Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr. Karden Murat
Gürültücü Minik Krallar
15 Nisan 2018 Pazar Saat 14:31

Günün birinde Türkiye’de entelijansiya’ya dahil olacağı ümidinin yıkılması insanlarda bazı psikolojik sorunlara yol açabilir. Kendisini mutlaka bir aydın olarak tescil ettirme isteği, insanları, istenmeyen durumlara düşürebilir. “Kendini bilmek gibi irfan olmazmış” sözüne biraz inanmak, en azından bu durumu bir nebze olsun giderme, kendine hakim olma fırsatı sunabilir. “Kendi öz garibanlığını bilmek ve tanımak”  da küçümsenecek bir erdem değildir.    


Entelijansiya’nın kabul etmediği veya dikkate almadığı  kişilerin mutlaka bir yerlerde kabul görme arayışlarının kurbanları olmaya lüzum yok, çok önceden üretilmiş fikirleri ve klişeleri yerli yersiz durmadan tekrar eden, başka alanlar için üretilmiş fikirleri ve söylemleri, uysa da uymasa da kendi çevresine adapte etmeye çalışan, ezber ettiği kalıpları durmadan tekrar ederek içinde bulunduğu veya dahil olmaya çalıştığı çevrelerde mevcut kişileri cahil mesabesine koymaya çalışanların kahırlarını çekmek zorunda değiliz.  


Bir ortama girdiğinde, insanların gözlerinin içlerini süzerek, tanındığı zehabına kapılma arzusuna düşüp, insanlardan tanınmayı dilenmek acınası bir durum değil midir ? İstanbul’da, bir iskelede beklerken, bir zamanlar ünlü olmuş ama yaşının ilerlemesi ile artık tükürük bezlerinin yeterince çalışmaması yüzünden –günde on kere dişlerini fırçalasa da- ağzı kokmaya başlamış, yüzü kırışmış, saçları dökülmüş, kaybettiği ışığını abartılı giyim kuşamı ya da cilt bakımları ya da makyaj ile sağlama çabasına girmiş, fakat tanınma arzusu ile dolu pek çok kişi ile karşılaşırsınız, bir yandan “beni tanıyın ey insanlar” yakarışı ile insanların gözlerinin içine bakarlarken, diğer yandan buna zıt yersiz bir kibir temaşa edersiniz.” 


“Fakirin tavuğu tek tek yumurtlar” hayat şiarı olmadığı sürece yahut bu söz en azından zaman zaman kulaklarımızda yankılanmadığı sürece, beklentilerimizin altında ezilip gidebiliriz. “Bir anda” cılık, “aniden” cilik, “hemen” cilik, kısa bir zaman dilimi içerisinde yüksek bir efor harcamaya, sonrasında ise bitip tükenmeye neden olur. Makbul olan ise, bir şeyi uzunca bir zaman diliminde, az az olsa bile, istikrarlı bir şekilde yapmaktır.  


Fakat yaşı kemale ermiş, parlak bir yıldız olma beklentisini kaybetmiş kişiler bekleyemezler ! 

Şimdilerde baskı imkanlarının çoğalması, maliyetlerin nisbeten makul hale gelmesi ile “kitap bastırma” sıradan bir iş haline gelmiştir. Bir hükümdarın kendi adına sikke bastırması ile, bir kimsenin kendi adına kitap bastırması aynı etkileri yaratmaz, ancak “kendi adına kitap bastıranlar”, kendi adına sikke bastıran hükümdar gibi bir ruh hali içerisine girerlerse işte o zaman sorunlar doğmaya başlar. “Ben bunu kitabımda yazmıştım”, “ben bunu kitabımda yazacağım”, “zaten benim kitabımda bu var” gibi vaziyetler de, kendini bilmeme-bilememe garibanlığınının dik alası. Bir şeyin bir kitapta yazılı olması, yazılı olan şeyin doğru, bilimsel, objektif olduğunu hiçbir zaman göstermez, bir akademisyen tarafından yazılmış olması dahi bunu tek başına sağlayamaz. Ancak belirli bir kesim üzerinde “aaa bak kitapta yazıyor” etkisi yaratır. Zaten “kendi adına kitap bastıran”, hevesli küçük krallar da, bu garabet durumu sömürme adına kitap bastırırlar, yoksa amaçları bilimsel gerçeği aramak, bulmak, bilimsel metotlar kullanmak değildir.  


