

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 12/13 Ocak’ta Moskova’ya uçtu ve RF Başbakanı Vladimir Putin’in geçen yılki ziyaretini iade etti. Ziyaretin kuşkusuz yararlı sonuçları olmuştur: İki ülke,Türkiye ile Rusya arasındaki ilişki ve ticaretin artması, Rusya gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması - Güney Akımı, ayrıca Karadeniz yoluyla petrol nakli projesi gibi konular ele alındı. Güney akımı projesi gerçekleştiğinde, ABD destekli Nabuco projesi geri plana düşmüş olacaktır.
Bir de müzmin vize sorunu var. Rus yöneticiler Türkiye’deki gibi güvenli bir toplumsal ortam oluşturabilmiş değiller. Rusya’da rejim hala otoriter, 1980 ve 1990’ların Türkiye’si gibi, bir ara dönemi yaşanıyor olmalı. Sovyetler’in dağılması ve Çeçen Savaşı, Rus yöneticileri etkilemişe benziyor.
Ancak o olaylarda barışçı Adıgelerin bir dahli,bir sorumluluğu ve radikal İslami akımlarla da bir ilgileri yok.
Demokrat yapılanması olan Adıgelerden terör türü şeyler beklenmemeli, ayrıca böylesine şeyler, Adıge kültür bölgelerine yabancı olan olgular, dahası Karaçay ve Osetlerde de, okul çocukları üzerinden kumar oynama durumları olmaz. Gelenek buna izin vermez.
Güvenlik algılamaları Rusları düşündürüyor olmalı. Putin’in başarılı bir yönetici olduğu kuşkusuz, Rusya’yı askeri ve ekonomik bir dev yapmanın peşinde, ancak bu ikisi birlikte zor başarılır, birini yeğlemesi gerekir, ilkini –askeri dev olma seçeneğini- yeğlerse ne olur, bilemem. Dışa kapalı ve otoriter bir Rusya ile güçlü bir ekonomi yaratılabilir mi? Sovyetler denediler ama başaramadılar.
Ne zaman ki, Türkiye özgürleşmeye başladı, dış kapılar da ona açılmaya başladı. Bakın ilk ‘demokratik açılım paketi’ hazır, belli, bugünlerde parlamentoya sunulacak. Kuşkusuz başarılı da olacak. Gecikmeler yaşandı, ancak şimdi aşılıyor. Türkiye özgürleştikçe büyümeye, büyüdükçe de daha çok özgürleşmeye başladı.
Elbete birçok sorun var daha.Olacak da.
Rusya’da ve Kafkasya’da durum
Rusya’da gelir düzeyi Batılı ülkelere göre çok düşük, Afrika standartlarında gibi. Örneğin Dr.Meşfeşşu Necdet Hatam, maaşının 100 Dolar (150 TL) olduğunu daha geçenlerde kendi yazdı. Ancak Almanlardan sonra Türkiye’ye en çok turist de Rusya’dan geliyor. Antalya Rusların ikinci vatanı gibi. Ayda 50-100 Dolar kazançla olacak şey değil bu. Demek ki, sıkıntı çekmeyen, binlerle kazanan Ruslar da olmalı.
Peki pastadan Kuzey Kafkasya halklarına düşen pay nedir, pek bilemiyorum, çok az olmalı. Ama bu ve diğer gerçekler yıllarca bizden, diasporadan gizlenmek istendi. Şimdi bu yanlış anlayıştan dönülebilecek mi?
Peki RF, Türkiye’den gelen vize isteğini yerine getirecek mi? Rusların bir bölümü dünyadan kopuk, gerçeklerden habersiz.Birçok Rus, her ne hikmetse ‘milliyetçi’, geçmişin “Büyük Rusya’sını” özlüyor, sanki kendilerine ‘Acem Bahçesi’ bağışlanacakmış gibi…
Son dönemde papazlar da halkı kiliselere toplamaya başladılar,t oplasınlar, yararlı da olabilir. Ancak Rus Ortodoks Kilisesi, geçmişte Çar’ın iktidar stepnesi ve gericiliğin kalelerinden biri idi, bu da unutulmamalı. Kilise Adıge soykırımına karşı çıkmamıştı, 2 Haziran 1864’te (Rumi-21 Mayıs 1864) Kbaada Yaylası’nda yapılan dini ayini Ortodoks papazları yürütmüş, Çarlık iktidarının tüm baskıcı uygulamalarına destek verilmişti.
