Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Mahmut Bi
Kurtuluş Savaşında Ethem Olayı
28 Mart 2017 Salı Saat 16:11

Bu makalemizde, Ethem Bey’in Kurtuluş Savaşı’nda direnişe görevlendirildiği 22/23 Mayıs 1919 tarihinden, 28 Ocak 1921 tarihinde Susığırlık’ta(Susurluk) Yunan Kuvvetleri gerisine geçene kadarki süre zarfındaki tüm askeri ve siyasi faaliyetlerinden söz edilmeyecektir. Çünkü bu konuda yazılmış bir hayli kitap, makale ve yüzlerce eserde az da olsa bilgi mevcuttur.


Mustafa Kemal’i Meclisin kapısında sözde asacağını söylediği belirtilen, Kurtuluş Savaşının ilk yılında “vatan kahramanı” olarak Mecliste alkışlarla karşılanan, daha sonra resmi tarihin “Vatan Haini Çerkes” yaftasını boynuna geçirdiği Ethem Bey Olayı, sağlıklı bir şekilde değerlendirilmelidir.


Bilindiği üzere; Türk Milletinin ezeli düşmanı olan bazı Avrupa devletleri, Anadolu’yu ele geçirmek için daima fırsat kollamışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda müttefiklerle beraber mağlup sayılması, bu devletlerin gözlerini tekrar Anadolu’ya çevirmelerine neden oldu.


Rusya, İngiltere ve Fransa bilahare İtalya, aralarında çeşitli gizli anlaşmalar yaparak Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmayı ve toprağın gerçek sahipleri Türkleri yurtlarında esir haline getirmeyi planladılar. A.B.D Başkanı Wilson, İngiltere Başvekili Lloyd George ve Fransa Başvekili Georges Clemenceau 6 Mayıs 1919 tarihinde büyük bir gizlilik içinde yaptıkları toplantıda Yunan Başvekili Eleftherios Venizelos’u İzmir’i işgale çağırdılar.


İzmir 15 Mayıs 1919 sabahı 7.30’dan itibaren işgal edilmeye başlandı. Türk milleti önce bir şaşkınlık ve hayret anı geçirdi. Fakat süratle kendisini toparladı. Memleketin her yerinde mitingler yapılarak işgal tel’in ve protesto edildi.


Bu dönemde, İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek üzere görevlendirilen Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da yeterince tanınmamaktadır. İhtiyaç duyduğu askeri güç, 15.ci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir, 20.ci Kolordu Komutanı Çerkes Ali Fuat(Cebesoy) Paşa ve 17.ci Kolordu Kumandanı vekilliğine atanan Miralay Ubıh Bekir Sami(Günsav)  Beyler tarafından; idari ve siyasi destek ise, eski iki Nazır olan Çerkes İsmail Canbolat ve Abaza Rauf(Orbay) Beylerden sağlanması kararlaştırılmıştır.


Bu arada; Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuat(Cebesoy) Paşa ve Rauf Bey dörtlüsü tarafından yürütülmekte olan direniş ile ilgili çalışmalar henüz gizli tutulmaktadır.


İstanbul’da bulunan Rauf Orbay, İstanbul’da direnişi örgütlemeye çalışan güçlerle irtibat halindedir. Ayrıca, Orbay’ın başını çektiği Çerkes aydınları ve subaylarından oluşan “ Hücre “, direnişin Ankara merkeziyle koordineli olarak çalışmaktaydı. 1920 yılında  Çerkes İttihat ve Teavun Cemiyeti’nde yapılan bir toplantıda, Anadolu’daki Kuvva-yı Milliyenin desteklenmesi kararlaştırılmıştır. Aynı yılda Kafkasya’dan dönen  siyasi ve askeri kurul üyeleri de doğrudan doğruya Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal Paşa liderliğinde başlatılan Anadolu İhtilali’nin saflarında yer almışlardır.


18 Mayıs 1919 tarihinde, Ubıh kökenli Miralay Bekir Sami’nin Üsküdar’daki evinde düzenlenen “ Hücre “ toplantısında yapılan, ülkenin durum değerlendirilmesi görüşmeleri sonunda, Rauf Bey, Miralay Bekir Sami Beye, direniş eylemi ile ilgili planından özetle şöyle sözeder;


“…Eğer Yunanlılar’ın bu hareketleri durdurulmazsa bugünkü durumun daha da fecilerini görüp yaşamak kaçınılmazdır. Şu halde bu hareketi fiilen durdurmak lazımdır. Kazım Karabekir Paşa Erzurum’da icap eden hazırlıkları yapmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, Karabekir Paşa ile buluşmak üzere şu anda Samsun yolundadır. Onlar kendi görevlerini yapacaklar. Ege’de, Trakya’da ve buradaki işler de arkadaşların himmetine kalmıştır.


Ben ve arkadaşlarım, vatanın selameti ve kurtarılması için her tedbiri alıyoruz. Bilhassa şimdi Ege’de meydana gelen vaziyet çok kritik bir duruma dönmüştür. Süratle Yunan işgalini durdurmak ve Ege’de silahlı bir savunma hattı oluşturmak, mütareke şartlarının dışına çıkıldığı her yerde halkın silahlı savunmaya başvurmadan kaçınamayacağını göstermek suretiyle henüz elden gitmemiş olan vatanı kurtarmak gerekiyor. Bunun için arkadaşlarla görüştük. Ege’de başsız kalan ordunun başına geçmeyi ve bu vazifeyi almayı size öneriyoruz.”


Görüleceği üzere; İstanbul’daki Çerkes hücresi, Trakya ve Ege’de oluşturulacak direnişlerin örgütlenme görevini üstlenmiş olup, bu göreve 1879 Bandırma-Haydar köyü doğumlu Ubıh kökenli Miralay Bekir Sami Beyin getirilmesi kararlaştırıldığı bir gerçektir. Çünkü görüşmelerin ardından 56.cı Tümen Komutanlığına asaleten ve 17.ci Kolordu Kumandanlığına da vekaleten atanmıştır.


Bekir Sami Bey, Ege bölgesinde Yunanlılara karşı ilk direniş örgütlerini organize etmek amacıyla bölgeye hareketinden önce, 22-23 Mayıs gecesi evinde görüştüğü Ethem Bey’in eniştesiTeselyalı  Hafız Hüseyin Bey’e;


“ Reşit Bey, Bandırma ve Manyas havalisinden, toplayabildiği kadar Çerkes atlısını toplayıp, kardeşi Ethem Bey kumandasında arkamdan süratle Manisa’ya göndersin.” Demek süretiyle Ethem Bey’in ülke çapındaki ulusal direnişin bir parçası olması için göreve çağırmıştır.


