Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tegulan Yakup Temel
Av Vadisi
08 Mayıs 2020 Cuma Saat 12:30

Hapeşey köyünden çıkıp batı yönüne doğru giderseniz bir süre sonra yol ikiye ayrılır; buradan hafif sola doğru dönüp bayır aşağı giderseniz büyükçe bir vadi olan Mekeneyikue’ye, sağa yukarıya dönerseniz de Kueşakue'ye varırsınız. 


Çerkesler gittikleri yeni topraklarda kurdukları bir çok köye Çerkesya’dakiler ile aynı isimleri koydukları gibi, yer isimlerinde de aynı şekilde davranmışlardır; sanki, vatanlarını koruma uğruna yüz yılı aşkın bir süre devam eden savaşlar sonunda yakıp yıkılan, şimdilerde izi bile bırakılmamış köylerini yeniden canlandırmak istercesine... Dığujıkue, Bejakue, Yatexukue, Hadzıbenakue..


Uzunyayla, da irili ufaklı bir çok vadi ( kue ) bulunur, bunların hepsinin de Çerkesçe isimleri vardır ama Kueşakue’ye ( Av vadisi ) niye av vadisi ismini taktıklarını hep düşünmüşümdür. Zira şimdi burada sadece kurtlar, tilkiler, tavşanlar ve bazı kuş türleri bulunur. Böyle bir isim takmalarını Çerkeslerin anavatanları Kafkasya'nın av hayvanları açısından çok zengin ve aynı zamanda çok eskiye dayanan bir av kültürlerinin olmasınına bağlamak yanlış olmaz.


Mayısın sonlarına gelinmiş olup çift sürme zamanıydı. Bir arkadaşımla sabah erkenden çift sürmek için köyden ayrıldık ve kuşluk vaktine doğru Kueşakue' ye gitmek üzere yola çıktık. Güzel bir bahar günüydü ve güneyden esen ılık rüzgar iyice boy vermiş olan yeşil buğday tarlalarını tıpkı bir deniz gibi dalgalandırıyordu. Küçük vadiler içinde kurulmuş köylerin önlerindeki çayırlıklar iyice yeşillenmeye, yer yer sarı çiçekler ile bezenmeye başlamıştı. Yılın büyük bölümü beyaz gri rengin hakim olduğu tepelikler bile alacalı yeşil bir örtüye bürünmüş gibiydi. Tarla aralarına öbek öbek serpiştirilmiş olan gelincikler (dığujıne) özellikle göz alıcı bir manzara oluşturuyordu. 


Çerkesçe'de sözcükler genellikle anlamını kendi yapısında içerir; kurt gözü anlamına gelen dığujınede öyle, ortada siyah bir yuvarlak ve bunu çevreleyen kırmızı bir halka. Tıpkı kurt gözü gibi. Ne zaman dığujıne görsem ninem aklıma gelir. " Çerkesler Çerkesya'dan ( Xeku ) gelirken rüzgar dığujıneleride arkalarından getirdi " derdi kendisi. Bunu söylerken vatan özlemini dığujıneleri düşünerek gideriyor gibiydi sanki. Kueşakue tepesine çıktıktan sonra dönüp köye doğru bir baktım; güneş epeyce yükselmiş ama vadi yamacında kalan evlerin bazılarına hala güneş değmemişti. Sabah erkenden yakılan Jegu’lerin bacalarından tüten dumanlar köyün üzerinde bir örtü oluşturmuş, sabah güneşinin altında usul usul göğe doğru yükselmekteydi.


İş zamanları köyde “şıhaxu” denilen bir tür iş ortaklığı kurulur. İki veya üç kişi bir araya gelmek suretiyle, yardımlaşarak işlerini ortaklaşa yaparlar. Biz de, iki arkadaş tarlalarımızı beraber sürüyorduk. Dün Pokej tarafını bitirmiş bugün de bu taraftakilere başlayacaktık. İlk günün sonunda, akşam güneş battıktan sonra öküzleri yaylıma bırakırken bizde kağnının hemen yanında kurduğumuz kampta yemek hazırlıklarına başladık. İş ortağı arkadaşımla ayrıca iyide arkadaştık, düğünlere hep beraber gider yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Bu gece Beşkazakhable' de düğün olduğunu bildiğimiz için de hazırlıklıydık, ben de düğüne gitme olasılığını düşünerek yanıma yeni ayakkabılarımıda almıştım. Kamp yaptığımız yer Beşkazakhable köyüne çok yakındı, aslında beraber gidecektik ama arkadaşım yorgunum diye gelmekten son anda vazgeçince yalnız başına yayan olarak yola çıktım. Yola çıkmadan öncede, bütün gün çift sürdüğün çamurlu çarıklarımı önceden hazırladığım yeni ayakkabılarımla değişmiş, çarıklarıda kağnının yanına bırakmıştım.