1917’de Lenin özgürleşmenin yolunu açmış, Rusya’yı papaz sultasından da kurtarmıştı. Ancak Lenin’i izleyen Stalin iktidarı, işi din düşmanlığına vardırarak, papaz sultası ötesine taşmış, kilise kurumunu da vurmuş, her şeyi berbat etmişti.
Bunlar elbette dünde kalmış şeyler.
Şimdilerde ise, kilise ve cami asli görevlerini yerine getirmeye, birer ibadetgah olmaya devam ediyorlar, böyle devam ederlerse sorun yok, politikaya bulaşmamaları gerekir.
Kilise ve caminin barışçıl, gençleri içki,uyuşturucu ve kumar gibi belalardan uzak tutma yönlü güncel uğraşıları yerindedir, ancak bu güzel uğraşlar yasal çerçevelerin dışına da taşmamalı. Toplumsal barış tehlikeye atılmamalı. Peki,Adıgey’in güneyindeki Fışte Dağı doruğuna habersiz dikilen, -ardından birileri tarafından yıkılan- devasa haça da ne demeli? Bunu, dış etkinlikleri yasalarla belirlenmiş olan kilisenin kendi diktirmiş olamaz. Yasalar buna izin vermiyor.
Dinsel simgelerin yeri, dağ dorukları, Maykop’un işlek cadde ve köşe başları değildir.Y asalara göre,d ini simgelerin yeri ibadethaneler ve mezarlıklardır ve öyle de kalmalıdır.
Sorunlarını ‘henüz tam çözememiş’ böylesine bir RF, TC yurttaşları için vize zorunluluğunu kaldırabilir mi? Bilemiyorum. Kaldırmaları akıllıca olur, hiçbir sakıncası da olmaz.
Rus yöneticilerin en az bir bölümü, bizim bazı dönüşçülerimiz gibi ketum ve işine gelmeyeni halı altına süpürme yanlısı. Doğru bir tutum olamaz bu. Gizlilik artık fazla bir işe de yaramıyor, zarar veriyor. Çok gizlediler, ‘Güllük gülistanlık’ diye de propagandalar yaptılar ama başaramadılar, hala Kuzey Kafkasya yoksulluk içinde çırpınıyor. Tek çıkar yol 2014 Soçi (Ş’açe) Kış Olimpiyatlarının yapılması. O çerçevede Soçi ve bitişiğindeki Adıgey’e ve diğer bölgelere yatırım ve para aktarımı yapılması. O zaman ekonomisi tarıma dayalı olan bölgenin yeniden canlandırılması olası.
Adıgey elbette bir cumhuriyettir
Adıgey, elbette bir cumhuriyettir, dahası Adıgece Adıgey’in iki resmi dilinden biridir ama yerel ‘mahkeme’, Adıge kökenli çocuklara Adıgece’yi zorunlu bir ders dili olarak okutmayı yasakladı ve ‘2006 Adıge Cumhuriyeti Eğitim Yasası’nı iptal etti. Olacak şey mi bu?Dünyada bir örneği var mıdır?..
