Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tlepşuko Ömer Çakırer
İlahi Adaleti Unutanlar İçin (1)
07 Ocak 2018 Pazar Saat 14:49


Mertlik; kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi asla bir başkasına yapmamak ve yapılmasını da reva görmemektir. Öyleyse mertçe "gerçekleri konuşmak" bir erdem olduğu kadar aynı zamanda bir "karakter ve inanç" meselesidir.


HERŞEY'İN BİR ÖZÜ vardır. Öz'den uzaklaştıkça mesele salt bir genel kültür olur. Öz'e geçmeden, mesele'nin genel kültürünü hatırlayalım önce.


Hubal veya Hubel, Arabistan'da Mekke'de Kureyş kabilesinin hüküm sürdüğü sıralarda tapınılan, Arab putlarının en büyüğü ve Kabe'nin baş tanrısıdır. İslam öncesinde Arabistan'ın en uzak yerlerinden insanlar O'nu ziyarete gelirlerdi. Hubal Mekkelilerce, Lat, Menat ve Uzza üçlüsünün babası olarak görülüyordu.


Hubal Arabistan'da ortaya çıkmış bir ilah değildir. Hubal adı incelendiğinde, bu sözcüğün o sıralarda Mezopotamya ve civarında yaygın olarak tapınılan bir ilah olan Baal ilahı olduğu anlaşılır. Baal sözcüğü başına Sami dildeki belgili tanım olan "Ha" eril eki getirilip "Ha Baal" şeklinde kullanılmıştır. Yani Hubal aynı ilahın Arap Yarımadası'ndaki söyleniş biçimidir.


Hubal, "Baal" adıyla eski Babil'in baş ilahı Marduk'un da diğer bir adıdır. Sin, İştar ve Şamaş üçlüğü aslında tek bir ilahta, Marduk'ta birleşirler. Yani Lat, Uzza, Menat üçlemesinin kaynağı budur.


Lat'ın daha önceki Babil ve Sümer'deki adları Sin ve İnanna'dır. Bazı araştırmacılar Hubel'i Hitit dilinde Kabala ve Kabal olarak telaffuz edilen Kibele'ye bağlamışlardır. Bu nedenle satanizm'de Baal'i simgeleyen beşgenyıldız yani pentagram'da şeytan'ın kutsal simgeleri olarak kullanmaktadır. Günümüzde aynı simgeler ve ilah adları, satanizmin dışında da sayısız yerde kullanılmaya devam etmektedir. Bunların arasında heavy metal, black metal gibi müzik türleri de bulunur. Kabal/Kabala adını zaten çoğumuz biliyor. Aslında Kabala Yahudi'lerin en kutsal mistik kitabıdır. Pentagram da Yahudi'lerin simgesidir.


Uzza, İsis ve Afrodit ile ilgilidir.


Menat ise Nemesis'dir. Nebat'lılarda onu Manawat adıyla tapardı. Roma’da imparatorluk döneminde Nemesis'e, askeri eğitim alanının koruyucu ruhları "Nemesis campestris" den biri olarak, gladyatörlerin ve arenada vahşi hayvanlarla boğuşan avcıların koruyucu azizesi olarak ve zafer kazanan generaller tarafından da zaman zaman "Pax-Nemesis" şeklinde tapınılmıştır. 


Bazen fakat çok nadir olarak da çoğunlukla Claudius ve Hadrian hükmü altındaki imparatorluğun madeni paralarında da Nemesis görülmüştür. M.S 3. yy.’da oldukça güçlü "Nemesis-Fortuna" olarak bir inanç olduğuna dair kanıt vardır. Nemesis "Hadrian’nın kölelikten azat edilmiş adamları" isimli bir topluluk tarafından tapınılmıştır. Mesomedes M.S. 2. yy.’da ona bir ilahi yazmış ve ona "Nemesis hayatın kanatlı dengeleyicisi, kara yüzlü tanrıça, adaletin kızı" olarak hitap etmiş ve ondan “sarsılmaz dizginler ölümlülerin uçarı saygısızlıklarını engeller" şeklinde bahsetmiştir. Nemesis yani Menat'ın böyle bir özelliği vardır. Menat, Aramice Mamon'a denk gelir. Mamon, para hırsı, güç tutkusu ve bencilliğin de adıdır. Sodom ve Gomora'nın yok edilmesinin altında yatan asıl gerçek "Mamon" dur.


