Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Çerkeslerin Karşısındaki İki Sorun:Rusya Ana ve Kafkasçılık
30 Ocak 2019 Çarşamba Saat 21:37

Alman nazileri yenilerek Kafkasya işgalcilerden temizlenmiş, yok olmaktan kurtulan ulusal hayatımız güzelleşmişti. Beyaz dağdan bakınca her şey o kadar güzel, o kadar kusursuz ve lekesizdi ki; bütün halklar mutlulukla el ele tutuşup Rusya ananın entarisine yapışmışlar ve sovyetlerin büyük sosyalist hayal ülkesini inşa etmek için gecelerini gündüzlerine katıp çalışmaktaydılar!


Emekleyen Çerkes yazılı edebiyatında işlenen konuların ana teması buydu. 70-80’ler boyunca Türkiye Çerkes muhaceretinin derneklerine egemen olan hakim sol-sosyalist gruplarca halk nezdinde işlenen bilinçlendirme faaliyetinin ana siyasi temasının özeti de bu kadardı. Rus zulmü artık geçmişte kalmış, halkımızın hayatı kurtulmuştu. Şimdi o hayata duhul olma, o üstün zaviyeye nasbetme vakti gelip çatmıştı. Yani sosyalist ana vatana, iyi birer sosyalist olarak dönüş yapmak lazımdı veya Türkiye’yi sosyalist milletlerin seviyesine taşımak lazımdı. İkisi içinde çalışıldı, ama ikisi de başarılamadı.


Aksine zaman sovyetlerin çöküşünü açığa çıkardığında, anlatılan sosyalist mutluluğun pek de reklamlardaki gibi olmadığı görüldü. Akabinde, tüm Sovyet halkları arasında ikinci sırada olarak 19-20 Mayıs 1991 de Nalçik şehrinde halk kongresini yapan Çerkesler, Çarlık tarafından parçalara ayrılan, Sovyetler tarafından da bu parçalanmış hali devam ettirilen Çerkes ulusunun emniyeti, ulusal gelişimin temin garantisi, muhaceretteki soydaşların ülkelerine dönebilmesini hayati önemde gören, yani geçmişte Çerkes halkına yaşatılan haksızlıkların telafisini talep eden ve bu amaçla atayurdunda parçalanmış halkın Çerkesya adında tek çatı altında toplanmasını isteyen kararları alıp ilan ettiler. Bunlar için çalışacak örgütlerini kurdular, tarihi bayraklarını temsiliyet resmi olarak kabul ettiler. Ulusal diriliş başlamıştı.


Fakat 91-99 yılları arasında geçen fetret döneminden sonra ‘’Rusya Ana’’ Çerkeslerle de ilgilenmeye başladı. Önce Çerkes halkının temsiliyet mekanizmaları araya sokulan çomaklarla bozuldu. Dünya Çerkes Birliğinin şahin kanadını oluşturan resmi üyelerinin polis ablukasına alınarak içeri sokulmadan yapılan usulsüz genel kurulda tasfiye edilerek Rusya Ana’nın eteklerine yapışan asalak bürokrasi tarafından el konuldu. Bu operasyonda, Türkiye'den giden heyette bütün uyarılara rağmen Rusya Ana’ya teslimiyet yönünde oy kullanmıştı. Böylelikle ilk adım tamamlanmış oldu. Çerkesler kategorik olarak artık temsil edilmeyen halklar sınıfındaydılar ve hala da öyle tutuluyorlar.


DÇB’nin tamimleri anayuttan daha çok Çerkes ulusunun diaspora/muhaceret kısmına yöneliktir. Ve Çerkes halkı yararına hiçbir samimi öğüdü/önermeyi içermez. Anayurttaki Çerkes Milliyetçileri, Çerkesya Yurtseverleri zaten ellerinin altındaydı. Bugüne kadar bir çoğu şaibeli ölümlerde veya doğrudan cinayetlere kurban gittiler. Aralarında Çerkes halkının lideri Hazret Şovmen’e halef olacağı söylenen Murat Kudayev’inde olduğu 500’den çok Çerkes’in 2000 yılından beri cinayetlerde öldürüldüğü söyleniyor.


