Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Ne Yazalım?
13 Eylül 2017 Çarşamba Saat 00:17


Alo! Nerelerdesin yave. Epeydir yazmıyorsun da. Ne oldu? Kavgamı ettiniz yoksa? Yave bak, birlik olmak lazım, önce birlik... Dur, duuur biraz, önce nefes al. Ters giden hiçbir şey yok, her şey yerli yerinde duruyor. Sadece yazacak bir şey yok, anladın mı? Nasıl? Hiç bir şey yok mu yani? Af edersin, ne yazalım sence? Her şey başa döndü işte! On beş yıldır yaşadığımız maceranın sonunda olup bitenlerin özeti bu kadar.


Erkek olup kalpak giymemekle, dünyada düşmansız yaşamak bir dermiş eski Adığeler. Kalpak kadar kıymetli bir şeyse dostlarımız. Bu bizim amatör yazı-çizi işlerini takip eden, arayı uzattığımızda merak edip soranlarda var, sağ olsunlar. Gerçekten yazacak hiçbir şey yok mu? Ya da az da olsa umut kaldı mı? Bunun cevabını verebilmeyi gerçekten isterdim. Ama bilmiyorum. Kimsenin de bildiğini zannetmiyorum. 

Türkiye’nin genel seçmen tabanının milliyetçi-muhafazakâr tabandan oluştuğu varsayılıyor. Mhp’yi şimdilik bir kenara koyacak olursak, bu seçmen tabanının oy verdiği Akp kendisinin muhafazakar olduğunu söyler, ancak başta özelleştirme programları olmak üzere iktisadi alandan başlayarak, mali, mülki ve askeri alanların hepsinde reform uyguladı. En son idari alana da el atarak neyin, kimin işine yaradığı, pek belli olmayan başkanlık sistemini getirerek siyaseti dahası devlet yönetimini de dizayn etmeye girişti. Peki, bu nasıl muhafazakârlık? 

 

Türkiye’nin makûs kaderi; cumhuriyetçilerin tutucu, muhafazakârların reformist olması. Yani sağın sol, solun ise aslında sağ olması. Kendi kendilerini ilerici, çağdaş olarak etiketleyen Cumhuriyetçiler, muhafazakârlar modern dünyanın standartlarına uygun reformları üst üste yaparken kendilerini köşeye sıkışmış hissediyorlardı. Çünkü onların cumhuriyetçiliği de, halk severliği de kurulu müesses nizamı ayakta tutmak yani kendi çıkarlarını kollamak içindi. Ama şimdi elleri rahatladı. İnsanı inşa eden evrensel değerler sol’a kaldı, sağ kendi çöplüğünde eşelenip buldukları ile avucunu yalamaya talip oldu çünkü. 


Baktığınızda Akp mütedeyyin kesimin muhafazakar partisi gibi görünse de aslında ülkenin müesses nizamını değiştiren bir ‘’reform partisi’’ görünümü sayesinde oylarını sürekli artırmasını biliyordu. Ancak işler artık eskisi gibi gitmiyor belli ki, Akp içeriden ve dışarıdan aldığı bir dizi darbe neticesinde, kendisine hayat alanı açan o ‘’muhafazakarlığın ardına sığdırdığı’’ kompakt reformistliği’’ bırakmış gözüküyor. 


Onun yerine kan kardeş olduğu Mhp’den son kullanma tarihi geçmiş birkaç doz milliyetçilik aşısı aldı. Yani Akp artık ne muhafazakar, ne de reformist, bildiğin tutucu milliyetçi basma kalıp bir parti kimliği edindi kendisine. Aslında Akp’nin milliyetçiliği, söylemekten utansa da yıktıklarını varsaydıkları eski devletin ‘’kemalist milliyetçiliği’’ ile (ulusalcılık) bire bir aynı. Hani meşhur tahrir meydanının ‘’rabia’’ işareti var ya o da pek yakında bir iki ilkesel ekleme yapılınca cumhuriyetçilerin altı okuna benzer bir hal alacak. Çünkü otokraside adettendir, ülkeye komünizm gelecekse de, faşizm gelecekse de bunu devlet baba getirmelidir, bu yüzden herkesimin temsili iradesi otokrasinin çelenginde yerini bir şekilde bulur. 


Aslı bakarsanız bu Anadolu milleti, ne muhafazakâr, ne de milliyetçi. Sadece aç. Özgürlüğe aç mesela. Köyünde kalsa, oturduğu yerden iki dana besleyip, yüz dönüm tarla ekse, şehirde günde 12 saat sürünerek çalışarak kazandığı parayı yine alacak ama mesele şehrin yasakları öteyelen cazibesinde. Ağasından, babasından, anasından, hocasından bıkan soluğu şehirde alıyor. Oh be hayat varmış. 