Ethem Bey bu göreve çağrılmadan önce, devlette en son görevi Uceymi Paşa Sadun ile Irak seferi sırasında yaralanır ve yaralı olarak Teğmen rütbesi ile Bandırma’ya babasının çiftliğine dönerek askerlik hayatını sona erdirmişti.


Bilindiği gibi, Osmanlı ordusunda, Üsteğmen’e kadar “ Efendi “ deniyordu. Ethem Bey’e aslında “ Ethem Efendi “ demek gerekiyordu. Ancak, Ulusal direnişe görevlendirildiği tarihten, 28 Ocak 1921 tarihinde Susığırlık’ta( Susurluk ) Yunan kuvvetleri tarafına geçene kadarki süre zarfında kendisinden daima  “ Ethem “ veya “ Ethem Bey “ diye söz edildiği tarihi bir gerçektir.


Ethem Bey, bir kaç gün  içerisinde topladığı ve çoğu da akrabası ve arkadaşı olan bir süvari grubu ile Salihli kasabasına gelmiş ve Ubıh kökenli Kuşcubaşı Eşref Sencer  Beyin çiftliğinde takriben 28-29 Mayıs 1919 tarihinde ilk karargahını kurunca; Abaza Rauf Beyin Bandırma’daki çiftlikte söylediklerini hatırlar:


“ Görülüyor ki, Yunan ilerleyişi Akhisar, Salihli istikametinde olacak. En sağlam müdafaa hattı da burada   kurulabilecek anlaşılıyor.”


Ethem Bey, Salihli’ye geldiği andan itibaren kısa bir süre içerisinde kendisine katılan yüzlerce Çerkes kökenli savaşçısının yanı sıra Yörük Ali Efe, Dramalı Rıza, Demirci Mehmet  Efe, Parti Pehlivan Ağa ve Gavur Ali gibi yörenin önemli silahlı güçlerini de yanına alarak sayısı 5 Bini bulan bir süvari  kuvvetine komuta etmeye başlar.


Mondros Mütarekesine göre Osmanlı-Türk ordusu dağılmıştı. Bunun toplanması için Mustafa Kemal’in çaba harcaması gerekecekti ve bu süre içinde Ethem’in kuvvetleri en büyük savaş gücü olma özelliğini koruyacak, bütün iç isyanlar, bu güç tarafından bastırılacaktı.


Ankara Hükümeti kurulunca Meclis tarafından kendisine Kuvva-yı Seyyare Umum(Genel) Komutanı rütbesi verilir ve bir resmi statüye kavuşur.


Salihli Cephesini kurmaya muvaffak olan Ethem Bey,  Kuvva-yı Milliye’ye karşı eylemlerde bulunan Salihli Kaymakamı Hasan Fikret Bey’i tutuklatmış, mahfuzen Alaşehir’e göndermiştir. Salihli’ye daha sonra Salim Bey(Özdemir) Kaymakam olarak atanmıştır.


Ethem Bey, Alaşehir Kuvva-yı Milliyesini, kendi kuvvetleri arasına katmak istemiş, fakat bu kuvvetin başındaki Mustafa Bey Alaşehir’i terk etmiştir. Bir süre sonra 600 atlısıyla şehre gelen Ethem Bey, burayı ele geçirmiş, üç kişiyi kasaba çarşısında astırmak süretiyle cezalandırmıştır.


Bir taraftan milislerinin sayısını arttırırken, bir taraftan da en yakın nizami ordu birliği olan 57.ci Tümen Kumandanı Miralay Şefik Bey ve bu Tümenin Levazım subayı Çerkes Yüzbaşı Ahmet Bey, Çerkes kökenli Efendiler Yusuf ve Hasan Beyler ile  birlikte yörede isimlerini duyurmuş olan Demirci Mehmet ve Yörük Ali Efe ile de temas kurmak suretiyle bir savunma hattının teşkiline öncelik verir.


İngilizler tarafından Milne Hattı olarak adlandırılan Menderes nehri önünde Yunan ilerleyişini durdurur ve işgal altında olmayan bölgelerde düzeni ve güvenliği sağlar. Kasım 1919’da Garp ve Merkez Cephesi adı verilen geniş sahada Milli Müdafaa Cephesinin Kumandanı olmuştur.


Ethem Bey Salihli’de teşkilatını kurarken, Mustafa Kemal Paşa 2 Haziran 1919 tarihinde Sadarete gönderdiği telgrafta İzmir’in işgali için, “…Ne millet ve nede ordu, mevcudiyete karşı yapılan bu haksız tecavüzü hazm ve kabul etmeyecektir…”   demek suretiyle milli mücadelenin Anadolu’da oluşturulacak milli kuvvetlerle sürdürüleceğinin işaretini vermiştir.


Ethem Bey, altı aylık bir mücadeleden sonra tek başına Salihli cephesine hakim olmuştur. Emrindeki savaşçıların çoğu Çerkes kökenlidir. Salihli cephesinde tavizsiz bir disiplin anlayışı ile hareket ettiğinden kısa sürede mutlak bir otorite kurmaya muvaffak olabilmiştir.


1919-1920 yılları arasında Anadolu’da tek vurucu güç olan Kuvva-yı Seyyare  sadece Yunanlılar’a karşı değil, milli direniş hareketini kırmaya çalışan çetelerle de savaştı. Çeşitli etnik grupların bir arada yaşadığı ve onlarca eşkıya grubunun var olduğu hassas bir bölge olan Ege ve Batı Anadolu’da yer yer gösteren ayaklanmaların bastırılmasında görev aldı ve hepsinde başarılı oldu.


Ethem Bey, Salihli Cephesini kurduktan kısa süre sonra ön plana çıkmıştır. Savaşlar kazanmış, isyanlar bastırmış, BMM’nce kendisine resmen “ Milli Kahraman” ünvanı verilerek ayakta alkışlanmış, “Kuvva-yı Seyyare, Kuvva-yı Tedibiye Umum Kumandanı” sıfatı layık görülerek, bu şekilde hitap edilmeye başlanmıştır.


İngilizler’in Güney Marmara bölgesinde Çanakkale-Bursa-Balıkesir üçgeni ile Boğazlar’da kurmak istedikleri hakimiyetin kısa zamanda oluşturulabilmesi için, bu bölgede mevcut Kuvva-yı Milliye örgütlenmelerinin  en kısa zamanda gayelerinden uzaklaştırılarak pasifize edilmeleri gerekmektedir.


Mümkün olduğu takdirde, Ankara’ya kadar ulaşacak iç isyanlarla ulusal direnişin bastırılmasını  teminen üzerlerine, ailesi Biga’nın İkbaliye köyü sakinlerinden  olan  Çerkes Binbaşı Ahmet Anzavur’u İstanbul Hükümetince görevlendirilmiştir.