Aynı oyun Karaçay-Çerkesya’da da oynanmak istendi, benzeri bir yasa, yine malum savcılığın istemesi üzerine, yerel ‘yüksek mahkeme’ tarafından iptal edildi. Ancak KÇC Parlamentosu ve yönetimi, Kabardeyler ve Adıgeyliler gibi pasif kalmadılar. Özellikle Karaçaylar 1943’te sürgüne giderken korku duvarını çoktan geride bırakmış, kendi aralarında güçlü bir dayanışma ruhunu yaratmış olmalılar. KÇC, kendi yerel ‘mahkeme’ kararını, RF Anayasası’nın resmi dillerle ilgili maddelerini gerekçe göstererek, RF Yüksek Mahkemesi’ne götürdü ve itirazda bulundu.RF Yüksek Mahkemesi de, KÇC’ndeki dillerin zorunlu diller olarak –tıpkı Rusça gibi- okutulabilecekleri kararını verdi. ABD Yüksek Mahkemesi ırk ayırımını ve Siyah nüfusun oy verme hakkını kısıtlayan mevzuatı nasıl yok ettiyse, RF Yüksek Mahkemesi de resmi diller arasındaki eşitsizlikleri de hukuken kaldırmış oldu.
Ancak AC Eğitim Bakanlığı hala ayak diriyor gibi.
Bundan sonra AC ile KBC nasıl bir yol izleyecekler? Bilemiyoruz. Ancak koşulların onları zorlayacağı belli.
KBC’nde Kanoko Arsen’in durumu da ne olacak? Onu da bilemiyorum.
Thakuşın Aslan’a duyulan güven sağlam, ancak etrafında pasifist bir halka oluşmuş olabilir. Malum Şevmen Hazret örneği var önümüzde, oportünistler ona illallah dedirtmişlerdi de…
Adıgeyli bürokratların birtakım komplekslerden, takıntılardan kurtulmaları gerekir. Hukuku ve yasaları işletmeleri de şarttır.
Dil can çekişiyor, Adıge yöneticiler ise oyalama peşinde
Hadi AC’ndeki Adıge nüfus 110 bin diyelim. Aslında Kıbrıs yerlisi Türkler de daha fazla değiller. Kıbrıs’taki canlılığa bir bakın, Kafkasya’daki duraganlığa bir bakın. Televizyon 5 iş günü 10’ar dakikadan haftada toplam 50 dakika Adıgece yayın yapabiliyor. Başkent Maykop Televizyonu sırf Rusça yayın yapıyor, kentli 40 bin yerli Adıge, yani iki resmi dilden biri yok sayılıyor. Sivil örgüt Adıge Xase olmasa, çıt çıkacağı da yok. Yazık…
Peki 500 bin üzeri Kabardey’in durumu daha mı iyi? Orada ‘eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz’ durumu yaşanıyor. Bu sözler İsmet İnönü’ye ait,a ma yerinde sözler.
Kreşlerde Adıge bebek ve çocuklara sadece Rusça öğretiliyor, Adıgece tabu, ‘yasak’,kabul edilebilir bir şey midir bu?Sonra çocuk evde de sırf Rusça konuşmaya devam etmez mi? Türkiye’de de öyle olmadı mı? El bebek, gül bebek. ‘Zefedz - qızefedz’ (Зэфэдз – къызэфэдз)/paslaşma oyunu oynanıyor anlaşılan.
Adıgece, şu durumda 1 ve 2.sınıflarda isteyen öğrencilere öğretilebiliyor, şimdi Adıge Xase örgütü, kapsama 3 ve 4.sınıfların da alınmasını istiyor. Kuşkusuz olumlu bir adım. Ama bu kadarı dili kurtarma adına yeterli olur mu? Adıgece derin bir yara almış,t ehlike karşısında olan bir dil. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, geçmişin asırlar süresince gerçekleştirebildiği olgular, bugün yıllara, bir iki kuşağa sığdırılabiliyor. Kaybedileni geri almak ise, çok zor, hele Adıgeler açısından daha da zor. Diaspora buna tanık. Bu bakımdan kapsamlı bir silkinme gerekiyor.
Adıge Xase’nin daha fazla Adıgece önerisi, AC Eğitim Bakanlığı’nı ‘rahatsız etmişe’ benziyor. Bakanlık temsilcisi, ‘yasal mevzuat buna -3 ve 4.sınıflarda da Adıgece eğitime- izin vermiyor’ diyor, oysa bu bir anlayış, bir algılama sorunu, RF YüksekMahkemesi’nin KÇC için verdiği karar ortada, emsal oluşturuyor, izin diye soruşturmaya gerek kalmış mı? Artık mevzuatı düzenleme işi AC Parlamentosu’na kalmış olmalı. Şu sözler tam da bizimkiler için söylenmiş gibi: ‘Çobanın gönlü olursa tekeden süt çıkarır’ . Yasaları, ‘istekli çoban’ gibi ele almak gerekiyor.