Matbaacıya 2.000 Lira para verip 500 adet kitap bastırmakla bir kitap okunmuyor, bilimsel kabul edilmiyor, bir kimsenin adına kitap basılı olması, o kimsenin entelijansiya tarafından kabul görmesini  ya da dikkate alınmasını gerektirmiyor. Bir kimseyi entelijansiya kabul etmemiş ise, etmiyorsa, o kimsenin elinde kalan tek ihtimal olan Çerkes ihtimalinin de  kendisine tapınması, onaylaması, yalaması, egolarını kabartması, hırslarını tatmin etmesi zorunluluğu yok.


Kendi küçük krallığının kralı olmak isteyenler, Rusça bilmedikleri halde, Rusça kaynaklara atıf yaparak , “arşive dayalı” kitap yazdıklarını dahi iddia edebiliyorlar, böyle kişiler hakkında ne düşünmemiz gerekir ? Dünyada böyle bir kitap yazanın üzerine katran döküp tüye bulayıp sokak sokak gezdirirler. Ama iş Çerkeslerle ilgili olunca, İngilizce bilmesende, Rusça bilmesende, “Osmanlıca” bilmesende, Fransızca bilmesende, Almanca bilmesende, bu türden kaynaklara atıf yaparak kitap yazman mümkün, bulursun ebleh bir tercüman, yaptırırsın çeviriyi, beğenmediğin yerlere de kendin müdahale ettin mi, “Çerkesya” yazan yerleri “Kafkasya”, “Çerkes” yazan yerleri de “Kafkas” yaptınmı, al sana 500 sayfa kitap, üzerinde hem de ismin yazar. Nasıl olsa sana karşı çıkacak birilerini bulman zor, karşı çıkan olursa da zaten çamurla sıva badana yaptın mı onu da halledebilirsin. Ya da basılmış olan kitaplara “editör” olup, yine tahrifata devam edebilirsin, “edit etmek” yerine bir kitabı kafana göre şekillendirebilirsin.


Maalesef alanımız bu tip sorunlarla dolu ama işin kolayı var tabi, hoşuna gitmeyen fikirleri savunan herkese biraz su ve biraz çamuru karıştırıp ırkçı damgası vurmak. 


Önce kimin ırkçı olduğunu ve kimin ırkçı olmadığını anlamak için basit bir soru sormak gerekiyor; sayıları 200.000’den fazla olan, Abhazya’dan silah zoru ile çıkarılmış, özel mülklerine el konulmuş Gürcü ve/veya diğer milliyetlerden mülteciler (https://undocs.org/A/71/L.71) hakkında ne düşünmektesiniz ?  Bu soruyu, muhataplarına  yöneltseniz bile makul bir cevap alamazsınız. Hemen “ama” ile başlayan ve bu insanların suç işlediğine dek varan bir listeyi önünüze koyarlar, düşünsenize, bu sivillerin sayısı 200.000’i geçse de tamamı suçlu. Sonra Stalin’in onları Abhazya’ya yerleştirdiğini falan söylerler üstelik. 


