Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Mahmut Bi
”Böl-parçala, yönet-yut!” Planının Değişmez Hedefi Çerkesya’dır
06 Ocak 2017 Cuma Saat 14:57

Tarih sahifelerine baktığımız da, gerekli önlemler alındığı takdirde, geleceğin planlanmasının dahi başarılı olunabileceğini görebilirsiniz.

Ancak, tarihten ders almadan, tarihi iyi incelemeden toplumların yaşamında etkili olabilmenin mümkünü yoktur.

Günümüzde birçok tarihçi ve siyaset bilimci Kafkasya’nın coğrafyası hakkında bilinçli veya bilinçsiz yanılgıya düşmektedir.

Tarihçi ve siyasetçinin uğraşı alanları bir birinden farklıdır.

Biri ötekinin hizmetinde bir araç olarak kullanılma yoluna gidince, söz konusu gayretlerin kısa ömürlü olacağı açıktır.

Fakat tarih siyasetten tümüyle soyutlanabilir mi? Hayır! Siyaset her şeyin içinde vardır. Önemli olan bilimi yalana-dolana alet etmemektir.

M. K. Öken’in’de belirttiği üzere, yalanlar ne kadar derine yerleşmiş ve ne kadar dal-budak salmış olursa olsunlar, er veya geç gerçek rüzgarıyla devrilmeye mahkumdurlar.

Zaten tarih boyunca ilim’de böyle işlememiş midir?

Hangi anabilim dalında olursa olsun, ileri sürülen tezler içinde sadece gerçeğe, doğruya en uygun olanlar zamana direnebilmişlerdir.

Bilindiği üzere, Ruslar 18.yüzyıldan itibaren Kafkasya’yı ve Orta Asya’yı işgale başlayınca, batılı devletlere güya makul gerekçeler göstermek amacıyla ”Gorcakof Deklarasyonu”nu yayınlamıştır.

Bu şekilde batı medeniyetini Türk ve Kafkas halklarına ulaştırma maskesi altında, bu işgalleri gerçekleştirmeyi başarabilmiştir.

Ne var ki, bu işgal politikası sonucunda barbarlığın en dehşetli uygulamalarıydı işleme konan!

Milyonlarca insanın kanını akıtılması.

Milyonlarca insanın sürgün edilmesi, işgal edilen yerlerde ki insanların değerini hiçe saymak vardı.

Kuvvet ve zorbalık; aklın ve insanlığın önüne geçmişti.

Bu sömürge politikalarıında maneviyat ya da vicdan aramak boşunadır.

Rusya’nın bu istila görevini gerçekleştirirken, hiçbir devletin ona karşı durmaması, dünyanın sözde medeni ülkelerini, öne sürdüğü argümanlarla inandırmış gibi görünmektedir.

Sükutun ikrardan geldiğinden yola çıkarak!

Şu bir gerçektir ki!  Belli bir sosyal organizasyona sahip olmayan, yarı vahşi göçebe dedikleri bu halklar, binlerce yıldır yaşadıkları bölgelerinde zengin ve medeni bir kültür yaratarak yaşıyorlardı.

Dünyada Ruslar’ın henüz ne adına, ne izine rastlanmayan çağlarda, onlar pek çok devlet kurmuşlardı.

Çerkes ulusal savaşı sonunda, özgürlük uğruna canını öne koyarak savaşan halkımıza, Ruslar tarafından uygulanan soykırım ve sürgün, toplam nüfusun % 90’ının anayurt topraklarından silmiştir.

Asetin, Çeçen ve Dağıstan bölgeleri halklarından ise yüzde 5 ile 10 arasında ki göçmen de, sürgüne uğrayan Çerkes ve Abazalar’a eklersek,  iki milyona yakın Kafkas insanı ana vatanından sökülüp atılmış, dünyanın dört bir yanına dağıtılmışlardır.

Kafkas tarihini yeterince özümsemeyen bazı araştırmacı ve kuruluşlar, Kafkas sürgününe Osmanlı ajanlarının vaatlerinin yol açtığını iddia ederken, diğerleri Kafkas soylularını göçü teşvik etmekten sorumlu tutarlar.

