

Shenfield bir araştırmacı ve Rusça’dan bilimsel yazılar çevirmeni. Bir Britanyalı/İngiliz. Birmingham’da doktora yapmış,1990’larda Brown Üniversitesi’nde araştırmacı ve hoca olarak ders vermiş biri. 2000 yılından beri Rusya’nın sorunlarına ilişkin bir e-posta dizini olan ‘Johnson’s Russia List ’ için ‘Araştırma ve Analiz Desteği’ hazırlıyor.
İngilizce “Circassian World” (Çerkes Dünyası) sitesi, yazar ile geniş bir söyleşi yapmış bulunuyor. Söyleşiye neden de, Shenfield’ın “Tarihte Katliam” (The Massacre in History.Mark Levene,Penny Roberts,1999) adlı kitapta yer alan “Çerkesler:Unutulmuş bir Soykırım mı?” başlıklı bir makalesi.
Yazarla yapılan söyleşi, Serap Canbek tarafından oldukça duru bir dille Türkçe’ye çevrilmiş ve “Jıneps” gazetesi Aralık-2009 sayısında yayınlanmış bulunuyor.
Bu yazımızda biz, sözkonusu söyleşiyi kısaca tanıtmaya ve bazı görüşlerimizi de yansıtmaya çalışacağız.
Kaybolmuş Ülke: Çerkesya
Stefen D.Shenfield söyleşiye şöyle başlıyor: "Çerkes tarihine olan ilgimi haritalara duyduğum sevgiye borçluyum…Bir arkadaşımdan aldığım "bazı haritaları incelerken Kafkaslarda bir zamanlar oldukça büyük iken gitgide küçülerek ortadan tamamen kaybolan,Rusya tarafından yutulan Çerkesya denilen bir ülkenin varlığını keşfettim". Ardından araştırmalara başladım.
Yazar, bu arada Wilis Brooks tarafından yazılmış ve 1995’te Papers gazetesinde yayınlanmış olan Çerkes soykırımı üzerine ayrıntılı bir makaleden yararlandığını da söylüyor. Çerkes soykırımı konusunda çalışan birkaç yeni insan daha bulunduğunu bildirmiş oluyor. Gerçekten sevindirici bir durum, örnek olarak da Haziran 2009’da “Journal of Genoside Research”/Soykırım Araştırması Dergisi’nde Southampton Ünivesitesi’nden Irma Kreiten’in önemli çalışmasını belirtiyor.
Şimdi söyleşide söylenenlere kısa kısa değinmek istiyorum.
Ş’açe (Soçi) Tarihi ve Çerkesler
Rusya, genel kriz ve petrol fiyatlarının düşmüş olması nedeniyle ekonomik sıkıntı içinde. Birkaç yıl önceki bol para akışı şimdilerde yok. Sıkıntı birçok politik sorunu da beraberinde getirmiş bulunuyor. Ş’açe (Soçi) 2014 Kış Olimpiyatları için büyük bir yatırım/para gerekiyor. Zor ama Rusya bu işin altından kalkmaya çalışacak gibi.
Ruslar, Ş’açe tarihi konusunda son derece utanç verici bir tutum içindeler. Bütün bir dünya, özellikle de Çerkesler bir dizi yakışıksız duruma ortak olacaklar mı?
Örneğin Ruslar Ş’açe tarihinden Çerkesleri silmiş bulunuyorlar. Putin’e göre Ş’açe’de, Kolhid, Grek, Osmanlı, vd. yaşamışlar ama Çerkesler yok, sanki orada Çerkesler hiç yaşamamışlar.
Oysa Ş’açe 6 Nisan 1864 (Rumi 25 Mart 1864) tarihine kadar Çerkeslere aitti,o tarihte ikinci kez Rusların eline geçti. Ayrıca Ş’açe, 1922’de Rusya’ya bağlı olarak kuruluşu ilan edilen özerk “Şapsığ Cumhuriyeti” sınırları içindeydi.
Şimdilerde bir Ş’açe kentsel ilçesi (rayon) olan Lazarevsk (Psışşuape) rayonu toprakları,1924’te kurulan ve 1945’e değin resmen yaşayan “Şapsığ Ulusal Rayonu” sınırları içindeydi.
Ayrıca şimdiki ‘ Şapsığ Toplumu Parlamentosu Adıge Xase ’ Ş’açe’nin Lazarevsk beldesinde halen faaliyette olan dernek ötesi resmi bir toplumsal parlamento kuruluştur.
Bütün bunlar tarihsel birer olgu, halen var olan bir olgu, nasıl olur da yok sayılabilirler? RF Başbakanı Vladimir Putin’e, herhalde birileri yanlış bilgiler vermiş olmalı.
Bu değerlendirme Shenfield’e değil tamamen bana aittir. O, söyleşide zaman kısıtlılığı nedeniyle, yeterince değinememiş olabilir.
Ş’açe Konusunda Shenfield Ne Diyor?
