Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Bir Varmış Bir Yokmuş
12 Aralık 2017 Salı Saat 23:15

Evvel zaman içinde, kalbur zaman üstünde;

Türkiye ahalisinin çoğunluğunu oluşturan sessiz sakin ve mütedeyyin denilen insan yığınları, ortalamanın üzerinde fark yaratacak bir bilinç birikimi veya şahsına münhasır ortak bir bilinçlenme çabası içerisinde olmaksızın, tamamen içine doğdukları kültürün doğal bir uzamı olarak gördükleri Türk-İslam siyasetini takip ede geldi. Devlet, kendisine ‘’kemalist’’ diyen elit bürokrasi ve –izm’ler kategorisine girip girmediği çokça tartışılan devletçilik-milliyetçilik-laiklik ilkelerin öne çıktığı ‘’kemalizm’’ adı altında birleştirilen toptancı söylem ile yönetiliyordu. 


Türk-İslamcı ahaliden birileri Kemalist olduğu varsayılan devletin herhangi bir kararına, uygulamasına itiraz ettiğinde kıyamet kopardı. Muhaliflerin şikâyetleri bir nebze düşünce konusu edilmezken, haklı olabilecekleri mevzu bahis dahi olamaz, fikren ve bazen de fiilen anında hadım edilirlerdi. Elit bürokrasi nezdinde şu silik, kimliksiz kalabalıkların, kendi almış olduğu kararlara itiraz etme cüretinde bulunması bile başlı başına büyük bir kabahatti. Hâkim medya kanallarında günlerce yapılan yayınlarda adı geçen ahalinin ne gericilikleri kalırdı ne yobazlıkları, ne Arap sevicilikleri kalırdı ne cahillikleri ne de bidon kafalılıkları… Sakalına tükürmek yetmez, imkân olsa bunların köküne kibrit suyu dökmek evlaydı. Bu ülkede yaşamalarına izin verdiklerine sevinsinlerdi, o kadar!


Oğullarının, kızlarının Amerikanya’da okutmaları, modern batı kültürü içinde büyütmeleri ayrı bir gönenç kaynağı olsa da, parayı denkleştirdiklerinde ilk fırsatta Miami’den yazlık almaya çabalasalar da, Kemalistler kendilerini anti-emperyalist sınıfta görürlerdi. En azından memleketin kurtarıldığı sohbetlerde söz sırası gelince böyleydiler. Hoş kimin elindeyken memleket batmış, kimin elinden alınıp kurtarılacakmış, o da ayrı bir mevzuuydu.


Devran döndü… Zaten devran, dünya demek, dünya ise keserin ve hesabın sürekli döndüğü bir yer…


Eski Türkiye bitti yeni Türkiye başlıyor dedikleri andan itibaren saltanat sırası Türk-İslamcı cenaha geçmişti. Muhalefette elit bürokrasinin temsilcisi ve öyle olmasa bile kendisine sosyal demokrat diyenler var. İktidarın icraatlarına (vekillere maaş zammı hariç) her eleştiri getirdiklerinde, muktedirler ve onların yağcı medyası tarafından aşağılanıyorlar. Vatan-millet-devlet-din-kitap kelimeleri geçmeksizin siyaset cümleleri kuramayanlar, kendilerine muhalefet edenleri de bu ana başlıklar altına soktukları vatan hainlikleri, Amerikan âşıklığı, yabancı işbirlikçiliği, millet düşmanlığı senaryoları ile siyaseten aforoz etmeye teşebbüs ediyorlar. 


Veya kendi eksikliklerini, yönetim zafiyetini de vatan-millet/din-kitap söylemi altına iliştirdikleri dokunulmazlıklar ile yok saymaya devam ediyorlar.  İktidarın ortaya çıkan her kusuru, defosu, yanlışı, saldırgan bir dil ile milli bir mesele haline getirilen ‘’komplo teorileri’’ ile geçiştiriliyor. Çaresizlik üreten bu dil sorunları çözmüyor biriktiriyor. Komplo teorileri az gelişmiş dünyanın her yerinde kalabalıkların gerçeğin üzerini örtmek için kullanılır. Yönetimsel her kriz anını komplo teorisi ile açıklayanlar, aklımız ile dalga geçmeye çalışıyor olabilirler. Bir gün gelir doğruyu anlarız ama çok geç de olabilir. 