Kimilerine göre ise, Çerkesler dahil tüm Kafkaslılar dini fanatizm sebebi ile Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir.

Telkin edilmek istenen en önemli şeylerden biri de şudur.

“Ruslarla aramızda bazı tatsız şeyler olmuştur.

Şimdilik bunları unutmamız gerekir.

Bugünkü Rus yönetimi soydaşlarımıza önemli haklar tanımışlardır.

Bunlara gölge düşürmek gibi bir hata yapılmamalıdır.

Kafkasya’yı Çarlar istila etmiştir.

Şimdiki yönetimin bunda günahı yoktur.”

“Kafkasya’da özerk cumhuriyetler var ve kendi dilleri ile yazıp okuyorlar. Her cumhuriyetin halkı önemli haklara sahiptir.”

Bu durum, Rus emperyalizminin Çarlık devrinden beri yürüttüğü yayılımcı politikanın devamından başka bir şey değildir.

”Böl-parçala, yönet-yut!”planının değişmez hedefi Çerkesya’dır.

Son 250 yıl içindeki olaylar, en çok Çerkes halkını derinden etkilemiştir. Fakat savaşlardan, katliam ve sürgünlerden, tüm Kafkas halkları da maddi ve manevi zararlar görmüşlerdir.

Şu gerçeğin hiçbir zaman unutulmaması gerekir:

”Somut deliller; savaş, soykırım ve sürgünün özellikle, Çerkesya’yı ele geçirmeyi hedefleyen bir Rus politikası (Çar birinci Petro’nun ulusuna vasiyeti) olduğunu açıklıkla kanıtlamaktadır.

Tek sebep Rusya’nın insansız bir Çerkesya istemesi idi.

Başta Çerkesler olmak üzere Kafkas halklarının yurtlarını isteyerek terk etmedikleri tarihi bir gerçektir.”

Eski Kabardey halk şarkısının dediği gibi onlar “Kötü bir çağda dünyaya gelmişlerdi.”

Öyle olmasaydı, bir salgına uğramış gibi, binlerce yıl üzerinde yaşayıp yücelttikleri güzel yurtlarından yok olup giderler miydi?

Dünya da başka hiçbir halk ”xexes(göçmen)”sözcüğüne Çerkesler kadar düşman olmamıştır.

Onlar başka bir köye yerleşmek için kendi köyünü terk eden öz soydaşlarını bile “göçmen” sözcüğü ile küçümserlerdi.

Tarih, bir ulusun boy verdiği verimli bir topraktır.

Bir ulusun kökleri tarihinde saklıdır.

Yaşamak, dal-budak salmak için ulus, tarihinden güç alır.

Ulusal gururu, tarih bilinci olmayan yığınlar, ulus olma(aidiyet) özelliklerini kaybederler.

Bugün Kafkasya’da ve dünyada yaşayan Çerkesler başta olmak üzere tüm Kafkas halkları, tarihlerine karşı sorumludurlar.

Tarihlerini yeterince bilememeleri cidden üzücü bir durumdur.

Geçmişini bilmeyen ve geleceği karartılmış bir toplum kendi özgür iradesi ile bir ulus olamayacağı gibi, Avrupalıların deyimi ile azınlık olarak yaşamaya mahkumdurlar.

H. Bulşen (Merzey)in de bir yazısında şöyle yazmaktadır: İmam (devlet başkanı)Şamil ve İmam Muhammed Emin’in Çerkezistan’da ki birlik çabaları Çerkesler’in milli hayatlarında birer çekiç, birer masat idiler. Ne yazık ki bu çekiç darbeleri, bu masatlamalar, Çerkesler  dahil, tüm Kafkas toplumunu uyandıramadı, birlik ve beraberlik şuurunu bilinçlere sokamadı. Çerkes kabilelerinin önderleri vahameti kavrasalar da Kafkasya Müridizmi’nin ortaya çıktığı zamanda birleşselerdi gene de olumlu ve mesut bir sonuç elde edilebilirdi.

