Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tegulan Yakup Temel
Azey
18 Temmuz 2019 Perşembe Saat 23:02

Güzün bu zamanları, Uzunyayla’da işlerin iyice azaldığı, insanlarında en rahata erdiği zamanlar. Köyün önündeki harman yerleri iyice boşaldı, sağda solda tek tük saman yığınları görülmekte. Onlarda bir haftaya kalmaz kalkar. Değirmen işleride bitmek üzere, Guaşe Dığa bu senenin unlarından güzel fırın ekmeği (haku şak’ue) olduğunu söylüyor. Koyun sürüleri boşalmış ekin tarlalarında ve çayırlıklarda özgürce yayılıyorlar, ani bir kar yağışı olmazsa koç katımına(tıwtıpş)kadar bu böyle devam edecek.


Bahara kadar sürecek olan düğünlerde çok geçmeden başlar. At arabaları ve kızaklarda yerlerini otobüslere bırakmaya başladı, artık geceleri köylerde kalınmıyor, nısaşe kafilesi aynı gün dönüyor. Nıbjeğu ve akraba ziyaretleride yoğunlaşacak bundan sonra. Sonbahardan bahar aylarına kadar olan uzun dönemde arkadaşlar bir birlerini ziyaret ederler. Bu misafirliklerin bazen bir ayı bile bulduğu olur. Yaşlı, orta yaşlı arkadaşlar bu misafirlikleri boyunca haçeşlerde worşerler yaparak woredıjler, uerıuateler söyleyerek günlerini geçirirler. Köyün yaşlılarıda misafirleri hiç bir zaman yalnız bırakmazlar, sürekli birlikte olurlar. 


Köyümüzde xabzeyi çok iyi bilen woredıjleri de çok iyi söyleyen Dıgeş Şemsedin isminde babamında dayısı olan bir adam vardı. Bende hatırlıyorum kendisini, Xeku’ den geldiğini söylerlerdi. Onunla ilgili bir olayı anlatırlar; Şemsedin’ nin de olduğu bir grup yine böyle bir misafirlikte woredıj söyleyip haçeşte oturuyorlarmış. 


Woredıj söyleme adeti şöyle olur: grup sıra ile oturur ve baştan itibaren söylenmeye başlar. Sırası gelen bir kıtayı bitirdikten sonra, yanıdakine” nokue- geliyor” der ve onun devam etmesini ister. Şemsedin’ nin yanındaki de bir kıtayı bitirdikten sonra nokue diye sözü Şemsedin’e bırakmış ama çok iyi bilmesine rağmen o anda o bölümü bir türlü hatırlayamamış. Bunu üzerine, “ siz biraz bekleyin” demiş ve atına atladığı gibi, bu woredıjı çok iyi bilen Pazarsu köyünden Tıkıne Abdule’nin yanına gitmiş, atından da hiç inmeden o bölümü sorup tekrar öğrendikten sonra haçeşe geri dönmüş ve kaldığı yerden devam etmiş. İşte bu oturmalara böylede bir önem verilir. 


Dediğim gibi Uzunyayla’da bu tip karşılıklı ziyaretler çok olur, birr kaç sene öncede, o zaman Kurıje Kemal Hapdzey’in hocasıydı, bir at arabası göndererek Adamey Hafiz ile babamı aldırmış, iki hafta kadar onları misafir etmişti. Benim babamda iyi woredıj söyler, dayısı Şemsedin’nin yanında çok bulundu, bu yeteneğini onun yanında edinmiş olmalı. Şimdi biraz yaşlandı ama babamda bu oturmalara daha çok giderdi. Kendisinin gelmesi belki zor olur diye bir hafta önce aralarında Kip Selahattin’ nin de olduğu Azey’ deki arkadaşları bir araba gönderip götürdüler, dızbğadesıns - beraber oturalım diye. Dün bizim wınekueş büyüğümüz uğramıştı “ eskisi gibi değil, yaşlandı, hem bısımlarına karşı ayıp olur bir aramazsan, git bir bak” deyince bu gün öyle yola çıktım. Bu gün Azey’ye gitme sebebim de bu. Eskiden olsa böyle bir şey yapmazdık zaten.


