Ozsaglam/1657/%E2%80%9CCerkes-(z)-soykirimi%E2%80%9D-ve-2014-Soci-Kis-Olimpiyatlari....html