Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Dönüş Konusuna Devam...
15 Şubat 2010 Pazartesi Saat 22:35

Bir önceki makalemde belirttiğim gibi, Nalçik'e yerleşmiş bir dönüşçü ve Perıt Xase üyesi olan BABUG Ergün ile, bana göre yararlı geçen bir söyleşide buluduğumu belirtmiş ve yorumlarda bulunmuştum. Sözkonusu görüşmenin olumlu ya da olumsuz yansımaları olmuştur, olması da doğaldır. Ancak bu yansımaların bazıları, 'Kart boğanın matador yerine pelerine saldırması' türünden. Bu gibi kişilerin çoğu sinsi, korkak, adını saklıyor, rumuz gerisine saklanıyor. Bu türden kişilerin ipe sapa gelmeyen sözlerini ciddiye almıyor, eleştiriden saymıyor ve üzerinde de durmaya gerek duymuyorum.
 
Benim muhataplarım demokrasi, insan hakları ve toplumumuz sorunlarıyla samimi olarak ilgilenen, dürüst olan Çerkesler ya da Çerkes olmasalar bile demokratik değerleri paylaşan kişilerdir.
 
Kötü niyetlileri bir yana ayırırsam –ki bunların Çerkes oldukları ya da ajan olmadıkları belli değildir-,yazılanlardan şöylesine bir sonuç çıkarıyorum. Birçok kişi Kafkasya'daki durumu bilmiyor. Ayrıca bir kavram kargaşasıdır sürüp gidiyor. Ne nedir? Ne ne değildir, tam bilinmiyor. Tarihimiz de, tam demiyeyim, birçok yönüyle doğru dürüst bilinmiyor. Okuma alışkanlığımız zayıf ama çene dersen maşallahı var, kapanmıyor. Eleştiri ve araştırma diye bir derdimiz de yok ama ortalığı tozutmada üstümüze yok. En basitinden tembelliğimiz konusunda bir örnek vereyim:
 
"Kafkasya'ya, çar naibi olarak tayin edilmiş olançarın biraderi Grandük Mişel (Rusça-Mihail Nikolayeviç-HCY,abç), 1864 Ağustos'unda bütün Garbi Kafkasya'nın (Çerkesya-HCY) geri kalan sekenesine (halkına) şu fermanı tebliğ etmişti:
 
"Bir ay zarfında, Kafkasya terk edilmediği takdirde,bütün sekene (halk), harp esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir!"

(General İsmail Berkok, 'Tarihte Kafkasya', İstanbul, 1958, s.526).
 
52 yıl geçti aradan, aynı nakarat devam ediyor. Rahmetli Berkok, o zamanki kısıtlı olanaklarla o kadarına ulaşmış olmalı. Kitabın 1864 sonrasını yazma niyetinde olduğunu belirtmişti. Ancak, kitaptaki hataları düzeltmeye ömrü yetmemiş olmalı.
 
Bizler ise 52 yıldır aynı hataları devam ettiriyoruz, ama bizim hataları 'devam ettirme' hakkımız olmamalı.
 
Peki gerçek durum nedir? Grandük Mişel,Nisan 1864’te, boyun eğmiş olan toplulukların temsilcilerine –Vıbıh, Şapsığ, Ciget, Ahçıpsı- bir ay içinde Karadeniz kıyısını boşaltmalarını, aksi takdirde Rus birliklerinin yeniden harekete  geçeceklerini bildiriyor.
 
Kuzeyde Kuban Nehri ağından,Anapa’dan güneyde Bzıb Irmağı ağzına değin uzanan Karadeniz kıyıları Haziran 1864 sonunda Çerkes nüfusundan tamamıyla boşaltılmış ve insansızlaştırılmış oluyor.
 
Peki bu durumda, tek bir Çerkes’in bile  kalmadığı bir coğrafya için, iki ay sonrasında, Ağustos 1864’te boşaltma emri çıkarmaya gerek kalmış olabilir mi? Bunun mantığı var mıdır?..
 
Bunun böyle olduğu birçok yerde yazıldı, tarafımdan da yazıldı ama okunmuyor. Canı çeken önüne gelen ilk kitabın sayfalarını açıyor ve yazıyor, ama olmuyor. İşlerimiz ne günlere kalmış? Yazık, ‘İmam ne derse desin, cemaat bildiğini okur’ durumu yaşanıyor…
 
Soykırım mı, sürgün mü, gönüllü göç mü?

 
Kafkasya deyince ‘atayurdu’, ‘anayurt’  deme ötesi ne biliyoruz? Çokça sözü edilen ‘soykırım’, ‘sürgün’, ‘deportasyon’, ‘etnik temizlik’, ‘göç’, ‘göçmen’ ve ‘göçmenlik’ gibi kavramları  biliyor muyuz? Ben yeterince bildiğimiz kanısında değilim.
 
