Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nurdan Şahin
BODRUM/ALAÇATI’cı mısınız, YUNAN ADALARI’cı mı?
02 Ağustos 2017 Çarşamba Saat 21:27

Gün geçmiyor ki gazete köşelerinde, sosyal medyada Alaçatı ve Bodrum’un berbatlığı, pahalılığı, gürültüsü ile Yunan adalarının sadeliği, ucuzluğu, güzelliği üzerine bir yazı çıkmasın. Şimdilerde, özellikle tüm seyahat eklerinde Yunan adalarına Gümüşlük de eklendi; korkarım bu da güzelim Gümüşlük’ün sonu olacak.


Bodrum’a ilk kez 1982 yılının Mart ayında gitmiş ve çarpılmıştım. Laciverte bakan bir deniz; her yanı birbirinden güzel koylarla dolu bir yarımada ve eski/tarihi değil ama özenle planlanmış bir doku- bembeyaz, çatısız, en fazla 2 katlı, dar pencereli binalar, çivit rengi söve ve kapılar; mimarların,  bu dokuyu bozmadan gerçekleştirdikleri girinti-çıkıntılar, iç avlular ve teraslardan oluşan bir güzellik. Türkiye’de belki de tek. Marmaris ve Çeşme bütün doğal güzelliklerine rağmen, soysuz yapılaşmalarıyla Bodrum’un yanına yaklaşamadı yıllarca. 


O zamanlar bile hareketli bir eğlence merkezi, gece hayatı olan Bodrum’un, özellikle de nispeten sakin koyları/köyleri -Gümüşlük, Türkbükü, Gölköy vb-  ise daha çok gençlerin, bir de yazarçizerlerle sanatçıların ilgi gösterdiği yerlerdi. Mutenalaşma için gerekli koşullara sahiplerdi yani ve süreç kaçınılmaz olarak o yöne doğru gitti. Hali vakti yerindeler en güzel koylara ev yaparken – genellikle taş evler, daha orta halliler de kooperatifleşerek yazlık sahibi oldular. Bu arada, güzelim Türkbükü bir süre gece hayatının merkezi haline geldi- İstanbul’da ne kadar lüks lokanta/bar/kulüp varsa orada şube açtı. Daha önceleri, Gümüşlük, Gölköy Türkbükü sakin sularında dolanan bizler, Türkbükü’ne gitmez hatta gidemez olduk. Bu arada, Türkbükü ile Gölköy birleşti ama Gölköy görece sakin kaldı. 


Gümüşlük ise sit alanı olduğundan ve taş üstüne taş konulamadığından, küçük balıkçı köyü özelliğini korudu. Zaten denizi de eriştelidir ( uzun yosunlar), alışkın olmayanlar pek sevmez; o nedenle, gündüz görece sakin halini sürdürdü, sadece geceleri balık yemeye gelen insanların kalabalıklaştırdığı, güzel bir köşe olarak kaldı. Sıra sıra dizili, kabaktan oyma aydınlatmalı, benzer mezeleri, balık çeşitleri olan balıkçı lokantalarının hepsinde de benzer lezzetleri tadar, benzer ve makul bedel ödersiniz- ya da öderdiniz.


Son yıllarda, Bodrum o güzelim dokusunu kaybediyor. Yeni ve büyük caddeler, o caddeler üzerinde alışveriş kompleksleri, iki kocaman AVM, her yerde devasa ve tupturuncu tabelasıyla göz yoran Migros ve benzerleri mantar gibi çoğalıyor. Bu da yetmezmiş gibi, imar planı mı değişti ne oldu bilmiyorum; ayni Marmaris, Çeşme ya da herhangi bir yerde göreceğiniz, yere kadar camlı, cam balkonlu, farklı renkli, eğimden kazanılan ve abartılan haklarla neredeyse dört katlı “lüx villalar” ile doldu her taraf. Eski çivit boyalı söveleri olan ev sahiplerinin başı kel mi; onlar da hemen büyüttüler camı çerçeveyi; ahşaptan kameriyeler yaptılar, balkonları katlanan camlarla kapatıp, içine de avize astılar. Yazık ki ne yazık! 


Şimdilerde “Ah ne bozuldu Bodrum; Allahtan Gümüşlük var” nidalarıyla inliyor ortalık! Ama durun; gazetelerde ve sohbetlerde Yunan adalarının bozulmamışlığına, hasır iskemle, tahta masalarına –haklı olarak- övgü yağdıranlar, Gümüşlük’e gelince,  eğer yer bulabilirlerse Limon’da günü batırıp, günler öncesinden rezervasyon yaptıkları tik masa ve iskemleli Mimoza’da yemek yiyiyorlar;  daha geçen sene açılan -Bobu’ların* gözde mekanı- Off Gümüşlük’te bir konserle devam edip, hal kaldıysa Club Gümüşlük’te (eski Haşmet) dans ederek geceyi tamamlıyorlar. Gerçekten her biri çok hoş mekânlar olan ve bir süredir görme ve görülme mekânlarına dönüşen bu yerlerde, doğal olarak rezervasyon şart oluyor, fiyatlar arttıkça artıyor, gelen gidenler değişiyor- uçuş elbiseler, markalar, cipler, şoförler gırla gidiyor. 


