Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fedz Savaşı 150 Yıl Önce Yaşanmıştı
11 Temmuz 2018 Çarşamba Saat 23:28
26 Nisan 2018, Adıge Mak
 
Sabahın alaca karanlığında horoz sesi köyü ağlatıyor… “Dünyanın kötü yanı yoktur, bir düzeni vardır, fırtına ve iyi hava gelip geçişir sadece”, - derler Adıgeler. Thaşkho (Ulu Tanrı) dünya’ya biçim verir, işler iyi yürürse iyidir denir, o zaman gece gündüz, soğuk ve sıcak, kötü hava ile iyi hava geçişir gider, ancak dünyanın şimdi sürüklendiği yön, iyiye değil kötüye doğru görünüyor. 
 
Mitolojide anlatıldığına göre, yeryüzü koşulları değiştiğinde, toplumun yaşam biçimi de değişir, ama Adıgelerin düşünce dünyası mitolojidekinden biraz farklıdır: Dünya kötüleşir, çirkinleşir, ama bu durum insanların yaşam biçimini kötüleştirmez, insanlar kötü düşünceli iseler, hal ve hareketleri düzgün değilse, bu durum, insanın hal ve hareketini bozar, kötüleştirir. Kötülük kötülüğü doğurur, iyilik de iyiliği getirir, düşüncenin bir gücü vardır, harekette de güç vardır.
 
Yaşadığımız nisan ayında böyle  düşünmemizi gerektiren  üç sorunla karşı karşıya geldik. Bu üç sorunu bir araya getiren ya da bağlayan bağlar var. Kişinin düşünce dünyası ile davranışı, iyi ya da kötü yanı, işte böylesine bir düzlemde yarışır.
 
25 Nisan Adıge Bayrağı Günü’nü yeryüzündeki bütün Adıgeler kutladılar. Bayrağın geçmişine, tarihine, benimsenişine ve yeniden canlandırılmasına ilişkin yayınlarımız var, ben de “Adıge mak” gazetesinde bu konuya birkaç kez değindim. Bayrağımızın yeniden canlandırılmış olması çalışmalarına azıcık da olsa katkım olduğu için gurur duyuyorum. Adıge bayrağını gördükçe göğsümüz kabarıyor, gurur duyuyor, biraz da yakınıyoruz. Ne yapalım, «гушIуагъомрэ гукъаомрэ зыку зэдыкIэшIагъэх» (sevinç ve üzüntü, birlikte, aynı arabaya koşulu bir çifttir) derler Adıgeler, bize daha ileri adımlar attıran da bu düşünce biçimidir…

 
On iki yıldız ve üç ok taşıyan bayrağın altında toplanıp savaşanlar, savaşın sonlarına doğru ikiye ayrılmıştı. Bu durum, Rus İmparatoru II.Aleksandr 1861 yılında Adıgeler arasına geldiğinde ve görüşme  sırasında ortaya çıktı. Konuyu Adıge mak gazetesi okuyucuları biliyor olmalılar, İmparator’un karşısında konuşan iki kişinin söyledikleri gök ile yer arasındaki mesafe gibi birbirinden uzak, farklı olmuştu.
 
İmparatorla ilk konuşan kişi Hacemıko Pşımaf idi (bu kişinin gerçek adını kimse anımsayamıyordu, Abzah Ançoko sülâlesinden olduğu da bilinmiyordu, ancak ona ilişkin ilk açık bilgiyi, kız evladından torunu Hacemıko Ĥınıy [Хьаджэмыкъо Хъыный] verdi, konuyu gerçekçi bir biçimde açıklığa kavuşturdu). Pşımaf, “Yeter artık savaşıp durduğumuz, anlaşalım, birleşelim” dedi. Biraz sonra, olup biten farklı şeyi de açıklayacağız.
 
İkinci konuşmayı  Şuṡeĵıko Śeyıko (ШIуцIэжъыкъо Цэикъо) yaptı. Şuṡeĵıko, “Savaşacağız, atalarımızın yüzünü kara çıkarmayacağız, güneşin altında ağaç topraktan çıkar, büyür, ardından devrilir, ölür, ulusların başına da aynısı gelir, sonumuz geldiyse, - boyun eğmeyi değil- savaşarak ölmeyi yeğleriz” dedi. 
 