Yani yeni Türkiye’de de değişen bir şey yok, muhalif olmak yine kabahat. Madalyonun iki yüzü olan tarafların en belirgin ortak noktası ise, iktidarlarına tehdit olarak gördükleri her sorunu bir şekilde milli mesele haline getirip tabu yaratmaya çalışmaları. Hakikati arayan var mı? Yok. Doğruyu-yanlışı birbirinden ayırt etmeye tenezzül eden var mı? O da yok. Varsa yoksa siz şöylesiniz, biz böyleyiz, biz daha vatanseveriz… Buna güç zehirlenmesi deniyor basitçe. ‘’Oysa hükmü hakimlere bırakmak tartışmada hak sahibi yapar, hükmün bile tartışılması ise demokrasidir.*(M.A.Kılıçbay)’’


Bir tarafa göre memlekette R.T.E.’den başka ‘’adam’’ yok, öteki tarafa göre memlekete M.K.A.’dan başka adam gelmedi… E madem memlekette ‘’adam’’ yok, hepi topu iki tane gelmiş, geçmiş, o vakit bu neyin tasası, bu neyin kavgası, kapayın dükkânı bitsin bu işkence…Bütün olan, aklını kiraya veren iki tarafın arasında sıkışıp kalmış, kendi kafası ile düşünmeye çalışan, kendi benliği, kendi emeği ile var olmaya çalışan insanlara oluyor.


Bunlar sadece genel gidişatın ibretlik halleri, asıl festival vari ilginçlikler alt başlıklarda yaşanıyor. 


Kıymeti kendinden menkul ‘’Man’’ adası haberleri ile ulusal siyasetimizde yeni bir çığır açıldı. Mesele beş tl’lik şirketin bilmem kaç milyon euroluk banka havaleleri yapması değil, bu havalelerin uluslar arası bankacılık sistemine dahil olmayan ve off-shore denilen bir kayıt dışı sistemden yapılması da değil, asıl ilginçlik siyasi rekabette ‘’omerta’’nın çiğnenmiş olması. İtalyan mafya kanunu verilen isim olan Omerta’da ‘’don ve caporegime’’nin yakınlarına dokunmak yasaktır. Bu delindi. Yakınlar üzerinden hasmına yüklenme devri açıldı. 


Kılıchdarağa, Reis’in kimi akrabalarının al gülüm ve gülüm havale işlerine ait makbuzları ifşa edip, cephe gerisini bombalayarak savaşı başlattı. Reis, bu hamlenin bedelini ağır ödeyecekler dedi ve Kılıchdarağa ile organik bağı da olan geri hizmet takımındaki isimlerden, hakkında yıllardır türlü tevatürler anlatılan bir belediye başkanını görevden azletti, soruşturma açtırdı.


Bunlar bizim kuşak için bile yeni işlerden değil, çünkü aktörler değişse de on yıllardır aynı filmi çevirip çevirip izlemekteyiz. Yine hayıflanma, yine şaşırmış gibi yapıp vay bee çekme zamanıdır ve yine ne türlü bir necaset içinde yaşadığımızı görüp üzülme vaktidir. Filmin şimdiki zaman versiyonu için cümleten iyi seyirler. 

***

Hollywood’un dikkatini celp etmeyen Çerkesler, hala tarih dışı bir toplum. 


Yazarlar fırsat bulup senaryoyu ‘’update’’ etmedikleri için olsa gerek, kendilerine biçilen figüranlık rolünü bindokuzyüz elliden beri oynamaya devam ediyorlar. Kafkas Türkleriyiz diye başlayan bu serüvende statüko hesabına Çerkesleri temsil ettiğini buyuran kurumsalcıkların, Çerkes diye bir millet olmadığı babında ki gayretkeşlikler sürüyor. Devlet kendi Çerkesini üretti, kullandı, unuttu. Bizimkinin haberi yok, kendi varlığını inkâr etmeye hala devam ediyor.  