Tarih boyunca “put” veya “totem” dediğiniz şey insanoğlunun tutku, dürtü ve ihtiraslarının dışa vurumudur. Mesela Yunan tanrılarından “Afrodit” heykeli, aslında insanın “şehvet” dürtüsünün dışsallaşmış, heykel, totem veya put haline gelmiş şeklidir. Onun için aşk tanrıçası derler. Keza eski Mısır’da “boğa/bakara (İsis ve Oziris) da böyledir. Sümer’deki İanna da böyledir. İnsanoğlundaki güç, kudret, şehvet ve zenginlik hırslarının dışavurumlarıdır. 


Arab'lardaki Lat, Menat ve Uzza da öyledir. Bu üçü Hubal adındaki "dünyevi otoritenin" alt bileşenleridir. Bunların sonuç itibariyle taştan tahtadan bir takım heykeller haline getirilmesi işide aslında şehre yani Mekke’ye (günümüzde bir ülkeye hakim olan veya global açıdan bütün dünyaya hakim olmak isteyen günümüz çetelerinin, Mekke'deki cahiliye/dikta dönemi mikro proto-tiplerinden olan) hakim 9 çetenin "mülk ve hükmetme hırsını" ifade etmekteydiler. 


Her ne kadar dışşallaşıp Kabe’nin içine, sağa sola heykel olarak dikilmişlerse de, esasında onları Ebu Cehil, Ebu Leheb, Velid bin Muğire gibi şehre hakim 9 çete elebaşısının yani "Yeda Ebu Leheb" in içsel dünyalarındaki, tutku ve ihtiraslarında görüyoruz. Mekke'de bunlara karşı başlayan, Arabça adı "İslam" olan mücadele, bu mülk ve dünyevi hakimiyet hırsına karşı başlamış bir mücadeleydi ve 23 yılda bütün Arabistan'da bu mücadeleyi kazanıp "Devrim'ini" kısa sürede o coğrafya üzerinde tamamladı. 


İSLAM, kısaca mülk ve dünyevi hakimiyet hırsına dayalı sisteme ait bütün o 360 put'u yani kölelik put'unu, faiz put'unu, fuhuş put'unu, sınırsız zenginlik ve mal-mülk-para yığma put'unu, emeğin sömürüsü put'unu, zümrecilik ve ashabiyet put'unu, hakikatleri çarpıtma put'unu, zülum ve haksızlık put'unu ve diğerlerini yani o sistemi yaşatan her şeyi yıkıp, yerine tam tersini getirmişti ve getirdiğinin adına "İslam Ahlak'ı" adını verdi. İslam'ın anayasası olan Kur'an'ın bir nevi uygulama usulü olan "İslam Ahlak'ı" ile kendi sistemini kurdu.


Marduk adı, içeriğinde isyan anlamı bulunan bir sözcük olup, Babil kentini kuran Nemrut'un adından gelir ve Marduk, "Allah'a/Herşeyi hükmü altında tutan TEK YARATICI'ya" ve onun otoritesine isyan eden" bir kişi olarak, Nemrut'un tanrılaştırılmış adıdır. Baal adı yine Marduk'tan gelerek aynı sahte ilahın egemen efendi sıfatını taşıyan bir adıdır.


Hubal, Arab'larca "her şeye gücü yeten dünyevi otorite'nin" diğer adıydı ve Arabistan ile Mekke'de de aynı Sümer, Ugarit, Babil ve Nebat'lılarda olduğu gibi aynı tanımlama ile tapınılıyordu. Sodom ve Gomora'da ise Mamon, yani Marduk/Baal/Hubal "DÜNYEVİ OTORİTE" nin adıdır aslında. Ve bu otorite "ÜÇ BİLEŞEN" den oluşuyordu.