Şuṡeĵıko kendi dünya görüşüne göre konuştu. 
 
O an bölünme gerçekleşti (1). Ardından gelen ve olup biten şey biliniyor: İmparator’a olur diyenler dağlardan inip gösterilen yerlere yerleştiler, İmparator’un sözüne güvendiler, ama bu güvenleri karşılıksız kalacaktı, buna daha aşağıda değinelim… 
 
Savaşmayı yeğleyenler katledildiler, sağ kalanlar da Karadeniz kıyılarına doğru sürülerek, açlık ve yokluk içine düştüler, soğuk ve çaresizlik içinde can verdiler, bitkin düştüler, sıtma ve salgın hastalıklardan kırıldılar, ülke dışına sürülenlerin başlarına geleni de daha iyi olmadı. 100 yıl süren Kafkas Savaşı (yazar “Rus-Kafkas Savaşı” diyor) ulusumuzu bitkin düşürdüğünde, darma dağınık ettiğinde, sağ kalan nüfusun sürüldüğü yer Türkiye (-Osmanlı ülkesi-) oldu. Türkiye’ye gitmelerinin nedeni, kovulma biçimi, Karadeniz kıyısında çektikleri çile, azap, Türkiye kıyılarına atıldıklarında başlarına gelen acıklı, can yakıcı durum, bunları, bu çekilen acıları anlatmaya kalkışırsak söz dağarcığımız ve göz yaşlarımız yetmez… 
 
Adıge bayrağının dalgalandırıldığı dönemden yüz yıl sonra Gürcü biliminsanı Simon Canaşia Adıgelerin arasına geldi, ayakta kalmış bir avuç Adıge’nin içinde yaşadı, Abzah, Bjeduğ, Besleney, K’emguy, Kabartay ve Şapsığlarla görüştü. Aguye’ye (-Şapsığe’de köy-) gittiğinde 90 yaşındaki Nepsev Cabarıĵ’ın yanına götürüldü. Cabarıĵ, Defane (Дефанэ) köyünde doğmuştu, Türkiye’ye sürülenlerle birlikte gemiye bindirilmiş, ama kaçmayı başarmıştı. 
 
Zorla sürgüne gönderilenlerin sayısı çok muydu, az mıydı, belli değildi. Cabarıĵ, sürgün öncesi Şapsığ ve Abzah nüfusunun iki buçuk milyon olduğunu söyledi. Sayıyı fazla bulanlar çıkabilir, ama ülkeden çıkış yapanlar (-Türkiye’ye gidenler-) az idiyse, Türkiye’de yedi ya da dokuz milyon gibi tahmin edilen Adıge nüfusu nereden kalkıp oralara gitmiş olabilir? “Yedi yıl boyunca insan kemikleri kıyı boyunca dağılmış duruyordu, - diye anlattı ihtiyar. – Yedi yıl boyunca deniz insan kafalarını karpuz gibi dışarı atıyor, kargalar erkek sakalları ve kadın saçları ile yuva yapıyorlardı. Benim bu gördüklerimi düşmanım bile görmesin” diyor Cabarıĵ.
 
Nisan ayında bir grup olarak Samsun’daydık. Krasnodar Kraylı 20 üzeri kişi ve Adıgeyli 15 kişi oluyorduk. Daha önce Samsun, Sinop, Amasya, Tokat-Erbaa ve Çorum’da da bulunmuştum, birçok Adıge ile karşılaştım, tanıdıklarım, beni tanıyanlar ve hayli bir dost kitlesi ziyaretimize geldi, görüştük, birlikte olduk ve hasret giderdik. İzlenimlerimi “Adıge mak” gazetesinde de yayımladım, uzatmayalım.
 
Ziyaretimize gelenlerin başında Aç’eğu Nurettin (Aćeğu Nurdin) bulunuyordu, Nurettin birçok kez ata yurduna gelip gitmiş tanıdık biri. Yanında Vıbıhlar da vardı (Samsun yakınlarında birkaç Vıbıh köyü de bulunuyor). Samsun ilinin (oblast) bir milyon iki yüzbin gibi bir nüfusu var, bunun en az iki yüz bin kadarı Adıge. Az bir rakam değil. Türkiye’de o kadar çok nüfusu olan yer sayısı fazla değil.
 