Sadece Türk devleti mi? Elbette hayır. Rus devleti de kendi Çerkesini imal etti, kullandı, attı… Hem de yanı başımızda, gözümüzün içine baka baka yaptı. Çerkes diye bir ulusun varlığını boşa çıkarmak Türk ve Rus devlet hafızasının ortaklaştığı bir özellik. Özellikle doksanlardan itibaren Abhazya’nın bağımısızlığı konusu üzerinden yapılan propaganda ile Çerkes siyaseti Rusya tarafından esir alındı. Çeyrek asır boyunca varsa yoksa Abhazya’nın bağımsızlığının önemi konuşuldu. Peki, bağımsız Abhazya’nın Çerkeslere ne faydası dokundu? Cevap veren yok.


İş bu minvalde kalsa yine şükür, akabinde Çerkeslerin zayıflığını gören Abhaz tarafının, Rus devleti güdümünde giriştiği Çerkes tarihi ve etniği konularındaki kirli manipülasyonları Çerkes kimliğini bozmaya, parçalamaya başladı. Öyle ya, geldi mi yağma zamanı dostlar, düşmanları hayrette bırakır demişler. 


Yukarı Kodor dağlarından inerek, Wubıhlerin arasına karışmış ve bir köyde 40-50 hanelik bir mahalle oluşturan topluluğun, Çerkesce dışında bir dil kullanmasından hareketle; Wıbıhların aslında Çerkes olmadığı, başka bir halk olduğu iddiası, Şapsığ hatta Abzeghlerin de bir kısmının Abhaz olduğu hakkında dezenformasyonlar hala güncelliğini korumakta ve  hararetle tartışılmaktadır.


Şu iyi bilinmelidir ki Rus devletinin Çarlığın Çerkesya kıyılarında etnik temizlik emrini verdiği 1862 tarihli fermanından bu yana, Karadeniz kıyılarında Çerkes adının geçmesini istemediği bilenen bir gerçek, Abhaz tarafı da Rus devletinin piyonu olarak bu etnik temizlikten sağ çıkabilmiş birkaç bin Şapsığ üzerinde karartma uygulama peşine düşmüş gözüküyor. Zaten geçmişte de Rus ordusunun bağımsız Çerkesya’ya karşı savaşında hizmet görmemişler miydi? Abhazya, kendini işgal altındaki Çerkes topraklarında kurulan novo-russia’ya eklemleyerek varlığını garantilemek istiyor, bunu yaparken de Çerkesler ile oynamakta bir beis görmüyor. 


Diasporada da maalesef trajikomik hadiseler birbirini kovalıyor. 

Kurumsalların birinin genel kongresinde, eski bürokratlardan birisi çıkıp ‘’Çerkes soykırımı olmadı’’ demiş… Asıl Çerkes soykırımı oldu deseydi, şaşırırdık. Hatta geçen kongrelerin birisinde; kürsüden bağırarak bu kurum Çerkes adını alırsa, önünden bile geçmem diyen kıdemli üyeler olmuştu. 


Bir başka vukuat, Kafkas ödülleri kumpanyasının tören yeri konusunda yaşanmış, yeni Türkiye’nin Kafkas ahalisine mensup kimi azaları, saraya başvurarak bu seneki ödül törenini tertip ettirmek istemiş, ancak eski Türkiye’nin ‘’biz asli kurucu unsurlarız’’ tabaksına mensup ümerası tarafından girişim iptal ettirilmiş miş… Hoş, saray da Kafkas bilmem nesi ödül töreni düzenlemek de ne ola ki? Osmanlıdan beri süre giden kapıkulu Çerkesliğinin devamı olarak ‘’biz hala burada ve emrinizdeyiz’’ mi demek istemişler, o da ayrı bir mevzu. Vereceksen kendi başına ver ödülünü, devlete sırtını yaslamak istemen neyin nesidir, onu ben anlamadım.


