Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bzhakuko Ahmet Özel
21 Mayıs’ın Düşündürdükleri
22 Mayıs 2016 Pazar Saat 22:51


Ben Kafkasya’dan, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Türkiye’ye gelmiş ve Biga’ya yerleşmiş bir Çerkes ailesinin ferdiyim. Dedelerimin ilk yerleştikleri yer o zaman bir mezra, mera halindeydi.  Büyük dedem Zekeriya, oğlu Yusuf’la çıktığı zorlu yolculuğu tamamlamış ve salimen Osmanlı topraklarına ulaşmıştı. Kafkasya’daki komşu köylerden savrularak, aynı kaderi paylaşmış diğer Çerkes aileleri ile birlikte kapalı bir yaşam başladı Türkiye’de. Kısa sürede yeni yerlerine uyum sağladılar.  Savaşın taze yaralarını iyileştirmeye çalıştılar.  Köyüne hapsolmuş aileler birbirleriyle dayanışarak mezrayı gerçek bir köye dönüştürdüler, kendilerine yeten bir yaşam kurdular.


Muhaceretin  ilk yılları, çevrede süren savaşlara rağmen görece sakin geçti.  1913 Balkan savaşı ve 1915 Çanakkale savaşı ile köyden ilk gençler Osmanlı askeri oldular ve savaşlarda ilk kayıplar verilmeye,  geldikleri devlete olan borçlar cephelerde ödenmeye başladı. 


Bu topraklarda akıtılan kanla, bu toprak üzerinde hakkımız, hukukumuz başladı. Bu süreç,  yaşayan toplumumuzun  aynı zamanda  haksızlıklara, hukuksuzluklara uğrama sürecinin de başlangıcıydı.  Kapalı yaşam çevresinde süren savaşlar sonrasında değişti ve köyün dışında yaşanan askeri ve politik olaylar köyümüzün etrafında gelişmeye başladı. Biga ayaklanması, Anzavur isyanları köyün gençlerini de etkisi altına almıştı.  Köyümüz, Osmanlının parçalanmasına ve Cumhuriyetin kuruluş aşamalarına tanık oldu.


Çerkes Ethem’in birliklerinin civar Çerkes köylerindeki Osmanlı birlikçisi, padişah,  Anzavur yanlısı  diye infaz ettirdiği gençlerin başsız cesetleri  öküz arabalarının üzerinde köylümüzden geçtiğinde, köy ahalisi Çerkes olmanın dışında başka seçimleri de yapmak gerektiğini acı bir şekilde anladılar. Kafkasya’dan binlerce km. uzakta bir noktada Çerkeslerden oluşan iki ayrı savaş birliği, ortak değerlerini yok sayarak,  birbirlerini yok etme savaşı veriyorlardı.  Türkiye topraklarının kaderi üzerinde Çerkesler, kendi benlik sorunlarını değil, içinde yaşadığı toplumun siyasi ve askeri sorunlarına odaklanmıştı. Kendi aralarındaki dayanışmayı yükseltmek yerine husumeti ateşleyen ve iç kırılmalara neden olan bu dönemin baş kahramanı  Çerkes Ethemdi


Düzce isyanları bahanesiyle ileri görüşlü Çerkes Sefer Berzeg’i idam ettirmesi, hala yeni topraklarına uyum sağlamaya  çalışan Çerkes toplumunu kama kesiği gibi derinden yardı,  yaraladı. 


Yeni devletin bekası davasına baş koyan Çerkes Ethem’de, yaşadığı  topraklar için, aslında bir söz söyleyemeden  tasfiye oldu.   Yürekleri yaralı  Çerkeslere uzun yıllar etkisi silinmeyecek bir travmayı miras bıraktı. Cumhuriyetin ilk döneminde yaşanan  Çerkes Ethem olayı ile muhaceretteki  Çerkes toplumu tekrar kendi içine kapandı. Bu dönem,   vatansızlaştırılmış, ruhları sıkıştırılmış   Çerkeslerin kara dönemidir. Dillerini, kültürlerini çevrelerinden sakladılar.  Şavaş boyunca bu topraklar için verilen can, çekilen cefa,vefa, acı bir hiçle noktalanmıştı.  