Ş’açe oyunları boyunca ilgililer hiçbir aleyhte gösteriye izin vermeyecektir. Yoğun gözaltılar, muazzam sayıda bir polis eşliği, eylemci bilinen Çerkeslerin Rusya'ya girişine izin vermeme gibi önlemler alınabilir diyor ve ekliyor: Olsa olsa “Birkaç kişi içeri –stada-sızabilir ve yaka paça götürülmeden önce kısa bir protesto başlatabilir. Olay medyanın dikkatini çekerse Çerkes davası için küçük çaplı bir tanınma sözkonusu olabilir” diyor.
Yazarın bu dediklerine katılıyorum. Bu bakımdan konuya akılcı yaklaşılmalı. Kış Olimpiyadına Adıgeler de ister istemez ev sahipliği yapacaklardır. Böyle bir durumda Olimpiyatlar da Adige Cumhuriyeti ile Şapsığ toplum parlamentosu da RF ile birlikte görev alabilir.
Aleyhte gösteri ve taşkınlıklardan kaçınılması da yerinde olur. Olimpiyatlar’a daha dört yıl var. Eğer RF yöneticileri makul davranır, Adigeleri dışlamazlarsa programdan Adıgey'in çıkması için fazla bir neden kalmaz. Saç'e Ekonomik Forumları süresince Vladimir Putin, Adıge Cumhuriyeti rayonunu ziyaret ederek ve takdirlerini belirterek gelmiştir. Şimdi niye engel yaratılsın ki?
Rusya’daki İktidar Paylaşımı Durumu
Yazara göre Rusya’da Medvedev ile Putin arasında bir yetki paylaşmı var imiş. Polis, silahlı güçler ve güvenlik kuruluşları Putin’e bağlı görünüyor. Anayasaya göre,bu kurumlar direkt devlet başkanına, Medvedev’e bağlı olmalı. Bu nedenle Medvedev “gerçek” bir devlet başkanı değil. Putin ve Medvedev’in politik yaklaşımları oldukça farklı diyor. “Medvedev daha liberal, açık görüşlü ve yatıştırıcı”. Stalin’e itibarını iade etmedi, bir kanıt da bu. Geçmiş konusunda tutumu dürüst olan biri. Medvedev ve yakınları ile verimli bir diyalog olanaklıdır, diyor Shenfield.
Soykrım, Dönüş, Cumhuriyetlerin Birleştirilmesi Konuları
Çar hükümetinin Çerkeslere ilişkin uygulamalarını soykırım olarak nitelendirebilecek bir sonuca varamadım, diyor. “Çar hükümeti Çerkesleri (..) anavatanlarından mümkün olduğunca çabuk çıkartma kararı almıştı, ama son erkek, son kadın ve son çocuk kalıncaya dek silip süpürmeye değil”. Böyle diyor özetle sayın yazar.
Burada anlayamadığım, ikili bir nokta var. O da şu. Sürgün kararı,1860-61’de, sınırları çizilmiş bir alandaki Çerkesleri, o alandan çıkartmak, çıkartılanları, o alanın dışında kalan ve Rus yönetiminde olan belirli yerlere yerleştirmek ya da Türkiye’ye göndermek amacıyla sınırlıydı ve aynen de uygulandı. Natuhay, Şapsığ, Vıbıh ve Abzegh yöreleri son bireyine varıncaya değin boşaltıldı, bu insanların evleri ateşe verilip yakıldı.
Sürgün mıntıkalarından çıkarılan Çerkeslerin çok küçücük bir bölümü, iç sürgün yoluyla Rus yönetiminde olan belirlenmiş yerlere yerleştirildiler. Bu kadar küçük bir nüfus Çar hükümetini -soykırımdan- aklamaya yeter mi?
1864’te Kuban oblastında 80 bin Adige bulunduğu, bunun yarısının da sürgün mıntıkalarından getirilenler olduğunu kabul ettiğimizde, Kuban’a sürülenler konusunda 40 bin sayısını elde ederiz. Daha sonraları bu 80 bin nüfusun çoğu, özellikle sürülenlerin büyük çoğunluğu 1880'lerde yeniden Türkiye'ye göç ettirilmiştir.
Shenfield, soykırım diye takılıp kalmanın Çerkesleri “sonsuza dek çözümsüz kalabilecek amaçsız tartışmalara götürebileceğini” vurguluyor. Soykırımı değil de, “Çar hükümetinin Çerkeslere zalim, merhametsiz ve adaletsiz davrandığı gerçeğinin tanınmasını” istemeleri daha doğru olur diyor.
Çok fazla Rus’un idealize edilmiş imparatorluk imgesine bağlı kaldığını –Büyük Rusya milliyetçileri olduklarını- düşündüğümüzde, bu kadarını bile - Ruslara- kabul ettirmek kolay olmayacaktır, diyor.
Üzerinde düşünülmelidir, diyorum.
“Diasporanın dönüşü ve Çerkes topraklarının birleştirilmesi –işi ise- daha da zor” olan bir sorundur, diyor.
