Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr.Seyok Bülent Özgönenel
İnsan Beyni Nasıl Dil Öğrenir
17 Mart 2018 Cumartesi Saat 20:45

Dil öğrenmek için hepimiz çaba gösteriyoruz. Acaba beynimiz yabancı dili nasıl öğreniyor, biliyor muyuz? Beynin nasıl dili öğrendiğini anlamak, dil öğrenmek için strateji geliştirmemizi ve daha etkin bir şekilde dil öğrenmemizi sağlayabilir. İnsan beyninin nasıl dil öğrendiği konusuna gelmeden önce beynimizi basitçe tanıyalım. 


İnsan beyni aynen ceviz görünümündedir. Nasıl ki cevizin yüzeyinde bir sürü kıvrımlar görülmektedir, beynin de aynı şekilde kıvrımlı bir yapısı vardır. Üstelik ceviz gibi beyin de iki yarımküre halindedir. Bu iki yarım küreyi birbirine bağlayan bir sinir yumağı mevcuttur. Beynin hemen altında ve arkasında beyincik denen daha ufak bir yapı dikkati çeker. Beyincik denge için çok önemlidir. Beyincikle ilgili sorunları olan insanlar dengeli yürüyemezler ve düşebilirler. Zaten sarhoşların düz çizgide yürüyememesinin nedeni alkolün beyincik üzerine etkilerindendir. Beynin altındaki bir başka yapı da omurilik ile bağlantıyı sağlayan sap gibi bir kısımdır. Bu yapıya beyin sapı denmektedir ve nefes alma, yutma gibi yaşamsal işlevlerimizin düzenlendiği yer burasıdır. Resim 1’de beynin bu farklı alanları gösterilmektedir.

Görüntünün olası içeriği: yazı

Resim 1

Konuşma ile ilgili bölümler asıl beynin kendisinde yer alır. Çoğu insanda bu bölümler beynin SOL yarımküresinde yer almaktadır, ancak bazı solaklarda sağ yarımkürede yer alabilir. İnsanın beyinsel işlevlerini anlayabilmek için hangi tarafı tercih ettiği aslında o kadar önemlidir ki bir nöroloğun hastasına ilk sorusu ‘solak mısınız, sağlak mısınız?’ olur. Konuşma ile ilgili bölümlere tarihte bu alanları ilk tarif etmiş nörologların adıyla Broca ve Wernicke alanları adı verilmektedir. Broca daha önde, Wernicke alanı arkada ve yanda yer almaktadır. İşlev olarak birbirinden biraz farklıdırlar: Broca konuşma eylemini harekete geçirme, Wernicke konuşulanı anlama ile ilgilidir. Broca alanı bir inme ya da tümör sonucu harap olmuş kişiler konuşulanları anlayabilir ancak kelime söylemeleri çok zordur. Wernicke alanı harap olmuş kişiler ise konuşulanları anlayamaz, konuşabilir ama genelde bu anlamsız ya da dilbilgisi bozuk bir konuşmadır. Bu tarz konuşma bozukluklarına afazi adı verilir.


Yukarıda anlatılan Broca ve Wernicke alanları dışında başka beyin bölümlerinin de dil ile ilgili işlevleri mevcuttur. Örneğin yazı yazabilmek ya da yazılanı okuyabilmek için beynin birçok farklı yeri birbiriyle iletişime geçer. Yazı yazmak basit bir iş değildir, beynin büyük bir kısmını aktive eder, ve beyni genel olarak etkileyen hastalıklarda yazı yazma işlevi bozulur. Örneğin, Alzheimer hastalığının erken dönemlerinde yazı işlevi ciddi olarak etkilenir ve hastanın yazısında bozukluklar başlar, tipik olarak hasta titrek bir el yazısı ile, küçük harf ve büyük harfleri karıştırarak yazı yazar, harflerin çizgilerini ya da kelimelerin hecelerini eksik bırakır. (1)