Hava serin ama dingindi. Kalej’in altındaki dereden gelen kurbağa viyaklamaları dışında, gece tümüyle sesizdi. Kueşakue sırtlarından inerek köye doğru yöneldim. Ay karşıdan, Psıneşhibl tarafından yükselmeye başlamış, uzun gölgeler yaparak geceyi gündüz gibi aydınlatmaktaydı. Yolda giderken yıllar önce bizim köyden yaşlı bir kadının anlattıkları aklıma geldi: '' Köyümüzde Cemal isminde bir adam vardı, Cemal Çerkesçe tejgire denilen ahşaptan taşıyıcı bir platform üstünde bağlı vaziyette bir kurt gezdirir, kapı kapı dolaşarak onu görme şansı pek olmayan kızlara, gelinlere, yaşlı kadınlara gösteririrdi. Bu sebeple kendiside Kurt Yakalayan Cemal (Dığuj Wıbıd Cemal) derlerdi. Bir gün bizim kapıya gelmiş, kurdu evin kadınlarına gösteriyordu. Ben de amcamın kucağında merakla öylece kurta bakıyordum ki kurt birden bana doğru hamle yapınca bağırarak amcama sarılmıştım. 


O günü unutamıyorum. Diğuj Wıbıd Cemal Jereştey’den sonra Aslanhable’ye de kurdu götürmüş oradakilere de göstermişti. Daha sonraları köylüler bu davranışından dolayı teşekkür etmek için Cemal’i davet ederek misafir etmişlerdi. Daha sonra bu hareketin mantığını çok düşündüm. İnsan görmediği bilmediği şeyden çekinir, acaba bu korkulan bir figür olan kurdu canlı canlı göstererek insanları korkusuzluğa alıştırma ritüeli olabilir mi diye ''. Her neyse, bunları düşünerek düğün yapılan köye ulaştım. Sonrada, pşıne sesini takip ederek cegu yapılan yeri bulmam zor olmadı.


Tan ağarıncaya kadar düğüne katılıp tekrar kamp yerine döndüm. Arkadaşım daha uyanmamış, derin bir uykudaydı. Düğün ayakkabıalarını çıkarıp gece çıkardığım çarıkları aramaya koyuldum ama koyduğum yerde yoktu. Sağa sola bakınırken birde ne göreyim, bir tilki çarıklarımı didikleyip duruyordu ! Beni görünce tilki hızla uzaklaştı ama çarıkların her tarafı lime lime olmuş giyilecek bir hali kalmamıştı. Biraz sonra arkadaşımda uyandı. Ben öküzleri koşuya hazırlarken arkadaşım çorbayı hazırladı. Sızma yoğurtlu (şхuz) bulgur çorbasını içtikten sonra işimize başladık. Geceleri üst üste düğünlere katılıp hiç uyumadan gündüzler tarlada çalışmaya alışıktım ama bu sefer çıplak ayaklıydım, çarıklarımı tilki parçalamış, düğün ayakkabılarımı da giymeye kıyamamıştım. Bu şekilde çıplak ayakla akşama kadar çift sürdüm.


Akşama doğru üzerime bir halsizlik çöktü. Yemek yiyecek bile halim yoktu, yamçıma sarılarak erkenden yattım. Biraz sonra ateş ve öksürük başladı, uymaya çalışıyor ama sıçrıyarak uyanıyordum. Dalmışım ...  " ...Baharın karlar iyice kalkınca derelerin güneş görmeyen kuytu bölgelerinde kar öbekleri kalır. Dediklerine göre bu karlar yendiğinde insanın içini temizlermiş. Çocuklar ve gençler her bahar barkaçların alarak kar olan bu bölgelere giderek kar getirirler. Ben de arkadaşımla atlarımıza binmiş kar getirmek üzere şimdi bulunduğumuz Kueşakue'ye gitmiştik. 


Karın nerelerde bulunacağını biliyordum, tepelik bir yerda atlarımıza köstek vurarak derenin içine girdik. Yavaş yavaş eriyen kardan sızan sular usul usul dipde akan küçük bir dereye karışıyordu. Bahar karı sert ve tane tane olur, hem susamış hem yorulmuştuk, götürdüğümüz kaşıklarla berrak tertemiz karı kazıyarak yedik. Sonrada bir süre dinlenip barkaçlarımızı da karla doldurarak köye dönmek üzere yola çıktık. Vadiyi çıkıp tepeye vardığımızda iyice karanlık çökmüştü, atların yuları sağa doğru çekip köye doğru yöneldik. 


Tarlaların arasında zikzaklar çizerek gidiyorduk ki, birden bir kurt önümüzde belirdi. Daha öncede uzaktan kurt görmüştüm ama bu kadar yakından ilk defa görüyordum. Kurtla karşılaşılınca ata fazla yaklaştırılmamalı yoksa ata saldırır diye duymuştum, hızlanmaya başladık. Biz hızlandıkça kurtta hızlanıyordu. Bir ara dönüp arkaya baktım ; sanki gözlerinden ateşler geliyor gibiydi. Bu şekilde kan ter içerisinde köye girdik .."


Gece bir ara uyandım, ateşler içerisindeydim ve susuzluktan dilim damağım kurumuştu. Yan tarafta duran su dolu ahşap barkacı ( bardak ) alıp başıma dikerek kana kana içtim. Ertesi gün beni köye götürdüler. Üç gün yataktan hiç kalkamadan yattım. Sonunda iyileştim ama ondan sonrada hiç yalın ayak çift sürmedim.


Bu yazı toplam 2123 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net