


Hal böyle iken, anlaşılması güç olsa da, Adıge Cumhuriyeti’nde yaşayan farklı uluslar arasında dil yönünden en perişan halde olanı, cumhuriyetin temelini teşkil eden Adıge ulusudur. Bu durum ulusu tedirgin ve huzursuz ediyor. Adıgece yazım kuralları 1938 yılından beri devlet eliyle yayınlanmadı, kitapçılarda bulunmuyor. Sadece AC Sosyal Bilimler Enstitüsü kütüphanesinde bir tane var. İşte bu tek örnek dilimizin sorunlarının çok ağır olduğunu, anadil üzerine çalışmaya temelden başlanılması ve ivediyetle hareket edilmesi gerektiğini gösteriyor.
Ayrıca ona gereken değeri, devlet diline verilen değeri vermez, devlet dili gibi kullanmazsak anadilimizi kaybedebileceğimiz, ulusal ruhun bizi tamamen terk edebileceği gerçeği acı olsa da artık gizli değil, daha açık ifade etmek gerekirse, artık bunun tehlikesi ile karşı karşıyayız.
Biz cumhuriyet Adıge Xase üyeleri anadili korumayı, onu geliştirmeyi, aralıksız çalışılması gereken bir ulusal sorun olarak görüyoruz. Bu nedenle bunun sorumluluğunda olanların, ulusal dile yeterince önem vermemesinin üzüntüsüyle size başvuruyoruz.
Adıgecenin durumu
Bugün arasanız da, ister Rus olsun, ister Türk, ister Arap veya başka bir halk olsun, anadilinde bir şarkı söyleyemeyecek, bir kıta şiir okuyamayacak bir kişi bile bulmak zor olsa gerek. Ancak aradığınız kişi Adıge ise, bilenden daha bilmeyeni bulmak kolay olacaktır şüphesiz. Buna paralel olarak, bir süre bir arada oturup, keyiflenen, coşan Adıge grupların, anavatanlarında Rusça, diasporada içlerinde yaşadıkları ulusun dilinde şarkı söylemeye başladıklarına çokça rastlarsınız. Ya da şanslarına aralarında eski Adıge şarkısı söyleyebilecek biri varsa, ona imrenerek eşlik ettikleri de olur. Kendi dilinde bir şarkı bilememenin ya da şarkıyı söyleyene eşlik edememenin utancını yürekten duyanların da aralarında az sayıda olmadığını görebilirsiniz.
Bu çerçevede Adıgecenin durumuna dair şu tespitleri yapabiliriz:
-Bugün dünyada yaşayan Adıgelerin çoğu Adıgeceyi bilmiyor
-Adıgece bilenleri çoğu okuma-yazma bilmiyor.
-Okuma-yazma bilen azınlığın çoğu Adıgece kitap, gazete, dergi vb. yayınları takip etmiyor.
Bilindiği gibi, bunların temelinde geçen yüzyılların bizlere yaşattığı felaket yatmaktadır. Bu felaket ulusu darmadağın etti; ulusu muhaceret ve anavatan olarak ikiye ayırdı. Muhaceret kanadı sürgün edildiği Osmanlı İmparatorluğu’nun da dağılmasıyla farklı bir çok ülkede yaşar hale geldi. Rusya’da yaşanan politik değişiklikler de, ulusun varlığını koruması için sağladığı imkanlara karşın, yalnız diaspora ve anavatanı değil, anavatanda yaşayanları da bir birinden uzaklaştırdı. Adıgece iki yazı diline sahip oldu.
Ulusal dilimizin sorunlarının çözümünde en temel görev, dikkat edilmesi gereken, her sorunun çözümünde en önemli unsur, politik bakış açısıdır. Bu nedenle Adıgecenin sorunlarının çözümünde en çok öneme sahip olan cumhuriyetimiz, ondan da önce cumhuriyetimizin bağlı olduğu Rusya Federasyonu’ndaki mevcut ve olması gereken halklar politikası, Adıgeceye olan ve olması gereken politik bakış açımızdır.
Herkesçe malum olan, kimsenin de inkâr edemeyeceği gerçek Rusya Federasyonu’nun farklı birçok ulusun yaşadığı bir ülke olduğudur. Tarihi olayların ortaya koyduğu üzere, çok uluslu ülkelerin politikacılarını, ulusal sorunların çözümlerine olan bakış açılarına göre iki gruba ayırabiliriz. Güçlerine nazaran, bir bir grubun, bir diğer grubun bakış açıları ülkede yasa haline geliyorsa da, devir değiştikçe bakış açıları ve ülke yasaları da değişiyor. Bu durum Rusya Federasyonu içinde geçerlidir.