Damat Ferit Paşa’nın adamı olan Anzavur Ahmed, okuma yazması dahi olmadığı halde tesadüflerin yardımıyla, mektepli değil de alaylı bir zabit olarak jandarma binbaşılığına kadar yükselmiş ve Teşkilat-ı Mahsusa dahil çok çeşitli görevlerde bulunmuştur.


Binbaşı Anzavur Ahmed Bey , Umum Jandarma Kumandanı Miralay Refet Bey’in 30 Kasım 1918 tarihinde  Balıkesir’e gelmesinin ardından, Bursa ve Kal’a-i Sultaniye ile Balıkesir Jandarma Mıntıka Kumandanlığı’na tayin edilen Miralay ve Müfettiş Hilmi Bey’in muvakkat muavini olarak tayin edilmişti. Bu arada Anzavur, 23 Nisan 1919 tarihinde üçüncü sınıf maaşla İzmit Sancağı Mutasarrıflığına tayin edilmiştir. Ağustos 1919’a kadar bu görevde kalmıştır. Hükümet, muhtemelen İngilizler’in baskısıyla, Balıkesir Mutasarrıfı olan Hilmi Bey’in yerine  daha sonra Kuvva-yi Milliye düşmanı olarak ortaya çıkan İzmit Mutasarrıfı Anzavur Ahmed  becayiş yoluyla Balıkesir’e Mutasarrıf tayin edecekti. Şüphesiz ki bu, bölge için tehlikeli bir plandı. Mücteba-55-80-81-138


İngiltere tarafından 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu (Kuvva-yı İnzibatiye ) kurulması hususundaki emrin üzerinden dört gün geçtikten sonra 11 Nisan’da, “ Kuvva-yı Milliyecilerin eşkıya olduğu ve öldürülmelerinin sevap ve vatani bir yükümlülük “ olduğuna dair Dürrizade Abdullah Efendi’nin bir fetva çıkarması sağlandı. 18 Nisan 1920 tarihinde de resmen Hilafet Ordusu kuruldu.


İngiliz yüksek komiseri Amiral John de Robeck, Damat Ferit’e İngiltere’nin bu olayda, aktif bir işbirliği yapamayacağını amma silah ve cephane konusunda verilen  destek dışında, Hilafet ordusunun erlerine 30, teğmenlere 60 ve alay komutanlarına 150 lira maaş bağlanacağı hususunda teminat verdi


Sarayda Anzavur’a yakın kimseler  olduğu gibi, bölgede de taraftarı çoktu. Onu etkileyen bir husus da özellikle Manyas köylerinin çoğunun yıllardan beri saray ileri gelenlerine ait olması idi. Başına getirildiği birliğe de “ Kuvva-yı Muhammediye “ adını vermişti. Köy köy dolaşarak yaptığı propagandalarla halkın dini inançlarını da istismar ediyordu: Mustafa Kemal’i vatan haini ilan ettiği gibi, “ Beni buraya Padişah gönderdi. Kuvva-yı Milliye denen hareket eşkiyalıktan başka bir şey değildir.” Diyordu. Balıkesir’deki çalışmaları ciddi olarak tehdit etmeğe başlayınca, Edremit Kaymakamı Hamdi Bey’in başkanlığında gönderilen nasihat heyetinden bir sonuç alınamadığı gibi, Anzavur’un etrafı süratle kalabalıklaşıyordu. Mücteba-138-39


“ Hürriyet ve İtilaf Partisi “ ile yakın ilişkisi olan Padişah VI. Vahdettin ve eniştesi Damat Ferit Paşa, mütarekenin yarattığı durumdan faydalanarak kin besledikleri “ İttihad ve Terakki “  ileri gelenlerinden “ intikam “ almak ve bu yoldan da müttefiklere yaranmak yolunu tuttular.


Hatta İngilizler’in direktifiyle kurdurulan “ Kuvva-yı Muhammediye “ birliğinin başına getirilen Binbaşı Ahmet Anzavur’un Padişahtan ve Sadrazam Damat Ferid Paşa’dan yardım ve destek görmesi, bölgedeki zulmün artmasına neden olmuştur. Gittikçe kuvvetini arttıran Anzavur ve kuvvetleri, Balıkesir’in Susurluk, Demirkapı, Sultançayırı, Dere-i kebir ve Bursa Karacabey yörelerinde çıkan isyan ve çatışmalarda Anzavur kuvvetleri mağlup olarak firara mecbur oldular. Mücteba-145


Ethem Bey, 19-20 Kasım’da Balıkesir’e geldi. Anzavur ise, 22 Kasım’da 200-300 kadar süvarisiyle Gönen’i işgal etti. Diğer işgal ettiği yerlerde de büyük tahribat yapıldı. Ethem Bey’in Gönen’e gelmesi üzerine Anzavur savaşmaktansa Gönen’i terk etmeyi tercih etti. Ethem Bey’in ısrarlı takibi sonunda 26 Kasım’da Saraçlar köyünde sıkıştırıldı. Perişan olan Anzavur yine firar etti. Gönen ve çevresi kurtarıldı. Nihayet yediği darbelerden Anzavur’un çetesi dağıtıldı.(3 Aralık 1919)  147


Anzavur, daha sonra az adamıyla Susurluk’ta ve Manyas’ta ortaya çıktı.. 1 Ocak 1920’de gerçekleşen çatışmada tekrar perişan bir vaziyette firar eden Anzavur,  İstanbul’da Damat Ferid Paşa ile görüşür. Paşa” İngiliz Muhipleri Cemiyeti “ ile de ilişkisi vardı. Reşid Bey’in müdahalelerine rağmen, Susurluk civarında gerçekleşen savaş çok kanlı olur. Burada Anzavur ve oğlu Kadir’in mağlubiyetiyle Anzavur isyanı şimdilik son bulmuştu. Neticede Anzavur kuvvetleri dağıtılır. Kendisi de yaralı olarak Karabiga’ya oradan da İngiliz kuvvetlerine ait bir vapurla 19 Nisan 1920 tarihinde İstanbul’a kaçar. 149


Çerkes kökenli Ethem Bey,  padişahçı Çerkes Anzavur’u tepeledi. Traji-komik bir olay cereyan ediyordu. Yüzyıllarca Kafkasya’da  Ruslara karşı savaşarak Anayurtları Çerkesya’yı savunan, sonunda yenilerek Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan Çerkeslerin torunları, şimdi Anadolu’da birbirleriyle savaşıyorlardı. Biri müstakbel Cumhuriyet adına, diğeri yıkılmış Osmanlı Devleti adına.