Size dönüp hiç yüzleri kızarmadan, Çerkesya’daki halkları birbirine düşman ediyorsunuz, Çerkesya sadece Çerkeslerin değil ki orada yaşayan herkesin-sanki Çerkesya sadece Çerkeslerindir diyen olmuş gibi- derler, ama Abhazya’da büyük sivil bir Gürcü nüfusa en ufak bir tahammül gösteremezler.  Halbuki bu en temel insan hakları sorununa, kendilerini acıtsa bile; “evet, dönmelidirler, mal ve mülkleri de iade edilmelidir” demeleri gerekmez mi? Bir kimsenin mal ve mülküne, sırf Gürcü olduğu için ve Stalin onu Abhazya’ya yerleştirdiği için, Abhazya’ya sonradan yerleştirildiği için el konulabilir mi, dağıtılabilir mi? Abhazya vatandaşı olduğu halde, sırf etnik kökeni Abhaz olmadığı için oy kullanma hakları bulunmayan  insanlar var Abhazya’da. Fakat Abhazya seçimleri için Türkiye’de kurulan sandığa polis müdahalesi olunca demokrasi, insan hakları v.s kavramlar havalarda uçuşur. 


Abhazya’daki savaşın üzerinden on yıllar geçmiş olmasına rağmen, geriye dönük makul bir bakış geliştirilememiş. Rusya o dönemde izin vermeseydi, Abhazya’da diğer Kafkas halkları savaşabilir miydi, insan, para, silah akışı gerçekleşebilir miydi ? Rusya, kendi politikalarının gerçekleşmesi için buna açıktan izin verdi ve destekledi, bugün gelinen noktada Abhazya bağımsız bir ülke değil, Rusya Federasyonu’na bağlı bir birimdir, bunu kimse inkar edemez. Fakat bazı kimselerin mangalda kül bırakmayan atışlarına bakıldığında, sanki hakkı, haklıya teslim edeceklerini düşünürsünüz, hakikatin dilinden ufak sapmalar olsa da tamamen göz ardı edilmez beklentisi içerisine girersiniz.  Ama yine de  başkalarını “ırkçılıkla”, “faşistlikle”, “halkları birbirine düşman etmekle” suçlamak en kolay şeydir. 


Bir başka klişe “ötekileştirmek”, Türkiye entelijansiyası’nın sevdiği klişelerden, o zaman ne yapmalı, bunu da alıp Çerkeslere adapte etmeye çalışmalı. “Kemdir, kümdür, siz Çerkes=Adiğe dediğiniz için diğerlerini ötekileştiriyorsunuz, insanları etnik ayrımcılığa tabi tutuyorsunuz falandır filandır…”. Sonra bunu söyleyenlerin, bütün Çerkeslerin (Çerkes dediğimde Çerkes=Adiğe anlamındadır daima) aslında Çerkes olmadığını, Çerkeslerin sülale sülale Abhaz-Abazin hatta Karaçay-Balkar, Oset,İnguş v.s kökenli olduklarını ileri sürdüklerini görürsünüz,  nedendir ki bu çaba, madem herkes Çerkes, sorun nedir, niçin Çerkesleri sülale sülale ayırıp, gerçekte öyle olmadığı halde, bunların Abhaz ya da Abazin vs. olduklarını iddia ediyorsunuz, yoksa mikroculuk iliklerinize mi işledi ?  Çerkes kimdir diye sorarsınız; “Abhazlar kesin, Osetler de olabilir, diğerleri de ben Çerkesim derse o da Çerkestir yaw” derler. İşte, köylü kurnazlığı da bir yere kadar. 


Birleşik Kafkasya postuna sarılmışlar, bu posta rağmen, sizi son derece şaşkına uğratacak faaliyetler de yürütüyor olabilirler. Çerkes köylerini tek tek dolaşıp, güya sülale sülale kim Abhazdır kim Vubixtir şeklinde tespit çabaları ile karşılaşırsınız. İyi de hani herkes Çerkes idi, hani mikroculuk, ayrıştırıcılık olmamalı idi. Bunların niyeti ise şu; Çerkesler arasından yeni etnik gruplar fışkırtmak ve aslında hiçbir Çerkesi, Çerkes olmadığına inandırmak. Bunu ise Rusya ruhlarına üfledi ve onlar da icra ediyorlar. Soçi Olimpiyatları ile birlikte Vubixlerin Çerkeslerden ayrıştırılması çabası had safhaya çıkmıştır, kendiliğinden ortaya çıkmamıştır, planlıdır.