Yani RF yasaları yetki veriyor ama bizimkiler kullanmaktan çekiniyorlar gibi. Kullanmaları gerekir. Adıgelerin haklarını kullanmalarını engelleyenlerin ya da ayak sürüyenlerin adları, ünlü Türk aydını Çetin Altan’ın dediği gibi, sonunda tarihin ‘Lanetliler Bahçesi’ne yazılabilir. Gelecek kuşaklar görsünler ve ibret alsınlar diye.
Thakuşın Aslan her yıl Ş’açe Ekonomik Forumu’na gidiyor, iyi de yapıyor, yatırımcı bulma peşinde. Sanatçılara da arka çıkıyor. Bu da güzel. Ama bunlar durumu kurtarmaya yetmiyor. Vitrin önemli, ama mağazanın içi daha önemli, vitrin süslü ama mağzanın içi boş. Sorun da bu, yani Adıge Ulusunun ruhu olan dilimizi koruma sorunu çözülmemiş.
Şimdilerde Thakuşın Aslan’ın Adıge Xase ile bir diyalog başlatmış olduğu görülüyor. Güzel bir gelişmedir bu da.
Thakuşın, Medvedev ve Putin ile iyi ilişkiler kurabilmiş biri, bu bakımdan başarılı bir önder olabilir. Çeçen Başkan Ramzan Kadirov, bu ilişkilerin yardımıyla Çeçenya’yı toparlamış durumda.
Başkan Thakuşın, Adıgece’ye ve Adıge Ulusuna sahip çıkmalıdır, bu onun tarihsel görevidir. AC Parlamentosu da, geciktirmeden yeni bir dil yasası çıkarmalı, parlamentoda, resmi daire, radyo ve televizyonlarda Adıgece’ye de yer verilmesi sağlanmalı, Adıgece ile ilgili görevlendirmeler de acilen yapılmalı, Adıgece çevirmen kadroları açılmalı, en önemlisi olarak da, gençlerin Adıgece’ye önem vermelerinin maddi temelleri atılmalıdır. Adıgece getirisi olmayan bir dil olma durumundan çıkartılmalı, piyasası olan bir dil haline getirilmelidir.
Bir cumhuriyet deniyorsa, bunlar mutlaka yerine getirilmelidir.
Federal yasalar ve mevzuat iyi incelenmeli ya da incelettirilmeli, ona göre yeni düzenlenmelere gidilmeli.
Türkiye’de de uluslar arası yasaların ve ulusal yasaların tanıdığı hakları görmezden gelen, sadece geçmişin tutulmaları içinde olan bir bürokrasi ve yargı kesimi var. Bunlar bireyi, vatandaşı potansiyel suçlu olarak görür, ona göre hareket eder ve yurttaşlara yardımcı olmak da istemezler, hep tepeden bakarlar. RF yargısı, KÇC örneğinden anlaşıldığı gibi, bizimkine göre daha gelişmiş sayılır.
Yazılarımızda kullandığımız Rus terimini etnik anlamda değil, özel durumlar dışında, RF karşılığı olarak kullanıyoruz. Kötünün yanında temiz Ruslar, özellikle çalışkan Rus kadınları da elbette vardır ve bunlar mutlaka büyük çoğunluktur. Bunlara saygımız, hiçbir saygı anlayışından daha az olamaz. Bu da bilinmeli.
Yöneticilerden dileğimiz, Federal yasaları ve mevzuatı, sadece Ruslar için değil, Adıgeler için de kullanmaları ve uygulamaya koymaları, Adıge ulusu aleyhine olarak aşırı ölçüde bozulmuş olan dengeyi düzeltmeye çalışmalarını istemek olabilir.
Not:Tire içindekiler ve yazı siyahlaştırmaları bize aittir. -HCY
