Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bzhakuko Ahmet Özel
Büyük Usta Sabri Berkel'in Ardından…
05 Ağustos 2016 Cuma Saat 15:59

Büyük ustanın ölümünün üzerinde 4 yıl geçtikten sonra 1997 de yazdığım yazıyı tekrar yayınlıyorum. Benim sanat anlayışıma büyük katkısı olan, her zaman beni desteklemiş olan, bir atölye hocasından öte, hayat rehberim olan hocam Sabri Berkel’i ölümünün 23. Yılında sevgi ve saygıyla anıyorum.

***

Bırakın araba kullanmasını, telefonunu dahi dostları çevirir, aradığı kişi bulununca ahize ona uzatılırdı. İlaçlarını ne zaman alması gerektiğini başkaları ona söyler, gözlüğünün gevşeyen vidasını başkaları sağlamlaştırırdı. Ayağını inciten eski ayakkabısını günlerce giyer, hatırı geçen dostunu bulduğunda ondan yardım isterdi. Ancak bu fiziki güçsüzlüğünden kaynaklanan bir durum değildi. Anladığı tek konu vardı oda resmi ve sanatıydı.

                                    Sabri Berkel ve Ahmet Özel 1990 –Resim Heykel Müzesi Restorasyon Atölyesi

 

Sanki sadece resim yapmak için doğmuştu. Şanslıydı, çünkü yalnız yaşıyor olmasına karşın çevresinde hep onu gözeten dostları vardı. Batılı tavrı, disiplini, şık giyimi ve farklı espri anlayışı ile renkli bir sima olan Üsküp’lü Sabri Berkel ya da dostlarının çağırdığı adıyla Sabri Fettah, her bulunduğu ortamda bir çekim alanı yaratırdı. 


1936-38 yılları arasında öğretmenlik yaptığı Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nde kız öğrenciler tertemiz kıyafetli, filinta gibi yakışıklı, daha otuzunda olmayan bu genç ressamı çok sevmişlerdi. Oysa genç adam kızların yüreklerini hoplattığının farkında bile değildi. Kendini tümüyle sanatına adamıştı. Kısa sürede sanat ortamında tanındı. Ankara’da eserleri sergilenmeye başladı. 


Sağlam desen anlayışı ve titiz tekniği ile Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Başkanı Fransız Ressam Leopold Levy’nin dikkatini çekmekte gecikmedi. Akademinin gravür atölyesinde Levy’nin asistanlığına getirildi. Batılı, aristokrat tavrı nedeniyle arkadaşları tarafından “yabancı” diye çağrılan Sabri Fettah, ressam ve edebiyatçılardan oluşan geniş bir çevre edinmişti. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk, Cemal Tollu, Salah Birsel, Nermi Uygur gibi ressam ve edebiyatçı dostlarıyla Beyoğlu’nun gözde mekanlarında akademi dönüşü beş çaylarında bir araya geliyorlar, hararetle Türk Sanatının geleceğini tartışıyorlardı. 


Şair arkadaşlarından biri o günlerde onunla ilgili bir beyit yazmıştı. Beyit, dönemin Beyoğlu atmosferinin entelektüel ama neşeli atmosferini bir çırpıda veriyordu:

Ey Sabri Fettah / Elinde miftah / Eyledi siftah / Aşka Lebon’da

Yeni bir Türk resmi yapmak fikri de bu toplantılarda şekillendi ve çağdaş biçim anlayışının yerel konularla bir sentez oluşturması düşüncesi gündeme geldi. 


Sabri Berkel çok tanınan “Yoğurtçu”, “Simitçi”, Mimar Sinan” ve “Ege’de Tütün” gibi çalışmalarını, bu düşünceler ışığında 1952-55 yılları arasında gerçekleştirdi. Batının düşünce sistematiğini ve sanatsal birikimini arkasına alırken, bastığı topraklara ve “doğu”ya da hayrandı. Mimar Sinan’ın ifade yalınlığı ve kompozisyon mükemmelliği, Bizans’ın ışık saçan mozaik ve vitrayları, hat sanatının sade formu, yararlanacağı kaynaklar oldu. Resimleri zor anlaşılır ve yeniydi. Ancak anlaşılma adına kolay yollara sapmadı. 


Resimden para kazanmak ise pek anlamadığı ve önem vermediği bir durumdu. Eserlerinin sergilenmesi ona yetiyordu. Bu yoldaki yalnızlığını ise umursamıyordu. Akademideki odasında, öğlen saatlerinde “siesta”larını aksatmıyor, sık sık başında gazete kağıdından şapkasıyla rıhtımda güneşleniyordu. Tümüyle sanatıyla baş başaydı. Hayatı boyunca evlenmedi. Bu kendisinin bilinçli seçimiydi. “Kadında ruh ve proporsiyon güzelliğinin şahikası var” sözleriyle, kadına da sanatın ölçüleriyle yaklaşıyordu. 