Samsun, deniz yoluyla gidilirse, anayurt kıyılarına en yakın mesafede, dört yüz km gibi bir uzaklıkta. Bu nedenle oraya çok sayıda Adıge götürüldü. Bitkin düşmüş insanlar sıtma yüzünden kırılıyorlardı (Samsun kıyılarında çok sayıda bataklık, çürük ve durgun su birikintileri vardı). Burada çok sayıda insan yok oldu, kıyıya boşaltılan binlerce insandan hayatta kalabilmiş olanlar çok azdı. Bu gibi haberleri daha önceleri de duymuş, hayli makale yazmıştım. Ama bizi konuk edenlerden Aç’eğu Faik’in anlattığı şey içimizi dağladı, o nedenle, anlatılan şeyden esinlenerek yazıya yukarıdaki başlığı koyduk.
 
“Sakızlık köyündenim, - dedi Faik. – Adıgeler gemiyle Samsun’a geldiklerinde, bir yıl Samsun kıyı boyunda oturdular, beğenmediler. Ardından Çarşamba’ya gittiler, ancak hastalanmaya, ölmeye başlayınca, Asarcık köyünün üst tarafına gittiler, başka halkların arasına yerleştirildiler. Adıgeler “Dil ve geleneğimizi bu yerde koruyamayız, bize ayrı/ bize ait olacak bir köy veriniz” dediler yetkililere.
 
Sonunda Sakızlı köyünün yeri belirlendi, on beş gün içinde yirmi ev inşa edildi, kadınlar evleri badana ettiler. “Evler hazır, gelin” dendiğinde, eşyalarını ve mal varlıklarını götürerek oraya yerleştiler. O yerde kurban kestiler ve ilk geceyi hep birlikte yeni köylerinde geçirdiler.
 
Sabah erkenden, horoz öttüğünde, köy halkı ağlayarak evlerinden çıktı, Tanrıya dua etti: “Sonunda hepimiz bir köye kavuştuk, şükürler olsun!” – dediler.  Yaşlılarımız atalarımızdan böyle aktarıyorlar. Aç’eğu Gül, Ahmet Demircan, Aç’eğu İbrahim. Bunu bize anlatan Aç’eğu İbrahim Demircan, bunların hepsi anayurttan ayrılanların torunları…” - dedi. “Bunları anlatırken yaşlılarımızın gözlerinden yaşlar dökülüyordu”, - diyor Faik. Adıge sürgünlerin başlarına buna benzer birçok şey geldi.
 
Bayrak kaldırıp savaşanların birçoğu ya öldüler ya da Karadeniz sahillerinde can verdiler, yeni yurtlarında da bitip tükenmeyen zorluklarla boğuştular. Çar’ın sözüne kanıp bayrağı terk eden ve dağlardan inen Adıgelerden şimdi söz edeyim. Bunlar da nisan ayında yollara düştüler, “Fedz Vadisi” denen “uçurumlu” yerlerde, şimdiki Yaroslavskaya (-Mostovski ilçesi-), Çetıvın (Labinsk) tarafına gidersen “Unarovskaya” (-Vınerekohable/ Mostovski ilçesi-) denen yerde ve şimdiki Fedz köyünün (2) bulunduğu yörede yirmiyi aşkın sayıda  köy bulunuyordu. Yakındaki köylerle sayının altmışı bulduğu anlatılıyor.
 
Türkiye’de, Antalya’nın Korkuteli ilçesinde, sırtta Yeleme adlı bir Abzah köyü bulunuyor. Yaşlıların anlatımına göre, bu insanlar gemiyle Antalya kıyılarına getirildiler, ancak sıtma nedeniyle kitlesel halde ölmeye başladılar. Bunun üzerine ilgili makamlardan izin alarak dağlara tırmandılar, anayurtlarındaki  ölçüde de olmasa, kar yağan ve kış mevsimi olan şimdiki köy yerini buldular ve oraya yerleştiler. Bu Adıgeler 1864’te anayurdu terk edenlerden değildir, Çar’ın yalanlarına kanan, sonradan darbe yiyen Adıgelerdendir. On beş yıl kadar Fedz Irmağı vadisinde barındılar, Çar’ın politikaları nedeniyle moralleri bozulup yurdu terk edenlerdendirler.
 
