Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
Çerkes'in Evet-Hayırla İmtihanı
05 Eylül 2010 Pazar Saat 13:50

Sorsalar mağdurunu, gaddar kendin gösterir!

                                                                        Koca Ragıp Paşa     

 

***               

Halide Edip’in Kurtuluş savaşına ilişkin anılarını aktardığı ‘’Türkün Ateşle İmtihanı’’ kitabından intihal edilmiş bu başlıkta yazmak istediklerim her ne kadar kitabın içeriğiyle uzaktan yakından ilgili olmasa da, parametrik kullanımıyla yüzlerce namlı-namsız köşeciye ilham vermiş bu kitaba atıfta bulunmadan geçmeyelim. 


Halide Edip, kitabın bir yerinde Çerkes Ethem’le ilk karşılaşmasını şöyle anlatır ‘’bulunduğumuz odaya, aniden uzun boyu, delici bakışlarıyla orada bulunan diğer herkesin etkisini azaltan biri girmişti.’’ O dönemde entelektüel kadın yazarları dahi kendisine hayran bırakan Çerkes Ethem’in, acaba memleketi ‘’ateşten kurtarmak’’ dışında şahsi bir isteği yok muydu? Mesela hiç aşık olmuş muydu? ‘’Milli kahraman Pşevu Ethem’’ olmanın dışında bir hayatı var mıydı? Kim bilir? 


Kitaptan aklımda bu ayrıntıların kalmasını,tarihi figürlerin şahsi hayatını lüzumundan fazla merak eden okur olmaya bağlayıp geçelim.

***

Son günlerde 'referandum oylaması' gündemi bu ülkede yaşayan her kesimin en yakıcı konusu olmaya devam ediyor. Öyle ki, teravih namazı çıkışlarında- ev hanımlarının altın günlerinde- beach partilerde- mahalle bakkallarında, sıradan sohbetlerde konu gelip Anayasa referandumuna takılıyor. Şu sıralar başka bir konunun gündem alması mümkün değil. Enteresan olan ise, sıradan insanların bile bu konuda son derece aktivist takılmaları. 


Herkes yanında yöresinde yakaladığına iddialı siyasi propagandistler gibi söylev çekiyor. Bu durumu, memleket insanının kendisine bir şey danışılmaya karar verildiğinde ne kadar mutlu olup, hevesle gündeme dahil olmak istemesi şeklinde algılamaktayım. Fakat bu masum fikrimin partizanlıkla gölgelenmesi an meselesidir, zira en yakın arkadaşlarımdan bile evet-hayır meydan savaşları nedeniyle yarasız beresiz kurtulmam neredeyse imkansız.


Bu meydan savaşlarının, ikna etmekte görevli figürleri de var elbette. En majör figürler de tabi ki siyasi parti liderleri ile tarafını çoktan tespit etmiş iş başında ki medyadır. Küskün Kürtleri temsil eden BDP bir bildiri ile boykot çağrısı yaptığı için, cool davranıp ortalar da fazla gözükmüyor. MHP lideri Sayın Bahçeli’nin sinirli - gergin referandum konuşmaları kendi seçmen kitlesi üzerinde umalım ki pozitif etki yapsın. 


Sayın Tayyip Erdoğan referandum mitinglerini ‘’iktidar olan muktedir olur’’ rahatlığı içinde, konforlu bir ekiple Edirne den Ardahan’a kadar (memleket sathı böyle isimlendirilir) başarıyla yapmaktadır. Bazen ‘’bitaraf olan bertaraf olur’’ gibi tehdit unsuru olarak algılanan sözlerle iletişim kazasına neden olmakta, memleketin asıl sahibi patronlar kulübünü incitmektedir, üstelik bir özür bile dilememektedir. Oysa TÜSİAD, iktidarlara çeki düzen vermeyi asli görevlerinden sayan güzide bir kurumumuzdur ve bunun hesabını er veya geç soracaktır. Göreve geldiği zaman birbirinden özgürlükçü ve duyarlı açıklamalarıyla dikkat çeken patronlar kulübünün taze başkanı Ümit Boyner ile yadigar sanayicilerimiz, benzer özgür açıklamaların adresi kendileri olduğu zaman, neden homurdanma tercihi kullanır bilinmez. 


CHP nin çiçeği burnunda enerjik başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ‘’bizim ora işi’’ kasketiyle halkla bütünleşmeye çalışıp partisine yeniden bir kimlik kazandırmaya canla başla uğraşmaktadır. Fakat iç Anadolu'da ki köylerde bile insanların artık kasket takmadığını ona kimse söylemediği için, halkla istediği kadar bütünleşememektedir.


Bugün için CHP ye yürekten bağlı medya kuvvetlerinden biri olan Hürriyet gazetesinin müstesna yazarı Ayşe Arman, ‘’Kemal bey de rock yıldızlarının ışığını görüyorum’’ diyerek absürd mizahın sınırlarını zorlayıp halkı gülme krizine soktuğu için, yetenekli bir magazinci olarak görevini başarıyla ifa etmiş sayılmaktadır. Bana kalırsa, U2 nin solisti ve namlı aktivist Bono’nun, İstanbul'da vereceği konser öncesinde ‘’artık ben rock yıldızı olarak anılmak istemiyorum’’ diyerek, manidar bir basın toplantısı düzenlemesi elzemdir.