Tabii,  onları merak eden ahalinin doldurmasıyla diğer yerlerin de fiyatı görece yükseliyor; Gümüşlük giderek Gümüşlük olmaktan çıkıyor. Oysa gerçekten birbirinden çok farklı olmayan Gümüşlük lokantalarında halen adam başı 90-100 liraya, güzel mezeler, balık ve rakı keyfi yapmak; köyün mutenalaşmasına paralel olarak giriş fiyatı biraz yükselse de hala görece uygun olan Jazz Cafe’de iyi müzik dinlemek mümkün. Yunan adalarında da-rakı/uzonun  fiyatı Türkiye’dekinin üçte biri olmasına rağmen-böyle bir yemek zaten en azından 20 Euro .


Alaçatı’ya ise ilk kez birkaç yıl önce ilkbaharda gittim ve gerçekten hayran kaldım. Daracık sokakları, korunmuş mimarisi, çiçekleri, küçücüklüğü ile şahane bir yer. Gördüğüm tek çirkinlik, o güzelim iki katlı, ahşap cumbalı taş binaların her birinde, binanın nerdeyse bir katını kaplayan çirkin tabelalardı.  Yazın ise bu minik belde, bir eğlence merkezi haline dönüşüyor; birbirine bitişik ya da çok yakın binaları nedeniyle, lokantalardan gelen müzik birbirine karışıyor; kalabalıktan sokaklarda yürümek zorlaşıyor, başta Hacı Memiş olmak üzere, tüm Alaçatı Bodrum’un barlar sokağına dönüyor. Bana uygun bir tatil değil, ben bahar ya da sonbaharda giderim.  Ama hem gidip hem de günde üç öğün şikâyet edenleri anlamam mümkün değil. 


Yanlış anlaşılmasın, fahiş fiyatlar ve/veya kötü kaliteyle tatilcileri sömürenleri savunuyor değilim. Kıyaslamayı yaparken biraz daha makul olmak gerektiğini düşünüyorum sadece. Yakınımızdaki adalar, küçücük ada-köyler aslında; onlarla kıyaslamak istiyorsanız, adı sanı çok duyulmamış, minicik bir sürü sahil kasabası var Ege’de ve Akdeniz’de. Bodrum ile Alaçatı’yı ise Mikonos ve benzerleriyle kıyaslamak lazım hem de içki fiyatının –vergiler nedeniyle- bizde 3 misli olduğunu unutmadan. Bir de, elbette herkesin yurtdışına çıkması kolay değil. Ne kadar pahalı olsa da, Bodrum ve Alaçatı’da, ya da yakınlarında kendine uygun yer bulabilen orta halli genç insanların, iyi bir işleri, kendilerine ait mülkleri, bankada şişkince bir hesapları olmadan ve adam başı 60 Euro vermeden vize almaları, dolayısıyla adalara gidip tatil yapmaları mümkün değil. 


Onun için, isteyen istediği yerde tatil yapsın ama her şey kötü, her şey fena muhabbeti ile sinirleri bozmasın. Bir de, rica edeceğim, Gümüşlük’ün çok reklamı yapılmasın, o da, daha fazla  mutenalaşmadan, biz sevenlerine kalsın- yani bence…


*Bobu: Bohem burjuva


Bu yazı toplam 3138 defa okundu.





Ubıh Fıkrıye Gonenç

3 sene önce yunan adaları gezisi yapmıştık tur şirketiyle. Keşke bu adalar Türkiye'de kalsaymış diye hayıflanmıştık biraz arkadaşlarla. Mykonos, Santorini, Rodos,Girit, Kos, Samos, Paros adını unuttuklarım da var. Fakat bizim ülkemizde çok güzel. Dışarda olan her şey güzel, bizde ki her şey kötü fikrine katılmak mümkün değil. Her keseye uygun tatil yapılır Türkiye'de kimse kusura bakmasın. Yerli turist son yıllarda çok daha fazla, demek ki insanlar gezmeye kısmen para ayırabiliyor bundan mutlu oluyor Nurdan hanım. Bence önemli olanda bu.
Bodrum Gümüşlük koyunu merak ettim doğrusu ilk fırsatta görmek üzere diyeyim.

İyi tatiller.

10 Ağustos 2017 Perşembe Saat 13:56
XAPYH-DÜZCE

Vahit Erdo'ya himaye var mı bilmemde Erkan Hakaşe'ye var görünüyor. Hakaret dolu yorumunun yayınlanmaması gerekirdi.

Geçmişte site adminlerinin sert buldukları yorumlarımı yayınlamadığını bilen biri olarak konuşuyorum.

07 Ağustos 2017 Pazartesi Saat 14:18
Admin2

Sayın Hakaşe, sitemizde hakaret ve küfür vasfı taşıyan yorumlar dışında bir sansür söz konusu değildir. Sorularınızı kendisine yöneltmek veya iletişim kurmak isterseniz Vahit Erdo facebook profili linki aşağıdadır. Saygılarımızla.

https://www.facebook.com/profile.php?id=100007915999462


Ç.net/ADMİN2

05 Ağustos 2017 Cumartesi Saat 13:27
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net