Halbuki bu böyle olmadı. Sanki inadına kendi istiklal ve hürriyetlerine kast etmişler gibi Çerkes kabilelerinin önderleri bir-iki istisna ile İmam Şamil ve Muhammed Emin’in, birlik ve beraberlik görüşleri doğrultusunda bir araya gelmeye yanaşmadılar. Büyük bir basiretsizlikle, tüm müspet ses ve gayretlere kulaklarını tıkadılar. Kısır ve bencil görüşlerle Ruslar’dan gördükleri basit menfaat ve aldatmaca vaadlere kandılar. Hatta, çeşitli hissi düşmanlıklarla guruplara ayrılan, bir kısmı da daha önceleri imam Mansur ile başlayan ”hürriyet ve istiklal” mücadelesine zararlı gayretler içerisinde bulundular.

Oysa, Çar orduları sayıca muazzam üstünlüğe sahipti. D.A. Milyutin’in anılarında söylediği gibi Çerkesler ve diğer Dağlılar’a karşı büyük bir güç harekete geçirilmişti.

Ve bu askeri gücün toplam yıllık masrafı yaklaşık 30 milyon ruble tutarında idi.

Dağıstan ve Çeçenya'da İmam Şamil'in ve Çerkesya'da naibi Muhammet Emin'in, Rusya'ya karşı silah bırakmasının ardından, 13 Haziran 1861’de Soçi'de bir halk meclisi toplandı.

Bir araya gelen Ubıh, Abzeh ve Şapsığ kabile liderleri başta olmak üzere Çerkes ileri gelenleri, uzun bir toplantının sonunda, Çerkesya'nın bağımsızlık kararını tüm dünyaya deklare ettiler.

Kendine Özgür “Çerkes Ulusal Meclis”i adını veren meclis, ilkin 15 üyeli olarak oluşturuldu. Ve ülke 12 bölgeye(eyalete) ayrıldı.

Öncülüğünü Ubıhlar’ın temsilcisi Hacı Giranduk Berzeg'in yaptığı ilk toplantıda, Abzehler'i Hasan Bidh, Şapsığları da İslam Thauş temsil etti.

Toplantı sonrasında alınan karara uygun olarak Osmanlı, İngiltere ve Fransa'dan yardım istendi, yurt dışına heyetler gönderilerek lobiler oluşturulması, yardım alınması ve bağımsızlığın pekiştirilmesi için çalışıldı...

Ulusal meclisin kurulmasına karşın işgalci Rus güçleri, harekatlarını giderek hızlandırmış ve Çerkesya’da kurdukları çemberi giderek daraltma yoluna gitmişlerdir.

Rus tarihçi S. Esedze o tarihi şöyle anlatıyor: "... Çerkesler'in bütün bu gayretleri, önceden planlanmış sistemli boyun eğdirme planını değiştiremedi. İlk önce Abhazya tarafından General Kolyubakin manevi darbeyi vurdu: Soçi'ye çıkarma yapan birlikler, Özgür Çerkesya Meclisi'nin binalarını ateşle yerle bir ettiler. Çerkesler dört bir taraftan koşup gelerek kutsal binalarını kurtarmaya çalıştılar; ama hepsi nafileydi..."

Avrupa ve İstanbul’dan talep edilen yardımlar ise hiç gelmedi.

Tarihçi T. V. Polovinkina,”Karadeniz Müstahkem Kıyı Hattı ve General Yevdokimov'un Planı” adlı yapıtında şöyle yazmaktadır;

Rus orduları 1864 yılı başlarında yeniden örgütlenerek Kafkas dağlarının güney yamaçlarına doğru harekete geçtiler. Saldırılar özellikle kış aylarında yapılıyor, savunmasız köyler yakılarak halkı sürülüyor, tüm erzakı ve hayvanları da elinden alınarak boyun eğmeğe zorlanıyordu.

Grandük Mikhail Nikolayeviç'in bildirdiğine göre “General Heyman, Tuapse ile Psışuape arasındaki toprakları temizleyerek bu çayların vadilerindeki tüm köyleri yok etmiş ve 16 Mart günü eski Lazarevsk (Psışuape) istihkamını yeniden ele geçirmişti.”