Bütün bu alanların dışında hafıza ile ilgili bir beyin alanı da hipokampustur. Bu beyin bölümüne bu ilginç adın verilmesinin nedeni şeklinin deniz atına benzetilmiş olmasıdır. Eski Yunancada deniz atına ‘ιππόκαμπος = deniz canavarı’ deniliyordu. İşte kelime ezberlediğinizde harıl harıl çalışan yer, hipokampustur. Hipokampus sadece dil ile ilgili değil, her türlü bilgiyi hafızaya alan adeta bir bilgisayar sabit diskidir. Hafızamıza iyi kazınan bilgiler sağlama alınmışken, yeni gelen bilgiler henüz sallantıdadırlar ve hipokampus, bir kütüphane görevlisi gibi neyi arşive koyacağını, neyi geri dönüşüme göndereceğine karar verir. O yüzden beş yaşında annemizin doğum gününde aldığı oyuncağı hatırlarız da, dün öğle yemeğinde ne yedik hafızamızdan çoktan çıkmıştır. Hipokampus sık kullanılan ve işe yarayan, bizim için bir anlam ifade eden bilgileri saklar, gerisini aynen çöpe gönderir. (2) Resim 2, deniz atı ile hipokampus organını karşılaştırmaktadır.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yiyecek

Resim 2

Peki bütün bu alanlar kendi ana dilimiz için var. Yabancı dil kısmı nerede? Beyinde yabancı bir dil için özel bir bölüm henüz saptanmamış. Yabancı dil öğrenirken mevcut yapıları kullanıyoruz. Peki yabancı bir dil ya da diller, ana dilin üzerine nasıl sığışıyor? Ya da daha küçük yaşta iki, üç dille büyüyenlerde ne oluyor? Cevap basit: beyin büyüyor, daha fazla sinir dokusu ilave ediyor. İsveç’te 2012’de yayınlanan bir çalışmada orduya alınan askerler iki gruba ayırılmış. Bazı askerlere yoğun bir şekilde yabancı dil öğretilmiş bazısına ise aynı zaman zarfında hiçbir dil öğretilmemiş. Üç ayın sonunda MRI (manyetik rezonans görüntüleme) ile dil öğrenen ve öğrenmeyen askerlerin beyinleri karşılaştırıldığında, dil öğrenenlerde özellikle hipokampus bölümünün büyüdüğü gözlenmiş. (3)


Dil öğrenmenin beyin için yoğun bir egzersiz olduğu doğrudur. Nasıl ki kaslarını sürekli çalıştıran birisinin ileri yaşlarında kas-eklem sorunları daha az seviyede olur, aynı şekilde dil öğrenerek yada başka bir şekilde beynini çalıştıran insanların da beyni güçlenir. Hatta bu insanların ileride demans (bunama) geçirme olasılığı azalır, hatta Alzheimer hastalığına karşı bile koruyucu etki gözlenir. (4) Demek ki yabancı dil öğrenmekle iyi bir karar verdiniz! Bu sizi yaşlılıkta demanstan koruyacak.


Peki bir erişkin ile bir çocuğun dil öğrenmesi arasında ne fark var? Çocuğun beyni boş bir bilgisayar diski gibidir, ne yüklesen almaktadır. Erişkinde ise paldır küldür her şeyi sokamazsın, sabırla ve yavaş yavaş yapman gerekir. O yüzden kelime listeleri yapıp ‘bu akşam 100 kelime öğreneceğim’ diyorsanız cevap: hayır sen bugün beş kelime öğren, yarın bir beş kelime daha öğren ve öyle devam et olacaktır. (5) 


Erişkin ve çocuk arasındaki bir fark ta oturmuş ana dilimizin olumsuz etkileridir. Çocukken daha henüz ana dilimizin telafuz, dilbilgisi vs gibi noktaları henüz oturmuş değildir. Bu da aslında yabancı bir dil öğrenirken avantaj sağlar çünkü farklı telaffuz şekilleri, farklı dilbilgisi yapıları rahatlıkla kendine yer bulmaktadır. Ancak bir kez lise çağına varınca olay zorlaşmaya başlar. Artık yabancı dildeki telaffuz, dilbilgisi kurallarını öğrenmek zorlaşır çünkü kendi ana dilimiz beyinde kemikleşmiştir ve farklı yapıların beyne girmesine engel koyar. Ancak bu engel de kırılabilir, bol alıştırma ile. Telaffuz için bol bol yüksek sesle tekrarlamak, dilbilgisi için ise kurallar tam oturana kadar sürekli alıştırma yapmak gereklidir. (6)