Çerkesler bu kavramlardan hangisinin kapsamına giriyorlar, soykırıma uğramışlar mıdır? Örneğin,
www.northjersey.com’dan aktarılan ve RF Hükümeti adına yapılmış olduğu söylenen taze bir açıklama var:
 
Rus hükümeti Çerkesler’in tarihi açıklamalarını reddediyor. Washington Rus Elçiliği’nin basın sekreteri Yevgeniy Korişko pazartesi günü yayınladığı bir açıklamasında şöyle dedi: “Çerkesler’e yönelik bir soykırım yoktur. Bu konudaki tüm iddialar asılsızdır.” (12 Şubat 2010, Cherkessia.net,abç).
 
Demek ki, Çarlık yönetimine ya da şimdiki Rusya’ya göre, 1860’larda ’Çerkeslere yönelik bir soykırım yapılmamıştır’. Bu konuda Çerkeslerin söyledikleri, RF’den diasporadaki Çerkeslere ‘Sürgünde Ulus’ statüsü, tarihi ülkelerine yerleşme ve çifte vatandaşlık hakkı verilmesini  isteyen UNPO gibi uluslararası  kuruluşların, tüm demokratik çevrelerin ve tarih profesörü Kutsenko gibi onurlu Rus biliminsanlarının söyledikleri de asılsızmış.

‘Şu durumda, sürgün, deportasyon ya da etnik temizlik diye bir şey  de yoktur. Nasıl olsun ki, topraklarını boşaltmaları için Çerkeslere süre tanınmamış mı, iki  aternatif sunulmamış mı? İsteyenlere, Kuban bölgesine yerleşme izni tanınmamış mı? Nitekim, o 2 milyon Çerkes’ten 40 bini Kuban’a  yerleştirmedi mi? Az sayımı bu sayı savaş yorgunu parasız bir Rusya için? Onlara toprak vermedik mi? Gemilere binmekte olan Çerkeslerden istavroz çıkaranlara Kilisemiz ve papazlarımız sahip çıkmadılar mı, kucak açmadılar mı?..

Daha sonra, 1870’lerde ve sonrasında bu 40 bin Çerkes’ten dörtte üçü ve daha başkaları Türkiye’ye göç etmişlerse, bunda Rusların ne gibi bir günahı olabilir ki? Gitmeselerdi, Türk’ü tercih edeceklerine, bizimle kaynaşsalardı, o durumda biz ne yapabilirdik ki, kalacaksınız diye de zorlayamazdık ya, kalacaksınız diye tuttursaydık  haksızlık yapmış olmaz mıydık?..’

Şöyle de diyebilirler:

‘1864’teki ve 1880’lerdeki  Çerkes göçlerini  sürgün diyerek, Yahudilerin Babil sürgünü olayı ile bir tutmamak gerekir. Yahudiler Babil’e zorla götürüldüler. Çerkesler ise, başka bir ülkeye, Türkiye’ye,iki alternatiften birini seçmiş olarak,yani gönüllü kişiler olarak gittiler, yarışırcasına, koşuşarak da gemilere   bindiler. Askerlerimizin salladıkları süngüler göstermelikti, korkmalarına gerek yoktu ’

Rus gerici yazarlarının görüşleri, Lenin dönemi dışında, aşağı yukarı hep minval üzerine olmuştur, hiç değişmiyor. ’Suç, samur kürk de olsa kimse sahip çıkmaz’ dememişler boşuna…

Demek ki, karşımızda, trajediyi uluslar arası düzeyde tanıtma ve destek arama gibi canalıcı bir görev duruyor.

 
Dönüş olabilir mi? Oturma izni konusu
 
Dönüş yanlısı Çerkesler dün daha çoktular. Şimdi oldukça etkisizleştiler, bu nedenle de hemen hiddetleniyor olmalılar.

Önce şunu belirteyim ‘dönüş yanlısı’ diyoruz diye, dönüş hakkı elde edilmesi mücadelesine ve Kafkasya’ya yerleşilmesine karşı değiliz. Yalan söylenmesine, eleştiri ve özeleştiriye değer verilmemesine, kitlelerin kandırılmaya çalışılmasına, sonuçta atayurduna yönelik düş kırıklığı yaratılmasına karşıyız. Sığ görüşlü ve ütopik kişiler, birtakım ‘güzel’ sözlerle, milliyetçi sloganlarla kitlelerin harekete geçirilebileceğini ve Kafkasya’ya döndürülebileceğini savunuyorlardı. Onlara göre halk bir ‘sürü’ olarak mı algılanıyordu ki? Bu gibi kişilerin kimler oldukları bellidir. Yazdıkları da ortada. Kişilerle uğraşmayı meslek edinen biri olmadığımızdan bu noktayı es geçiyorum.