Ahmet Anzavur’un yönetiminde ayaklanan “ Kuvva-yı İnzibatiye “ veya “ Kuvva-yı Muhammediye “ başarılı olsaydı, ne TBMM olacaktı, ne Ankara Hükümeti, ne de Mustafa Kemal… Mustafa Kemal Paşa, bu nedenle Anzavur’un bölgedeki isyanlarını bastıran Ethem Bey’e çok şey borçlu olduğu bir gerçektir.


Nitekim  olayların ardından Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet Bey ile Ethem Bey arasında Biga telgrafhanesinde geçen görüşmede;  çok önemli ve kritik olan Anzavur Ahmet ayaklanmasını bastırması nedeniyle Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Bey, Ethem Beyi tebrik ederler.


Öte yandan, Adapazarı, Düzce, Bolu, ve Gerede’yi içine alarak Kızılcahamam civarına, bir taraftan da Taraklı, Mudurnu, Göynük, Beypazarı üzerinden Ayaş çevresine kadar yaygınlaşan isyanlar, Millet Meclisi’ni çepeçevre kuşatmıştı ve olaylar Ankara’da büyük endişe kaynağı olmuştu.


Düzce’de 13 Nisan 1920’de Saray yanlısı bir ayaklanma başlamıştı. Ayaklanmanın lideri, Çerkes/ Ubıh kökenli Sefer Berzeg’ti. Sefer Berzeg, kişisel nüfuzu ile yörenin ileri gelen kişilerini bir araya getirerek Düzce’de geçici bir yönetim kurar. Sefer Berzeg/Kaymakam, Maan Ali/Jandarma Komutanı, Koç Bey de Belediye Başkanı olur.


20. Kolordu Kumandanı Ali Fuad Paşa’nın ve Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile Genel Kurmay Başkanı Miralay İsmet Bey’in ricaları üzerine, Ethem Bey bu kez Geyve-Adapazarı-Hendek-Düzce-Bolu-Gerede taraflarında, yine İngiliz tezgahı yanında Damat Ferit Paşa’nın desteğiyle patlak veren ayaklanmaları(22-26 Mayıs 1920) tarihleri arasında sırayla bastırır.


Onlarca isyancı yanında; 24. Tümen Kumandanı Yarbay Mahmut Bey’i öldüren Berzeg Sefer Bey’i, ayrıca Maan Koç Bey, Kasebiy Abdulvahap Bey gibi, yörenin ileri gelenlerin de yer aldığı 51 kişiyi 27 Mayıs 1920’de idam ettirmekten çekinmemiştir.


Ethem Bey, Düzce’de de insanları haksız yere darağacına götürmesi (Bakınız hemşerilerini bile savunmuyor, korumuyor, ünlü Çerkesleri bile ipe çekti) dedirtmek bir taktik idi. İstediğini, kendi adamlarından bir mahkeme kurup astırıyordu.


Ethem Bey “Anılarım” adlı kitabında, Sefer Bey’in idam edilmesi konusunda şöyle demektedir: İdam hükmü benim yaşadığım zamanların zorunlu önlemlerindendi. Bununla beraber ben ikinci, üçüncü derecedeki suçluların idam edilmesine asla taraftar olmazdım. Daha çok ıslah edilmeleri gereğine önem verirdim. Düzce ihtilali heyeti üyelerinden Sefer Bey için şefaatçiler bana gelmişlerdi. Kendilerine yanıtım; “Hüküm ve af keyfiyeti, vicdanından başka şey tanımayan Divan-ı Harp’e aittir.” Olmuş ve Divan-ı Harp’in adli olan idam hükmünü imzaladım.


Halbuki  Mustafa Kemal Paşa, TBMM kurulduktan sonra, onun tasdikinden geçmeyen bir idama asla taraftar değildi.


İşte Ethem Bey’in bu yanlış hareketleridir ki, Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa’nın arasında bir soğukluk meydana getirivermişti.


Ethem Bey, henüz kurulmamış olan TBMM kuvvetlerinin yerine, onların yapması gerekenleri yapıyor, Yunan birlikleriyle “ kora kor “ çarpışmalara giriyordu.


Ethem Bey, Düzce ayaklanmasını bastırdıktan sonra, 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuad Paşa’dan aldığı bir telgrafta;


“ Düzce’de Kuvva-yı Tedibiyye Kumandanı Ethem Bey’e teşekkürleri taşıyan telgraf süretini olduğu gibi bildiriyorum. Ben de sizi kutlar, Yurda daha büyük hizmetlerde bulunmanızı dilerim.


20.Kolordu Kumanı Ali Fuad” Denilmektedir.


Ayrı bir telgrafta ise, Mustafa Kemal Paşa’nın Ali Fuad Paşa aralıcılığıyla gönderdiği teşekkür mektubu yer almaktadır:


“ 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuad Paşa Hazretlerine,


Ethem Bey güçlerinin Eskişehir’de toplanmaları hususundaki düşüncelerine ortak oluyoruz. Başarıları ve hizmetleri kurtuluş tarihimizde en parlak satırları işgal edecektir.


Pek içten kutlama ve teşekkürlerimizin bütün Büyük Millet Meclisi adına kendilerine bildirilmesi için delaletinizi dileriz, efendim.


BüyükMillet Meclisi Adına Mustafa Kemal “                                                                    


Ethem Bey, Haziran 1920 başlarında Ankara’da görüştüğü Mustafa Kemal Paşa kendisine;


“ Ethem Bey, bu(Yozgat) ayaklanmayı da bastırabilirseniz, vatana tahmin ettiğinizden çok daha büyük bir yararlılıkta bulunmuş olacaksınız.”


Ankara istasyonunda konakta gerçekleşen bu görüşmenin ardından, Ziraat Mektebi’nde devam eden toplantıda görüştüğü Genel Kurmay Başkanı İsmet Bey de Yozgat ayaklanması ile ilgili olarak;


“ Açıkça gerçeği söylemek icab ederse, bizim, Yozgat ve dolaylarındaki ayaklanışı ne yazık ki kökünden söndürecek bir gücümüz kalmamıştır” diye söz eder.


Ethem Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya; “ Bu seferde ayaklanıcıları tepeleyeceğiz. Çıbanbaşlarını koparacağız. Güveniniz yerinde, gönlünüz rahat olsun” dedikten sonra, İsmet Bey’e dönerek;


“…Şimdi siz de görüyor ve doğruluyorsunuz ki, Anadolu’nun göbeğinde ve İstanbul desteğinden mahrum bir ayaklanışı söndürmekten acizsiniz. Anladığım şu ki, baştan beri durumun ciddiyetini kavrayamadınız ya da kişisel ve önemsiz işlerle uğraşıyorsunuz. Af buyurunuz, bu tür konuşmadan maksadım bu gaflet sürüp gitmesin içindir. Ben, bu kanlı ayaklanışı emriniz uyarınca üzerime alıyorum…” diye cevap verir.