Dil öğrenirken, erişkin ve çocuk arasında görülen bir fark da, duyguların dil üzerine etkisidir. Çocuk için dilin duygulanımla bir ilgisi yoktur. Utanmadan hata yapar, doğrusu söylenince itiraz etmeden hatasını düzeltir. Sokakta koşan köpeği görünce ‘köpek koşmuş’ diyen çocuğa annesi ‘hayır, köpek koşuyor’ deyince çocuk hiç itiraz etmeden ‘köpek koşuyor’ diye düzeltir. İşte bu noktada erişkinler farklılık göstermektedir. Ya hata yapmaktan o derece korkarlar, utanırlar ki kendilerini kısıtlayıp yabancı dilde konuşmaktan kaçınırlar, ya da hataları gösterilince hatayı düzeltmek yerine savunmaya geçerler. (7)


Bu duygulardan arınıp olumlu düşünüşü yakalamak için ne yapılabilir? Bu konu ile ilgili bilgi kekemelik üzerine yapılan bilimsel çalışmalardan gelmektedir. Kekemeliği olan insanlar için kendi ana dillerini konuşmak bile büyük bir sıkıntı yaratır, sonuçta bu da heceleri söylerken duraklamalara ve tekrarlamalara yol açar. Bu durumun üstesinden gelmede şarkı söylemenin çok faydalı olduğu keşfedilmiştir. Bunun nedeni beynin şarkı söyleme ile ilgili bölümünün beynin SAĞ yarımküresinde yer almasıdır ve sol yarımkürede dil ile ilgili olaylardan şarkı söyleme merkezinin etkilenmemesidir. Bu ilginç durum ilk kez inme ile afazi geliştiren, yani konuşma yetisini yitiren bir adamın şarkı söylemeye devam ettiğinin gözlenmesiyle anlaşılmıştır. (8) 


Şarkı söylemenin, konuşmadan ayrı bir merkezden idare edildiğini bilmek, kekemeliğin tedavisine yaklaşımda devrim yaratmıştır. Şarkı söyleyerek kekemeliğin yavaş yavaş düzeltilmesi mümkündür. Ünlü İngiliz şarkıcı Ed Sheeran’ın küçükken kekemeliği olduğunu, ve kekemeliğini şarkı söyleyerek yendiğini biliyor muydunuz? (9) Resim 3: Ed Sheeran.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, müzik enstrümanı çalıyor, sahnede, sakal ve gitar

Resim3: Ed Sheeran

Kekemeliğin tedavisine benzer bir şekilde, yabancı dilde şarkı söylemek, yabancı dile yaklaşımımızdaki duygusal engellerin kalkmasında yardımcı olur. (10) O yüzden yabancı dil öğretmenlerinin sınıf ortamında öğrencileri şarkı söylemeye teşvik etmesi, aynı zamanda yabancı dili kendi kendine öğrenenlerin de o dilde şarkılar öğrenmeye gayret etmesi çok önemlidir.


Ve en önemlisi dil sosyal bir işlevdir. İnsanoğlu dediğimiz Homo sapiens, dil becerisini birbirleriyle anlaşabilmek için geliştirmiştir. O yüzden diğer insanlarla iletişimde olmak ve ve o dili konuşmada kullanmak, dilin öğrenilmesi için olmazsa olmaz bir noktadır. Bir çocuk dili öğrenirken beynin diğer kısımları ile de bağlantıları açar ve dilin sosyal bir olgu, bir iletişim aracı olarak beyne oturması süreci başlar. Otizmli bireylerde dil ve konuşma sorunlarının altında yatan nokta, beynin dili öğrenememesi değil, onu sosyal bir iletişim aracı olarak kullanamamasıdır. Bundan çıkartılacak nokta nedir? Bazen sınava çalışan öğrenciler o derece sınav sorularına, kitabi dilbilgisine odaklanırlar ki, dilin sosyal olgusunu, yani iletişimi boşlarlar. Ancak bu şekilde öğrenilen dil, iletişim fonksiyonları göstermeyen atıl bir yapı olduğu için kısa süre sonra beyinden silinip gider. (11)


Sonuçta yabancı dili öğrenmede beynimizi en iyi şekilde kullanmamız için ne yapalım? İşte bilimsel çalışmalardan çıkan öğütler burada:


1- Doğru telaffuzu öğrenmek için sıkı çaba gösterelim. Bunun için öğrenci yüksek sesle kendi dilinde olmayan sesi tekrarlayıp durur. Bu alıştırma beynin Broca alanına bu yabancı sesin çıkartılışı konusundaki düzeneği oturtur. Öğretmen de öğrencisine yabancı sesi abartılı bir şekilde ve yüksek sesle okuyarak yardımcı olabilir. Aynı şekilde altyazı ile destek alarak dinleme, tekrar tekrar durdurup dinleme, dinlediğini anlama becerisini arttıracaktır. 