Muhacerette ise Çerkes halkına karışı zihin suikastını DÇB’nin büyük ortağı üstlenmişti. On yıllardır Abhazya'nın bağımsızlığını destekleyen bu oligarşi, Çerkeslerin menfaatine bugüne kadar hiçbir siyasi söz söylememişti. Nedeni onlara göre çok basitti, çünkü kendileri kültürel alanda faaliyet gösteren bir örgüttü, siyasete karışamazlardı.


Peki ya, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından sınırları tanınan, egemen bir ülkenin bir kısmının silah zoru ile ayrılmasına destek vermek kültürel bir faaliyet alanı mıydı? Elbette siyasi bir faaliyetti. Çerkeslere gelince siyasileşemeyen aslan yürekliler, Çerkes halkından ayrı bir millet olan Abhazlar için pekala siyasileşebiliyordu. Bunun nedeni açıktır, Moskova’da oturan Rusya Ana’nın eteğindeki politburo yoldaşları Rus hegemonyasının ileri karakolu olan Abhazya’nın sözde bağımsızlığının Çerkes diasporasının gözünde meşrulaştırma görevini DÇB ve ortaklarına vermişti.


Bağımsız bir ülkenin bir parçasının silah zoru ile ayrılmasını hararetle destekleyenlerin, 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgününü, Rusya Ana’larının konsoloslukları önünde protesto etmekten korkmaları, bunların vurulduğu boyunduğu görmek açısından iyi bir örnektir.


Zaten Çerkeslerin ‘’toprak milliyetçiliği’’, ‘’ulus milliyetçiliği’’ yapması öteden beri yasaktı. Bu yüzden DÇB ve diasporik ortakları kendilerini sürekli kültür (dans) kurumları olarak tanıttılar. ''Çerkes Meselesi'' gündeme geldiğinde hep bir ağızdan dil ölüyor, khabze ölüyor diye feveran ederlerken, bu yok oluşun asıl sebebinin, Çerkes ulusunun anavatanında bile parçalanmış olduğunu es geçtiler.


Çözümün ise anayurtta bir devlet çatısı altında toplanmak olduğunu ise asla dillendiremediler. Çünkü iyi çocuklar Rusya Ana’nın yasakladığı hiçbir kelimeyi söylemek şöyle dursun aklından bile geçiremez.


Bu oligarşinin tek siyasi gündemi, varsa yoksa Çerkeslere iğne ucu kadar bile faydası dokunmayan; Abhazya'nın bağımsızlığı malikatürüdür. Bir ülkenin bir parçasının silah zoru ile ayrılmasını meşru gösteren DÇB ve diasporik ortakları, Çerkeslerin Rusya sınırları içerisinde bir araya gelmelerine dahi tahammül edemeyerek akla ziyan bir şekilde ''Çerkesya faşizmdir'' demektedir. İllaki beyaz dağdan bakınca, halkların Rusya Ana’larının eteğinde toplaşan kardeşliği masalını tekrar eder dururlar.


Beyaz dağdan bakınca masalının diğer bir versiyonu ‘’Romantik Kafkas’’ muhafazakarlığının dilindedir. ''Birlik olamadık da o yüzden Rus’a yenildik'' önermesi bünyelerinde o kadar saplantı haline gelmiştir ki, birlik kavramını ultra düzeyde maksimize etmeye özen gösterirler. Kırım tatarlarından Karaçaylara, Abhazya'dan Başkırtlara kadar herkes ‘’birlik için’’ gündemlerindedir. Ancak akıllarının ucundan hiç bir zaman Çerkes halkının birliği için bir şeyler söylemek ge-çe-mez.