Çerkes Ethem olayı,  bir yanıyla Çerkes toplumunun yaşadığı toprakların kaderine müdahil olması anlamını taşımakla birlikte, diğer yandan bıraktığı miras ve kaos dönemiyle dayanışma içinde olması gereken sürgün toplumunu derinden yaralayan bir tarihi kırılma dönemidir. 


Çerkes toplumu, yaşanan bu olayların getirdiği travmalar nedeniyle kendi kültürlerini ifade etmeyi, sorunlarını konuşmayı  neredeyse 1960 lara kadar gündeme getirmekten çekinmişlerdir.  


Bu dönem yaşananları bir komplo siyaseti ile ifade ederek, toplum olarak  Çerkes Ethem’e sahip çıkmayı milli bir sorumluluk olarak görüyor olabiliriz ama  bana göre bu dönem gerçekte: Kurtuluş  savaşı döneminde, Çerkes Ethem’in derinliksiz, siyaset dışı,  milli bilinçten yoksun, ikbal arayışı taşıyan hamasi davranışlarının sonuçları  Cumhuriyet’in kuruluş döneminde etkin olan Çerkes aydın ve siyasetçilerin tasfiyesine yol açmış, aynı zamanda hain sıfatı ile özdeşleştirilen Çerkes toplumunun üzerinde büyük travmaların oluşmasına yol açmıştır.  Bana göre bu travma etkisi günümüzde azalmış gibi görünüyorsa da hala sürüyor. Çoğumuzun, eminim ki Çerkes Ethem olayı üzerinden taciz edildiği birçok anısı hala hafızalarımızda canlı olarak duruyor.  


Sahipsiz kalmış, yaşadığı topraklara yabancılaşması sağlanmış, yaşadığı  travmanın da ustaca kullanıldığı dönemde iyice içine kapanan Çerkesler’e 1970 lerde sunulan ‘Kafkasya’ya dönüş’ tezi bir kurtarıcı can simidi gibi gelmişti.  Hala SSCB içinde olan Kafkasya’ya dönüş mümkün olabilir miydi?  


Bir anda o sessiz toplum kabuğundan çıkarak bu tezi ve onun verdiği umudu konuşmaya başladı.  Dönemin siyasi gelişmelerinin de getirdiği ivme ile bu tez, diline, kültürüne susamış, kendini feda etmek için çırpınan bir toplumu kısa sürede etkisi altına aldı. Atalarının hikayelerinin geçtiği Kafkasya’ya topluca dönmek ve orada bıraktığımız topraklarda yeniden bir yaşam kurmak gerçekten mümkün olabilir miydi?  


Hepimiz kendimizi bu rüyanın içinde bulduk. O zamanlar henüz 15-16 yaşında olan ben, bu rüyanın etkisine hemen girdim. Kafkasya’ya gitmek, orada yaşamak;  cennete ulaşmak gibi anlamı derin bir düşünceydi benim için. Bütün gençliğim bu düşüncenin rüyasını görmekle ve bu konuda dernekte, dışarıda kendimi görevli görerek, bu fikri savunmakla geçti.


‘Kafkasya’ya Dönüş’ tezini gündeme getiren grup,  önce İstanbul ve Ankara’daki Kafkas dernekleri üzerinde etkili oldu ve ilk dönüşler başladı. Bu dönüşler toplum üzerinde ilk dönemlerde büyük heyecan yarattı. Ancak dönüşlerle birlikte bu süreci yönetmek konusunda içten içe farklı fikirlerde karşı karşıya gelmeye başlamıştı. İç otorite ihtiyacında olduğunu düşünen bu tez etrafındaki ilk çember, farklı, eleştirel görüşlere kendini kapattı. 