2- Dilbilgisi kurallarını öğrenirken bol yüksek sesli alıştırma, kalem kağıt ile alıştırma yapmak önemlidir. Sırf içimizden okuyarak ana dilimizin engellerini kıramayız. Ayrıca yazma işleminin beynin farklı noktalarını harekete geçirdiğini unutmayalım. Tablet ya da bilgisayar, dil öğrenmede hiçbir zaman kalem kağıt kadar etkili olamaz ve tek başlarına yetersiz kalırlar.


3- Kelimeleri kuru kuru ezberlersek ve onları cümlede kullanmazsak, tekrar etmezsek, aynen geldikleri gibi, hiç iz bırakmadan giderler.


4- Dil öğrenme ile ilgili bir nokta da utanma, sıkılma gibi olumsuz duygulanımların ortadan kaldırılmasıdır. Yabancı dilde şarkı sözü öğrenmenin ve şarkı söylemenin duygulanımı düzenleyici etkisi olur.


5- Dil öncelikle bir iletişim aracıdır. Öğrendiğiniz dilde iletişim kurun, konuşun, diyaloga girin. Yoksa o dil sizin için anlamsız bir kelime listesinden başka bir şey ifade etmeyecektir, ve kısa süre sonra beyninizden silinecektir.


Kaynakça:

1- https://en.wikipedia.org/wiki/Agraphia#Alzheimer's_disease

2- https://en.wikipedia.org/wiki/Hippocampus

3- Mårtensson J, Eriksson J, Bodammer NC, Lindgren M, Johansson M, Nyberg L,

Lövdén M. Growth of language-related brain areas after foreign language learning.

Neuroimage. 2012 Oct 15;63(1):240-4.

4- Bialystok E. Reshaping the mind: the benefits of bilingualism. Can J Exp

Psychol. 2011 Dec;65(4):229-35.

5- http://fluentlanguage.co.uk/blog/adult-language-learner-rules

6- https://www.britishcouncil.org/voices-magazine/can-we-learn-second-language-we-learned-our-first

7- Hershner K. Strategies to Reduce Foreign Language Anxiety in Adult EFL Students of the European Union: ttps://repository.usfca.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1508&context=capstone

8- http://www.strokeassociation.org/STROKEORG/LifeAfterStroke/RegainingIndependence/CommunicationChallenges/From-Singing-to-Speaking-Its-Amazing-To-See_UCM_310600_Article.jsp#.WqSZT2eWyp

9- http://www.ahchealthenews.com/2015/08/12/can-music-help-overcome-stuttering/

10- Dolean D. The effects of teaching songs during foreign language classes on students’ foreign language anxiety. Language Teaching Research. Vol 20, Issue 5, pp. 638 – 653

11- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3759854/


Bu yazı toplam 4663 defa okundu.





Fatih Erdoğdu

Dr.Bülent hocam bilimsel içerikli makaleniz için teşekkürler.
Merak ettiğim Çerkeslerin genetik olarak 2. ve 3. dilleri öğrenmeye yatkın olup olmadığı?

22 Mart 2018 Perşembe Saat 18:59
SEMİH AKGÜN

Değerli Bülent Özgönenel, insan ırkına bilim gerek, tekniği geliştirmek gerek, çokça, düşünmek ve tartışmak gerek.
Bu güzel bilgi ve yorumlar için çok teşekkürler.
İşe ABC'den başlamak işin doğrusudur.
Sevgi ve selamlar!

19 Mart 2018 Pazartesi Saat 08:53
Nogay Rauf Güven

Yukarıdaki değerli analiziniz için sağ olun Sayın Özgönenel.
Türkçenin dışında ikinci bir dil bilenin, (örn. Çerkesce) üçüncü bir dili daha kolay öğrenmesi, diğer kişilere göre bu dilde çok daha başarılı olması hakkında bilimsel bir veri var mıdır?
Dilini bilen Adige çocuklarının, İngilizce öğrenmede daha başarılı olduklarını gözlemledim diyebilirim.
Selamlar.

18 Mart 2018 Pazar Saat 17:22
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net