Hıristiyan Abhazya'da sünnet şöleni, Hıristiyan Osetya'da kurban bayramı düzenlerler ama bir Çerkes hanesine konuk olmazlar. Zira pantürkist Kafkascılar için, Çerkeslerin toprak milliyetçiliği gütmesi velinimetleri tarafından yasaklanmıştır.


Kabardeydeki son Kanjal provakasyonunda açıkça bunu gördük; Turancı Tatar organizasyonları sözcüleri dahi tüm Türki halkları ve müslüman olmaları hasebiyle Çeçenleri, Çerkeslerin karşısında Karaçay/Balkarları desteklemeye çağırırken, bu meşum ellerin Türkiye sözcüleri de ajanslarında- derneklerinde saf Çerkeslere Karaçay tezlerini savunan kusmuklarını saçtılar. Nick name ile Çerkeslere hakaret içeren yazılar yazıp yayınladılar.


Zaten ne vakit Türkiye hükümetlerinde şövenleşme emareleri görülse buna paralel bu Kafkascı caimanında biti kanlanmaktadır. Konu müslümanlık ise Çerkeslerde müslümandır, üstelik Tatar ve onların alt boyları Karçaylar'dan daha çok İslam’a hizmet etmişlerdir. En azından Moğol/Tatar eşkiyaları gibi İslam ülkelerini yağma edip, İslam kültürünün kökünü kazımaya yeltenmemişlerdir.


Çerkes halkının muhafazakar kesimini sosyal demokratlardan ayırmak için iyi kullanılan bu din olgusunda asıl varılmak istenen hedef, sosyal demokrat kesimleri diğerlerinden ayırmakla elde edilecek sonuçla birebir çakışmaktadır. Yani Adıge-Abhazcılarda, her türden Kafkascılarda Çerkeslerin tek başlarına kimlik sahibi olmalarına karşıdır, bu gruplar Çerkeslere zihin suikastı peşindedirler.


Bütün kurgu, bütün hamaset ,Çerkeslerin hem anayurdunda hemde muhacerette tarihi-siyasi-kültürel bir özne, yani politik güç olmaması için yapılmaktadır. Yedi düveli birleştiren sözde misyonlarının ardında asıl iltisaklı oldukları emir, Çerkesleri ayrıştırmak üzerinedir. Son Kabardey-Kanjal olayında bütün bunları, köle zihniyetinin kanser hücreleri gibi bünyeyi sarıp nefessiz bıraktığını gördük. Bunlar Çerkes milletine açıkça düşmanlık içerisindedir. Yeryüzünde hiçbir ulus yekpare değildir, ya siyah ya beyaz içinde yaşamaz. Bir milletin içerisinde dinsizi de olur, dindarı da, zengini de olur, fakiri de, birbirimizden nefret ettirmelerine izin vermeyeceğiz.


Fitne merkezlerinde Çerkes halkının gençlerine açıkça ‘’Çerkes’’ kimliğini bırakın, Kafkas, Kafkasyalı olun, Kafkasyayı Rus işgalinden kurtarınca Çerkes sorunu da kendiliğinden hallolacak, isteyen o vakit tekrar Çerkes olur diye telkin eden sapık zihniyet, yani Çerkesleri kimliksizleşmeye davet edenler, kendilerinin Çerkes olmayıp aslında Wubıh diye bir milliyete malik olduklarını da beyan ediyorlar.


Bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur? Şapsığlerin aslında Abhaz olduklarını yayıyorlar, Wubıhlar Çeçende olabilirmiş diyorlar, Kaberdeylerin ise yarısı aslında Abazin imiş. Sıkı durun son olarak bir ahmak, Kabardeylerin Çerkesce konuşan toplama bir Kafkas ulusu olduğunu beyan etti. Şapsığler ile Abzahlerin bir kısmı aslında Abhaz diyen adamı kutsal rahip gibi köylerimizde gezdirip propaganda yapıyorlar.