Bu dönemde Türkiye ve dünyanın siyasi değişiminin yeterince analiz edilememesi, dolayısıyla değişen koşullara uygun  yeni stratejiler geliştirilememesi bu hareketi statik bir yapıya dönüştürdü.  Kurucu duayen dönüşcülerin kendi aralarında yaşadıkları  farklı bakışlar,  bu hareketin ivmesinin düşmesinin başka nedenleriydi. Eleştirel bakışların yer yer gündeme gelmesiyle endişeye kapılan ilk çember yapı, duvarlarını daha da kalınlaştırarak  bir anlamda yalnızlaştı. 


Dönüş farklı biçimlerde farklı organizasyonlarla gerçekleştirilmeye çalışıldı. 1990 lardan sonra Kafkasya’ya yerleşerek orada Kafkasya’ya dönenlerin sahipliğine soyunan büyüklerimizin, Rusya’nın değişen Kafkasya siyasetine genelde her koşulda destek vermesi,  bugün artık bağımsız bir politika geliştirme imkanı olmayan, Rusya politikasına bağımlı bir kabullenişi getirdi.  Bu diasporada ve Kafkasya’da dönüş sempatizanları yada küçük bir grup olan dönmüş bir kesim üzerinde bir hayal kırıklığı yarattı. Dönüş duayenleri olarak bildiğimiz büyüklerimizin bazılarının da türlü gerekçelerle Kafkasya’ya dönmemiş olması bu tezin rüzgarını kesilmesinin bir başka nedeniydi. Kafkasya’ya dönen küçük grupların yaşadığı sahipsizlik duygusu ve uyum problemlerinin bir türlü çözümlenememesi  bu süreci zaafa uğratan, rüyayı boşa çıkan durumlardı. 


Bana göre dönüş düşüncesi bir rüyaydı ve tüm toplumu kapsayamadığı için gerçekleşemedi. 


Ne yazık ki 50 yıllık  ‘Dönüş’ tezi bize belki bir rüyayı yaşattı ama rüyanın gerçekleşmesini sağlayamadı. 


Gelinen bu noktada sıkışmışlık duygusunu, travmalarını içinden atamayan Çerkes toplumunu yeni bir süreç bekliyor. Elimizde, evimizde Çerkes bayrakları taşısak bile içimizdeki hapsolmuş, vatansız kalmış bir kültürün ferdi olduğumuz gerçeği ne yazık ki değişmiyor. 


Ben, toplum olarak savaşı kaybettiğimiz ve büyük sürgünün başladığı 1864 yılından bu yana yaralı ruhumuzu iyi hissettirecek bir yol aldığımızı düşünmüyorum. Hala içimdeki ruh, büyük dedelerimizin ruhu ile aynı;  yaralı, kırgın, üzgün ve yorgun. Ruh halim, kavuğundaki yuvasında yalnız kalmış bir kartal yavrusundan farksız. Kutsal yaşama güdüsü, bizi yeteneklerimizle sınıyor sadece. Sadece yaşadığımıza dair iz bırakabiliyoruz. Uçamadan, sessizce…


Ahmet Özel, 21 Mayıs 2016



Bu yazı toplam 5086 defa okundu.





JAN MARA

Ahmet bey yazdıklarınız yüreğimi acıttı. Ne çok derdimiz var bizim.
Kimselerin bilmediği. Zamanın sessiz çığlığında yok olup gitmiş. :(

Yüreğinizden selamlıyorum...

26 Mayıs 2016 Perşembe Saat 11:40
Hajuko Ertan

Gelecek konusunda karamsar olmak istemiyorum.
Çerkes Ethem konusunda ise tamamen sizinle aynı fikirdeyim.

23 Mayıs 2016 Pazartesi Saat 10:44
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net