“Efendim biz karıştık kuruştuk, tarihin bir döneminde şunlar, şunlar, şunlar oradalardı, sonra bunların hepsi karışınca, ortaya karışık bir şeyler çıktı, aslında Çerkes diye bir şey yoktur, ya da vardır ama aslında Çerkes’in kim olduğu belli değildir, aslında belki bellidir ama bu kez şunlar bunlar onlar Çerkestir” falan filan. Yani tek dertleri bu: sizi Çerkes olmadığınıza ve aslında hiçbir şey olmadığınıza inandırmak. Bunu da güya  “bilim” ve “bilimsellik” maskesi takarak utanmadan, arsızca yapıyorlar. Bulursun Türkiye tipi bir profesör, bir- iki laf ettirirsin; “profesör dedi bak bu bilimsel” derler.  Ya da “bilim adamı” olmasına da gerek yok, hiçbir uzmanlığın olmasa bile uydurup uydurup yazarsın, güzelce yerli-yersiz, alakalı-alakasız dipnotlar yerleştirdiğinde bu da bilimsel olur. 


Atıp tutmanın mümkün olduğu alanlardan biri de tarih. Hazretler, mesela tıp alanında, mesela matematik alanında, mesela fizik alanında atıp tutamazlar çünkü uzmanlık ve bilgi gerektirir. Ama ellini sallasan her yerde  tarihçi olmayan“tarihçi” bulabilirsin, çünkü ne söylesen de dinlenir. Osmanlıca bilmeden arşiv havası atarsın, Rusça bilmeden Rusça kaynaklara atıf yaparak kitap yazarsın, velhasılı maslahatı idare edebilirsin. Ama bunun kötü yanı, yazılan şeylerin bir müddet sonra gerçek olduğuna inanmaya başlarlar, e çünkü “kitapta yazıyor”; üstelik bilimsel; “kaynakçası ve dipnotlar”ı var.


Geçenlerde bir “makale” gördük, Çerfed de kendi sitesinde yayınlamıştı, sonra kaldırmış nedense,fakat şu adresten ulaşılabilir:   http://istanbul.dergipark.gov.tr/download/article-file/331105. Çalışmanın başlığı “Çerkezlerde Kimlik ve Aidiyet”. Gülsen Demir ve Semra Bolat tarafından yazılmış. Aydına’a bağlı üç Çerkes yerleşim yerinde yapılan “araştırma”ya dayanıyor imiş ve bir yüksek lisans tezinden üretilmiş. Makale evlere şenlik, bakın nasıl bir sonuca ulaşmışlar; “Çerkezleri sosyolojik olarak bugün bile henüz millet ya da milliyet olarak nitelemek zor görünmektedir. Çünkü Çerkez kimliği adeta bir üst kimliktir. Bu üst kimlik ya da şemsiye altında 50 civarında boy vardır. Bunlardan bazıları; Abhaz, Oset, Ubıh, Kabartey Balkar, Şapsığ, Çeçen, Bjedug, Besleney, Cemguy vs. adlarını taşımaktadır. Çerkez diye bir millet ya da milliyet yoktur. Söz konusu bütün bu boylar dışa karşı kendilerine Çerkez demektedirler; ancak kendi aralarında boy adları öne çıkmaktadır. Dolayısıyla bu görüşe göre, Çerkezce diye konuşulan bir dil de yoktur; adı geçen tüm boyların kendi ana dili vardır. Kendi aralarında dil bilenleri birbirleri ile anlaşabilmektedirler, ancak ortak bir dilleri yoktur: Rusya’dakilerin ortak dili Rusça, Türkiye’dekilerin ortak dili Türkçe, Suriye’dekilerin ortak dili Arapça veya Fransızca, Ürdün’dekilerin Arapça vb.dir” 