Ethem Bey’in bu çocuk  azarlar gibi( Ethem Bey anılarında bu davranışından “vahim bir hata” olarak söz eder.) söylediği bu sözlerin yarattığı tartışma yatışır gibi olunca, ilk kez söze giren Mustafa Kemal Paşa’nın;


“ Yozgat bölgesindeki ayaklanışın niteliği ve önemi ne olursa olsun, sizin çabanıza bakıyor demektir. Bu zahmeti de üzerine aldığına göre, 5-10 gün içinde bastıracağına inanıyorum.” Sözleri de Ethem Bey ile İsmet Bey arasındaki tartışma ve görüşmeye son noktayı koyar.


Yozgat ayaklanmasının boyutu ve hazırlıkları hakkında bilgilendirilmek üzere, bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’a davet edilen Ethem Bey’in Genel Kurmay Başkanı Miralay İsmet Bey ile gerçekleşen söz konusu görüşmeden şu neticeyi çıkarabiliriz: Ethem Bey, Ankara’da “ niyet imtihanına “ tabi tutulmuştur.


İyice güçlenmesine paralel olarak yıldızı parlayan ve adeta efsaneleşen Ethem Bey’in Milli Mücadelenin merkezi olan Ankara’ya kayıtsız şartsız boyun eğecek miydi? yoksa iktidardan pay mı isteyecekti ?


Bu sırada Ankara’da bir takım gelişmeler oluyordu. TBMM, düzenli orduya geçmek için hazırlıklara girişmişti. Düşmanla, çeteler değil, bundan böyle düzenli ordu savaşmalıydı. Dolayısıyle, cephede insiyatif tamamen Ankara’nın elinde olmalıydı.


Bu durum, Ethem Bey  ve Reşit ve Tevfik kardeşlerini muhalefete itmiş ve bu idealin gerçekleşmesi için yapılan Batı Cephesi Komutanlığı değişikliği de bugüne kadarki ilişkilerin tamamen kopmasına sebep olmuştur.


Ethem Bey, bu değişikliğin kendisine karşı ve kendisine rağmen yapıldığına inanıyordu.


Nitekim Ethem Bey ve kardeşleri Saruhan(Manisa) Milletvekili Reşit Bey ile Yüzbaşı Tevfik Bey, Ankara Hükümetini kerhen destek veriyor. Görüştüğü ya da bir müddet sessiz kalmayı tercih ettiği bazı gruplarla ilişkiye girmişlerdi. Bu cümleden olarak, “ Yeşil Ordu” ile de yakınlaşmaya başlamışlardı.


Aslında, Mustafa Kemal Paşa, Ethem Bey’in halk nazarında önüne geçilmez yükselişi kendisini rahatsız etmiştir. Derhal adamlarına, Kuvva-yı Seyyare’nin yerine Yeşil Ordu’yu kurdurur. Teşkilatın başkanı da Mustafa Kemal Paşa’nın kendisidir. Ethem Bey ve kuvvetlerinin bu teşkilata girmelerine önceleri göz yummuştur. Fakat Yeşil Ordu’nun kontrolünün zaman içinde Ethem Bey’e geçtiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bu durumdan ürküp Yeşil Ordu’yu lağvettirmiş, yerine Türkiye Kominist Fırkası’nın kurulduğuna dair  kararı 20 Ekim 1920 tarihli ve Mustafa Kemal ile yine Çerkes kökenli  Hakkı Behiç imzalı bir genelgeyle duyurulmuştu.


Ethem Bey, tartışmasız iyi bir komutan ve kahraman bir askerdi, ne var ki diplomasiyi Ankara’dakiler kadar bilmiyor, zaman zaman Ankara’ya kafa tutuyordu. Üstelik İsmet Paşa’ya güvenmiyor, ilişkilerini Mustafa Kemal Paşa ile sınırlı tutmak istiyordu. Defalarca Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istedi. Ancak bu arzusu sürekli geri çevrildi. Bu durumda ya tam anlamıyla Ankara’ya “ İtaat “ edecekti, ya da “ İsyan “ edecekti.


Güçlenen merkezi otorite- Ankara kendisine rakip istemiyordu. Yukarıda değinildiği gibi, merkezi bir otoritenin olmadığı güç dönemlerde(1919-1920) hem cephede düşmana karşı, hem de ülkenin bir çok  yerini kana bulayan iç ayaklanmalara karşı eylemleriyle olağan üstü başarılar kaydeden Ethem Bey, aynı zamanda başarısız bazı komutanların da kıskançlık ve rekabet hislerine hedef olmaktan kurtulamıyordu. İlk kıpırdanmalar başlamıştı. Fakat O, bunları çok zaman sonra fark edecekti.


Ethem Bey, TBMM’nin kurulup güçlenmesine kadar önünde saygıyla selam duranlar, Ankara ziyaretinde Ankara kapılarında, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarınca ayakta karşılanan bir ulusal kahramandı.


Ethem Bey, TBMM’e davet edilir ve burada da mebusların coşkun tezahüratlarıyla tam bir milli kahraman gibi karşılanır. Mustafa Kemal Paşa’nın ricası üzerine Meclis’te kısa bir konuşma yapar. Konuşması mebuslar tarafından sık sık “ Milli kahraman “ ve “ Milletin kurtuluş umudu “ nidaları ve alkışlarla kesilir.


Ethem Bey anılarında, bu ardı gelmeyen alkışlar ve methedici konuşmalar esnasında, hicabından ter içinde kaldığından söz eder. Ethem’in özellikle iç isyanları bastırma aşamasındaki şahsi nüfuz ve tesirine ait otantik belgelere de rastlamak mümkündür. Bunlar o buhran devrinde Ethem’e kurtarıcı huviyeti ile bakıldığını gösteriyor, kendisine yazılan resmi ve hususi yazılardan bu gerçeği anlıyoruz. O kadar ki, Ethem için şiirler söyleniyor, besteler yapılıyordu. Bunlardan birisinin ilk iki dörtlüğü şöyledir:


"Güneş, ay gibi ülkeyi parlattı,

  Kahraman Ethem, cihadın senin.

  Garbı, şarkı yerinden oynattı,

  Kahraman Ethem, nijadın senin.

           

  Yurdun Kafkas’tır, uludur oymağın,

  Kalplerde böyle yadların vardır.

  Gönlün yücedir, dünyadır oymağın,

  Alemde böyle yadların vardır."


Ne zaman ki merkezi otorite güçlendi, kendini yeter derecede olgun hissetti, işte o zaman dizginleri eline almak istedi. Ankara’nın bu isteğine karşı direnen Ethem Bey ve benzeri milis komutanları isyancı duruma düştüler.