Dünkü dönüş yanlıları milliyetçi kişilerdi, haksız olarak solcu olmakla suçlanıyorlardı, şimdi biraz sola açılmış görünüyorlar. Ancak temel felsefeleri hiç değişmiyor. Onların demokratik mücadele diye bir dertleri de yok. Onur Öymen onlara yeter, o savunur onları…

2009 yılında RF Hükümeti, Adıge Cumhuriyeti’ne diasporadan gelecek 1.500 Çerkes’in dilekçelerini alarak oturma izni verme yetkisi verdi. Bu kişilerin dilekçeleri işleme konacak ve uygun olanlara 1 yıllık ‘geçici oturma izni’ verilecek, yine uygun bulunursa izin ‘daimi oturma iznine’ çevrilecek, toplam 5 yıl sonunda Rusça sınavını başaranlar ve ‘sakıncalı piyade’ olmayanlar, TC vatandaşlığını bırakmaları koşuluyla RF vatandaşı olabileceklerdi. Yeşil pasaportlu olanların dilekçeleri ise alınmadı. Bu durumda öğretmen ve memur kökenli Çerkesler oturma izni alamadılar. Yani kapılar bürokratlara kapalı.

Yani yeşil pasaportlu olanlar, yani aydın ve bürokratlar oturma izni alamıyorlar. Niye? Bilemiyorum. Oturma izni sırf eğitimsizler için mi?

Acayip bir durum var ortada. Hadi bunu da es geçelim.

RF Hükümeti, 1998’de, savaş koşulları ve insani gerekçelerle 200 kadar Kosovalı Çerkes’i göçmen olarak kabul etmiş, onlar için bir köy kurdurmuş-Mafehable, konut,toprak ve iş olanağı sağlamıştı. Ancak birçok Kosovalı göçmen ailenin süründürüldüğünü, bildiğim kadarıyla ve en az 10 yıl konutsuz bırakıldığını ve yurt köşelerinde süründürüldüğünü de unutmamalıyız.

Dönelim günümüze, geçici ya da daimi oturma izni almakla göçmenlik statüsü kazanılıyor değildir. Devlet, uluslar arası kurallar gereği, göçmene konut, toprak ya da iş sağlar, belirli bir süre de onun geçimini üstlenir. Oturma izni öyle bir hak sağlamıyor. Herkes kendi göbeğini kendi kesmek zorunda.

Ancak bu gibi gerçekler bilinsin istenmiyor. Dilini (Rusça) bilmediğin ve sana oturma izni dışında hiçbirşey vermeyen bir yere sırf atayurdudur diyerek gidiyorsun. Konut Maykop’ta 50 bin Dolardan, Nalçik’te de 30 bin Dolardan başlıyormuş. Ev almakla iş bitmiyor, geçim sorunu var. Zengin ya da emekli olmayan çalışmak zorunda. En fazla dönebilecek konumdaki memur ve öğretmen emeklileri yeşil pasaportlu, kapılar daha baştan onlara kapalı. Bu durumda geriye kim kalıyor?

Ustalar, zenaatkarlar, esnaf, serbest meslek erbabı kişilere ve benzeri üreticilere kapılar açılabiliyor. RF Çerkes aydınlarına güvenemiyor olmalı, ancak Rusya’nın en fazla çekindiği şey, radikal dinci akımlar, bu akımlar en fazla  eğitimsizleri etkileyebilir.

Gençlere gelince, bunların birçoğunun  parası ya da mesleği yok. Burada bir meslek öğrenmiş olanların oraya gitmeleri düşünülebilir. Ama gitmiyorlar. Cır-cır-cır, Ağustos böceği gibi zırlama sesleri çıkarıyorlar sadece.

Bunlar oportünist kişiler olmasınlar sakın...

Efendiler, gençsiniz, gidin, işin bir ucundan tutun, bakın ilkokul mezunu ve beş parasız BLENEMIH Fehmi Nalçik’e gitti, evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu, çalışıyor ve gül gibi de geçinip gidiyor. Ünal NARTOK da otuzundan sonra gitti, amele olarak kazma salladı, yevmiye karşılığı kanalizasyon hendeği kazdı, ekmeğini taştan çıkardı, evlendi ve çocuk sahibi oldu, öldü ama bedeni ata toprağına verildi. YEDIC Nihai Özbek de yakın dostum, Nalçik’e yerleşenlerden, mutluluk haberlerini alıyorum. Yeğenlerim MAMXIĞ Necmettin Yıldırım ve MAMXIĞ Tacettin Yıldırım kardeşler de Kabardey’e yerleşenlerden, iş güç sahibi oldular, evlendiler ve çoluk çocuğa karıştılar.