Bu sonuç şaşırtıcı mı? Bizim için değil. Abhaz, Oset, Çeçenler Şapsığ, Besleney, Cemguy gibilerle “aynı boydan” imiş, bir de “Kabartey Balkar” var tabi. “Kabartey Balkar” da herhalde karışa karışa yeni bir boy doğurmuş. Çerkez diye bir millet yokmuş, Çerkezce diye bir dil yokmuş. Kendi aralarında dil bilenleri birbiri ile anlaşabiliyormuş. Yani mesela Çeçen boyuyla Şapsığ boyu “kendi aralarında dil biliyorlarsa” birbirleri ile anlaşabilirmiş, iyi de hangi dil? Çeçen Çeçence, Şapsığ da “Şapsığca” birbiri ile konuştuğunda anlaşabiliyorlarmış demek ki. Ortak dilleri yokmuş, yani Şapsığ, Cemguy,”Kabartey” lerin ortak dilleri yokmuş. 


Çalışma Aydın’daki üç  Çerkes, yani Adığe köyünde köyünde (Çeştepe, Şevketiye, Sınırteke) yapılmış. Abhaz, Oset, Çeçen, Karaçay v.s köylerine gidilip, sizler Çerkes misiniz diye onlara bir soru sorulmamış. Araştırmacılar bu köylerde Abzeh, Şapsığ, “Hatkoy”, “Petuvaş”, “Abhaza”, Besleney  gibi boylara rastlamış. 


Evlere şenlik bu bilgilerin kaynağı ise yukarıda bahsettiğimiz kişiler, yani Çerkes oldukları halde böyle bir milletin olmadığını ve Çerkesçe diye de bir dil olmadığını iddia edenler, işte bu türden garabetleri her gün yavrulatıyorlar. 


Kendi küçük krallıklarının gürültücü küçük  kralları, tek haber kaynağı olmayı da çok severler. Ama şöyle bir koşulu vardır: kendi işlerine gelen şeyler iyidir, işlerine gelmeyen şeyler kötüdür. Çerkesya’da gerçekleşen olaylar, Rusya’nın aleyhine ise üzerini örterler, görmezden gelirler, bu olayları haber yapanların hepsine ise basmakalıp bir yafta vururlar; “jeopolitik bilmem nelerin maşası”, “emperyalist Amerika’nın stratejik bilmem nesinin şeyi”… Halbuki olay ortadadır. Gelencikte sokakta dans eden Çerkes gençlerini, Rus polisi dövmüş, ve Kazak milisler kırbaçlamışlardır, bununla da yetinmemişler gözaltına almışlar, para cezaları kesmişler v.s. 


Şimdi bu olayı kınayan tek bir Çerkes Derneği orta yerde yok. Fakat mesela bu olayı Jamestown Vakfı, Paul Goble, Valeri Dzutsati analiz edip yazsa kıyametler kopar, küçük sevimsiz  krallar bir taraflarını yırtarlar ve bu olayı şu şekilde lanse ederler; “Onlar da sokak ortasında milleti rahatsız etmeselerdi, kızları ve oradaki halkı taciz etmişler biliyormusunuz, sizin bilmediğiniz bazı şeyler var ama açıklamıyoruz şu an için, e be kardeşim adamlar kural koymuş sokak ortasında Lezginka yasak, sen de yaşadığın ülkenin kurallarına uymak yerine ne diye karşı geliyorsun ki” v.s 


Çocuklar için harika kitaplar var. En beğendiklerimden bir tanesi de Heinz Janisch‘in yazdığı “Kral ile Deniz”. Öykülerden biri olan “Kral ile Arı” şöyle;

“Git şuradan!” dedi kral ve bir arıyı çiçeğinden uzaklaştırmaya çalıştı.

“Ben buranın kralıyım,” diye bağırdı kral.

“Ben de,” dedi arı ve onu soktu.