Çerkesler konusunun konuşulması için ‘’Çerkes sanılarak’’ TV’ye çıkartılan insanları izledik. Ne hazindir ki Çerkes’i değil de, Çerkes diye bir halkın olmadığını özveriyle anlatmaya çalışmışlar… Geçmişte bir başka programda Çerkes demeden, Çerkes sürgününü anlatmaya koyulan konuşmacı, 45 dakika boyunca, abhaz ve wubıh kelimesinden başka kelam etmemek suretiyle baya ter dökmüştü. Oysa Çerkes demeden hangi savaşı, hangi sürgünü anlatabilecekti ki? Malum kendisi ne Çerkes, ne Adığe’yim, Wubıh milletindenim diyen sözde bir ‘’büyüğümüz’’ idi. 


Derken yeniler daha cevval çıktı. Mesela, aralarında Nart milleti kurmak isteyenler de varmış. İliklerine kadar dopdolu bir kavram olan koskoca Çerkes kelimesi önlerinde dururken, kırk yaşı geçkin erken andropoza girmiş beyzadeler toplanmışlar Nart milleti vücuda getirmeye uğraşıyorlar. 


Nartlar öldü. Sonuncular Fishte dağının eteklerinde ebedi uykuya yattı. Haaa unutmadan, Kafkasya genetiğinde %4 oranında Neandertal insan geni varmış. Evet, Nartlar, son Neandertal insanlardı. Günümüz insanlarından farklı bir çok insan ırkından birisiydi. Vücut olarak daha iri ama daha az becerikliydiler. Ancak yine de ateşi ve demiri ilk onlar kullandı. Ama devir homo-sapienslerin devri. Yok, biz hala neandertal kalmak diyorsanız, o da sizin bileceğiniz iş. Kalın mağaranızda sağlıcakla. 

 

Çerkes insanı ‘’yeter ki Çerkesler, tarihi, kültürü ve siyaseti ile kendisi olmasın diye uğraşan imalat-ı devlet uğrusu baş ortayı kapatmış eski tüfeklerden de, Rus destekli komşunun kendi Çerkesini yaratma projesinden de, iki de bir Çerkes_herkes dir diyen zevzeklerden çok sıkıldı. Devletlerin üretip, kullandığı sonra da sömürüp attığı çöplüklerle biz uğraşıyoruz. 


Bizim açımızdan meselenin özü, bizden olmayan kimselerin ne dediğinden ziyade, bizim insanlarımızın ne dediği, ne yaptığı. Aslında kuşatmayı yaracak bir çıkış yolu arıyoruz. Şimdilik sorun sadece ekonomiktir. Çerkesler, Çerkes realitesine uygun İstanbul/Türkiye merkezli kendi dünya Çerkes diasporası örgütünü kurmalıdır. Bu yegâne amaç için Çerkesya yurtseverleri uluslar arası fonlar ile teknik/mali işbirliklerine girmelidir. Her Çerkesin gönlünde yatan aslan olması güzel tınılanmakla birlikte, sonucu tayin eden gelişmiş içtimai sınıfların gündemine girmeye gerek duyan yurtseverliğin geleceği için başka türlü bir çözüm ufukta gözükmemektedir. 


Aksi takdir de madem Çerkes diye bir millet yok, bizde kapatalım dükkânı gidelim…


Ardımızdan bakanlar hazin sonumuzu; ‘’yeki bud, yeki nebud, coz-e hodâ kesi nebud’’ diye anlatmaya başlasınlar artık.


Bu yazı toplam 3778 defa okundu.





SEMİH AKGÜN

Muhittin Ünal ağabeyi çok severim, saygı gösteririm. Fakat bu konuşmaları hiç yakıştıramadım. Hepimizin bir yere kadar saçmalama hakkı vardır ama böylesi bir konuşma gaf olabilir mi?

18 Aralık 2017 Pazartesi Saat 14:40
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net