LAT; Kader, kısmet, nasip, konum, makam ve sosyal mevki'yi belirleyen bileşen (oligarşi, bürokrasi, teokrasi, aristokrasi, baskı ve çarpıtma ideolojileri vs).


UZZA; Güç, savaş gücü yani Faşizm


MENAT; Ekonomi ve para yani Kapitalizm.


Toparlarsak; HUBAL, dünyada, Lat, Uzza ve Menat adındaki baş bileşenleri ve 360 diğer alt bileşenleri ile hâlâ sistematik bir hakimiyete sahiptir. Ve insanlığın nerdeyse tamamı bu sisteme öyle veya böyle göbeğinden bağlıdır.


Bu bağlılık insanlığın bir kısmı için bir köle olma şeklinde (yani tercihen/isteyerek) ve bir kısmı için bir esir olma şeklinde (yani mecburen/istemeden) oluşmuş durumda ve günümüzde yeryüzünde ulaşmadığı yer, sistemi içine almadığı kasaba, köy ve hatta mezra kalmamış durumda. Bütün dinler ve ideolojileri de hizmetini almış olan bu "HUBAL SİSTEMİ" ine karşı, bütünüyle onu red ederek karşı duran her hangi bir ülke ve halk ta yoktur günümüzde yeryüzünde. Tarih 07 Ocak 2018 ve an itibariyle bütün dünya M.S. 611 yılı öncesindedir, karşısında da Medine (yani hakikati dillendiren organize bir toplum ve yapı) olmayan bir Mekke'dir şu anda dünya.


Dünya'da her küresel güç en azından egemen olduğu topraklarda ve hinterlandında bir "Hubal" sistemi kurmuş durumdadır. Öyleyse Kremlin'in kurduğu Hubal sistemine bakalım özelde.


Kremlin'in Hubal sisteminde "Rus Devlet Politikaları" Hubal'dir. "Nova Russia Projesi" ise Hubal'in kutsandığı Kabe'dir. Kremlin'in Hubal sistemi hakim olduğu bütün coğrafyadaki halklar ve bunlar ile bağlantılı diasporaların kendisine hizmet etmesini ister. Diğer "Hubal" sistemlerinde (ABD/NATO, AB, İRAN/Ayetullah, UK/Buckingam gibi) olduğu gibi, Kremlin'in Hubal sistemi'nin de dokunulmazlığı vardır, sorgulanamaz, her istediğini yapma tasarrufu olduğunu düşünür. Kendisini, yaptığı işlerden dolayı sorgulayan kişi ve gruplara asla hayat hakkı tanımaz.


Kremlin'in Hubal sistemi, halkları boyunduruğu altına alarak, onlar üzerinde istediğini yapma tasarrufu olduğu yargısı ile 19. yüzyılda Çerkes (Adığe) halkına, modern çağın en büyük trajedisini ve acısını yaşatmış, soykırım uygulamış ve sağ kalanlarının tamamını (Karadeniz, Bzıp, Şhaguaşe arasındaki topraklarda tek bir Çerkes (Adığe) istemediği için) 12 Mart 1863 ve 17 Haziran 1864 arasında etnik temizlik kapsamında ölümcül koşullarda zorla tamamen başka bir ülkeye deport etmiştir.


Bu kadarla da yetinmeyip, Çerkes'leri (Adığe'leri), 1889'a kadar, özellikle Kuban Oblastında iskan ettiği yerleşim rezervlerinden, fırsat buldukça çeşitleri taktikler ve sebepler ile gruplar halinde Türkiye'ye sürmeye devam etmiştir.


Bu kadarla da yetinmeyip, diaspora koşullarında Çerkes'lerin (Adığe'lerin) çeşitli müdahaleler ile bölünüp parçalanması için, bilimsellik kisvesi altında bir çok çalışma başlatmış, bir çok ideolojik ayrılıkçı, üstelik tarihi ve etnolojik karşılığı olmayan fikir ve faraziyeleri Çerkes (Adığe) halkına enjekte etmiştir. Bunlardan bilinen ilki, Rusya Emperyal Bilimler Akademisi tarafından 1913'te başlatıldı. 