Hali hazırda varlıklarını devam ettiren sağcı ve solcu yapılanmalardan verdiğimiz örnekler bunlar. Sakın ola bunlar bir kaç delinin hezeyanları diye küçümsemeyin, bütün başarılar süreklilik arz eden bir ısrar ile mümkün olur. Son 20-25 senedir aynı söylemlerle devam ediyorlar. Üstelik bunlar tek başlarına da değiller, ne hikmetse Rusya Ana’ları her zaman arkalarında durmaktadır.


Yani Çerkesleri ‘’hiçleştirmek’’ isteyenler, kendi köklerini başka membada arıyorlar. Dikkat buyurun gençler, bunlar sizi ‘’hiçleştirdikten’’ sonra sizin sırtınızdan Türkiye'de siyasi ikbal devşirmeye çalışacak olanlar da var. Yakın tarihte de M.Emin’in zorla kurduğu batı Çerkesya birliğinden, M.Emin’in İstanbul ziyaretinde tutuklanıp Suriye’ye sürgün edilmesini fırsat bilip ilk ayrılanlar da bunlar idi. Çerkeslere ''Kafkas'' olun demek, Türklere Türklüğü bırakın da Anadolu olun demekten, Bulgarlara Balkanlı olun demekten farksızdır. Aklı olan, düşünebilen bir insan hiç bu öneriyi kabul eder mi?


Kafkas Halkları Konfederasyonu, halklar arasında bir dayanışma örgütü idi, amacı halkları tek bir ''kafkas'' ulusu haline getirmek değildi. Bunun Türkiye şubeliğine soyunanlar ise tam tersini Çerkeslere öğütlüyor; oysa uluslaşmak başka, uluslar arasında yardımlaşmak başka, uluslar üstü örgütlenme kurmak başka şeylerdir.


Sağcısı, solcusu ortak özelikleri önünde sonunda Çerkes olan hiç bir şeyi beğenmemeleridir. Mesela Çerkes Ethem’i sevmezler. Çünkü ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine’’ karşı Adapazarı-Düzce havalisinde isyan eden kimi Wubıh ve Abhazları öldürdüğü için, en büyük zararı Ethem’den gördük diye şikayet ederler. Peki ,Çerkesleri kraldan fazla kralcı olmakla suçlayanlar Samsun'da Çerkes köylerini çeteci olmak ithamıyla yakan Wubıh paşadan, istiklal mahkemesinin meşhur Abhazından, TBMM üzerinde faşist konsey kurulmasını isteyen Lezgi başbakandan da rahatsız mıdır? Ethem’in bizim için tek önemli özelliği, Çerkes militarizminin son örneği olmasıdır. Nesilleri dünya savaşında kırıldığı için ondan sonra bir daha delikanlı yetiştiremedi bu millet.


Hem sağa, hem sola mensup beyaz dağın romantiklerinin ortak özelliği, Çerkes etnik kimliğine, Çerkesya davasına olan hasmane tutumlarıdır. İzledikleri bütün yollar Çerkeslerin hem anayurtta hemde muhacerette etnik, siyasi, kültürel, kurumsal örgütlü bir halk olmaması yönündedir. Çerkesler bugün için sineklere bal yapan arılara dönüştürüldü ise bunlar yüzündendir.


Beyaz dağın Sovyetler'inde mesleki yaygın eğitim vardı, teknik-askeri konularda da ileriydiler, uzaya bile ilk onlar çıktı, peki düşünce eğitimi var mıydı? Yüz yıla yakın ömür süren komünist partinin hışmından kurtulabilen kaç filozof yetiştirebildi koskoca Sovyetler Birliği toprakları? Tahmin edelim, hiç.


Yüzyıllık Sovyet Sosyalist Çerkes hayatı da Çerkes Sorununu çözmedi. Onu sanki tek doğruymuşcasına diasporaya aktarılan yanlış tarih saptamaları, yanlı sosyo-kültürel tezleri Çerkes halkının etnik tarihine, birliğine ve gelecekte varoluş sebeplerine zarar veriyor. Bugün Çerkes tarihinin az bilinmesinin en büyük nedeni de topraklarında soykırımdan geçirilen bir halk olduğunu görmezden gelen Sovyetlerdir.