Soçi'de ki Çerkes Ulusal Meclisi ve Hükümeti'nin emrindeki yaklaşık beş bin kişilik bir güç Godlik ırmağı kıyılarında, Ruslarla müthiş bir savaşa giriştiyse de, üstün güçler karşısında tutunamayarak dağlara karşı çekilmek zorunda kaldı.

Rus birlikleri 19 Mart günü Golovinsk (Şekhape) istihkamını da ele geçirdiler ve Vubıh bölgesi sınırına ulaştılar.

Çerkes Ulusal Meclisi, Soçi ırmağı vadisinde ki “Ön Kapılar” mevkiinde son toplantısını yaptı ve daha sonra Rusya İmparatorluğu'na katılmak ve Çar'a bağlılık kararlarını bildirmek üzere elçilerini gönderdiler. Koşul olarak ise sadece yurtlarından sürülmemelerini istiyorlardı. Çarlık hükümeti ise – Çerkesler'in de esasen çok iyi bildikleri gibi- bambaşka planların peşindeydi(*).

Rus’ların bu muazzam gücü karşısında, birlik ve beraberlikten yoksun Çerkes/Adige kabilelerinin mücadelesinin trajik bir şekilde sonlanacağı aşikardı.

Kafkasya’nın Çar ordularınca işgali, acımasızca uygulanan soykırım ve yaklaşık iki milyon kişinin sürgün edilmesi olayı, tüm Kafkas halklarında olduğu gibi, Çerkes halkının bilincinde de acı ve hüzünden başka bir şey bırakmadı.

Y. B. Kalkan (Çurmıt)’ın da değindiği gibi, varlığını ve gücünü, bazılarını tarihe gömdüğü birçok Kafkas halkının kanı, teri ve canından alan Çarlık Rusya’sı, 17 Ekim 1917 ‘de V. İ. Lenin önderliğindeki sosyalistler tarafından yıkılmış, SSCB adında yeni bir sosyalist devlet kurulmuştur.

Yeni devlet ‘’Ulusların kendi kaderini tayin hakkı’’ ilkesi çerçevesinde, bünyesindeki tüm uluslara –sözde- özgürlük vermişti. Bu durum federal ilişkiye dayanmıyordu. Doğrudan doğruya Rusya’dan ayrılma hakkıydı. Ancak, Lenin, Stalin ve onu izleyen Sovyet liderleri, sömürge altındaki Çerkes ve diğer Kafkas halkları da dahil, tüm Rus olmayan halkların kendi kaderini tayin hakkını tasvip etmediğini fiili uygulamalarıyla da gösteriyordu.

Başta Çerkesler olmak üzere Kafkas’lılar fırsat buldukça Çarlık döneminde olduğu gibi, imparatorluğun yıkılmasından sonraki dönemde de ‘’bağımsızlık’’ hamlelerine devam etmişlerdir.

1917’de Bolşevik devrimini fırsat bilerek, büyük çatışmaların arkasından 11 Mayıs 1918’de ‘’Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurma girişimi, Çerkesya’nın tamamına yayılamamıştır.

Kafkasya’da halkların, yüzyıllarca özlemini çektikleri özgürlüğe bir ışık yakmış gibi görünse de girişim, hazin bir sonla noktalanmış ve Kızıl Ordu tarafından zor kullanılarak dağıtılmış ve bastırılmıştır.

Geçmişi unutmamız gerekirmiş ! O zaman geriye ne kalır? Koca bir hiç!

Biz tarihini bilen bir millet olmak durumundayız.

Acı da olsa, gerçekleri bileceğiz. Yeni nesillere bu acı, fakat çıplak gerçeği öğreteceğiz. Böylece, kimsenin saptıramayacağı zaten var olan tarih bilinci, ulusal belleklerimizde sonsuza kadar yaşayacaktır. Bunu yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

Tarihi incelediğimiz de, bağımsızlıklarına kavuşan ulusal hareketlerde, din ve milliyet gerçeği daima beraber, iç içe birlikte rol oynamıştır.