Aslında bu açık bir isyandan çok, zamanı geçen bir yapının, daha çağdaş bir örgüt yapısına karşı bir var olma mücadelesiydi.


Ankara Hükümetine göre, Ethem Bey ve kardeşleri ordu üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı için tasfiye edilmişlerdi. Fakat asıl neden, gelecekte Ankara’daki liderliği tehdit edecek muhalif unsurlardan ve bu arada giderek güçlenmekte olan “ Kuvva-yı Seyyare “ nin  yükselen prestijinden kurtulmaktı.


Kuvva-yı Seyyare’nin yapısal özelliğinden dolayı bir başka otoritenin üstünlüğünü kabul etmeleri demek, kendi otoritelerinin de sarsılması anlamına gelebilirdi ve öyle oldu.


Ankara ve Ethem Bey arasındaki çelişkiler büyüdü ve çatışma ile sonuçlandı. Bir var olma mücadelesi verildi ve bir taraf var oldu. Tabii ki olay bu aşamaya hemen gelmedi. Bu mücadelede, iki taraf da ellerindeki kozları oynamaya çalıştılar.


Tek millet ve tek ideolojiden oluşacak yeni bir devlet kurma hedefiyle yola çıkan bir avuç kadronun ideolojilerine uygun bir toplum yaratma çabalarının  sonucu olarak çeşitli operasyonları  tezgahlamışlardır.


Daha düne kadar, “ milletin güzide evlatları, din ve vatanın gözü pek kahramanları “ , bugün artık istenmeyen akım olan  “Bolşevizm cereyanı sahipleri “, “ Kendini bilmez, saygısız ve herhangi bir düşmanın boğaz tokluğuna casusluğunu, uşaklığını yapacak kertede alçak ve aşağılık yaratılışlı olan kardeşler…” olmuşlardır.


Neticede; Ethem Bey’e “ Vatan Haini – Çerkes Ethem “ denmiştir. Burada bir hususa değinmekte yarar vardır. Öncelikle Ethem Bey “ Vatan Haini “ olamaz. Olmamıştır. İsyana zorlanmıştır. Kendisine ihanet isnat etmenin delillerinin bulunmadığını tarih huzurunda kaydetmek gerekir. İkinci olarak, Ethem, kendisine  “Çerkes Ethem “ denilmesinin kendisine karşı haksızlık olduğundan şöyle söz eder;


“ Mahiyetinde hizmet ettiğim kumandanlardan Çerkes olanlar çoktu. Onlara Çerkes diye hitap edilmezdim.  Bana Çerkes diye hitap edilmesi, hayatımda maruz kaldığım haksızlıklardan biridir.”


Ethem böyle demesine rağmen, kuvvetlerinin çoğu Çerkes kökenliydi. Olaya sosyolojik olarak bakıldığında, etnik ve kültürel yakınlık böyle bir birliği oluşturmada önemli bir etkendir.


Ethem Bey; “ Hayatımda bir gün Çerkeslik gayreti gütmedim. Şunu da söyliyeyim ki, bu Çerkes lafı ve böylece tavsif edilme gayreti, Ali Fuad Paşa’nın cephe kumandanlığından sonra başladı. Bu ve benzerleri hadiselerin evvelden verilmiş kararın maharetle sahneye konulan tatbikatı olduğunu nereden anlayabilirdim?” diyor.


İsmet Bey Batı Cephesi Komutanlığı görevine başlamadan bir gün önce 9 Kasım 1920 tarihinde Ethem Bey’in Kumandasındaki kuvvetlere “ Birinci Seyyar Kuvvetler “ adı verilince, Ethem ve kardeşleri, bu ünvanı küçümseyerek, “ Umum Seyyar Kuvvetler ve Kütahya Havalisi Komutanı “ ünvanını kullanmaya başladılar.


Bunun üzerine; Kaymakam İbrahim Bey Kuvva-yı Seyyare kuvvetlerinin hakim olduğu cephede Batı Cephesi Kumandanlığı namına, “ Kuvva-yı Seyyare’yi idare eden ellerin itimadına layık olmadığı “ şeklinde beyannameleri halkın yoğunlukta olduğu bazı yerlere astırmıştır.


Kuvva-yı Seyyare Kumandan vekili Tevfik Bey, Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey’e gönderdiği 20 Kasım 1920 tarihli telgrafta  “Fesat yayan beyannameleri toplattım. Kuvva-yı Seyyare ve bizlere şerefsizlik isnat eden sizin gibi bir Kumandanı bundan sonra merci olarak tanımakta mazurum ve sizinle münasebetlerimi kestiğimi, bildiririm. “ denmektedir.


Ali Fuad Paşa, Batı Cephesi Kumandanlığını İsmet Bey’e devrederken kendisine “ Ethem’den çok Tevfik Bey’den şikayetçi olduğundan “ söz etmişti. Ben bu vazifede iken hiçbir şikayet mevzuu yoktu ve samimi olanı söylüyorum ki olmamıştı. Bu durumu Mustafa Kemal Paşa’ya açtığımda bana şöyle dedi: “ Fuad Paşa, istersen Ethem Bey’i beraberinde Moskova’ya götür.” Ben cepheyi bu kadar tecrübeli bir çeteciden mahrum bırakmak istemedim. Ethem’in vazifesi başında kalmasının daha hayırlı olduğunu söyledim.” Diye söz etmiştir.


Mustafa Kemal Paşa, 25 Aralık 1920 tarihinde yayınladığı  “Beyanname “ şöyledir:


“ Hiçbir kimse, hiçbir sebep ve surette merkezi hükümetin bilgisi olmaksızın kuvvet toplamaya mezun değildir. Bu beyannamenin tebliğ tarihinden evvel bu yolda teşebbüste bulunmuş olanlar varsa, derhal kendileri ve teşebbüs maksatlarını doğrudan doğruya bana bildireceklerdir. Aksi taktirde bu gibi teşebbüslerin, memleket asayişini bozmak, TBMM Hükümetine zarar vermek ve masum memleket halkına hakaret etmekle suçlandırılacaklarını beyan ve ilan ederim.  TBMM Reisi Mustafa Kemal “


Fakat olaylar Ethem Bey ve kardeşleri aleyhine gelişiyordu. Nitekim 29 Aralık 1920 tarihinde mecliste yapılan gizli celsede Kuvva-yı Seyyare Kumandanı Ethem Bey ve kardeşlerinin hükümete kafa tutmaları, verilen talimatı dinlememek, diktatörce hareketleri hakkında Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin izahatı dinlendi.


Aynı gün Genel Kurmay Başkanlığınca, Ethem’in Kuvva-yı Seyyare Komutanlığından alınması hususu telgrafla Batı Cephesi Komutanlığına bildirilmiştir.