Tarih bilimine sadık olma kaygısı gütmeden Çerkes halkını beş parçaya bölmüş, üstelik Çerkes tarihini yüzyıllarca hayat belirtisi vermeden dağ yamaçlarında yaşayaduran komşu dağlı halkların kategorisine indirgemiştir.


Peki bunları tekrar tekrar neden yazıyoruz?


Çünkü, gelmiş geçmiş bütün ulusal mücadelelerde en büyük enerji iç düzeni kurabilmek için harcanır. Çerkes ulusu kendi iç dünyasını düzenlerse istikbalde geleceğini çok daha rahat koşullarda kazanabilir. Çerkes=Adıge kimlik tanımı ve anayurtta, gerçek federatif bir Rusya'nın sınırları içerisinde kurulacak Çerkesya fikri ile ideolojik bunalımı atlattık. Ama tarih ile talih bugün bize -maalesef- ancak bu kadarını nasip etti.


Tolstoy’un dediği gibi ''yeni bir nesli yetiştirmek, bozulmuş insanları düzeltmekten daha kolay ve işlevseldir.'' Çerkes Sorununu dert edinen insanlarımız, enerjilerini Çerkes milliyetçisi yeni bir nesil yaratmak zorunluluğu üzerine harcamalıdır. Bu yetkin nesil, atlarının terkisine atlayarak yitirdiklerini aramak üzere davanın yoluna düşebilir, kaybedilmiş geçmişlerini, gasp edilmiş haklarını geri istemek cesaretini gösterebilir. Aksi halde ulus milliyetçiliği, toprak milliyetçiliği yapması yasaklanan, erkekleri dans ve yüksek kültür adı altında neredeyse kısırlaştırılmış, enenmiş bir millet, ancak ve ancak yüzyıllar boyunca gölgesinde yaşayaduran küçük komşularının gemi azıya alan halleriyle, duru göle attığı taşların dalgalarında boğulup gitmeye mahkumdur. Asabiyenizi kaybetmeyin.


Ulus olarak başımızı eğen öyle insanlarımız var ki; küçük komşuların Çerkes tarihinden çaldıkları tarihi doneleri, etnik verileri, sosyonimleri, toponimleri, kültürel öğeleri sahiplenmelerini onaylamışlardır. Hatta bunların Çerkes halkının ulusal bütünlüğü zararına geliştirdikleri uyduruk hipotezlerinin Çerkes milletinin içerisine yayılmasının gönüllü taşıyıcılığını üstlenmiştlerdir. Bu tipolojiye sahip kimselere neyi anlatsanız, hangi gerçekliği kanıtları ile ispatlasanız boştur, siz arkanızı döndüğünüzde sinsiliklerine devam ederler.


Bugün için ''Çerkeslik'' olgusu, bunlar tarafından Çerkes halkından kimsenin işine yarar birşey olmaktan çıkarılmak üzeredir.


Bugün bu toplum içinden yetişen aydınlarımız, Çerkeslik yapamayacak kadar ya düpedüz korkak, ya da akademik istikbal gayesi ile öncelikle Rus ve diğer devletlerin çizdiği siyaset yapma sınırlardan dışarı çıkmaktan özellikle imtina etmektedir. Hakikati bir yanılsama uğruna satışa çıkarmışlardır. Yoksa, Çerkes tarihi, siyaseti ve Çerkes sorunu gerçeği hakkında bilinmeyen hemen hiç bir şey yoktur.