Ne yazık ki, 1917 tarihinden itibaren SB yalan vaatlerle ve baskılarla 1990’lı yıllara kadar, hem Çerkes halkının birlik ve beraberliğini, hem de Kafkas halklarının dayanışma ve kardeşlik anlayışı yok edilmeye çalışılmıştır.

20.yüzyıl içinde SB’nin dağılması ile birlikte, her halk grubu, ortak ‘’Kafkas Kültürü’’ bir yana, kendi ulusal adlarına dayalı, benzer yapılanmalar içerisine kendi başlarına girmişlerdir.

Adige / Çerkes halkı; geçmişte olduğu gibi, diğer Kafkas halkları ile birlikte yaratılan müşterek Kafkas kültürüne daima sahip çıkacaktır.

Gelecekte ki ortak kaderimize inanıyoruz.

Komşuluk ve iyi ilişkilere de.

Demokrasi ve insan haklarına inanmayı da sürdüreceğiz.

Kutsal bir değer olarak halkımızın ortaya koyduğu Xabze ‘ye sahip çıkmayı da…

Ulusal varlığımızın devamı için yapılması gereken, yaşadığımız her yerde kendi ulusal varlığımız yanında, bölgesel anlamda birlik ve beraberliğin tesisi için, kadim zamanlardan bu yana yaşadığımız topraklarda, Ortak Kafkas uygarlığının bir parçası olduğunu da unutmayarak.

Zaman akıcı ve zahmetli olsa da, gücü ve saygınlığı ile dünyada kabul gören Çerkesya (Circassia/Cherkessia)‘yı yeniden kuramazsak, anayurdumuzdan, tarih sahnesinden ve yeryüzünden silinmekten kurtulamayız.

Bu uğurda yılmadan, usanmadan çalışmak, gayret etmek, her Adige (Çerkes’in)’in en büyük ideali olmalıdır.

Elbet bir gün hak ve adalet yerini bulacaktır.

Ve tarih şahittir ki, zalimlerin, zorbaların kurdukları yönetimler çok yaşamadan yıkılmışlardır. Bundan böyle de yıkılacaktır.

İnsan haklarına zerre kadar değer veriliyor ve demokrasiye inancımızdan nasıl kuşku duymuyorsak, ülkemizin geleceğinden de kuşku duymamalıyız.

Bugün Kafkasya (Odice)‘da binlerce yıldan bu yana varlığı biline gelen, tarihi Çerkesya, özgür ve birleşik bir ülke olarak, neden yeniden ayağa kalkmasın?

Bugün işgal altındaki topraklarda her türlü sosyal ve tarihi nedenlerle büyük ölçüde uzaklaştırılmaya çalışıldığımız ulusal benliğimize dönmek zorundayız.

Eskiden olduğu gibi değil, daha da mükemmeliyle, yeniden Çerkesya (Circessia)’da büyük bir ulus olmaya, dünyaca saygı görmeye, özgürlüklere kavuşmaya, kim, ne kadar zaman engel olabilir?

Bugünden geçi yok, Çerkesya’nın öz güçlerinin silkinip, ayağa kalkmalarında, Nart kahramanı Sosrukua ‘nın meşalesinden fışkıran özgürlük ateşi gibi, her Kafkaslı kadar, Adige (Çerkes)’in yüreğinde de muhteşem bir kudret kaynağı vardır.

Çerkes/Adige dili(Kabardey şivesin)de bir söz vardır; ‘’Vuşekeher Yurukuns. Vugavuşun Khues.’’

Yani ; ‘’Çektiklerin Yeter .Uyanman gerek.’’

Çerkes! Artık yeter!


Bu yazı toplam 5348 defa okundu.





Kip Ahmet

Ne kadar güzel ifade etmişsiniz.
Çerkes muhayyilesini apaçık ortaya koymuşsunuz.
Yazılarınızı daha çok okumak isterim.
Selam ve hürmet ederim.

06 Ocak 2017 Cuma Saat 15:13
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net