Birinci grubun bakış açısı; ülkenin güçlü olması, ülkede birlik olması için, yasaları; çoğunluk ulusun isteklerinden oluşturmayı öne çıkarıyor. Bu bakış açısı, ulusumuz gibi çoğunluk ulusun geçmişte zarar verdiği otokton halkları da kapsayarak; az nüfuslu halkların haklarını, özgürlüklerini kısıtlamayı, onları değersiz kılmayı uygun görüyor. Kısacası (bu bakış açısına göre) nüfusu az ulusları güvenilmez saymak, baskıyla kontrol altında tutarak yok etmek gerekmektedir. Üzücü olsa da, Rusya’da bu bakış açısını kendine rehber edinen kişi sayısı az değil. Bunların arasında az nüfuslu halklardan çıkan yöneticilerin olması da yürekleri dağlıyor...
İkinci grubun bakış açısı, Rusya Federasyonu yöneticilerinin radyo ve televizyonda çokça söylediği, gazetelerde yayınlanan, ancak bugün hayata geçirilmeyen bakış açısıdır. Bu bakış açısı, yasaların; ülkede yaşayan farklı ulusların düşüncelerinden oluşturulması gerektiğini kabul ediyor. Yasalarla az nüfuslu halkların haklarının korunması gerektiğinin altını çiziyor. Az nüfuslu uluslarla birlikte, ülkede yaşayan her ulusa, ülkeyi kendi evi kabul etme sorumluluğunu da yüklüyor. Bizce de ülkeyi sağlam bir temel üzerine oturtacak olan bu bakış açısıdır. Ülkeyi demokrasi ve insan hakları alanında diğer dünya ülkeleri arasında şeçkin kılacak; ülkede yaşayan her kişiyi, her halkı ülkenin birliğini pekiştirmek, ekonomisini kalkındırmak, ülkedaş farklı ulusların karşılıklı iyi ilişkilere sahip olmaları için canla başla çalıştıracak olan bu bakış açısıdır.
Psikolojik araştırmalar bir insana değer vermemenin, saymamanın ona küfür etmekten, onu dövmekten daha ağır geldiğini ortaya koymaktadır. Daha da kötüsü değer verilmediği halde, değer veriliyormuş gibi davranılması, kendisiyle oyun oynanmasıdır. Ulusları rencide eden de budur. Üzücü olsa da, ulusal dilimizin durumu ile kâğıt üzerindeki yasalar karşılaştırıldığında, “ yöneticiler halkımızla alay mı ediyorlar?” düşüncesi akla geliyor…
Bize bunu söyleten:
RF Anayasası 68. Maddesinin 2. Fıkrasında; Cumhuriyetlerin kendi devlet dillerini belirleme hakkına sahip olduğu, belirledikleri devlet dilinin Rusya Federasyonunun devlet dilinin yanısıra kullanılabilir olduğu, yazılıdır. Adıge Cumhuriyeti Rusçanın yanında Adıgeceyi devlet dili olarak seçti.
RF Anayasası 68. Maddesinin 3. Fıkrasında; Rusya Federasyonu bünyesindeki tüm halkların ana dillerini koruma, öğrenme, geliştirme haklarının garanti altına alındığı, yazılıdır.
RF Eğitim ve Bilim Bakanlığı kararnamesi göre, oturmaz izni olan herkesin çocuklarını bedelsiz okutabilme hakkı olduğu halde, cumhuriyetimiz yöneticileri bunu kabul etmiyorlar.
“AC’nde yaşayan ulusların dillerine dair” isimli AC kararı, toplantılarda iki devlet dilinin de kullanılması, yapılan konuşmaların tercüme edilmesi, iki dilin aynı oranda kullanılması gerektiği çerçevesini çizen kanunu kabul etti. Adıgece de devlet dili oldu…
Adıgece de devlet dili ancak;
-Anayasamızda, devlet başkanın iki devlet dilini de bilmesi zorunluluğunu düzenleme hakkımız yok.
-Adıge Cumhuriyeti’nin eğitime yönelik kararı çerçevesinde; her Adıgenin kendi anadilini öğrenmesi zorunluluğu önerimiz kabul edilmedi.
-Ancak, anadil zorunluluğunun kaldırıldığı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti RF Anayasasını dayanak göstererek başvuru yaptığında, 15 Mart 2009’da RF Anayasa Mahkemesi, anadilin zorunlu okutulması kararını haklı buldu.