Toplumlar da tıpkı makineler gibi doğru bilgi temelinde kurulur, yaşar ve üretir, Çerkes=Adıge kimliğini reddeden, anavatanda Çerkesya birliğini reddeden ve halkımıza Çerkes kimliğini terk ederek; her türlü kafkaslaşma, adıgoabhazlık, nartçılık, wubıhçılık gibi tarihi ve sosyolojik karşılıkları olmayan ‘’hiçlikleri’’ öneren her anakronizm düpedüz ahlaksızlıktır. Sözde temsil kurumlarındaki ahlaki zaafiyetimiz sürdükçe ulusal bünyemizdeki sorun kanamaya devam edecek, bu halk bir araya gelemeyecek, geleceğini kuramayacak demektir. Zaten yapılmak istenen de budur.


Khabze ise militarist bir halk olan Çerkeslerin birbiri ile iletişimini ve toplumsal hayatını düzenleyen kanunlar bütünü idi. Çerkes olmayan birilerine Khabze gösterilmez. Gelen misafir veya bir yabancı ise asgari nezaket kuralları çerçevesinde kısıtlı bir saygı gösterilir, ihtiyaçları temin edilir ve en önemlisi nasıl geldiyse öyle yolcu edilir. Khabze, Çerkesler hakkında herkesin aklına geleni söylediği ve yinede saygı gördüğü bir ortam hiç değildir. Çerkesler, ulusal kimliklerini, ulus değerlerini kıskançlıkla korumada- savunmada inatçı bir kararlılık göstermelidir.


Daha en başında söylediğimiz gibi Çerkes (Adıge) milletinin karşısına konan sahte gerçekler, eğer ulusun geleceğini tehdit boyutuna vardırılıyor ise buna karşı her türlü siyasi, kültürel, fikri veya fiziki mücadele etmek her bilinçli ferdin görevidir. Bunu yapmamak ise kişi veya toplumun ahlaki zafiyetini sürekli kılar. Kendi hakikatini savunamayan insanlar, mücadele etmeyen toplumlar, başkalarının yeşerdiği toprağın gübresi olup, başka hakikatlerin sesi- başka emeklerin alın teri olarak zillete düşer.


Çerkes Meselesini örgütleyecek kaynakların bulunamaması, milli burjuvazinin ulus üzerine yatırım yapmaması ve bir iktidar alanı oluşturmaması ile alakalı olarak devam etmektedir. Bunun Rusya ve Türkiye’de olamayacağı belli olmuş gibidir. Ne zaman ki Avrupa'da yaşayan soydaşlardan veya Ürdün gibi daha bağımsız hareket etme kabiliyeti geliştirebilmiş ülkelerden bu konuda ciddi adımlar atılırsa kısa sürede neticelenebilir. 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgününün uluslar arası camiada tanınması gibi pek çok konuda olumlu sonuçlar alınabilir.


Milli bünyemizi zehirleyen dernek, vakıf, federasyonlar gibi sahte temsil kurumlarının yolu ile ulusal bütünlüğümüze bulaştırılan sahteliklere karşı tavır almayan, tepki göstermeyen sorumsuz yanlarımızı tedavi edici düzeyde uyarıya geçirmeliyiz.


Siz her ne kadar –Çerkeslik- artık bitti deseniz bile hiç ummadığınız bir anda, hiç ummadığınız kişiler tıpkı bir ot gibi çekip kökünüze bakar da hakkınızda nihai kararı öyle verirler.


Köküne bağlı olan güçlü kalır. Çerkeslik, binlerce yıldır birlikte yaşamanın onur ve mutluluk olduğuna inanan gönüllerin hikayesiydi. Çerkesler birbiri ile anlaşamayan değil, birlikte yaşadığı için binlerce yıl var olan bir milletin çocuklarıydı ve hayatlarına bu pencereden bakarak devam edeceklerdir.


Bu yazı toplam 3453 defa okundu.





Ladikli

HATKO VURAL ASİSİN. :)

03 Şubat 2019 Pazar Saat 14:58
MERAMISE

Cesur yazı. Dik. Çerkeslerde kaldı mı bu özellik?

31 Ocak 2019 Perşembe Saat 21:35
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net