Bu akademi 1913'te, Çerkes (Adığe) halkı içinde farklı bir etnik grup üreterek, Çerkes'lerin (Adığe'lerin) Şahe ve Bzıp nehirleri arasında yeralan Soçi merkezli Tarihi Çerkesya'nın (Adığe Kheku'nun) ayrılmaz parçası olan topraklardaki kadim haklarını ve tarihi varlığını yok etmeye, 19. yüzyılda Rus Çarlığı'nın işlediği "soykırım ve etnik temizlik kapsamında ölümcül koşullarda zorla uygulanan deportasyon suçunu" örtmeye yönelikti ve bu amaçla bu çalışmalara başladı. Bu tür bir çalışma kapsamında Adolf Dirr, bizzat Rusya Emperyal Bilimler Akademisi tarafından davet edilmiş ve kendisine "Vıbıh'ları Türkiye'de araştırma çalışması" sipariş edilmiştir. 


Sağ kalan Çerkes'lerin (Adığe'lerin) çoğunluk ile Anadolu coğrafyasına sürülmüş olmaları hasebiyle, sürüldükleri topraklar olan Anadolu'ya psikolojik olarak bağlamak ve Hubal sisteminin Aryenci kolunun kendine köken olarak biçtiği Yamnaya-Maykop kültürlerinin Çerkes (Adığe) Halkının ataları ile olan köken bağını örtmek amacıyla aynı yıllarda bir "Hatti - Hitit orjini faraziyesi" de ortaya atılarak, Çerkes (Adığe) halkının, "Ari diller öncesi Doğu Avrupa yerli halkı" kökenlerini bu sis perdesi ile kapatmayı da amaçladılar. Çerkes (Adığe) halkının atalarının, kalkolitik çağda ortaya çıkan Yamnaya-Maykop kültürlerini meydana getirdikleri ile ilgili makalede yakında okuyucuya sunulacaktır.


Rusya ayrıca, 1864 sonrasında, "Kubanlılık" ve "Kavkaz" adında yeni sun'i etnogenezler başlatarak "Nova Russia" nın bekası için, işgal ettiği bölgede kalıcı olmaya yönelik adımlar atmıştır. Bu proje sun'i etnogenezlerin benzerlerini de izdüşüm olarak Türkiye Çerkes (Adığe) diasporasında yıllardır görüyoruz. Tarihi Çerkesya (Adığe Kheku) topraklarının büyük çoğunluğunun içinde yeraldığı ve Türkiye Çerkes (Adığe) Diasporası'nın %90'ının atalarının geldiği günümüz Krasnador Krayı'nın "Rusya Federasyonu'nun Nefes Borusu" mesabesinde olan en önemli stratejik toprak parçalarından biri olduğu gerçeğine dayalı olarak, Türkiye Çerkes (Adığe) diasporasının önemini de bu açıdan anlamak gerekli.


Devam edecek...


Bu yazı toplam 4414 defa okundu.





Mahir Tunalı

Arkası yarın gibi olmuş. Heyecanlandım, fakat arkadan ne geleceğini tahmin edebiliyorum.
Rus'un oyunu biter mi kardeşim, o biter başkasını devreye koyar.
Vıbıhları kabile seviyesinden neredeyse millet seviyersine taşımaya kalktılar.
Kabul etmeliyiz, bir zamanlar hepimizi kandırdılar.
Bize Çerkesiz-Adiğeyiz dedirtmemek için, Nart, Çerkesya dedirtmemek için her türlü kılıf uydurdular.
Allah sana sağlık ve zihin açıklığı versin.
Yaz ki bozulsun oyunlar.

10 Ocak 2018 Çarşamba Saat 11:48
B.Kerem Uslu

Omer bey (1)dediğinize göre bölümlere ayırdığınız makaleniz bana yaklaşımsal olarak hem orijinal hemde iddialı geldi. Yanlış anlamayın burada 'iddialı' kelimesini eleştirmek için değil, benzetme ve dayanaklarınızı önemsediğim anlamında kullandım. Yazınızın diğer bölümlerini kendi adıma merakla bekliyorum. Kolaylıklar dilerim.

08 Ocak 2018 Pazartesi Saat 12:22
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net