***  

Çerkes okur yazar ahalisinin referandum konusuna bigane kalmadığını görmek, ‘’acaba Çerkesler'de tasalı bir halk olmaya aday olabilir mi‘’ sorusunu akla getirmektedir. Facebook sayfalarında, tematik Çerkes sitelerinde veya münferit bu konuyu dert etmiş insanlarda, yoğun propaganda çalışması var. Kimilerinin ‘’yahu buralar Çerkes platformları, niye siyasete alet oluyorsunuz’’ sızlanmaları, iştahla tartışan grupların arasında ‘’bir hoş sada’’ olarak kalmaktadır. Esasen bu sitelerin veya paylaşım sayfalarının sadece referandum konusunu değil, mesela ‘’nano teknolojinin sosyal algıya etkileri’’ tarzında akademik bir başlıkta veya ‘’karşılaştırmalı edebiyatın toplumsal motivasyonu’’ gibi konuları da tartışmasını canı gönülden arzu ederim.


Önümüze zaten pişirilip getirilmiş referandum oylaması için sil baştan tartışmalar yapmak beyin fırtınası sayılır mı bilmem ama bildiğim şey, pratikte bu saatten sonra sadece evet veya hayır diyerek konuya müdahil olabileceğimizdir. Çerkes dünyasında, sanal ortamda da olsa böylesi ateşli forum tartışmaları artık fikirsel yoksulluklar içinde olmadığımızın bir nişanesi olabilir mi? Bence olabilir. 


Asabiyette sınır tanımayan bazı değerli fikir adamı ve aktivistlerimizin hırçınlıklarını doğal bularak, fikirsel itişmelerimizi daha zarif hale getirerek, kimi iletişim kazalarımızı da özenle onararak, gelişerek var olacağız, öyle anlaşılıyor. Tüm bunları yaparken vasatın üstüne çıkmamız ise an meselesidir artık. Şahsi tespitim, karavana konuları tartışabilen entelektüel ne kadar haşmetli görünürse, aynı konuyu tartışan vasat, o kadar gayri estetik görünüyor. Bu çıkarımım, ‘’kontr izahlama’’ modeline dayandırılmakta olup ilgili cümleden kimsenin alınmaması istirham edilir. Zira vasatın bir milleti yoktur, her millette ziyadesiyle mevcuttur.


Diğer taraftan, referandumla ilişkisini evet- hayırla sınırlı tutmayıp, daha özel kılmak isteyen bir kesim, ‘’iki kere evet’’, ‘’iki kere hayır’’ ‘’kesinlikle hayır’’, ‘’kesinlikle evet’’ gibi tercihler dillendirmektedir. Böylesi orijinal tercihler, bugün için sandık seçeneği arasında olmasa da, gelecek referandumlar için sufle niteliğinde değerlendirilmelidir. 


Naçizane fikrim; toplumsal mutabakatla elden geçmemiş de olsa revize edilmiş bir anayasaya şüpheci davranmanın isabetli bir tutum olmadığı, değişebilen bir anayasadan değil de değişemeyen bir anayasadan korkmanın daha anlaşılır olduğudur.


Bendeniz ‘’evet - hayır imtihanımı’’ iştahlı, teorik tartışmaları es geçerek galiba böyle vereceğim.



Bu yazı toplam 2960 defa okundu.





serdar eren

Anayasalar ,anasayfalar gibidir(hani üzerine yazdığımız okuduğunuz bu sutunun sol üstünda yazılı olan gibi).Farklı yazılardan hoşlansak da ana sayfaya döner imkanlara bakarız yazı mönüsünde neler var diye.sınırımızı belirler .haklar ödevler özgürlükler yasaklar.... vs vs.kaynağını tarihöncesinden alır.Bizim açımızdan ilk yasa "haynape "öldüren insana dendi belki.öldürme özgürlüğü olmasın dendi.dinler de bunu söyledi.zulm olmasın istendi.yasalar anayasaya uygun herkeste ona uysun.1 haftadır koşuyorum referandum için bir tercih için ama inanın umrumda değil ne evet in çok olması ne hayır ın. asıl mesele sömürme özgürlüğü olmasın o oldumu öldürme özgürlüğüde zulmetme özgürlüğüde olacaktır.Yasaları koyan kimse kendini kollayacaktır.çeyrek asır önce okuduğum Server tanillinin Devlet ve Demokrasi (anayasa hukukuna giriş ders kitabi sayılır.)kitabının ilk sayfalarında yanılmıyorsam diyordu ki "devlet bir sınıfın diğer sınıfler üzerindeki baskı aracıdır."biri bana ispatlasın hayır devlet işşizin yoksulun köylünün işçinin kürtlerin tüm etnisiden vatandaşlarının vs nin herkezin anasıdır desin yasası var ana önadlı olan hemde desin bende inanayım.

07 Eylül 2010 Salı Saat 02:01
Deguf Gamze

İnce örülmüş absürd mizah tarzında ki bu yazınızı kaç okur anlayacak acaba. EVET yöneliminize katılmasam da, yazınızı stil olarak sevdim.Çerkesya takipçilerine selamlar....

07 Eylül 2010 Salı Saat 01:41
Cumle

Nurhan Fidan`in pek sevdiğim muzip yazılarına yakışır tatlılıkta ,hınzırlıkta , sıcaklıkta ve canlılıkta bir yazı . Bazı şeyleri doğal akışında izlemek, dalgaya almak, serbest düşünmek ,kendini kasmamak onun niteliklerindendir. :)

06 Eylül 2010 Pazartesi Saat 11:32
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net