Yeleme’den gelen bir grup “Atalarımız Vınerekohable köyünden göç ettiğimizi söylüyorlardı” deyince, ben de onları o yere götürdüm. Yedıc Nihai, Yedıc Batıray, Yenemıko Mevlüt, Yedıc Memet adları duyulmuş, ulusumuz için çalışan kişiler idiler, bilinçliydiler, tarih bilgileri de vardı, atalarından öğrendikleri de az değildi.
 
Vınerekohable’de tanıdığım kimse yoktu, kendi başımıza köye girdik. Yol boyunda bir bankta yaşlı bir kadın oturuyordu, ona başvurduk. Hayli yaşlıydı, yine de algılaması, aklı ve bilinci yerindeydi. Yanımdaki Adıgelerin Türkiye’den geldiklerini, bir zamanlar dedelerinin bu köyde yaşadığını ve köklerini aramak amacıyla bu yere geldiklerini söyledim.
 
- Bu yerde Adıgelerin yaşadığını biliyoruz, - dedi yaşlı kadın. – Büyüklerimizin anlattıklarına göre, bu yere geldiklerinde yaşamak için gerekli olan her şeyi, alt yapıyı hazır bulmuşlar. Gidenler evlerini, hayvan barınaklarını, kurluklarını, hayvanlarını, kedi ve köpeklerini olduğu gibi bırakıp gitmişler. Her şeylerini bırakıp gittiklerini, kaçtıklarını duyduk…
 
“Köy okulumuzun müzesinde Rusların bu köye nasıl yerleştiklerine ilişkin belgeler var, görebilirsiniz, Adıge el yapımı işler ve eşyalar da var”, - dedi kadın, biz de okula gittik. Dediği gibi çok şey gördük, yanımdakilerin neşe ve sevinci kaçtı, o halde köyden ayrıldık.
 
Türkiye’ye göçe katılmayan, düze inmeyi kabul eden Adıgeler niçin yeniden göç etme gereği duydular? “Dilediğiniz gibi yaşayabilir, geleneğinizi ve inançlarınızı koruyabilirsiniz, birlikte barış içinde birlikte bir yaşam sürdüreceğiz”, - demişti  İmparator ama sözünde durmamıştı, bu yalan söz göçün asıl nedenidir. İmparator’un sözünü yerine getirmemiş olmasına, politikasına ve bunun sonucuna baş kaldıranlar 26 Nisan felâketi ile karşılaştılar. Nisan ayında karşılaşılan felâketin boyutunu göreceksiniz…
 
Bu felâketi ele almadan önce, Hacemıko Pşımaf’a geri dönelim. Çar ona toprak verdi, bu toprağa bir iki köy yerleştirdi. Hacemıkohable köyünü (şimdi Dondukovskaya) kuran odur. Çar’a güvenmiş olanlar birşey elde edemediler, Fedzlilerin mahvına yol açan “silahsızlandırma” (IэшэIых) politikası Hacemıkohable’yi ayrık tutmadı, Çar’ın hilebazlığı/aldatmaları sonucu, soy aileleri (лIакъо) parçalanmış oldular, çoğunluk ülkeyi terk etti, yerinde kalanlar da ana kitleden koptu, oraya buraya savruldu, Hacemıkohable’nin  adı değiştirildi. Köye General A.M.Dondukov’un adı verildi. Bu general Adıgelere birçok kez saldırmış, zulmetmiş kişilerden biri, bu nedenle Ruslar onun adını ölümsüzleştirmek istediler.
 
Rusların “Fedz Savaşı” dedikleri şey Adıgelerin silahsızlandırılmaları politikasına başkaldırmaları olayıdır. “Kafkas Savaşı” sonrasında nasıl bir yaşam biçimimiz olacak, nasıl yaşayacağız?!” diye düşünen Adıgelerin tutamağı, Çar’ın Adıgelere verdiği sözdü, geleneksel yaşamlarını sürdürmede özgür olacakları sözü idi. Savaş sonu ilk yıldan başlayarak, dağlardan inip, inanarak Çar’ın gösterdiği Fedz Irmağı vadisine yerleşmeleri olayından sonra, Çar’ın ana amacı, Kuzeybatı Kafkasya’da yaşayanları silahsızlandırmak, onları yurttaşlık disiplini içine almak (-terbiye etmek-) idi.
 