Milliyetçilik mi? Pöf! Avurtları çökmüş, kafayı tütsülemiş, gerçekten tutunamayanların işi Türk milliyetçiliği, durum her yerde aynı ağa babalarının bir elleri yağda bir eli balda, müritler sokakta kendini paralasın kime ne? Sovyet ülkeleri çökeli daha 25 sene oldu ama Türkiye’den yüz binlerce kişi Rus, Ukrain, Romen, Movdov, Kazak…demeden adını sayamayacağınız kadar çok milletten, hatta yabancı olsun da ne olursa olsun kabilinden kadın (erkek) ile evlendi ve çocuk sahibi oldu. 


Bu nasıl milliyetçilik alla sen? Atamız, dedemiz dedikleri padişahların validelerinden bellidir, Türklerin milliyetçiliklerinin ahvali. Usta tarihçi La Martin bu işi taa Osmanlı’nın Bizans surları önünde göründüğü zamanlara kadar geri götürür. O halde hangi milletin milliyetçiliğiymiş bu? Bıraksan bir tane Türk erkeği kalmaz Rusya’ya taşınmayacak olan. Türkiye’nin izim-leri, ideolojileri, ne olduğunu bilmeyen ve nereye gideceği kestiremeyenlerin üzerine örtülen örtülerden ibaret. Örtüldükçe, en hafif meltemlerde bile havalanıveren ve altındakini faş eden kırk yama örtüler. Avrupalının tersine, halk çıplak yani hiç bir şeye inancı tam değil veya hiç yok.


Başa döndük çok şükür, 80’lere mi, 90’lara mı orasını ayrıca tartışabiliriz. Lakin Türkiye olarak siyaset üretimi ve devlet yönetiminde sınıfta kaldığımız iyice netleşti. Tek tesellimiz olarak o meşum 15 Temmuz gecesi halkın demokrasiye olan bağlılığını gösterdiği sivil toplumun dayanışmasının hatırası kaldı. Diğer hemen tüm alanlarda dünya standartlarının dibini zorluyoruz. 


Anlaşılan ülkemizin siyasetsiz siyaset vitrini bol bol vatan, millet, bayrak, inşallah, maaşallah’lı cümlelere teşne. Oysa Türkiye’nin çalışmaya, araştırmaya-geliştirmeye, ticarete, huzura ve zenginleşip özgürleşmeye ihtiyacı vardı. Fakat bahsi geçen statükocu kokteyl zihniyeti bu ülkeyi, onulmaz yararlar ve tamiri yüzyıl alacak derin fay kırıklarıyla beraber buzdolabının içine hapsetmekten başka, hayırlı bir işe yol açmaz. Kısacası benim bu ülkeden de, şu haldeki siyasetinden de umudum tükendi. İnşallah yanılıyorumdur. 

*** 

İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır diye bir deyim var. Biz tümden gelimden başladık yani şimdi iğne zamanı. Bizim Çerkesler için birinci mevzu, birlik beraberlik teraneleri. Bir iş yapacaklarsa, hiçbir ön araştırma yapmadan herkes toplantıya çağrılır, konuşmalar ilerledikçe fikirler ayrılır, hatta çatışmalar baş gösterir, en nihayetinde toplanmak için harcanan enerji, yapılacak iş için gereken enerjiden daha büyük sarfiyat arz ettiğinden genelde iş için harcanacak enerji kalmaz ve iş yapılamadan dağılır. O yüzden bir araya gelmek önemlidir ancak anlaşabilecek olan ve işin erbabı olan insanları bir araya getirmek, imkân ile insanı buluşturmak daha büyük marifet ister. Maalesef bu bizde hala gelişkin bir hüner değil. 


Araya bir okuma notu atarsak eğer ‘’…fiziki arılık veya güzellikten öte kültür daha önemlidir, bu da beyin gücü ile bağlantılıdır. Beyin dokusu diğer dokulardan daha maliyetlidir. Beyin, vücut ağırlığımızın ortalama %2’sini oluştururken, besinlerden aldığımız enerjinin %20’sinden fazlasını kullanır. Sosyallik işbirliği ve kültür birbiri ile yakından ilintilidir. Bunların gelişmesi üst düzey zekâ yani biyolojik terimle söylenirse beyin dokusu gerektirir…’’ N.Faulkner üstat böyle yazmış. 


Bunun üzerine ne diyelim? Çerkesler aptaldır diyen, sol-ulusalcı cephenin rahmetli İlhan Selçuk abisine mi inanalım, yoksa atları kendilerinden daha akıllıdır diyen ortanın solu İlber Ortaylı’ya mı hak verelim? Ama bizde bir kaç tahtanın eksik olduğu kesin, onu da belirtmeden geçmeyelim. Yoksa bu hallere düşmez idik. 


Bir insanın sağlıklı düşünebilmesi için öncesinde kendisi hakkında sağlam ve güvenilir bilgilerin sahibi olması gereklidir. Kişi kendisi hakkında bilgi edindikten sonra, kendisi ile ne yapabileceğine karar verir. Bu onun siyasetidir. Birinci derecede eşitsizlikleri veya sorunlarını çözmede kullanacağı yol ve yöntemleri seçmek üzere varacağı kanaatler açısından, ikinci derecede ise varmak istediği her türlü maddi manevi gelişme seviyesine ulaşmada uygulayacağı program açısından siyasetini kurmasının temelidir. Kendisi hakkında sağlam ve güvenilir bilgi edinebilen, kanaatlere varabilen insan sağlıklıdır. 