Ethem Bey’in en büyük şansızlığı, kendisini çok iyi anlayan ve hep destekleyen Ali Fuat Paşa’nın yerine  Batı Cephesi Komutanlığına Miralay İsmet Bey’in getirilmesi  ile birlikte, geçen zaman içinde gelişen olaylar karşısında “ Vatan Haini “ ilan edilen Ethem Bey’e, ayrıca “ Çerkes “ lakabı eklenmek suretiyle yıpratılmaya başlanır.


Bazı araştırmacılar, sonuç çıkarma hakkını tarihin ve okurun değer yargısına bırakmadan “İhanet” başlıklı eserler yazsa da, Türk kamu oyunun, Milli Mücadelenin başlangıç safhasındaki başarılarından dolayı Ethem Bey’e karşı tedbirli bir sempatisi her zaman olagelmiştir.


Ethem hakkında eleştiri ve suçlamalar yapılabilir, ancak bunu yaparken, Ethem sanki  Çerkeslerin temsilcisiymiş gibi, adının başına “Çerkes” kelimesinin getirilmesi ve bunun “hain” kelimesi ile birlikte yapılması bütün Çerkesleri töhmet altında bırakan haksız ve yanlış bir işti.


Çünkü hukukta “Suçun şahsiliği” ilkesi esastır. Suç işleyen, cezasını kendisi çekmelidir. Anası, babası, soyu, sopu, sülalesi ve mensup olduğu etnik topluluk rencide edilmemelidir. “Hain Çerkes Ethem” sözleri, belki de amacını aşan bir mesaj olarak Çerkesler üzerinde bir suçluluk duygusu ve baskısı yaratmıştır.


Ayrıca Ethem, Çerkesliğini hiçbir zaman ön plana çıkarmamıştır. Tersine Düzce isyanında olduğu gibi cezalandırılmaması gereken Çerkesleri de cezalandırmıştır.


Ethem Beyin, kuvvetlerinden ürküntü duyanlar bir gün Ethem Beyin daha kuvvetlenip siyasetin bütününün belirlenmesinden endişe etmekteydiler. Halbuki Ethem Bey mücadelesinin hiçbir zaman odağında iktidarı koymamıştı, zaten tasfiye olmasının bir nedeni de bu değil miydi ?


Ethem Bey, Çerkesci olmadığı halde gene de bir kültürel bağın verdiği yakınlıkla kendisini birlikleri içinde daha çok Çerkes olanlara yakın hissetmiştir. Ama hiçbir zaman Çerkeslik’ten söz etmemiş ve de Çerkesçe hitap etmemiştir.


Ethem Bey, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın yanında ulusçu akıma katılmış bir Çerkes idi. Ama,  Çerkeslik yapamayacak kadar da Türk  Milliyetçisi ve de mağrur bir insandı.


Ethem Bey, kimilerin dediği gibi; Ne “ Eşkıya “, “ Haydut “, “ Maceracı “, “ Pusulasını şaşırmış “, “ Kemalist provakatör “, “ Hain “, “ Vatan haini “ idi. Ne de Çerkes etnik kimliğini kullanarak “ İsyan “ etti. Bütün bunlara karşılık Ethem Bey kendini şöyle müdafaa ediyor;


“ Beni ihanetle itham edenlere soruyorum. Ben, ne zaman, hangi tarihte ve mevzide, esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşüm de bir tek kurşun atmışım ? Bir tek kardeş kanı dökmüşüm? “


Evet, Ethem Bey böyle diyor. Kimin haklı olduğunu tarih er ya da geç ama mutlaka yazacaktır.


Ethem Bey, Gediz Savaşı öncesi rahatsızlığı nedeniyle Ankara’da bulunduğu sırada, Mustafa Kemal Paşa’nın talebi üzerine, yaptığı girişimler sonucunda, Tokat Milletvekili Nazım Bey’in yerine  Albay Refet Bey’in İçişleri Bakanlığı’na getirilmesinde önemli rol oynamıştır. Refet Bey’in bu yardımdan haberdar olmaması mümkün değildir. Bakan olduktan sonra kıvrak zekasıyla, Ethem Bey ve kardeşleri ile Ankara arasındaki gerginliğin ortadan kaldırılmasına katkı sağlayabilirdi.


Ethem Bey git gide sıkıştırıldı. Kuvva-yı Milliye yani düzenli ordu ile savaşmak istemiyordu. Çekilebildiği kadar çekildi. Çıkar yol kalmayınca, birliklerini terhis ettiğini ilan eder.  Milli Kuvvetlere katılmalarını tavsiye ederek emrindeki kuvvetleri serbest bıraktı. Silahı, orduya ait malzeme ve parayı bıraktı. Kendisi de yanına aldığı az sayıda adamıyla Manyas yöresine doğru çekilir. Amacı hastalığını tedavi ettirmek için Avrupa’ya geçmektir. Yaptığı görüşmeler sonucu Avrupa’ya gidebilmek üzere bir geçiş yolu açılması karşılığında Yunan kuvvetlerine teslim olur.


Yunan belgelerine göre; 21 Ocak 1921 tarihinde Akhisar’ın 18 Km. güneydoğusunda bulunan Dereköy’de kaleme alınan protokolu Yunan tarafı adına 3.cü Tümenden topçu Komutanı Mykonios imzaladı. Ethem Bey izni alınca da tam 92 yıl önce 21 Ocak 1921 tarihinde Yunan işgali altındaki bölgeye geçti.


Ethem Bey; “ 2 Şubat 1921 tarihini ölünceye kadar unutmayacağım. Bu benim, Yunanlılar’dan dört ay kadar önce kurtardığım Susığırlık(Susurluk)’ta onlara iltica etmiş bir hüviyet ile tekrar dönmenin acı tarihidir. Demek ki, bir aya yakın zamandır bu şiddetli kış mevsiminin tesiri altında dağ başlarında ve ücra köylerde vakit geçirmiştik.” Diyor.


Ethem Bey yanındaki güçlerinin tamamı, 3 Şubat 1921 tarihinden sonra beş gün içerisinde serbest bırakılmışlardır. Serbest bırakılanlar yöredeki köylerine dönmüşlerdir. O andan itibaren yöre Çerkesler’in aleyhinde bir hava esmeye başlamıştır. Ankara’dan talimat verilmiş görüntüsü içerisinde Çerkeslere karşı bir sindirme politikası uygulanmıştır.


Ethem Bey, Yunanlılar’a sığınması sırasında tutacağı yolu kardeşleri Reşit ve Tevfik Beyler’den bile saklarken, geçiş için sığınma olayını, Manyas ve Bandırma’lı Çerkes arkadaşlarına çıtlatmıştır.