Silah taşıma geleneği olan, yemek yerken ya da uyurken bile, elini uzattığında silahına uzanacak yakınlıkta bulunmayı güvenlik gereği gören bu insanlar bunu nasıl kabul edebilirlerdi?! Silah en değerli eşyalardandı, gelenektendi, bir sakrum (kuyruk sokumu) gücü vardı silahın, soyu, ulusu koruyan bir varlıktı. Ayrıca Kazaklar tepeden tırnağa silahlıydılar ve onlara hiçbir kısıtlama getirilmemişti, böyle bir ortamda Adıgeler bunu asla kabul edemezlerdi. Adıgelerle Kazaklar çatıştıklarında (sık sık çatışırlardı), biri silahsız, diğeri silahlı olacaktı. Bir Adıge ile bir Kazak çatıştığında, Adıge zorunlu olarak Kazak’ın silahını elinden alıyordu. Silah kapan Adıgeler  Sibirya’ya sürülüyor, cezalandırılıyorlardı.
 
Hakurınehable ilçesinde Dukmasov adlı bir köy var, Dukmasov Adıge yöresi başkan yardımcısı idi, Adıgeleri silahsızlandırma yetkisi ona verilmişti. Labedes’liler (Labe Irmağı vadisi köylüleri) silahsızlanma politikasını uygulayan yetkililerin beraberinde getirdiği baskılarla karşılaşmışlardı, 1868 yılı başlarında Psekups ilçesinin (-şimdi Tahtamukay-)  İnem ve Tahtamukay köylerinde silahını teslim etmeyenlere yapılanlar gözler önündeydi. 
 
Silah teslimi yanında başka bir sorun da Labeli Kabartayların başına gelmişti – Çar  bu insanları Laba’dan Kuban boyu düzlüklerine sürme kararı vermişti. Verimli toprağını terk edip kimse yoz düzlüklere göç etmeyi kabul edemezdi. Sürgün politikasına karşı Adıgeler baş kaldırmaya başladılar, Çar’a dilekçeler gönderdiler, “Bize ülke dışına göç etme izni verin” (тижъугъэкIыжь) diye dilekçe verenlerin sayısı az değildi. O sıralar Çar Türkiye’ye göçü durdurmuştu, dış göçe izin tanımıyordu. Bu politikaya karşı çıkanlar 1866 yılından başlamak üzere Sibirya’ya sürülüyor, cezalandırılıyordu. İşte o günlerde beş yüz kadar kişi direnme ve Rus yönetimine karşı koyma yemini verdi.
 
Hakurınehable ilçesinde (-şimdi Şovgenovski-) Dukmasov gibi Adıgelere zulmetmiş bir generalin adını taşıyan bir köy daha bulunuyor. Bu kişi Çetıvın (Labinsk) askeri bölgesi eski komutanı General Pentyuhov’du. Bu kişi Fedzlileri yatıştırmak için bir “birlik gönderin” diye il merkezi Yekaterinodar’a yazı yazmıştı. 23 Nisan günü Rus ordu birlikleri ile Kazaklar Labeli Adıgeleri kuşatma altına almaya başladılar, Adıgeleri göç ettirme kararı vardı. Buna karşılık hiçbir biçimde geri çekilmeme ve Kur’an’a el basıp çarpışma kararı vermiş yüz kadar kişi vardı, içlerinde kadınlar da bulunuyordu.
 
26 Nisan günü gecesi Dahşukay (Дэхъущыкъое/ Deĥuşıkoye) köyünde Dumenışların arazisinde Adıgeler bir savunma mevzii (istihkâm) kurdular ve gece boyunca Tanrıya dua ettiler. Sabahleyin kadınları ve çocukları komşu bir yere gönderdiler. Ardından Labeliler saldırıya geçen ordu birliklerine karşı direnişe geçtiler ve yiğitçe çarpıştılar. Ancak koca bir orduyu bir avuç insanla yenmek olanaksızdı, askerler köyü ateşe verdiler ve direnişçilerin hepsini katlettiler, başkalarına da gözdağı vermek istediler. Kuban ili valisi Sumarokov-Elston’un üst makamlara gönderdiği yazıda, “bir kadın ve bir kız çocuğu dışında direnişçilerin tümü öldürüldü” deniyordu. Olaya tanık bir subay sonradan cesetlerin bir köşede yığılı olduğunu, kadınların ve çocukların doğrandığını yazmıştı…
 