Döneceğiz, döneceğiz diye söylenip oraya buraya laf yetiştirip duracağınıza gidin oraya, yerleşin. İşe sarılın, bahçecilik, meyvecilik, arıcılık, hayvancılık, esnaflık ve elinizden her ne iş geliyorsa onu  yapın. Kimseden sizi beslemesini de beklemeyin. Tam aksine becerilerinizle ülke ekonomisine katkıda bulunun. Bizler sevinir ve ziyaretinize de geliriz. Bizleri bir araya getirecek bağ da başarı bağı olur. Ama bizim sizin gibi oturma izni alma şansımız ve hakkımız yok, biz yeşil pasaportluyuz, bir tür ‘sakıncalı piyade’ sayılıyor olmalıyız. İleride, belki, bu engel de ortadan kalkar.

Bu bakımdan bizden ekstra şeyler beklemeyin.

Konuya devam edeceğiz.


Bu yazı toplam 3897 defa okundu.





Hapi Cevdet Yıldız

Saygıdeğer Yalçın bey kardeşim,

Birtakım kişilerin adlarını gizleyerek karalamalarda bulundukları, kendilerine yanıt verilmediğinde, bu gibi kişilerin kendilerini üste çıkmış gördükleri gibi durumlar bilinen şeylerdendir. Bunları önemsememek gerekir yoksa zaman israfı olur. Kervan yoluna devam eder. Onlar için ilerleme diye birşey olmaz. Bu hep böyle olmuştur.

Lise son sınıf öğrencisi iken Ebu Ali Sina /İbni Sina üzerine bir yazı okumuştum. Aklımda kaldığına ve okuduğum kitaba göre, İbni Sina Aristo'dan sonra en çok işleyen beyin imiş. Gece geç saatlere değin mum ışığında okuyor, yazıyor ve çalışıyormuş. Uyku bastırıp dayanamaz olunca da şarap içiyor, o yolla uykusunu dağıtıyor, uykusunda bile fikri çalışmasını sürdürüyormuş.

Yazılarını değerlendirme becerisinde olmayan kişiler, ham imamlar, şarap içtiğini gerekçe göstererek ona saldırmaya, onu karalamaya çalışıyorlarmış. O da onlara şöyle yanıt vermiş (aklımda kaldığı kadarıyla ve özetle):
Aslandan korkulmasa, onu avlamak için tuzak kurulmaz, doğrudan üzerine gidilirdi. Ben yücelikler uğruna gecelerimi sabah ettim.
Şarabı içen ahmak elini ya kılıca ya da bayrağa götürürse şarabın günahı ne? Eğer onu Ebu Ali Sina gibi içersen, Hakka kasem olsun ki, vücudun mutlak hak olur. Ey arkadaş kalk,yeni doğmuş ahu yavrusunun kanı gibi şeffaf olan şarabı, herkesin içinde bana dolu dolu ver.."

Küçük insanlar,sağlam bir eleştiri ve değerlendirme yerine, dedikodularına ve kural dışı saldırılarına devam edeceklerdir. O gibi kişilere takılıp kalacak olursak arpa boyu yol alamayız.

Size çalışmalarınızda başarılar dilerim.

18 Şubat 2010 Perşembe Saat 20:44
Yalçın Karadaş

Saygıdeğer Cevdet Abi!
Önce yorulmak bilmez gayretinize teşekkür edeyim. Sonra da "bu bir yere varmaz polemikler, sırf suçlamaya odaklanmış zihinler ve bunları sevenler neye ulaşmak ister? Neden fikirlere yorum yazarken illa takma isim ve fikre yorum getirmekten çok kişiliğe saldırı merakı içindeler bizden bazıları? Bunların amacı nedir gerçekte?" diye sorayım. Siz bile bildim bileli anlayamadınız ya bizi biz nasıl anlayalım?
Yazı yazmaya korkuyoruz ilk satırlarınızda bahsettiğiniz nedenlerle. Sonra da herkese laf yetiştirme sorumluluğumuz varcasına sessiz kalınca gıyaben karalanıyor, yanıt vermediğimizde mat etmiş oluyorlar kendilerince.
Ama devam etmek doğruları aramak zorundayız.
Sizinle geçmişte ufak tefek fikir ayrılıklarımız olsa da her zaman saygı duyduğumu ve bilmeden o tanımladığınız tipler gibi davrandığım zamanlar olmuş ise affınızı istirham ediyorum.
Her yazdığınıza katılmasam da sizi okumak zevk. Yokluğunuz olmasın benim açımdan.
Dilerim sizdeki sabır bende de olsun!
Saygıyla,
Wuzınşew!

18 Şubat 2010 Perşembe Saat 08:57
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net