Ancak bekarlıkla ilgili yakınmaları, kimi zaman dostlarınca ciddiye alınır, namzet bayanlar aranırdı. Oysa bu Sabri Berkel’in hayatla esprili alışverişinden başka bir şey değildi. Evlilik arzusunda olduğunu düşünen bir dostu, onun gibi Arnavut bir genç kadınla bir araya getirmişti hocayı. Ardından düşünme döneminin uzaması üzerine “işi bitirmek” isteyen dostunun ısrarlı tutumu karşısında, o tatlı Arnavut şivesiyle “Bırakın da efendum, hayallerimle yaşayayım” diye cevap vermişti. 


1977 yılında akademiden emekli oldu. O yıl akademi salonlarında ilk retrospektif sergisi düzenlendi. Ve ardından yeni bir hayata başladı Berkel. Zorluklar ve yalnızlıklarla dolu bir döneme adım attı. Annesini ve kardeşini kaybetmişti. Sanatında ve özel yaşamında yalnızdı. Bu yıllarda, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ndeki atölyesi ona nefes aldırıyordu. Ama içindeki melankoli ve yalnızlık da giderek büyüyordu. 


Büyük usta son resimlerini 1989’da Atatürk Kültür Merkezi’nde açılan retrospektif sergisi için hazırladı. Bu sergiden sonra tümüyle içine kapandı. Sebebi belki sanat ortamından beklediği tepkiyi alamamış olmasıydı, belki de gerçekten yorulmuştu. Son yıllarında doktorlar yağlıboya ile çalışmasını yasakladılar. O da müzedeki atölyesine sadece resimleriyle iç içe olmak için geliyordu. Ve burada onu ziyaret eden dostlarıyla sanat sohbetleriyle zaman geçiriyordu. 


Türk resminin son dönemlerindeki yeni oluşumu konusunda kaygılıydı. Berkel, son yıllarında resim piyasasının ilgiyle izlediği bir sanatçıydı. Ama o piyasanın cazip önerilerine karşın sanatını malzeme haline getirilmesine izin vermedi. Özel yaşamında son derece tutumlu iken, resminin piyasası için parayı düşünen bir kişilik çizmedi hiçbir zaman. Resmini satın alacak kişiyi dahi kendi belirlerdi. 


Para yeterli değildi, alıcının kimliği, eserinin hangi mekana, hangi sanatçıyla birlikte yerleştirilecek olması da ilgilendiriyordu onu. Sanat eserine tarih boyunca atfedilen yüce tanıma uygun yer arıyordu. Onu sağlamak konusunda da sanatçının bizzat kendisine görev düştüğüne inanıyordu. Eserlerini tümüyle satın almak, ona müze yapmak isteyenler çıktıysa da onları reddetti, kişilere değil kurumlara inanıyordu. 


Nitekim dostlarının tüm aksi yöndeki telkinlerine karşı ölümünden önce bir vasiyet hazırlayarak 3000’i aşan tüm resimlerini İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne bağışladı. Böylece hayatı boyunca inandığı, dostlar edindiği, El Greco’yla, Goya’yla, Michelangelo ile tanıştığı müzeye vefa borcunu ödedi. Büyük usta Sabri Berkel’in ölümünün üzerinden yıllar geçti. 1993 yılının 4 Ağustosunda kaybettik onu. Ölüm yıldönümlerin de yalnız ve sessiz. Ruhu, eserlerinin bulunduğu müzenin tozlu depolarının etrafında dolaşırken umarsızlıkları, vefasızlıkları, unutmaları kaydediyor içten içe. Umulur ki bir gün kendi isteği dışında dağılan ve el değiştiren eserleri, eskizleri yeniden bir araya gelir ve müzedeki o en sevdiği odasına, atölyesine yeniden döner... 


(Bu yazı yazıldıktan sonra Resim Heykel Müzesi Domabahçe’deki yerinden taşındı ve yeni mekanında ziyarete açılacağı günleri bekliyor. Umuyorum ki Sabri Berkel, müzeye bağışladığı binlerce eseri layık olduğu salonlarda sergilenir. )



Bu yazı toplam 5289 defa okundu.





Leyla Budak (Besleney)

Ahmet bey ne güzel anlatmışsınız...

Ölümün ardından anlatılmakta önemli. Sanat emekçisi Sabri Berkel'e Allah’tan rahmet dilerim.

07 Ağustos 2016 Pazar Saat 02:20
Fıkrıye Gonenç

Yalnızlığını sanatıyla yoğurmuş üstadın ardından ne kadar güzel dostluk yazısı Ahmet bey. Demek yalnız değilmiş. Ne mutluymuş ona ki sizin gibi dostları varmış.

Işıklar içinde uyusun.

06 Ağustos 2016 Cumartesi Saat 12:18
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net