Ölüler yakınlarına verilmedi ve gösterilmedi, birkaç gün o şekilde bırakıldıktan sonra Kostromskaya stanitsasına (-Mostovski ilçesi-) götürüldüler ve orada gömüldüler. Bazı kişiler ölülerin Rus mezarlığına gömüldüğünü söylüyorlar, Kostromskaya’ya gittiğimizde, bize büyük bir çukur kazıldığını, ölülerin bu çukura doldurulduğunu, üstünün kapatıldığını, sürülerek çukur yerinin bulunamayacak hale getirildiğini söylediler. Fedzlilerin niçin savaştıklarını ve niçin canlarını verdiklerini biliyorlar. Bu yıkıma ilişkin olarak, 1971 yılında Epezeve Sahid tarafından bestesi yapılan “Fedz’i Silahsızlandırma Savaşı” adlı bir şarkı kaldı.
 
Bazılarının şöyle dediklerini duyuyorum: “Yazık, Çar bize geldiğinde, onu dinleseydik yok olmayacaktık”. Çar’ın Adıgelerin çoğunluğunu  “dar bir ayakkabı” giymeye razı ettikten sonra, geride kalacak olan azınlığı yok etme niyeti taşıdığı düşüncesindeyim. Ne diyordu General Yermolov? “Bize Adıge-Çerkesler değil, onların toprakları lazım”.
 
Fedz Savaşı Adıgelerin Rusya’yla yaptıkları son savaşlarından biridir, unutmayacağız. Etrafımıza bir baktığımızda görüyoruz – Her yerde, Krasnodar Kray’ın her tarafında Kazak savaşçıların anısına dikilmiş anıtlar, heykeller dizili, Kazakların güzel yanları yüceltiliyor, başarıları bayraklaştırılıyor (3). Biz de bağımsızlığımızı, toprağımızı, güzel ve örnek geleneklerimizi koruma uğruna canlarını verenleri asla unutmayacağız. Fedz Savaşı 150 yıl önce sona erdi, ancak onun yankıları hâlâ Fedz Irmağı vadisinde duyuluyor, bu ses ulu atalarımızın sesidir…
 
Bir Adıge grubu sabah öten horoz sesine ağlıyor, başka bir grup da ulu atalarının namusunu/yiğitliğini koruyarak can veriyor, onlara ilişkin anılar gündüzleri inildiyor, geceleri soluyamıyor (mehapşı), bizler de unutmayarak onları anılarımızda saklıyoruz.
 
Adıgeler arasında geleceği bilen/öngören –kâhin-  insanlar vardı. Neğuç Yusıf-Sahid’in (- ‘Neğuç Yusuf Suat’ olmalı-) Şapsığe’de iken yazdığı eski bir yazısında anlattığı kişi, Defane köyünden Khıdzel (Xıźeł) Guzayeko Caymıze öyle biriydi. Kafkas Savaş cephesi bozulmadan önce söylemiş olduğu anlatılan sözlerinden ikisini sunayım. “Düşman ülkeye girecek, ülkeyi ele geçirecek…Kuban Irmağı boyunda karşılıklı çamaşır yıkayan Rus ve Çerkes kadınları selamlaşmaya başlayacaklar” (4). Kuban Irmağının her iki yakasında çamaşır yıkayan kadınların dostça karşılıklı selamlaşmaları sürdürmeleri için her iki taraf insanlarının hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşamaları gerekir. Fedz Savaşı gibi olaylar bizi böyle düşündürüyor.
 
 
KUYEKO Asfar, Adıge gazeteci, Akademisyen
 
 
(1) - İmparator ile görüşme açıklık kazanmış değil, değişik yorumlar var. İmparator bana göre, Abzahları Şapsığ savaşçılardan ayırmayı, direnişin boyutunu küçültmeyi hedeflemişti.– hcy
 
(2) - Rusça ve Kabartayca – Hodz.
 
(3) - Sadece Kazaklar mı, Rus generallerinin anıt ve heykelleri yok mu? - hcy
 
(4) - Kabardey’de de benzeri bir anlatı ve kâhin için – Bkz. http://www.cherkessia.net/makale_detay.php?id=3312
 
 
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
 
Cherkessia.net, 11 Temmuz 2018

Bu haber toplam 1391 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net