5 Aralık 1921 tarihinde halen İzmir’de bulunan Ethem Bey, hastalığı bahane edilerek önceleri Atina’ya gönderilmiş, daha sonra Atina’dan ayrılmasına müsaade edilmiştir. Atina’da bir süre Askeri Merkez Hastanesinde kaldıktan sonra, Kuşcubaşı Eşref tarafından Almanya’ya götürülmüştür.


Almanya’da tedavisinin tamamlanmasının ardından 1922 yılında Mısır’a geçti. 1924 yılında Beyrut üzerinden Amman’a geçen Ethem Bey büyük ağabeyi Reşit Bey’in yanına gelir. Daha önceleri Amman’a yerleşen Kabardey Mehmet Taş tarafından kendisine bir süre için tahsis edilen tek odalı kerpiç bir evde tek başına yaşamıştır. Ethem Bey, Amman’da fakr-ü zaruret içerisinde 21 Eylül 1948 tarihinde hayata veda etti. Cenazesi, Wadi-i Sır’daki Kabardey mezarlığına defnedildi.


Ethem Bey meselesi, yalnızca kendisine ve ailesine yapılmış bir haksızlık olarak kalsaydı belki de bu kadar yankı yapmazdı. Sistem, Ethem Bey üzerinden tüm Çerkes milletini hain olarak yaftalamış; bu yetmezmiş gibi Güney Marmara  bölgesinde 14  köyden yaklaşık 800 hanede Çerkes ve Ubıh kökenliden oluşan 4.000 dolayındaki nüfus  sürgüne tabi tutmuştur.


Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana dilleri yasaklanan, sülale isimlerini kullanamayan, köy isimleri değiştirilen Türkiye Çerkesleri, bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de Ethem Bey,  Binbaşı Anzavur Ahmet ve 150’likler bahane edilerek “ Hain “ diye yaftalanmışlardır. Ethem  Bey, 1938 yılında çıkarılan affa rağmen adil yargılanma hakkı verilmediği sürece affedilmeyi kabul etmeyeceğini söyleyerek Türkiye’ye geri dönmemiştir.


Bilindiği üzere, “Vatana ihanetten idam” edilen Menderes ve arkadaşlarının itibarları iade olunarak  devlet töreni ile cenazeleri anıt mezara kondu. Olay  “Toplum vicdanında affedildi” diye nitelendi. Çerkes Ethem Olayı da toplum vicdanını en az bu olay kadar  rahatsız eden bir olaydır. Ethem Bey’e “ Hain Çerkes Ethem “ yaftasını nasıl ki bu devletin bir hükümeti yapıştırmışsa yine bu devletin başka bir hükümeti tarafından temizlenmelidir. Bu, tüm hükümetlerin üzerine düşen bir görevdir.


Yaptıklarına katılalım veya katılmayalım, doğru bulalım veya bulmayalım geçmiş nitelemelere daha esnek bakıp toplum vicdanındaki rahatsızlığı gidermek Yönetimlerin görevidir.


Bugüne kadar hiçbir hükümetin bu doğrultuda adım atmamış olması elbette onlar adına bir utanç vesilesidir. Bu adımı atacak olan hükümet hangisi olursa tarihi bir hatayı düzeltmiş olacaktır.

 


Bu yazı toplam 4428 defa okundu.





Mahir Tunalı

İlber Ortaylı'nın Ethem ile ilgili sözleri bana objektif geliyor: "Çerkes Ethem vatan haini değildir.

Politik hırsları olan iki ağabeyin etkisi altındadır. Onlar subaydır. Ethem bey astsubaydır. Cesur ve inançlı biri. Hiç evlenmedi. Kendini bu işe adadı. Yarı eğitimli kişiliğinin gururu muhtemelen milletvekili ağabeylerinin de etkisiyle İsmet paşayla çekişti. Garp cephesi komutanı. Düzenli ordunun subayları bu gibi şeylerden hoşlanmazlar ve ters tarafa düştü.Cezalandıralacığı korkusuna da düştü. Anadolu'da çokça karşılaşılan şeyler bunlar. Bir tarafa sığınmak zorunda kaldı. Bilinçli bir şekilde Yunan'a sığınma durumu yok. Yunanlılarla bir olup saldırma gibi bir olay da yok. Bu vatan ihaneti değil. Zaten kendisi çok büyük isyanları bastırmış ve önemli işler yapmış biri. Herkes vatan haini diyerek bu işler olmaz bu kez gerçek vatan hainlerini es geçiyoruz"

Yine de Ethem'e vatan haini demeye devam edilecekse, o ancak Çerkesler'in haini olabilir, madem Çerkeslik bir yafta gibi üzerine yüklendi.

29 Mart 2017 Çarşamba Saat 08:44
vahiterdo

KURTULUŞ savaşı tesbiti yanlıştır, alevi kürtlere,Ermeni ve rumlara karşı CCCP ve İNGİLTERE'NİN desteği ile Kafkaslılar yedeklenerek MİLLİ MÜCADELE yapılmıştır. yapılan milli mücadelenin öncÜlüğü için Kafkaslılarla -Balkanlılar arasında politik ve silahlı mücadele olmuş, CCCP İNĞ. yaptığı tanpon bölgeler antlaşması gereği CCCP TKP nin kurucu başkanı olan Çerkes ethem beyin tanışı olan TUAPSE kökenli şapsık olan MUSTAFA SUPHİ yi desteklemediği için dolayısıyla MUSTAFA SUPHİ 14 yoldaşıyla Trabzon da katledimiş akebinde Çerkes Ethemde arkada vurularak sürgün edilmiştir,,,
yani önderliği M.Kemalin önderliğindeki balkan gurubu kazanmıştır, tüm bunları boğaz içi üni. tarihçisi Ayşe HÜR ve TÜSTAV vakfının yazarları başta prof Mete Tuncay'ın kitaplarında, kitap olarak yayınlanan TKP M.K. gizli raporları kitabında bulabilirsiniz.
ayrıca bizzat ben 1978-80 arası yaşadığım Kütahya-Gediz bölgesinde yaşlılardanda bir kısım gereçekleri dinledim.
yukardaki yazarın yazımlarında tarihi belegeler yoktur, ayrıca yazı kemalist idoloyinin aragumanları izini taşıyor ve yakarıyor, ne M.Suphi nde Ç.Ethem Bey af dilemedi. onların adına yalan yanlış resmi idolojinin argumanları ile acındırmak, hatanızı düzeltin gibi ahmakça bizde Türkçüyüz gibi kelimelerle af dilemek sizin hakkınız değildir.
EMEK-BİLGİ-GİRİŞİM en yüce değerlerdir , selamlar..

28 Mart 2017 Salı Saat 17:07
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net