-Buna rağmen, parlamentomuz güvenimizi sarstı ve yasayı hala kabul etmedi.
-Yöneticilerimizin kararları iki devlet dilinde yazılıp, yayınlanmıyor.
-İki devlet dilinin aynı oranda kullanıldığı toplantılar çok nadir.
-Ulusların dillerine dair yasanın kabul edildiği parlamentoda Adıgece konuşulmuyor.
-Parlamentodaki iki ekranda da Rusça yazıyor.
-Sadece birkaç saat olan televizyon yayınları; bırakın dünyaya dağılan Adıgeleri, Rusya’nın farklı şehir ve cumhuriyetlerinde yaşayan Adıgelere bile doğru dürüst ulaşmıyor.
-Maykop televizyonu Adıgece yayın yapacak eleman kadrosuna almıyor.
-Şehir girişlerinde, Adıgece yazılması gereken tabelalarda Adıgece yazmıyor.
-Adıgece yayın yapan tek gazete‘Adıge Makh’.
-Çocuk kreşlerinden sadece bir kaçında Adıgece var.
-Adıgecenin olmadığı okul sayısı çoğunlukta.
-1938 yılından beri devlet eliyle Adıgece doğru yazım kuralları kitap olarak yayınlanmadı.
-Devlet eliyle çıkarılan açıklamalı Adıgece sözlük 30 yılı aşkın süredir kitapçılarda bulunmuyor.
-Bunlardan hareketle ülkede, 3 sayfa yazıyı, aynı şekilde yazabilecek 10 kişi bulmak zor.
-Adıgece eğitim alması gerekenlerin daha azına Adıgece eğitim veriyoruz, bunların çoğuna da okuma-yazmayı doğru dürüst öğretemiyoruz.
-Alfabemizde dil biliminin kabul etmediği değişiklikler yapıldı.
-Gramerimizde Adıgecede olmayan kurallar var.
-Dilimizin sesleri, seslileri, sessizleri hala düzgün olarak ayırt edilmedi.
-Adıgecenin iki yazı dilini de bilen bilim adamlarımızın sayısı çok az.
-Bilim adamlarımız Adıgece üzerine değerlendirmeleri Rusça yapıyorlar.
-Okullarda Adıgece için ayrılmış ders sayısı çok az.
-Dil eğitim sistemimiz dil alanında ulusun konumuna uygun değil.
-Adıgece öğrenmeye yardımcı ders kitapları yeteri kadar yok.
-Dil kurulu toplantılarında belli bir periyod yok.
Adıgecenin iki yazı dilinin ortak seslerini aynı harfle gösteren, yazı yazmayı pratikleştiren, bütün bilim adamlarının kabul ettiği Khumaxho Muhdin’in, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 27 Aralık 2001’de kabul edilen projesi, bizim cumhuriyetimizde kabul edilmedi.
Dolayısıyla, Adıgecenin ulusumuzun gurur duyduğu, ulusumuza cesaret veren bir dil olması için yapılması gereken, federal kanunlar çerçevesinde ve yardımıyla eksikliklerin giderilmesidir.
Bunlardan Bazıları:
-Devlet Başkanının iki yazı dilini bilme zorunluluğunun anayasamıza eklenmesi.
-Adıgelerin Adıgece öğrenme zorunluluğu kararının alınması.
-1944 yılında alınan, ulusal dillere dair kararın incelenerek, uygulamaya konulması için çalışılması.
-Dil kurulunun, en az iki ayda bir, belirli kriterler çerçevesinde toplanması, toplantı sonuçlarının bir bülten ile yayınlaması.
-Devlet başkanının genel sekreterinden başlayarak, parlamento milletvekilleri, kurumların resmi yayınlarının Rusçayla birlikte Adıgece de hazırlanması, bunun için kadrolarına çevirmenler alınması.
-Alfabemizin eksikliklerinin giderilerek, standartlara uygun bir sistemle düzenlenmesi.
-Dil bilimciler tarafından oluşturulan ortak Adıge alfabesinin incelenerek, KBC’nde alınan karar gibi cumhuriyetimizde de bir karar alınması.
-Gramerimizin eksikliklerinin giderilerek, dilimize ait olmayan kuralların çıkartılması ve bir kitap olarak yayınlanması.
-Adıgece doğru yazım kuralları ve açıklamalı sözlüğün ivediyetle çıkarılması.