Köylerden topladığı yolcular ile dolu otobüsümüz Pınarbaşı’na girdiğinde kuşluk vaktini biraz geçmişti. Şöför yolcuları her zaman çarşıda indirirdi ama ben hem yürümüş hem biraz bakınmış olurum diye Uzunyol’ da indim. Erken bir saat olmasına rağmen cadde boylu boyunca insan doluydu. Türkçe’den çok Çerkesçe konuşmalar duyuluyordu. Zaten ilçenin en az üçte biri çerkes, bir de bu gün pazarı olunca Çerkes köylerinden gelenlerle birlikte adeta büyük bir Çerkes köyü gibi olmuştu. Rastladığım tanıdıklar ile selamlaşarak çarşıya kadar indim. Niyetim oradaki Çerkes bir esnaftan babamın grubunun nerede olabileceğini öğrenmekti. 


Orası herkesin uğradığı bir yerdi, gruptan haberi olabilirdi. Tahminim doğru çıktı, “ Dumeniş İsa ha ya dey şısxeshaw si guğas” deyince o tarafa yollandım. Dumanışların evini biliyordum, su kaynağına çıkarken sol taraflarda bir yerdeydi. Kayaönü mahallesinden su kaynağına çıkarken sıra sıra dizili Çerkes evlerini geçtim, çok geçmeden de İsa’ların evlerini önündeydim. Eski Pınarbaşı evlerini andıran evlerini antresi olduğu gibi ayakkabı ile doluydu. Kalabalık oldukları belliydi. Orada bulunan bir genç beni buyur ederek bir kenara oturtturdu. Kendimi tanıttıktan sonra fazla oturmadan büyüklerin bulunduğu odanın açık kapısına yakın bir yerde ayakta dikilmeye başladım. Direkt odaya girmek olmazdı tabi, amacım içeriden beni tanıyan birinin dikkatini çekmekti.


Çok beklemedim, içeriden tanıdıklarımdan biri , “ kışeha “ diye beni içeriye çağırdı. Biraz tereddüt ettikten sonra içeriye girdim. Bizim haçeşde şhağırıt olarak sürekli bulunduğum için bazılarını tanıyordum, onlarda beni tanıyorlardı. Kapıya yakın ayakta öylece biraz bekledikten sonra jante tarafında oturanlardan biri “ Yeblağa şınehış’e- hoş geldin delikanlı” diyerek hal hatır sordu. 


Gençtim ama bende küçüğün büyüğü değil, büyüğün küçüğü sorması gerektiğini biliyordum tabi. Tanımayanlara beni tanıttıktan sonrada hafifce gülerek, “ Ne o, babanı götürmeye mi geldin?” dedi. Evet der gibi başımı hafifce eğerek onayladım. Bunun üzerine büyüğümüz “ We zi wınağore” dedi ve sonrada devam etti, “ Babanı biz getirdiysek biz götürürüz, bunun için gelmene gerek yoktu”. O anda yaptığımın Xabze’ye uygun olmadığını anladım. Biraz utanmış yere bakarak duruyordum ki büyüğümüz tekrar söze girdi: “ Ama şu da var, eğer yaşlı babanı hiç aramadan sormadan ilgisiz davranmış olsaydın oda olmayacaktı, bu açıdan da uygun olanı yaptın, wıpsow, sen git, babanı biz getiririz”


Bunu deyince geri geri giderek odadan çıktım ve aynı anda hem eleştiri hem övgü almanın verdiği şaşkınlıkla evden ayrılarak tekrar çarşıya indim. Bu şekilde bir defa daha iyi bir haçeş dersi almış oldum.


Dedikleri gibi de, bir kaç gün sonra babamı götürdükleri şekilde geri getirdiler.


Bu yazı toplam 3182 defa okundu.





Sebahattin Karaçay

едзын, уэрэд едз ...Biliyor musunuz Ezan sözcüğü buradan geliyor. Dahası 6-8 öküzle nadas sürülürken ''Wey wey....Yedzkere nakoe !'' şeklinde bağırılırdı. Buradan da Diyonizos yani Diyedzınş sözcüğü türetildi. Ekim ve hasat tanrısı diye adlandırıldı...

22 Temmuz 2019 Pazartesi Saat 16:59
SEMİH AKGÜN

Değerli Yakup, yazıyı okurken, sanki yaşıyor gibi oldum.
Çok canlı, insanı içine alan ve saran bir üslubun var.

Bir de dikkatimi çekti; Çerkesçe/ Adığebze sözcük/ terimlerin siyahlaştırılmış olarak çıkması ve anlamının derinlemesine irdelenmesi iyi olmuş.
Türkçe dahi okurken insanın Çerkesçesi gelişebilir.

Çok çok teşekkürler yazınız için.

22 Temmuz 2019 Pazartesi Saat 10:53
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net