Epeydir, kralları sokan arılar var, sokulmadan önce yükselen teneke sesleri, şimdilerde cehaletin ve çaresizliğin neden olduğu sessizliğe yerini bırakmış durumda. Demek ki arılar kralları daima sokmalı; gürültü çekecek takat bırakmadı bu minik kralcıklar.  


Bu yazı toplam 4388 defa okundu.





Omer Cakirer

Sayın Murat Karden'in yazdığı yazıda, bahsettiği araştırmayı yapanlar, büyük yanlış sonuçlara ulaşmış. Üstelik kabile adlarına bakarak Çerkes adının üst kimlik olduğunu, sanki Şapsığ ve Abzakh gibi kabile adlarının ayrı kavimler miş gibi olduğunu yazarak bilime etnolojiye takla attırmışlar.

Aydın merkeze bağlı Çeştepe, Şevketiye ve Sınırteke köylerinde yaşayan 13'ü erkek ve 17'si kadın 30 Çerkes ile yapılan araştırmada, kişiler içinde kendini Abhaz, Petuvaş ve Besleney olarak hissedenler varmış. Çeştepe ve Sınırteke Şapsığ köyü, Şevketiye Abzakh köyüdür. Besleney dediği Çeştepe'de Şapsığ Besni (Besney) sülalesidir. Çeştepe'de Abhaz hissedenler diye belirttikleri de kesinlikle "Abzakh" ve Çeştepe köyüne gelin gelmiş Abzakh kabilesinden bayan katılımcılar.
Şevketiye'de Şapsığ olduğunu beyan edenlerde gelin gelmiş bayan katılımcılar. . Sınırteke'de Petuvaş ise Şapsığ sülalesi. Çeştepe köyünde kendini Abhaz hisseden de gelin olarak gelmiş Abzakh katılımcılar olmalı. Sınırteke'de Abzakh yok. Bu köyde Abzakh olduğu beyan edenlerde gelin olarak gelmiş bayan katılımcılar olmalı. Sınırteke'de Hatukay yok. Bu çalışmada ifade edilen Hatukay "Natuhay" olmalı çünkü Natuhay kökenli sülaleler var Sınırtekede. Zan (Zaneqo) sülalesi var köyde.

Başlangıçda tamamen Çerkes olan bu üç köy yoğun asimilasyon altında ve Çerkesler artık son 50 yıllık süreçte azınlığa düştüler. Zaten Çeştepe ve Şevketiye Aydına çok yakın köylerdi ve bugün şehir ile birleştiler. Bu yapılan araştırma etnolojik olarak gerçeği yansıtmadığı gibi, hızlı ve güçlü asimilasyonun olduğu ve Çerkeslerin artık azınlığa düştüğü bu köylerin Çerkes nüfusunun çoğunun uzun yıllar önce Aydın ve diğer şehirlere göç etmeye başlayıp, köylü nüfusunun en az 6-7 katının köy dışında olduğu bu köylerde yapılan bu araştırma sonuçları ve Çerkes köylerindekilere kendinizi Çerkes mi hissediyorsunuz tarzı bir yaklaşımla yapıldığı için iyi niyet taşımıyor.

Bu üç köyde yaşayan Çerkesler genelde yaşlı kişiler ve/veya sülalelerin köyde kalmış son temsilcileri. Her şeyden önce Petuvaş ve Besni Şapsığ sülalerini kabile adı olarak, Abzakh'ı Abhaza, Natuhay'ı Hatukay olarak yazmaları da facia olmuş. Şapsığ, Abzakh, Hatukay ve Besleney gibi kabile isimlerini de ayrı kavimler olarak görüp, sanki bu ayrı kavimlerin kendilerini üst kimlik olarak Çerkes kimliği ile ifade ettiklerini belirtmeleri, bu araştırmanın ve benzerlerinin hangi amaçlar için yapıldığını daha iyi görmek ve anlamak için sorgulanmalı. Teşekkür ederim Murat bey çok faydalı bir yazı oldu bu.

16 Nisan 2018 Pazartesi Saat 18:44
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net