-Mevcut Adıgece eğitim sisteminin çağın ve dil alanında ulusun konumuna uygun olarak düzenlenmesi.
-Okullarda Adıgece iki yazı dilinin de okutulması.
-Adıge televizyonunun yayın saatlerinin arttırılması, kardeş cumhuriyetlerin televizyon yayınlarının bir birlerine ulaştırılması için ortak bir istasyon kurulması.
-Televizyon yayınlarının diasporada yaşayan soydaşlarımız tarafından da izlenebilmesi için gerekli çalışmaların yapılası.
-Adıge radyosuna tüm gün yayın yaptırılması.
-Bilmeyenlere Adıgece öğretilmesi.
-Adıgece eğitim görenlere okuma-yazmanın iyice öğretilmesi.
-Adıgece öğrenmede yardımcı ders kitaplarının kolay bulunur hale getirilmesi.
-Dili ve okuma-yazmayı bilenlerin Adıgece kitapları, yayınları okur hale gelmeleri için çalışılması.
-İnternette, televizyon olanaklarının dil öğrenme amaçlı kullanılması.
-Her türlü toplantıda iki dilin aynı oranda kullanılması. Parlamentoda yapılan konuşmaları çeviren sistemin kurulması.
-Şehir parkları, pazar yerleri, troleybüsler, insanların bir araya geldikleri yerlerde Rusça ve diğer dillerdeki şarkılar gibi Adıgece şarkıların da duyulmasının sağlanması.
-Adıgelerin yaşadıkları ülkelerde RF Büyükelçiliği yardımıyla kurslar açılması.
-Kitap, gazete ve yayınların bir birlerine ulaştırılması.
-Cadde ve sokaklarda bulunan tabela, tarafik işaretleri, pano vs. yazılarının Rusça ve Adıgece yazılması gerekli.
Daha açık ifade etmek gerekirse, bugün ister Adıgelerin dostu olsun ister düşmanı, kimse açıkça “ Adıge dili, ulus dili yaşamasın” diyemeyecekse de, Adıgece’nin yok olmasından memnuniyet duyacakların varlıkları gizli değil. Ayrıca her türlü devlet imkanı sağlansa da, öğrenilmesi ne kadar zorunlu kılında da Adıgece’nin, Rusça gibi gelişmiş bir dil olamayacağı da aşikar. Peki, gelişmiş diller gibi bir devlet dili olamayacaksa, Adıgeceyle uğraşmamızın gereği ney? Adıgeceye nasıl bir değer vermemiz gerekiyor?
Dil ruh demekse eğer, dili olmayanın milleti yoksa, kendimizi bir ulus sayıyor ve federasyonumuz da bizi bir ulus kabul ediyorsa, cumhuriyetin adın Adıgece’den aldığını unutmadıysak, ulusal dilin yaşatılması, geliştirilmesi gereklidir. Dil, şarkı, şiir ulusun gururudur. Dilini duyduğu, müziğini dinlediği andır ulusun her bireyini heyecanlandıran. İşte o zaman sevinir ve gururlanır. Yalnız bir insan olmadığının, diğer uluslar gibi ulus olarak dünyada var olduğunun bilincine varır.
O halde, bu şekilde karşılıklı saygı duyulması değil mi anlaşmaya, güzel ilişkiye ve ülke istikrarına sağlam temel olabilecek olan? Bu saygı somut değilse; güçlü ile güçsüzün, varlıklı ile yoksulun, düşlemediği şeyler kendisine verilen ile arzu ettiği kendisinden uzaklaştırılan; çoğunlukla, çoğunluğun azalttığı haklar arasında sevgiyi korumak mümkün olur mu? Karşılıklı saygının olmadığı bir ülkede uluslar arasında karşılıklı hoşgörü mevcut olabilir mi? Mevcut anlayış ortamı da kaybedilmiş olmaz mı?
Dolayısıyla,
Son olarak tekrar altını çizelim; bir arada yaşayan farklı bir çok ulusça ortak vatanımız Rusya Federasyonu’nun birliğinin temelini daha da sağlaştırmak, ülkeyi daha da güçlendirmek için; halklar arası saygıya, hoş görüye, sevgiye önem vermeliyiz. Anadillerin değerini arttırmak ve onları geliştirmek için federal ve cumhuriyet kanunlarını hayata geçirmeliyiz.
AC Adıge Xase Başkanı
Hapay Arambıy
24 Kasım 2009
Çeviri: Jade Wumar
Cherkessia.net