Bireyler gibi milletler de sağlıklı ve sağlam bilgi akışına muhtaçtır. Yoksa kimseyi yerinden kıpırdatamaz, hiç bir iş yaptıramazsınız. Uzun süre yanlış bilgi bombardımanına yani dezenformasyona uğratılan kişiler gibi milletler de çöküntüye uğrar, hatta delirir. Delilik sadece sağa sola saldırmak demek değildir, aktivasyonunun düşmesi, bağışıklık sisteminin çökmesi, yaşam ağacına kurt düşmesi ile de alakalıdır. Doğru panzehiri vermezseniz hasta ölür. Panzehir doğru ve sağlam bilgidir. Her türlü kafkascı mülgaya karşı Çerkes=Adığe ve Çerkesya=Adığe Xeku denkliği panzehirdir. 


Çerkesler, meşum eller tarafından on yıllardır kendi hakkında sağlam ve güvenilir bilgi edinmesi engellenen bir millettir. Günden düne yorulmuş ve yok edilmek istenen bir halk iken, anavatanımızdan yükselen Çerkes=Adığe şeklinde işlenen ulusal kimlik tanımlamamız ve Çerkesya=Adığe Xeku yurtsever bilincimiz bizleri yeniden nefes almaya doğrulttu. Şimdi bize saldıranların neden en çok; Çerkes=Adığe ve Çerkesya=Adığe Xeku tamlamalarımıza kızdığını daha rahat anlayabiliriz. Kendimiz hakkında bilgimiz arttıkça, sağlıklı düşünme melekelerimizdeki gelişme ile beraber, geleceğimiz hakkında karar verme bilincimizde artıyor. Bu vesile ile aramıza katılan Tlepşuko Wumar’ı selamlarım. 


Ama bir ileri iki geri misali, çok iyi durumda değiliz. Hala dost, ahbap çavuşları oynamak isteyen, Çerkes kimliğini götürebildiği kadar Kafkas mavalı içine gömmeye uğraşan reziller de yok değil. Bi-bitmediniz derler ya o hesap. Çünkü bu işten ekmek yiyen çok, yani Türkiye ve Rusya’da Çerkesleri millet olarak bir araya gelmemesini isteyen, bu işi organize eden ve iş birlikçilikten nemalanan çok kişi var. Toplumun daha çok öğrenmesi ve kendi hakkında düşünmesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğimiz aşikar. Ancak şuan için başarılıyız denemez, sadece hastadan nabız almaya başladık hepsi bu.  


Çerkesleri yurtsuz, hafızasız ve kimliksiz bırakarak her türlü saçmalığın avı haline getiren Kafkas tipolojisini inşa eden müesses nizamı yeni neslin konuya dahli ile kıracağımızı umuyoruz. Sonra? Korkma, sonrası nasıl olsa gelir. Çünkü kendisi hakkında sağlıklı bilgi edinebilen insanlar, sağlıklı düşünen toplumları yaratır, o toplumlar ise geçmişin ışığı ve geleceğin ihtiyacı doğrultusunda mücadeleden bir adım geri durmazlar. İlerleme doğru bilince bağlıdır, bilinci oluşturanlar ise kendimiz hakkındaki doğru bilgimiz, dünya hakkındaki bilgilerimiz ve dünyanın bize sunduğu bilgilerden oluşur. Hepsini ulusal birliğimizi daim kılmak üzere seferber edeceğiz.  


Daha Rusya vardı, Almanya vardı,  Amerikanya hatta dünyadan bahsetmek vardı!

Bunlara girmeye gerek yok, zira atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Suriye iç savaşının doğu Akdeniz’in el değmemiş doğal kaynakları için çıkartıldığı belli oldu. Biz savaşın insani trajedisine odaklamışken, kimbilir kaç gece ellerimiz semada dua ederken, basken şu elin gâvurları bilmem kaç bin kilometre öten gelerek parsayı topladı. 


Amerika ve Rusya ile paydaşları anlaştı, savaş sona ermek üzere. Türkiye’nin önünü göremeyen dış politikasının bir sonucu olarak bocalaması ve ikili oynama gayretleri de sonucu etkilemedi. Ama en çok Alman tankı Leopar, Fransız topu T155, Amerikan uçağı F-16 ile ele güne delikanlılık yapılamayacağını da böylece anlamış olduk. Müttefiklerimizin izin vermediği hiçbir sınırı ihlal edemedik. Amerika’yı önce bölgeye müdahaleye çağırdık, şimdi ise geri göndermeye uğraşıyoruz. Yoksa yankeeleri bu işleri yapsınlar diye bilerek mi çağırmıştık? 


Onun cevabını da on yıl sonra bir wikileaks belgesinde okuruz. Şimdilik bu kadar yeter, yazacak bir şey yok dedik ama yinede bir yığın kelime karalamışız. 


Bu yazı toplam 3333 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net