“Lağvetme amaçlı yürütülen resmi kampanya karşısında otonom etnik bölgeleri –yöresel cumhuriyetleri-muhafaza etmek bile oldukça büyük bir başarıdır” diyor ve bir üzücü örnek veriyor:
Doğu Sibirya’da Baykal Gölü çevresinde üç Buryat yöresi (region) vardı, birleşmek istediler, bu üçünden ikisi-Aga ve Ust Orda Buryat özerk okrugları lağvedildi, geride sadece Buryat Cumhuriyeti kaldı.
Yani ‘Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olma’ durumu yaşanabilir demek istiyor. Biz de öteden beri benzeri şeyler söylüyoruz.
“Bir başka sorun da, oldukça liberal görüşlü Rusların bile etnik bölgeleri arkaik (eskil) ve özünde ayrımcı görme eğiliminde olmalarıdır. Etnik grupları “uyduruk” ya da “hayali” topluluklar olarak nitelendiren batılı düşünce, bu tutumu daha da meşrulaştırmıştır”.
Örneğin Rus Bilimler Akademisi yöneticisi Valery Tishkov, son dönem yazılarında “ulusu unutun” diyor, “etnik azınlık üyelerine yönelik insan hakları ihlallerine karşı şiddetle savaşıyor ancak etnik toplulukların belirli ortak hakları olan politik aktörler -uluslar- olduğunu kabul etmiyor”,diyor.
Yazar, Kafkasya’nın diğer halkları ile ortak amaçlar doğrultusunda ve birlikte çalışılmadığı sürece bir başarı elde edilebileceği görüşünde değil.
Çerkeslerin Karaçay ve Balkarlar gibi etnik komşularıyla sürtüşmelerini ise kaygıyla karşılıyor. Komşularla tam bir uzlaşma sağlanmadığı sürece, dönen Çerkes sayısı arttıkça uzlaşmazlık daha da kötü bir boyuta ulaşacak. Yani dönüş için de çok yönlü anlaşmalar -Çerkes olmayanların rızası da- gerekiyor, diyor.
“Bu nedenle tüm diğer etnik grupları temsil eden kuruluşlarla diyalog, en az Rus yetkililerle kurulacak diyalog kadar önemlidir” diyor.
Yazar, eğer isterse, RF Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in Kuzeybatı Kafkasya konularında bilgi alabileceği ve danışabileceği uzman kadroların bulunduğunu da sözlerine ekliyor.
Çerkes milliyetçiliğinin yükselmesi durumunda ise, Rus politikasının daha sert bir tavır takınabileceğini de vurguluyor.
Kazaklar
Stenfield’in Kazaklara ilişkin görüşleri Rus tarihçi Kutsenko’nun görüşleriyle birebir örtüşüyor gibi.
Kutsenko’nun “Doğru ile Eğri” kitabını (Ankara,2009) daha sonra ele almayı düşünüyorum. Ancak kısaca değinmem gerekirse, Kutsenko’ya göre, sınıfsal Kazak yapılanışını “yeniden kurmak için monarşi sistemine geri dönülmesi, toprağın ağaların –Kazak şeflerin- kayıtsız şartsız himayesine geri verilmesi gerekir” (Doğru ile Eğri,s.30). Böyle bir geri dönüşe ise olanak yok.
Folklorik Kazak dans ve şarkı gösterileri, şölenler düzenlenmesi gibi etkinlikler, güzel ve desteklenmesi gerekli şeylerden. “Ancak beyni yıkanmış, örgütlenmiş ve silahlanmış paramiliter bir güç olarak Kazak hareketi Slav olmayan bütün azınlıklar için bir tehdittir”.
Ahıska Türklerine yapılan Kazak saldırıları bu tehditin açık bir örneğidir, diyor Stenfield.
Abhazya konusu
“Eğer Abhazya Rusya’nın etki alanı içinde kalırsa, Çerkesler RF çatısı altında hedeflerini gerçekleştirmeye daha çok yönelebilirler, sonucunda bu Rusya politikasının Çerkeslere bakışında olumlu bir değişime yardımcı olur. Abhaz yetkililer bu süreçte yardım bile edebilirler ve Rusya ile Çerkesler arasında arabuluculuk görevi yapabilirler” diyor Stenfield.
“Rusya-Abhazya-Çerkesler üçgeni içindeki etkileşim olumlu sonuçlar verebilir. Yeterli özerklik olacağına inanıp Abhazya RF’ye katılabilseydi akıllıca olurdu. Ancak son yıllardaki –Rusya’daki-merkezileştirme -regionları azaltma ve regionların yetkilerini azaltma politikaları- bunun aksini işaret ediyor. Abhazya’nın kaynak girişine ihtiyacı var. Turizm, tropik tarım gibi Sovyetler dönemindeki durumu, dış yatırımla yeniden calandırılacak olursa, bu kadarı bile Abhazya için yeterli olacaktır, diyor.
Yazar daha sonra Gürcistan ile ilgili konulara değiniyor.
Not:Tire içindekiler HCY’a aittir.
